+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Bu Dinin Tabiatı

  1. #1
    Pürheves sinang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Mersin
    Mesajlar
    277

    Standart

    بســـم الله الرحمن الرحيم



    Sürekli olarak ortal?kta dolaşan yalanc? bir kuşku ve sitemkâr bir aray?ş vard?r. Niye ey Rab?

    Hak niye yaral?, bat?l niye başar?l??
    Hak ehli niye belâda, bat?l ehli niye kurtuluyor?
    Hak-bat?l kavgas?nda hak niye mağlup, bat?l niye galip?
    Ganimetler niye bat?l?n. Galip olmas? gereken hak değil midir?
    Bat?l?n bu bask?nl?ğ? neden?
    Bat?l?n bu kavgada başar?l? ç?kmas? neden?
    Hele de bu, gönüllerin sars?l?p fitneye uğramas?na neden olurken?..
    Uhud savaş?nda müslümanlar?n hayret ve dehşetle; "Bu da nereden geldi?.." demesi, fiilen gerçekleşmiş bir olayd?r...
    Yüce Allah ise yorgun gönüllere huzur veren, bu yönden akla gelebilecek kötü düşünceleri gideren bir cevap veriyordu. Kanununu, kaderini ve tedbirini aç?kl?yordu. Düne, bugüne ve yar?na yetecek bir cevapt? bu...
    Bat?l?n bir savaştan galip ç?k?p belirli bir süre daha şişmeye devam etmesi, hiç şüphesiz Allah'?n onu kendi halinde b?rakmas? demek değildir. Bu, bat?l?n yenilmez nitelikte bir güç olmas? veya hakka kesin bir zarar vermesi demek de değildir. Hakk?n her hangi bir savaşta belaya uğray?p belirli bir süre zay?f kalmas? da, Allah'?n onu b?rak?p unuttuğu veya onu y?k?p ortadan kald?rmak için bat?la terkettiği anlam?na gelmez. Hay?r!
    Bu, olsa olsa bir hikmet ve tedbirin gereğidir. Çünkü Allah, bat?la mühlet veriyor. Yolun sonuna gitmesi, suçlar?n en iğrencini işlemesi, günahlar?n en ağ?r?n? işlemesi ve en şiddetli azab? hakketmesi içindir bu mühlet...
    Hakk?n da s?navdan geçmesi içindir...
    ?yiyle kötünün ayr?lmas?, zorluklardan y?lmadan yola devam eden kimselerin büyük mükafatlara erişmesidir bu s?nav?n amac?...
    Şu halde bu s?nav, hak nam?na bir kazanç, bat?l nam?na da bir zarard?r. Yani karş?l?kl? olarak artan bir kazanç ve zarar...
    Bir kavga ki, Allah dilemiştir as?l davas?n?n böyle olmas?n?...
    Hak düşmanlar?n? - ilâhî azaba uğramadan - nimetler içinde yüzerken, zahiren de olsa güç, iktidar ve makamlar? ellerinde bulundururken görmek, baz? gönüllerde kuşkular meydana getirip fitneye düşmeye neden olabilir. Sonra bu kuşku ve fitne etrafta bulunan kimselere de bulaşabilir. Kalb ve ak?llarda gezinen bu tür kuşkular yüzünden zay?f inançl? kimseler, Allah hakk?nda cahiliye zanlar?na benzer hak d?ş? zanlara kap?l?rlar. Allah'?n hak ve bat?l savaş?na kar?şmad?ğ?n?, hakk? bat?l?n pençesine b?rakt?ğ?n? veya hakk?n zaferiyle ilgilenmediğini san?rlar. Yahut bat?l?n hak olduğu zann?na kap?l?rlar. Yoksa derler kendi kendilerine:
    "Allah, bat?l?n büyümesine, yay?l?p zafer kazanmas?na ne diye kar?şm?yor?"
    Ya da san?rlar ki, dünyadayken hakk? yenmek bat?l?n özelliğidir. Hakk?n ise, zafer kazanmak özelliği yoktur. Sonra san?rlar ki Allah, bu zalim, tağut, müfsit ve bat?l perestlerin azg?nl?ğ?na, fitne ve küfür yaymalar?na izin veriyor. Çünkü yapt?klar?n?n kendilerine kald?ğ?n? zanneden bu azg?nlar, herşeyin kendilerinden yana işlediğine, kendilerini durduracak hiç bir gücün bulunmad?ğ?na inan?yorlar.
    Gerçekte tüm bunlar boş kuruntulard?r. Allah hakk?nda haks?z zanlar beslemektir. Çünkü gerçek böyle değildir.
    Bak?n Yüce Allah, kafirleri, bu tür zanlar beslemekten sak?nd?r?yor. Eğer Allah, direne durduklar? küfür yüzünden onlar? hemen kap?vermiyorsa, eğer onlara belirli bir süre oyalan?p eğlenecekleri bir dünyal?k hisse veriyorsa, eğer onlar? böyle bir s?navdan geçiriyorsa bu, sadece bir imtihand?r. Kendilerine haz?rlanm?ş sağlam bir tuzakt?r. Onlar? yavaş yavaş kapmak için verilmiş bir mühlettir:
    "Kâfirler, onlara verdiğimiz mühleti, kendileri için hay?rl? sanmas?nlar. Biz, hiç şüphesiz daha da günah işlemeleri için onlara mühlet veriyoruz." (Al-i ?mran: 178)
    Demek ki, Allah'tan gelen bu bela (deneyim), bir nimettir. Allah'?n, ancak hay?r dilediği kimselere vereceği nimet...
