+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Fİ Zılal-i Kur'an

  1. #1
    Pürheves sinang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Mersin
    Mesajlar
    277

    Standart


    بســـم الله الرحمن الرحيم

    Kur'an'?n Gölgesinde

    Bismillâhirrahmanirrahim
    Kur'an'?n gölgesi alt?nda yaşamak bir nimettir. Sadece onu tadan?n alabileceği bir nimet. ?nsan ömrünü yücelten, onurlu k?lan ve ar?nd?ran bir nimet.
    Allah'a hamdolsun ki, bana ömrümün bir bölümünü Kur'an'?n gölgesi alt?nda yaşama imkan?n? bağ?şlad?. Bu dönemde hayat?m?n bugüne kadar ki bölümünde hiç tatmam?ş olduğum bir nimetin hazz?n? duydum. ?nsan ömrünü yücelten, onurlu k?lan ve ar?nd?ran nimetin hazz?n?...
    Bu dönemi, şu Kur'an'?n cümleleri arac?l?ğ?yla bana seslenen yüce Allah'?n sözlerini, kulaklar?mda işiterek yaşad?m. Ben ki, basit ve küçük bir kulum. ?nsan için bundan daha yüce bir onurland?rma, insan ömrüne şu Kur'an'?n kazand?rd?ğ? yücelikten daha üstün bir yücelik, kerem sahibi yarat?c?n?n insana sunacağ? bundan daha yüksek bir derece düşünülebilir mi?
    Hayat?m?n Kur'an'?n gölgesi alt?nda geçen dönemindeki düşüncelerime göre; yeryüzünde son ç?rp?n?şlar?n? yaşayan cahiliye uygarl?ğ?, bu uygarl?ğ?n tutkunlar?n?n basit ve komik amaçlar?, üstelik gerçekte s?n?rl? ve cüz'i olan bilgileri ve düşünceleriyle, övünüp böbürlenmeleri ac?nacak ve ayn? zamanda da bulunduğum yüksek seviye gereği tepeden bak?lacak bir durumdu. T?pk? yetişkin yaşta bir insan?n çocuklar?n oyunlar?na, çocukça hareketlerine ve k?r?k-dökük konuşma girişimlerine bakt?ğ? gibi. Onlar? seyrederken hayret ediyorum. Ne oluyor şu insanlara?
    Ne oluyor da mikrop yuvas? bir batakl?ğ?n derinliklerine gömülüp giderken şu yüce çağr?ya; insan hayat?n? yücelten, onurland?ran ve ar?nd?ran çağr?ya kulak vermiyorlar?
    Hayat?m?n Kur'an gölgesi alt?nda geçen bu dönemini, varl?k alemine ilişkin şu kapsaml?, yetkin, yüksek düzeyli, saf düşünceyi; tüm evrenin ve insan varoluşunun amac?na ilişkin şu düşünce sistemini doya doya özümleyerek yaşad?m. Bu düşünce sistemini, insanl?ğ?n doğuda, bat?da, kuzeyde ve güneyde etkisi alt?nda yaşad?ğ? cahiliye düşünceleriyle karş?laşt?rd?m ve içimden şu soruyu sordum:
    Nas?l oluyor da insanl?k, önünde temiz bir yeşil ova, yüksek seviyeli bir alan ve parlak ?ş?k dururken bu kokuşmuş batakl?kta, bu çamur dehlizlerinde ve bu koyu karanl?kta yaşayabiliyor?
    Hayat?m?n Kur'an gölgesinde geçen bu dönemini, insan?n, yüce Allah'?n isteğine uygun hareketiyle yine O'nun taraf?ndan yarat?lan şu evrenin hareketi aras?ndaki çarp?c? ahengini hissederek yaşad?m. Bunun yan?s?ra evrenin kanunlar?na ters düşen insanl?ğ?n s?k?nt? dolu bocalay?ş?n?, d?şardan empoze edilen bozuk ve zararl? öğretiler ile yarat?l?ş mayas?n? oluşturan f?trî yap?s? aras?ndaki çat?şmay? gözledim ve arkas?ndan kendi kendime şöyle dedim;
    "Hangi alçak şeytand?r ki, insan? kendi ad?mlar? ile bu cehenneme doğru güdüyor?"
    Yaz?k şu Allah'?n kullar?na...!
