+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Davetin Temel İlkeleri

  1. #1
    Pürheves sinang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Mersin
    Mesajlar
    277

    Standart

    بســـم الله الرحمن الرحيم

    Davetin Temel Nitelikleri

    "Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver." (Furkan Sûresi, 25/52)
    Elimizde iman davas?na ilişkin büyük bir gerçek bulunmaktad?r. ?slam davetçilerinin sürekli olarak hat?rlamalar?, inceden inceye düşünmeleri, bunun îman?, pratik ve psikolojik içeriğini iyice anlamalar? gerekmektedir.
    Resulullah (s.a.v.) hiç kuşkusuz bunu yal?n bir inanç ve gönül işi bir itikad plan?nda yapm?yordu. Aksine durum bundan ibaret olsayd? sorunun halledilmesi çok kolay olurdu.
    Müşriklerin savunduğu anlaş?lmaz şirk inanc? ?slam?n aç?k ve net olan güçlü akidesine karş? koyacak kadar sağlam ve kuvvetli bir yap?ya sahip değildi. ?slam akidesinin getireceği düzen ve yönetim, müşriklerin Hz. Peygambere inatç? bir tav?r tak?narak karş? gelmelerinin tek nedeniydi.
    Tarihi olaylar?n anlat?ld?ğ? ve Kuran-? Kerimin s?k s?k üzerinde durduğu gerçek budur. Toplumsal mevkiler bu inatç? karş? koyuşun as?l sebebiydi. O zaman ki ortamda hakim olan övünç vesilesi yarg?lard?. Ve bütün bunlar?n gereğini maddi menfaatler teşkil etmekteydi. Görüldüğü gibi bozuk ve çürük olan şirk akidesiyle, sağlam ve doğru olan ?slam akidesine şiddetle karş? koymalar?n?n temel nedeni buydu.
    Cahili Arap müşriklerinin yaşad?ğ? hayat biçimi, ç?karlar?, lezzet ve şehvetleri ise daha başka sebeplerdi.
    Şüphesiz müşriklerin bu inat ve direnişlerini art?ran bu nedenler olmuştur.
    ?slam akidesine ve bu akidenin getirmiş olduğu üstün ahlaki ve ruhi değerlere karş? daha sert bir tutum ve davran?ş içine girmelerine neden olmuştur. Çünkü bu inanç üstün ahlaki değerleriyle zevk ve şehvetlerinin azg?nl?ğ?na izin vermiyordu. Ahlaki kay?tlardan uzak ç?lg?nca cahili hayata göz yumuyordu.
    ?şte ?slam devletine tamamen karş? koyulmas?n?, bu sebepler teşkil ediyordu.
    Hakimiyete, değer yarg?lar?na, toplumsal makam ve mevkilere, hiç bir ahlaki değeri kabul etmeyen s?n?rs?z özgürlüklere ilişkin nedenlerin tümü bir arada engel teşkil ediyordu.
    ?şte bu sebepler her yerde ve her devirde ayn? işlevi yerine getirmektedirler. ?şte bütün bunlar ?slam davas?na karş? koyuşun tek ve değişmez nedenleridir. Çünkü bu inanç kavgas?n?n değişmez, inatç? düşmanlar? vard?r ve hep varolacakt?r. Pek çok zorluk ve sorumluluklar? olan hemen bitmeyecek bir kavgad?r bu.
    Bütün bunlara rağmen direnmek elbette ki büyük bir zorluk gerektirir.
    Bu sebeple ?slam davetçileri nerede ve hangi zamanda bulunurlarsa bulunsunlar Allah-u Tealan?n emrettiği o büyük hakikati kalplerinde yaşatmal?d?rlar.
    "Rabbinin hükmü (gelinceye kadar) sabret. (Müşrik) günahkâr veya kafirlere sak?n itaat etme."