    Eğer Allah, kendi dostlar?na bir musibet vermişse, hiç kuşkusuz onlara hay?r dilemiştir. Başa gelen bu musibet, dostlar?n?n davran?ş?ndan doğmuş olsa bile gene de bir hikmet, bir lütuf ve tedbir var, demektir.
    Gaybani bir hikmet, ince bir tedbir ve mü'min dostlar?na bir lütuf...
    ?şte böyle...
    Gönüller huzura ve ruhlar sükunete kavuşuyor. ?slâm'?n aç?k, şaşmaz ve dosdoğru düşüncesinin gereği olan temel gerçekler yerine oturuyor.
    Yüce Allah'?n mü'minleri; saflar?na kar?şan münaf?klardan ay?rmas?, sonsuz hikmetinin ve mü'minlere minnetinin bir gereğidir. Kötüyle iyiyi birbirinden ay?rd etmek için onlar?, kendi düşünce ve davran?şlar?n?n sonuçlar?yla s?navdan geçirmesinin nedeni budur...
    "Allah, mü'minleri elbette ki üzerinde bulunduğunuz karmaş?k halde b?rakacak değildir. Ta ki, kötüyle iyi (münaf?kla mü'min) birbirinden ay?rdedilsin." (Ali ?mran: 179)
    Yüce Allah, hiç şüphesiz müslümanlar?n saff?n? münaf?klarla kar?ş?k bir halde b?rakmayacakt?r. Kalblerine iman?n kokusu ve ?slâm'?n diriliği girmediği halde zahiren müslüman olduklar?n? söyleyen münaf?klar? tan?t?p "iman" iddias?n?n arkas?na s?ğ?narak aralar?na kar?şmalar?n? önleyecektir.
    Allah'?n ?slâm ümmetinden istediği şey, evrensel ve büyük bir görevin yerine getirilmesidir. Mükemmel ilahi nizam?n yüklenmesi; yeryüzündeki küfür vakas?n?n değiştirilip yepyeni ve eşsiz bir düzenin kurulmas?d?r. Bu büyük görevin gereğidir soyutlanma, ar?nm?şl?k, bağl?l?k ve belirginlik...
    Gereğidir saff?nda boşluk, yap?s?nda çürüklük bulunmamak...
    ?şte tüm bunlar müslüman saff?n uyan?k olmas?n? gerektirmektedir. Çünkü bu saff?n kötülükten ar?nmas? şartt?r. Çürük taşlar? düşürmek için bir bask?n?n uygulanmas? şartt?r. Yabanc? ve yaramaz unsurlar?n ortaya ç?kmas? şartt?r.
    Bundan dolay? Kur'an-? Kerim, bu dinin metodunu çizip dava adamlar?n?n izleyeceği yolu belirlemektedir:
    1. ?nsanl?k hayat?n?n ilahi nizam? olan bu dinin özelliği ve hayatla uygulanma yönteminde bilinmesi gereken; ama çoğu kez göz ard? edilen veya hemen anlaş?lmayan temel bir gerçek vard?r. Bu gerçeğin anlaş?lmamas? veya unutulmas? korkunç bir yanl?şl?ğa neden oluyor. Yani bu dine yaklaş?mda, gerçek yap?s?nda, insanl?k hayat?ndaki tarihsel realitesinde, dün, bugün, ve yar?nki işleyişinde yap?lan bir bak?ş hatas?...
    Baz?lar?m?z diyor ki:
    "Madem ki bu din ilahi bir hayat sistemidir; olağanüstü bir sihirbazl?k yöntemiyle insanl?k hayat?na girmelidir."
    Yani insan?n doğal özelliği ve f?tri gücünü bir kenara at?yorlar. ?nsan?n maddî şartlar?n? göz ard? ediyorlar. Bu şartlar hangi kalk?nma aşamas?ndan geçmiş ve hangi ortam?n ürünüdür, buna bakm?yorlar. Ama böyle bir yöntemle hayata geçtiğini de göremiyorlar. Çünkü ?slâm, insan?n güç ve pratik hayat şartlar? dahilinde gelir. ?nsanla etkileşim içinde bulunan bu güç ve bu pratik şartlar zamanla belirli ve aç?k kal?plara girerler. Halk?n uyumu oran?nda etkilerini de gösterirler bu arada. Kimi dönemlerde ise bu etkileşimin sonucu tersine olabilir. Bu durumda ise dinin sesine kulak vermeyen veya dosdoğru bir şekilde yola girmeyi düşünmeyen insan, alçald?kça alçal?r arzu ve şehvetlerin cazibesine kap?l?p gider.
    ?şte "Allah'tan gelmiştir" diye bu dinin olağand?ş? yollarla çal?şt?ğ?n? görmeyince, baz?lar?m?z hiç ummad?klar? bir hayal k?r?kl?ğ?na uğruyorlar...
    Yahut ?slâm hayat nizam?n?n ciddiyet ve pratikliğine güvenlerini kaybediyorlar. Yahut da dinden - mutlaka - bir kuşku duymaya başl?yorlar. Bu zincirleme hatalar?n kaynakland?ğ? as?l hata ise; bu dinin tabiat?n? ve geliş yöntemini tan?mamakt?r. Veya bu basit ve temel gerçeği unutmakt?r.
    Bu din, insan hayat? için gelen bir sistemdir. Bu sistemin hayata geçip (iktidar olmas?), insan?n gücü nisbetinde çal?şmas?yla mümkündür. ?şe başlama noktas?; fiilen üzerinde bulunulan maddî hayat pratiğidir. Bu yürüyüş, yolun sonuna değin insan?n normal güç ve çabas? dahilinde devam eder. En son varabilecekleri yere, kendi güç ve çabas?yla var?r.
    Bu dinin en belirgin özelliği, insan?n f?trat?n?, güç s?n?r?n? ve maddi hayat şartlar?n? hiç bir zaman hiç bir tasar?da ve hiç bir harekette göz ard? etmemesidir. Bir diğer özelliği de insan? hiç bir beşeri sistemde asla erişemeyeceği doruklara yükseltmesidir. Nitekim baz? dönemlerde bu durum fiilen gerçekleşmiştir. Demek ki bu sistem, ciddi bir çal?şmayla tekrar hayata geçebilir. Çünkü bunun gerçekleştirilmesini engelleyecek hiçbir neden yoktur.
    Ne var ki, tüm hata bu dinin tabiat?n? anlamamaktan veya unutmaktan doğuyor. Beşer realitesine dayanmayan, f?tratla çelişen ve insan? f?trat?ndan, arzular?ndan, yeteneklerinden, realitesinden ve gücünden soyutlayan "olağanüstü" halleri beklemekten doğuyor.
    "Bu din, Allah kat?ndan değil midir?"
    Hiç bir şeyin aciz b?rakamayacağ? Kadir Kuvvet'in dini değil midir?
    Öyleyse neden sadece beşer gücü hududunda kal?yor?
    Neden hayata geçmek için beşer çabas?na gerek duyuyor?
    Sonra neden hep yenmiyor?
    Neden yandaşlar? daima kazanm?yor?
    Neden şehvetlere, arzulara ve maddî hayat pratiğine - zaman zaman - yenik düşüyor?
    Tüm bunlar, dinin temel ve sade gerçeğini kavrayamamaktan yahut göz ard? etmekten ileri gelen soru ve kuşkulard?r. Söz konusu olan da budur.
    Yüce Allah hiç şüphesiz insan?n f?trat?n? değiştirmeye kadirdir. Bu dinle veya başka bir yolla bu değişikliği muhakkak ki gerçekleştirebilir. ?nsan? daha ilk başta başka bir f?trat üzere de yaratabilirdi. Ama O, insan? bu f?trat?yla yaratmay? dilemiştir.
    Hidayetin; ilgi gösterme, emek ve bilginin bir ürünü olmas?n? dilemiştir.
    F?trat?n?n sürekli çal?ş?r durumda olmas?n?, değişmemesini, erimemesini ve işlevsiz kalmamas?n? dilemiştir. Hayat için koyduğu sistemin, insan çabas?yla, insan?n normal gücüyle gerçekleşmesini dilemiştir. ?nsan?n normal yaşam şartlar?na göre harcayacağ? çaba nisbetinde başar?ya ulaşmas?n? dilemiştir. Bu bak?mdan yarat?klar?ndan hiç bir kimse;
    "Allah, ne diye bunu dilemiştir." diye bir soru soramaz.
    Çünkü yarat?klar?ndan hiç kimse ilah olamaz. S?n?rs?z bilgi sahibi olamaz. Kainat?n temel düzenini, bu düzenin varl?k alemindeki canl?larla ilişkisini ve canl?lar?n yarat?l?ş?n? kendisine özgü bir tasar?mla ötelerden yöneten gaybani hikmetleri kendi bilgisiyle kavrayamaz...
    Şu halde bu konuda "Niçin?" sorusunu ne ciddi bir mü'min ve hatta ne de ciddi bir dinsiz sorabilir.
    Mü'min soramaz; çünkü kalbini, niteliklerini ve varoluş nedenini bilen Rabbine karş? fazlas?yla edeplidir. Beşer kavray?ş?n?n bu alanda çal?şamayacağ?n? çok iyi bildiği için soramaz.
    Bu soruyu bir kafir de soramaz; çünkü o peşinen Allah'? reddetmektedir. Zaten eğer kafir Allah'?n ilahl?ğ?n? kabullenseydi, tüm bunlar?n Onun işi ve ilahl?ğ?n?n vazgeçilmez gerekleri olduğunu da kabullenirdi.
    Öyleyse bu soruyu; ya ciddiyetsiz ve kaypak kimseler, ya da ilahl?ğ?n gerçek özelliğini bilmeyen kimseler sorabilir.
    Bir kere ne dediğini bilmeyen kaypak kişiler, ne ciddi mü'min olabilirler, ne de ciddi dinsiz olabilirler.
    Bu nedenle onlar? ciddiye al?p tart?şmaya girmek doğru değildir.