    Bu ayeti kerimenin Hz. Peygambere (s.a.v) nazil olduğu şartlar ise elbette ki belli bir savaş?n, davan?n şartlar?n? içermekteydi. Bunlar ?slam davetçisinin nerde ve ne zaman bir davas? varsa söz konusu olabilen şartlard?r. Resulullah (s.a.v) Allahü Tealadan uyarma görevini al?nca kendisine :
    "Ey örtüye bürünen! Kalk ve Uyar" (Müddesir Sûresi, 74/1) diye emredildi. O söz konusu tüm engel ve nedenlerle, kalkt?ğ? zaman karş? karş?ya gelmişti. Bu nedenler, insanlar? yeni davetten al?koyan, bat?l inançla hareket eden, sert bir tepkiyle kendini göstermekteydi. ?nanç ve yönetimlerini makam ve mevkilerini kurulu düzenlerini, k?sacas? bu akidenin şiddetle tehdit ettiği bütün varl?klar?n? korumak için küfrü ve fesad? inatla savunmak tek hedefleriydi.
    Müşriklerin çeşitli şekillerde ortaya ç?kan şiddetli tepkileri, ilk önce mü'min az?nl?ğa işkence ve eziyet etmekle kendini göstermiştir. Bu yolla ?slami akideye tam teslim olmuş mü'min az?nl?ğ? inançlar?ndan vazgeçirmeye çal?şm?şlard?r. Amaçlar?, ?slam akidesini çeşitli yöntemlerle çarp?t?p kötü gösterecek yeni mü'minlerin davaya kat?lmas?n? engellemektir. Bununla birlikte insanlar?n akide sancağ?na kat?l?m?n? önlemek, iman gerçeğini tan?y?p tadan kimselere fitne ve eziyet vermekten daha kolay yap?lm?şt?r.
    Tüm bu bask? ve işkenceler yap?l?rken as?l dava sahibi Muhammed (s.a.v) ile uğraşmaktan da geri kal?nmam?şt?r. Bazen cazip teklifler yaparak bazen de tehdit ve eziyet ederek onunla ortak bir noktada anlaşma yapmak tek amaçlar? olmuştur. Çünkü bu, insanlarda geleneksel bir al?şkanl?k olmuştur.
    Bu ve bunun benzeri yöntemler davetçilerin her zaman ve her kuşakta karş? karş?ya kalabileceği yöntemlerdir.
    Hz. Peygamber (s.a.v) Allah'?n insanlar?n şerrinden ve fitnesinden koruduğu bir elçi olmakla beraber bir insand?. Bu eşsiz insan, yan?ndaki az?nl?k bir mü'min grubuyla ağ?r bir hayat pratiğine göğüs germekteydi. Muhakkak ki Yüce Allah onun bu durumunu biliyordu. Yol işaretlerini kendisine göstermeden onu bu ağ?r şartlar karş?s?nda tek baş?na ve yard?ms?z b?rakm?yordu. Bu yard?m destek ve yol işareti de şuydu:
    "Hiç şüphesiz biz Kur'an-? bölüm bölüm üzerine indirdik." (?nsan Sûresi, 76/23)
    Bu birinci uyar? işaretiydi. Kur'an-? Kerim bu davan?n başvuru kaynağ? ve hakikatinin ç?k?ş noktas? olmuştur.
    O, Allah'tan gelen yegane kaynakt?r...
    Bu Kur'an-?, bu davan?n kaynağ? olmas? için indirmiştir. Başka hiç bir kaynağ? olmayan eşsiz ve kutsal bir davad?r bu. O halde Kur'an gerçeğini bu kaynaktan beslenmeyen başka bir kaynakla kar?şt?rmak mümkün olamaz. Çünkü bu kaynaktan başka hiç bir yerden bilgi al?namaz ümit beklenemez.
    Yüce Allah bu kutsal davay? hiç bir zaman yard?ms?z b?rakmayacakt?r. Davetçiye görev veren odur, Kur'an-? indiren de odur. Ve ?slam davetçilerini kesinlikle yaln?z b?rakmayacak olanda yine Yüce Allah't?r.