    "?lahl?ğ?n" gerçeğini bilmeyen kimselere gelince...
    Bu cahil kimselere karş? tak?n?lacak tav?r; doğrudan doğruya bir cevap vermek değildir. Çare, bu kimselere ?lahl?ğ?n hakikatini anlatmakt?r. Bunun sonucunda o kimse ya her şeyi kabullenip inanacak, ya da inkâr edip dinsizliği seçecektir. Tart?şma da böylece bitecektir. Çünkü başka türlü olursa, polemiğe girilecektir.
    Sonuç olarak Allah'?n hiç bir yarat?ğ?, Allah'a:
    "insan? ne diye bu f?tratla yaratmay? diledin?" diye kendisine soramaz.
    "Ne diye bu f?trat? böyle işler halde; böyle değişmez, işlevsiz kalmaz ve yok olmaz bir nitelikte irade ettin? Ne diye hayat nizam?n?, beşerin çaba ve normal gücüyle gerçekleşebilir bir özellikte diledin?" diye soramaz.
    Çünkü her bir yarat?ğa düşen as?l görev, bu hakikat? böyle kabullenmektir. Beşerin pratik hayat?n? bu hakikatin belirlediğini görmektir, insanl?k tarihini bu hakikatin ?ş?ğ? alt?nda yorumlamak bir taraftan tarihin seyir hatt?n?, öbür taraftan da bu seyir hatt?na karş? tak?nacağ? tavr? iyice kavramakt?r. Hz. Muhammed (s.a.v.) taraf?ndan getirilen ve ?slâm diye bilinen ?lahî hayat sistemi, salt "Allah kat?ndan inmiştir" düşüncesiyle veya soyut bir ilan veya halka tebliğle yeryüzünde gerçekleşmez.
    Gene o, ilgili yasalar? gereği - neden - sonuç çerçevesinde - seyreden y?ld?z ve uzay hareketlerine benzer zorlay?c? bir ?lahi güçle de gerçekleşmez.
    Çünkü bu sistemin hayata geçmesinin tek yolu; onu insanlardan bir grubun yüklenmesidir. Yani davaya yürekten inanan, bütün gücüyle ona sar?lan, onu hayat?n?n görevi ve umutlar?n?n hedefi sayan bir grup...
    Başkalar?n?n kalb ve pratik hayatlar?na geçmesi için didinen bir grup...
    Bu da yetmez. Çünkü bu gayeye ulaşmak için var güçleriyle cihad etmeleri de gerekiyor. Hem nefsinde ve çevresinde var olabilen beşeri zaaf, hevaperestlik ve zavall? ve cahil kimselere karş? cihad etmeleri gerekiyor.
    Ayr?ca - yani tüm bunlar?n yan?nda - bu ilahi hayat sistemini beşer f?trat?n?n kald?rabileceği bir seviyede tutmak zorundad?rlar.
    Bunun da yolu, insanlar?n fiilen içinde bulunduklar? noktadan hareketle işe başlamak; pratik hayatlar?n? ve bu hayatlar?ndan doğan sonuçlar? göz ard? etmeden başlamakt?r. ?lahi sistemin hayata geçiş aşamalar? ve bunlar?n normal s?ralamas?nda izlenecek yol budur.
    Ama tüm bunlardan sonra insan?n çabas?n? sürdürmesi, pratiğe ve uygulamaya yönelik yollara başvurmas? ve seçeceği yöntemlerde başar? göstermesi söz konusudur. Çünkü, gah kendi nefsiyle beraber başka insanlara karş? zafer kazanmas?, gah bir savaşta hem kendi nefsine hem de başka insanlara yenilmesi; gösterdiği çabayla orant?l?d?r.
    Fakat her şeyden önce her tür çaba ve yöntemden önce göz-önünde tutulmas? gereken bir husus vard?r.
    O da bu müslüman grubun fedakârl?k derecesidir.
    Yani zamanlar?n? bu amaç için ay?rma sorunudur.
    Bu sistemi bizzat kendilerinin yaşamas? derecesidir.
    Bu sistemin sahibi olan Yüce Allah'a bağl?l?klar?, güvenmeleri ve tevekkül etmeleri derecesidir.
    ?şte bu dinin gerçek özelliği budur. Hareket plan? ve yöntemi budur. Yüce Allah'?n - eğite durduğu - ilk müslüman cemaata öğretmek istediği gerçek de buydu.
    Eğer müslüman cemaat bu dinin gerçeğini herhangi bir savaş konumunda bizzat kendisi uygulam?yorsa, gerçekçi ve vazgeçilmez pratik çareler aram?yorsa veya aramay? unutuyorsa, düşünce ve davran?şlar?n? dikkate almadan "salt müslümanl?ğ?mla zafer kazanmal?y?m" diyorsa; Allah'?n da onu hezimetler ve dayan?lmaz ac?larla karş? karş?ya b?rakmas? kaç?n?lmaz bir şeydir.
    Yüce Allah bu gerçeği aşağ?daki ayet-i kerimede aç?k-seçik olarak belirtmektedir:
    "(Bedir'de düşman?) iki kat?yla uğratt?ğ?n?z bir musibete (Uhud'ta) kendiniz uğray?nca "Bu da nereden geldi?" diye mi söylersiniz? De ki: "O, kendi kat?n?zdand?r." Allah, muhakkak ki, her şeye gücü yetendir." (Al-i ?mran: 165)
    Buna rağmen Yüce Allah, müslümanlar? bu noktaya mahkum olmuş da b?rakmaz. Çünkü onlar?, neden - sonuç ilişkisinin gerisindeki kudretiyle ilişkide tutar. Olağan davran?şlar?n?n sonucu olan zahiri sebeblerin gereği başa gelen deneyimin gerisinde kendileri için bir hay?r dilediğini bildirir.
    Şuras? kesindir ki, ?lahi hayat sisteminin hayata geçişi, insan?n çabas?na ve olağan davran?şlar?yla etkileşimine b?rak?lm?şt?r.
    Sonra bu, her yönüyle hay?rl? bir şeydir. Çünkü insan?n hayat?n? yozlaşma ve baş?bozukluğa meydan vermeden düzene koyan bu sistem islah ettiği insan f?trat?n? uyararak normal ray?na oturtmaktad?r.
    Çünkü gerçek iman; hidayet yolunu kuvvete başvurarak t?kayan azg?n insanlara karş? inanc? uğrunda diliyle, tebliğiyle aç?klamas? ve eliyle cihad etmeyen kimselerin gönlüne yerleşemez.
    Mü'min bu cihad?yla elbette ki belalara uğrayacakt?r. Çal?şmas?nda sab?rl?, ac?lara karş? sab?rl?, yenilgilere karş? sab?rl? ve en önemlisi zafere karş? da sab?rl? olacakt?r. Çünkü zaferleri sab?rla korumak, bozgunlara karş? sab?rl? olmaktan çok daha zordur.
    Gönüller ar?n?ncaya, saflar belirleninceye ?slâm cemaati ray?na oturup sadece Allah'a dayanm?ş olarak baş? dik bir şekilde yoluna koyuluncaya kadar bu cihad sürecektir.
    Evet gerçek iman, bu inanç uğrunda küfürle cihad etmeyen kimselerin gönlüne - mümkün değil - tam anlam?yla yerleşmez. Bir mü'min, - insanlara karş? cihad? esnas?nda bile - en başta kendi nefsiyle cihad eden kimsedir. Çünkü bu cihad? yaparken önünde engin iman ufuklar? aç?lacakt?r. Hem de güvenlik ve bar?ş içinde yerinde oturmuş haldeyken asla aç?lamayacak ufuklar...
    Cihad ederken hayata ve insana ilişkin gerçekleri anlayacakt?r. Hem de bu yolun d?ş?nda asla öğrenemeyeceği gerçekleri...
    Nefsi, duygular? düşünceleri, gelenekleri, özellikleri, etki ve tepkileri hakk?nda başka türlü asla ulaşamayacağ? bir bilgi düzeyine kavuşacakt?r bu zorlu ve çileli imtihan? verirken.
    Evet, bir cemaatin, deneyim, s?nav ve belalar olmadan, her bireyi gerçek güç ve amac?n? tan?madan, yap?s?n? meydana getiren taşlar?n dayanma gücünü ve bu taşlar?n bir sald?r? an?nda birbirine tutunma derecesini bilmeden, tam bir iman gerçeğine sahip olmas? mümkün değildir. ?şte Yüce Allah'?n olaylarla eğitimden geçirdiği ilk müslüman cemaata bildirmek istediği buydu. Diyordu ki onlara:
    "Allah, mü'minleri elbette ki üzerinde bulunduğunuz karmaş?k halde b?rakacak değildir. Ta ki kötüyle iyi (münaf?kla-mü'min) birbirinden ay?rdedilsin." ( Ali ?mran: 179)
    Daha sonra da onlar? sebebler aleminin gerisindeki Allah'?n takdir ve hikmetine; buradan da büyük iman gerçeğine yöneltmekteydi. Çünkü bu iman, mü'min gönüllerde iyice yerleşmedikçe tam tam?na gerçekleşmiş say?lamazd?.
    "Eğer siz (Uhud'ta) bir yara ald?ysan?z, hiç şüphesiz kafirler de (Bedir'de) benzer bir yara alm?şlard?r. Bugünler, insanlar aras?nda; (çeşitli tedbirlerin al?nmas?), Allah'?n mü'minleri ortaya ç?karmas? ve içinizden şehidler almas? için devrede durduğumuz günlerdir. Allah, hiç şüphesiz zalimleri sevmez. Bir de Allah'?n mü'min kimseleri ar?nd?r?p ay?rmas?, kafirleri de helak etmesi içindir.." (Al-i ?mran: 140-141)
    Öyleyse tüm bunlar, sonuç aç?s?ndan sebebler aleminin davran?şlar?, olaylar? ve kişileri ötesindeki ilahî takdir, tedbir ve hikmetten ibarettir. Ayn? zamanda bu, olaylar?n ve bu olaylar? ayd?nlatan imtihan?n ard?ndan gönüllere yerleşen kapsaml? ve mükemmel ?slâm düşüncesidir.
    2. Esas niteliğinde büyük bir gerçek daha vard?r. Bu da, insan?n özgün yap?s?yla, f?trat ve çabas?n?n temel özelliğiyle ve ilahi hayat sistemini uygulayabilme derecesiyle ilgilidir.