    Bat?l ve şer kuvvetler, mü'minlerin üzerine vararak onlara olmad?k işkence ve eziyeti yapacakt?r. ?slam düşmanlar?n?n vazgeçilmez tek silahlar?, iman etmiş mü'minleri Allah'?n yolundan al?koymak olacakt?r. Kendi inanç, yönetim ve geleneklerinden çok; içine dald?klar? fesat ve şerri korumaktan daha çok bu konuda ?srar edeceklerdir. Bar?ş yapmay?, bir ülkede karmaş?kl?k ç?kar?p ikiye bölmeyi ve orta yolda anlaşma yapmay? kendileri teklif edeceklerdir. Böyle olumsuz ve zor bir durumda bu tür teklifleri reddetmek zor bir iştir. ?şte böyle bir anda Allahü Tealadan ikinci bir uyar? daha geliyor.
    "Rabbinin hükmü (gelinceye kadar) sabret günahkâr veya kâfirlere sak?n itaat etme."
    Bat?la ve kötülüğe mühlet vererek müminlerin çektiği çile, deneme ve şirkten ar?nma döneminin uzat?lmas? Yüce Allah'?n takdirine bağl?d?r. Ve o tüm bunlar? kendi bildiği bir hikmetle yerine getirir. Kaderi ve hükmünü uygulamas? için yapar bunlar?.
    "Rabbinin (yaz?lm?ş va'di gelinceye kadar) sabret."
    Çirkefe düşmüş bat?la, çoğalan kötülüğe işkence ve eziyetlere karş? sabret. Akide hesab?na sana teklif ettikleri bar?ş ve orta yol çözümlerini kulak ard? edip, Kur'an'la gelen hakk?n üzerinde daha çok sabret.
    "Günahkar ve kafirlere sak?n itaat etme"
    Çünkü o günahkar ve kafirler seni iyilik itaat ve hayra davet etmiyorlar. Öyleyse ilgini çeker ve seni raz? eder zann?yla, çeşitli teklifler yaparak seninle buluşmak isteyenlere sak?n uyma. Onlar güzel kad?nlarla evlenmeyi teklif ediyorlard?. K?sacas? davetçileri bu akideden cayd?rmak için, bat?l ehli, bilinen tüm pis ve aşağ?l?k şehvetleri teklif etmekteydi.
    Yüce Allah ise uyar?yordu.
    "Günahkâr ve kafirlere sak?n itaat etme."
    Üzerinde anlaşacağ?n?z hiç bir ortak yönünüz yok. Hayat nizam?n?, evrensel düşünceni onlar?n düşüncesinden, sahip olduğun hakk? onlar?n bat?l?ndan, iman?n? onlar?n küfür batağ?ndan, nurunu onlar?n karanl?klar?ndan ve hakseverliğini onlar?n cahiliyesinden ay?ran, geniş iki yaka aras?na karş?l?kl? olarak geçiş sağlayabileceği bir köprü kuramazs?n. Öyleyse, bu iş uzasa da fitne çoğalsa da cazip öneriler gelse bile, bu eşsiz akideyi korumak ve güçlendirmek için sab?r göster.
    Allah'?n dinine davet eden kimselerin ak?llar?ndan ç?karmamalar? gereken bir gerçek vard?r ki, bu da Yüce Allah'?n ilk davetçi Hz. Muhammed'e (s.a.v.) bildirdiği gerçektir.
    Bu davan?n as?l sahibi, bu davet görevini ona indiren Allahü Teala'd?r.
    Günahkarlar?n çağr?s?n? yapt?klar? bat?lla, indirilmiş bulunan hakk?n bir arada bulunmas? imkans?zd?r. Hakla bat?l?n yard?mlaşmas?, ortak bir noktada buluşmas? gibi bir durum söz konusu olamaz. Hakla, bat?l tam birbirinin z?dd? iki hayat sistemi olduklar? için, hak davetçisiyle, bat?l davetçisinin anlaşmas? mümkün değildir. Çünkü bu iki yolun birbirine kavuşmas? imkans?zd?r.