    ?nsan?n nefsi, gerçekte mükemmel değildir. Özü itibar?yla dünya hayat?nda kendisine takdir edilen azami bir kemal derecesine ulaşabilir bir gelişme ve ilerlemeye müsait bir nitelikte yarat?lm?şt?r. Dikkat edilirse, ?slâm ümmetinin doruğunu, temsil eden bir cemaata dönüşmüş - doğal yarat?l?şta ki - bir grub insan vard?r ki, Yüce Allah haklar?nda:
    "Siz, ?nsanlar için yarat?lm?ş en iyi ümmetsiniz." (Al-i ?mran: 110) diye buyurmaktad?r.
    Bir de bu kimselerin beşer nefsinin en kamil Örnekleri olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'in sahabeleri olduklar?n? düşünün. Evet bu kimselere bakt?ğ?m?zda neyi görüyoruz?
    Hiç şüphesiz bir insan grubunu...
    Zaaflar?, noksanl?klar? ve hatta Allah'?n:
    "Hiç şüphesiz şeytan, (?slâm-küfür) ordular?n?n karş?laşt?ğ? günde sizden kaçan kimseleri, ?şledikleri baz? günâhlar yüzünden zillete düşürmüştü. (Ama) Allah, - yemin olsun ki - onlar? affetti." (Al-i ?mran: 155) diye kendilerinden söz ettiği insanlard?...
    Onlar, hiç şüphesiz, müslüman kimselerdi. Ama henüz yolun baş?nda; eğitim ve yetişme çağ?nda kimselerdi.
    Bununla beraber işlerini Allah'a teslim edip önderliğini kabullenmiş, gönderdiği sisteme gönülden raz? olmuş ve emirlerine uymada son derece ciddi olan insanlard?.
    Bundan dolay? da Yüce Allah, onlar? himayesinden kovmad?. Hatta ac?y?p onlar? aff?yla karş?lad?.
    Gerçi Yüce Allah, onlar? davran?şlar?n?n ak?betini tatmakla karş? karş?ya b?rakm?ş ve ac? dolu zorlu bir deneyimden geçirmişti. Ama onlar? kovup saf d?ş?na da itmemişti. Kendilerine:
    "Bu deneyimde yetersiz ve zay?f bir duruma düştünüz. Art?k bu dinin hiç bir işine yaramazs?n?z" diye bir şey de söylememişti.
    Çünkü Yüce Allah bunu yapacağ?na, söz konusu zaaf ve noksanl?klar?n? kabul ederek kendilerini bu deneyimden geçirerek eğitmişti. Bundan gerekli ibret ve öğütleri almalar? için, rahmet bağ?şlama ve hoş görü yoluyla kendilerini eleştirip dersler vermişti. T?pk? bir büyüğün, ateşle oynay?p can?n? yakan çocuklar? eğittiği gibi...
    Çünkü başka türlü öğrenip yetişemez ve anlayamazlard?.
    Ellerinden tutmak suretiyle kendilerine zaaf ve nefis tuzaklar?n? gösteren Yüce Allah, onlara kendi kendilerine güvenmelerini, sağlam ve kopmaz ilahî ipe tutunduklar? sürece hedefe ulaşmaktan umut kesmemelerini öğretmiştir...
    Ve nitekim bu hedefe ulaşt?lar da...
    Evet sonunda vard?lar hedeflerine...
    Bir çok örnek ç?kt? aralar?ndan...
    Yüce Allah'?n övgüyle söz ettiği örnek insanlar:
    "O kimseler ki insanlar onlara: "Düşman?n?z sizinle savaşmak üzere topland?, onlardan korkun" deyince bu söz, sadece Allah'a iman (ve güvenlerini) artt?rd?. Ve (buna karş?) "Allah bize yeterdir. O en iyi dayanakt?r" dediler." (Al-i ?mran: 173)
    Doğrusu bu kimseler gördükleri ilâhî eğitimle göz al?c? bir düzeye gelmişlerdi. Ama buna rağmen de insan idiler. Zaaflar?, kusurlar? ve hatalar? olan birer insan. Bunun yan?nda tevbe ve istiğfarlar?yla Allah'a yakaran birer insan...
    Söz konusu olan şey insan?n tabiî yarad?l?ş?yd?. Yani bu ilahi sistemin değiştirmeden, işlevsiz b?rakmadan ve güç yetirilmez işlere koşmadan koruduğu tabiî yap?...
    Sonra bu din, onu bu tabiî haliyle yeryüzünde en mükemmel bir düzeye ç?kar?yor.
    Bu gerçeği bilmenin büyük bir önemi vard?r. ?nsanl?ğ?n, bu eşsiz nizam?n gölgesinde hiç umut kaybetmeden çal?ş?p yetişmesi konusunda önemi büyük olan bir gerçek...
    Çünkü ilk ?slâm cemaatinin bu göz al?c? yüksekliğe erişmesinin başlang?ç noktas?, daha aşağ?larda üzerinde bulunduğu konum idi. Bu zorlu yolda güçlükle at?lan ad?mlar, cahiliyede bulunan ve her şeyleriyle geri olan bir beşer topluluğunun ad?mlar?yd?.
    Tüm bunlar birer umuttur...