    Bat?l elinde bulunan güç ve işkenceleriyle mü'min az?nl?ğa ve onlar?n zay?fl?ğ?na karş? bir zafer kazanm?şsa bu elbette ki Allahü Tealan?n takdir ettiği bir hikmettir.
    Dua ve tesbihle Allah'tan yard?m ve destek beklemek, O hükmünü verinceye kadar sabretmek bir zorunluluktur. Öyleyse bu kutsal davan?n yolcular? sözkonusu hakikati kalplerinde yaşatmal?d?rlar.
    Müşriklerin tüm bu çabalar?n?n amac? "davet" konusunda pazarl?k yapmakt? ve Hz. Peygambere karş? kulland?klar? pek çok yöntem vard?. Ama Yüce Allah güç sahiplerinin davetçilere karş? sürekli olarak başvurduklar? çabalardan Rasulunu korudu. ?ktidar güçleri mü'minlere cazip teklifler yaparak az da olsa sap?tmalar?n?, bu davadan ayr?lmalar?n? gaye edinmişlerdir. Büyük maddi menfaatler karş?l?ğ?nda, ortak bir noktada buluşup anlaşmak isterler. Öyle davetçi işin daha kolay olduğunu sanarak davas?ndan sapabilir.
    Bu iktidar güçleri mü'minin davas?ndan tamamen vazgeçmesini istemiyor, aksine yar? yolda buluşmak için inançlar?ndan taviz vermesini istiyorlar.
    Şeytan bu aç?ğ? kullan?p davetçiyi kand?rmaya çal?şmaktad?r. Davas?ndan biraz taviz verse iktidar sahiplerini kazanacağ? zann?na düşürüp bu işin dava hayr?na olacağ? düşüncesine inand?r?yor. Fakat yolun baş?nda verilecek en küçük bir taviz bile, yolun sonunda sap?tmaya engel olamayacakt?r. Kald? ki az bile olsa, bir teslimiyet kabul eden, bir ucu elden kaç?ran davetçinin bundan sonra durmas? mümkün değildir. Dava ad?na geriye doğru at?lan her ad?m cahiliyete teslimiyetin kaç?n?lmaz sonudur. Çünkü dava iman davas?d?r. Küçük bir taviz veren, en ufak bir noktay? görmezlikten gelen davetçinin ?slam akidesine gerektiği gibi iman etmesi mümkün değildir. Mü'minlerin nazar?nda davan?n her taraf? ayn?d?r, hakt?r. Bu kanunda üstün veya en üstün bir anlay?ş söz konusu olamaz. Zorunlu ve fazladan anlay?ş olamaz. O tam ve mükemmeldir. Bir parças? kaybolursa, diğer parçalar tamamen kaybolur, özellikleri biter, T?pk? bir azas?n? kaybedince tüm özelliklerinden yoksun olan bir organizma gibi...
    ?ktidar güçleri basamak basamak davetçiye yaklaş?rlar. Davetçiler heybet ve kararl?l?klar?n? bir parçadan taviz vererek kesinlikle kaybederler. Bu güçler pazarl?ğ? sürdürüp fiat artsa da sonucun kendi zaferleriyle biteceğini bilirler. Davan?n bir taraf?ndan verilen en küçük tavizin sonucu elbetteki hüsran olacakt?r. ?ktidar sahipleri ?slam akidesinin yard?mc?s? olamazlar. Çünkü Allah mü'minlerin güvendikleri ve dayand?klar? yegane güçtür.
    "Neredeyse onlar (önerileriyle) seni, sana vahyettiklerimizden sapt?r?yorlard?. Üzerimize yalan düzeydin diye (bu önerileri yap?yorlard?) Seni, ancak o zaman kendilerine dost edinirlerdi. Eğer sana sebat vermemiş olsayd?k neredeyse az da olsa onlara meylediyordun. O takdirdeyse sana hem dünyada hem de ahirette kat kat azap verirdik. Ve bundan sonra sen bize karş? bir yard?mc? da bulamazd?n.
    Onlar, seni k?sa bir zaman içinde yurdundan ç?karmaya çabal?yorlard?. Bu durumda onlar, senden sonra çok az bir süre orada kal?rlard?. Bu, senden önce gönderdiğimiz peygamberlerin durumu hakk?ndaki kanundur. Bizim kanunumuzda asla bir değişiklik göremezsin." (?sra Sûresi, 17/73-77)
    Ayetlerden de anlaş?l?yor ki akideden az?c?k sapman?n etkileri hemen diğer alanlara yay?l?r. Bu sapma zamanla akide s?n?rlar?n? aşar toplumsal hayat şartlar?na, adet gelenek ve göreneklere kadar sirayet eder. Akîde, iman, yaşam?n ana gayesidir. Bu dine ilişkin pazarl?k metodlar? ise pek çoktur. Düşman?n amac? ortak bir yol üzerinde antlaşma yapmakt?r. T?pk? al?şverişte yap?lan anlaşmalar gibi. Fakat iman, itikad ile al?şveriş aras?ndaki fark büyüktür. Bunun için davetciler akidenin hiçbir yerinden vazgeçemezler. Onun her parças? t?pk? tamam?, kendisi gibidir. Daha da ötesi akide küçük ve büyük ayr?m? yoktur.
    Sonuç olarak akide konusunda itaat yoktur. Akide konusunda bir parçadan bile vazgeçmek yoktur. Akide konusunda orta yol veya hiçbir yol yoktur.
    ?slam?n cahiliyyeye karş? tak?nd?ğ? tav?r her zaman ve tüm mekanlarda böyledir. Cahiliyyenin dünü ile bugünü aras?nda hiçbir fark yoktur. ?slam ve cahiliyye aras?nda ise aş?lmas? mümkün olmayan üzerine hiçbir köprünün at?lamayacağ? geniş uçurumlar vard?r. Aralar?nda bar?ş? mümkün olmayan bir savaş vard?r.
    Öyleyse cahiliyyeden ayr?l?ş bir zorunluluktur. Değişik ana hatlar?n, ortaya ç?kmas? için...
    Tevhid ve şirk...
    Birbirinden ayr?, uyuşmas? mümkün olmayan iki sistemin ad?d?r. Tevhid insan? bir Allah'a yönelten sistemin ad?d?r. Öyle bir Allah ki tüm kainat? yaratan ve ortağ? olmayan, insan?n inanç esaslar?n?, yasa ve hükümlerini, hayat metodunu, ölçülerini, edep ve ahlak?n?, hayata ilişkin düşünce sistemini nereden alabileceğini belirleyen bir sistem...
    Ve mü'min tüm bunlar? sadece ve sadece Allah'tan al?r. Gizli ve aç?k hiçbir şekilde şirk unsurlar? bulaşmadan tüm hayat? bu esasa dayanmas? ve bu esas üzerinde cereyan etmesi gerekmektedir. ?şte böyle bir ayr?l?ğ?n gerçekleşmesi hem davetci aç?s?ndan hem de davet edilenler aç?s?ndan bir zorunluluktur.
    Şu çok iyi bir şekilde bilinmelidir ki cahiliyye tüm tabiat? ile yine eski cahiliyyedir. ?slam'da öyle...
    Aralar?nda uçurum büyüktür. O zaman tek çare cahiliyyeden tamamen bir ayr?l?ş ve bütün kirlerden ar?nm?ş olarak ?slama giriş. Cahiliyyeyi b?rak?p ?slama hicret işte yolun ilk ad?m? budur. Davetçinin ilk ad?m? cahiliyyeden kopuş ve tamamen bu kopmuşluğun şuurunun taş?nmas?. Davetçinin düşünce yap?s?yla, hayat metodu ve günlük fiilleri ile cahiliyyeden ayr?lmas?d?r. ?şte bu ayr?l?ş gerçekleştiği zaman orta yolda anlaşmaya, yard?mlaşmaya imkan yoktur. Bu ayr?l?ş cahiliyye mensuplar?n?n, mensup olduklar? düzenlerini tamamen terkedip ?slam saflar?na kat?lacaklar? güne kadar sürecek bir ayr?l?şt?r.