    Bu göz kamaşt?r?c? noktaya erişebilme konusunda insanl?ğ?n besleyeceği büyük bir umut...
    Ne kadar aşağ?larda olursa olsun gene de yükselebileceğine inanma umudu...
    Bu umudu yitirmeyen bir cemaatin, eşi bulunmaz harika bir doğumla dünyaya gelebileceğini gösteren bir hakikat...
    Demek ki bu cemaat, geçici bir harikan?n eseri değildir. Çünkü o, beşerin gücü dahilindeki bir çal?şmayla gerçekleşen ilahi bir metodun eseridir. Beşerin gücü ise - gördüğümüz gibi - pek çok şeye müsaittir.
    Bu metod, her cemaati üzerinde bulunduğu noktadan, yani içinde yaşad?ğ? maddi hayattan ele alarak yetiştirmeye başlar. Çünkü yükseklere t?rmanman?n başlang?ç noktas? budur.
    Bu din, çeyrek as?r denilebilecek k?sac?k bir sürede göz kamaşt?ran bir noktaya ç?kard?ğ?, ilk ?slâm cemaatini, ilkel Arap cahiliyesinin içinden, yani aşağ? noktalardan al?p yüceltmiştir.
    Yaln?z burada uyulmas? gereken vazgeçilmez bir şart vard?r. O da bu insan topluluğunun, ilahi sisteme kesin teslimiyetidir. Yani ona inan?p kabullenmesi, hayat?na temel, hareketine parola, ve uzun-zorlu yolundaki ad?mlar?na ölçü olarak onu almas?d?r.
    3. Üçüncü bir gerçek...
    ?lahi sistemin gereği olarak müslüman?n kişiliğiyle ?slâm cemaatinin birbirinden kopmazl?ğ? gerçeği...
    Cemaatinin çeşitli alanlarda düşmanla giriştiği savaşlarla kendisi aras?ndaki bağlant?...
    ?nançla düşüncenin bağlant?s?...
    Tüm alanlardaki savaşlar?n zafer-hezimet bağlant?s?...
    Tüm bunlar ?slâm cemaatinin zafer veya hezimetleriyle yak?ndan ilgili olan temel faktörlerdir. Çünkü ilahi hayat sistemi büyük bir alana yay?lm?şt?r. ?nsan?n kişiliği yan?nda tüm hayat?n? da kapsamaktad?r. Boyutlar?, noktalar? ve uzant?lar? birbirine girmiş büyük bir alan...
    Ayn? zamanda hem mükemmel hem de kapsaml?...
    Bu bak?mdan eğer söz konusu alanlardaki nokta, boyut ve uzant?lar aras?nda bir uyumsuzluk veya kar?ş?kl?k meydana gelirse genel plan bir tak?m boşluk ve ar?zalara maruz kalacakt?r.
    Bu özgün gerçek, insan hayat?n?, bölünme ve parçalanmaya meydan vermeden tüm yönleriyle ele alan kapsaml? ve kusursuz ilahi sisteme mahsus bir ayr?cal?kt?r. Yani insan kişiliğini ve hayat? tüm boyutlar?yla kuşatan, aralar?nda bulunan girift bağlant?lar?n tümünü tek elde toplayan, sonuç olarak da bu bağlant?lar?n tümünü düzen ve uyum içinde; basireti köreltmeden, hayat?n parçalanma ve bozulmas?na meydan vermeden çal?şt?ran ilahi sistemin özelliğidir.
    4. Dördüncü bir gerçek...
    ?slâm eğitim yönteminin özelliğiyle ilgilidir...
    Çünkü ?slâm, müslüman cemaatini olaylarla, olaylar?n kalpte doğurduğu duygu, etki ve tepkilerle ele al?p eğitir. Daha sonra da bu olaylara göre değerlendirir. Bu değerlendirmesinde olaydan etkilenen insan kişiliğini tüm yönleriyle incelemeye tabi tutar. ?slâm'?n bundan maksad?, bu etkiyi dosdoğru ray?na oturtmak ve bilinmesi istediği gerçeği sars?lmaz bir şekilde gönüllere yerleştirmektir. Çünkü bu değerlendirmede dikkatleri üzerinde toplay?p ayd?nlatmad?ğ?, insan?n yap?s?nda var olan girift ve gizli yönleri aç?ğa ç?karmad?ğ? hiç bir boyut, hiç bir hat?rlay?ş veya hiç bir düşünce yoktur. ?nsan?n her şeyi apaç?k ve tüm gerçekliğiyle görebileceği bir değerlendirmedir, bu.
    Saflara kar?şan uşaklar?n (hainlerin) ortaya ç?kmas?, cemaatin ayd?nl?k bir ufukta temizlenip ar?lanmas?, his, düşünce ve değer yarg?lar?n?n düzelmesi, sars?lmaz ?slâm düşüncesinin ve sağl?kl? bir ?slamî hayat?n dayanağ? olan ilkelerin kök salmas?; bu değerlendirmenin bir sonucudur. Ki tüm bunlar, her yerdeki müslüman cemaatin baş?na gelebilecek olaylar? - en geniş boyutuyla - ayd?nlatmaya ve eğitim görerek yetişmeye vesile olacak hususlard?r.
    5. Beşinci bir gerçek...
    ?lahi sistemin uygulanabilirliğiyle ilgilidir. Her şeyi fiilen uygulamak bu sistemin vazgeçilmez bir özelliğidir. Çünkü pratik hayat içindeki etkinliği buna bağl?d?r. Bu nedenle ?slâm, sadece teorik ilkeler veya sadece soyut direktifler sunmaz. O, fiilen uygulan?r. Teori ve direktiflerini pratik hayat?n içinde gerçekleştirir.
    6. ?lahi emirlerden öğrendiğimiz son bir gerçek...
    Bu, - Allah'?n yard?m?yla - yeni bir ?slâmi hayata başlamak üzere koyulduğumuz yolda bize fayda getirecek bir gerçektir...
    O da şu; Allah'?n hayat sistemi değişmezdir. Değer yarg? ve ölçüleri de değişmezdir.
    Değişen; yani bu sisteme yak?nlaşan veya ondan uzaklaşan, düşünce ve davran?ş yöntemlerinde yan?lan veya isabet eden ise insand?r.
    Kur'an nizam?, kendi çizgisinden sapan kimseleri, hatal? olarak nitelemektedir. Çizgiden sapanlar olarak nitelemektedir. Bu kimselerin hata ve sapmalar?na - makam ve değerleri ne olursa olsun - kesinlikle göz yummaz. Böyle insanlara uymak için kendisi asla çizgiden ç?kmaz. Bundan şunu öğreniyoruz:
    Hayat sistemini kötülemek pahas?na kişileri suçsuz göstermek mümkün değildir. ?slâm ümmeti için en önemli şey, hayat sisteminin ilkelerini ayakta tutmakt?r. Yani önemli olan; bu ilkelerin olanca aç?kl?k, kesinlik ve netliğiyle Varl?ğ?n? sürdürmesidir.
    Çizgiden sap?p yan?lg?ya düşen kimseleri ise, - kim olursa olsun - hak ettikleri şeyle vas?fland?rmakt?r.
    Bu sapma ve yan?lg?lar, sistemi sapt?r?p değer yarg? ve ölçülerini değiştirme pahas?na hakl? gösterilemez. Çünkü sistemin sapt?r?l?p değiştirilmesi, büyük müslüman şahsiyetleri yan?lg? ve sapmayla nitelemekten - ?slâm için - çok daha tehlikelidir. Çünkü kişilerden daha büyük ve daha devaml? olan sistemdir.
    Müslümanlar?n - tarih boyunca - işledikleri her şey veya tak?nd?klar? her tav?r, ?slâm'?n tarihsel pratiği demek değildir. Çünkü ?slâm'?n tarihsel pratiği, ?slâm hayat sistemine, değişmez ilke ve ölçülerine t?pa t?p uygun olan davran?ş ve tav?rlardan ibarettir. Aksi takdirde işlenen hata ve sapmalar? da ?slâm'a ve ?slâm tarihine mal etmek gerekir ki; bu da mümkün değildir. Çünkü bu sapma ve hatalar?n sorumlular?; onlar? işleyen kimselerdir, öyleyse kim hak etmişse hata, sapma veya ?slâm'a ayk?r?l?kla nitelenmesi gereken odur.
    Hiç kuşkusuz ?slâm Tarihi, müslümanl?klar? söz veya isimde kalm?ş kimselerin tarihi değildir.
    Çünkü ?slâm tarihi; insanlar?n düşünce ve davran?şlar?nda, hayat biçimleri ve toplumsal düzenlerinde yaşayan gerçek bir ?slâmî uygulaman?n tarihidir.
    ?slâm, sabit bir merkezdir. ?nsan hayat?n?n - değişmez bir çerçevede - etraf?nda döndüğü bir merkez. Eğer insanlar bu çerçeveden ç?karsa, eğer insanlar bu merkezden tamamen koparsa - o zaman -onlar kim, ?slâm kim?!
    ?slâm d?ş? davran?ş ve eylemlerin ?slâm'a mal edilmesi mümkün mü?!
    Bu davran?şlarla ?slâm'? yorumlamaya kalk?şmak mümkün mü?
    Doğrusu böyle bir durumda; yani ?slâm hayat sisteminin d?ş?na ç?k?p onu bizzat yaşamamalar? durumunda onlar? "müslüman" diye nitelemek bile mümkün değildir.
    Çünkü onlara "müslüman" demek, isimle müslüman olmalar?na veya ağ?zlar?yla kendilerine "müslüman?z" demelerine değil, ?slâm hayat sistemini hayatlar?nda uygulamalar?na bağl?d?r.

    Konu MuhammedSaid tarafından (06.06.07 Saat 22:47 ) değiştirilmiştir.
    GELİN İSLAM OLALIM..!

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bediüzzaman'ın 'Kürtlerin tabiatı' yorumu
    By YİĞİDO in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.09.11, 09:19
  2. Dinin Cahil Dostları?
    By elff in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 07.12.07, 12:41
  3. Dinin Afeti
    By sinang in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 23.04.07, 14:13
  4. Bu Dinin Fıkhı
    By sinang in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 16.04.07, 20:08
  5. Hak Dinin Kemale Ermesi
    By herem in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.11.06, 14:46

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0