    Şu halde orta yol çözümlerine başvurmak, yolun bir yerinde buluşmak veya cahiliyyeye bir yama olmak yoktur. Cahiliyye ?slam k?l?f?na bürünsede...
    Cahiliyyeden ayr?lmak ve bunu bilinç alt?na yerleştirmek davetçinin ilk ad?m? ve mihenk taş?d?r. Çünkü o kendisinin tüm bu cahileyye insanlar?ndan uzak olduğunu bilmek zorundad?r. Bunu bilinç alt?na iyice yerleştirmek zorundad?r. Onlar?n dini onlara, kendi dini kendinedir. Onlar?n yolu onlara kendi yolu kendinedir. Bir tek ad?m dahi olsa onlar?n yolunda yürüyemez. Çünkü davetçinin görevi, yaranmaya kalk?şmadan yolundan küçük veya büyük hiçbir şekilde ödün vermeden onlar? yollar? ile başbaşa b?rakmakt?r. Çünkü tam bir soyutlanma, tam bir ayr?l?ş ve apaç?k bir kararl?l?k sözkonusudur.
    ?slam davetcileri bugün böyle bir ayr?l?ş ve kararl?l?ğa ne kadar muhtaçd?rlar. Tamamen sapm?ş bir cahiliyyenin içerisinde, Allah'?n dinini daha önce tan?y?p da zamanla bu dinin gerçeklerinden uzaklaşm?ş insanlar?n aras?nda, ?slam? yeniden hayata geçirme şuuruna ne kadar da muhtaçd?rlar. Akide ile bir zamanlar tan?şd?klar? halde:
    "Kalpleri kat?laşan ve pek çoklar?da fas?k olan" (Hadid Sûresi, 53/16)
    ?nsanlar?n aras?nda bu bilince ne kadar da muhtaçd?rlar.
    Öyleyse orta yol çözümlerine başvurmak yolun bir yerinde buluşmak yoktur. Cahiliyyenin hatalar?n? ?slah etmek, ona yama olmak ...
    Bunlar?n hiçbiri yoktur. Olmas? gereken tek şey davettir. T?pk? ilk günkü davet gibi. Cahili bir ortamda, ama cahiliyyeden tamamen ayr?lm?ş şekilde bir davet.
    "Sizin dininiz size benim dinim banad?r"
    Bu ayr?l?ş gerçekleşmediği sürece aldanmak, cahiliyyeye yama olmak devam edecektir.
    Sonuç olarak yukar?da sözkonusu ettiğimiz ana esaslara dayal? olmayan bir ?slam çağr?s?, sönük ve güçsüz olmaya mahkumdur. Çünkü bu çağr?n?n dayand?ğ? tek nokta kararl? olmakt?r. Aç?kl?k, belirlilik ve cesarettir. ?şte ilk çağr?n?n kulland?ğ? yolda buydu.
    "Sizin dininiz size benimde dinim banad?r."
    "Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver."
    Konu MuhammedSaid tarafından (07.06.07 Saat 21:20 ) değiştirilmiştir.
    GELİN İSLAM OLALIM..!

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Davetin Beş Hali
    By ıslak seccadem in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.09.11, 13:50
  2. İslam Ülkeleri IMF'si Kuruluyor
    By Nil Sultan in forum Gündem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.10.08, 13:07
  3. İslam Ülkeleri Vahdeti Korumalıdır
    By TURKUAZ in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.09.07, 10:46
  4. Dünyanın Huzurlu ve Huzursuz Ülkeleri
    By SeRDeNGeCTi in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 30.05.07, 17:29

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0