    Hayat?m?n Kur'an'?n gölgesi alt?nda geçen bu dönemini, varl?k bütününün, d?ş görüntüsünden daha çok daha büyük olduğunu, hem gerçek mahiyeti ve hem de boyutlar?n?n say?s? bak?m?ndan göründüğünden daha büyük olduğunu gördüm. Varl?k bütünü, gayb alemi ile görüntüler aleminin birleşmesinden oluşur, sadece görünen âlemden ibaret değildir. Varl?k bütünü dünya ile âhiretin birleşmesinden oluşur, s?rf şu dünyadan ibaret değildir. ?nsanl?ğ?n gelişimi, bu kesintisiz nehir yatağ?n?n k?vr?mlar?nda sürekli ak?p giden bir nehir gibidir. Ölüm, bu yolculuğun sonu değildir, sadece yolun belirli bir konaklama noktas?d?r. ?nsan?n bu dünyada elde ettiği sonuçlar, as?l pay?n tümü değil, bu pay?n sadece bir bölümüdür. Pay?n?n burada elde edemediği bölümünü orada kesinlikle elde edecektir. Buna göre, herhangi bir haks?zl?k, aldat?lma, kayba uğrama söz konusu değildir. Üstelik insan yolculuğunun bu gezegenin yüzeyinde geçen bölümü, canl? ve aşina bir evrende, dost ve müşfik bir âlemde gerçekleşen bir yolculuktur. D?şardan etki alan ve bu etkilere karş?l?k veren diri, mümin ruhun sayg?yla yöneldiği tek Yaradan'a yönelen bir evrendir bu:
    "Göklerde ve yeryüzündeki tüm varl?klar ile bunlar?n gölgeleri, sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler." (Rad Sûresi: 13/15)
    "Yedi gök ile yer ve bunlar?n içerdiği tüm varl?klar Allah'? tesbih ederler. Onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir varl?k yoktur."(?sra Sûresi: 17/44)
    Bu ne huzur, bu ne geniş çapl?l?k, bu ne aşinal?kt?r; bu kapsaml?, yetkin, engin ve doğru düşüncenin kalbe aş?lad?ğ? güven ne kadar sağlamd?r!
    Hayat?m?n Kur'an'?n gölgesi alt?nda geçen bu döneminde insan?n gerek ?slam'dan önce ve gerekse ondan sonra ki, beşerî değerlendirmelerden çok daha yüceltici bir yaklaş?mla onurland?r?ld?ğ?n? gördüm. ?slâm'?n değerlendirmesine göre, insan?n mayas?na, yüce Allah'?n ruhundan üflenmiş, bir soluk kat?lm?şt?r:
    "Hani Rabbin meleklere; 'Ben çamurdan bir insan yaratacağ?m. Ona biçim verip ruhumdan bir soluk üflediğimde önünde secdeye kapan?n' dedi." (Sad Sûresi 38/71-72)
    ?nsan bu ilâhi soluk sayesinde yeryüzünde Allah'?n halifesi olmakla görevlendirildi:
    "Hani Rabbin meleklere; 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağ?m' dedi." (Bakara Sûresi, 2/30)
    Yeryüzünün tüm varl?klar? insan?n hizmetine, onun yarar?na sunuldu:
    "Göklerde ve yeryüzünde bulunan bütün varl?klar? buyruğunuz alt?na verdi." (Casiye Sûresi, 45/13)
    Böylesine onurlu ve yüce bir varl?k olan insan?, öbür hemcinsleri ile biraraya getiren ortak bağ?n bu şeref bağ?şlay?c? ilâhî soluktan kaynaklanan bir bağ olmas?, başka bir deyimle insanlararas? birliğin, Allah'a inanma bağ?na dayanmas? yasaya bağland?.
    Buna göre mü'minin vatan? da, milleti de ailesi de, inanc?na bağl?d?r. Böyle olduğu içindir ki, bütün insanl?k bu bağ etraf?nda biraraya gelmelidir. Yoksa hayvanlar?n biraraya gelmelerini sağlayan otlak, mera, sürü ve ağ?l gibi faktörlerin etraf?nda biraraya gelmeye kalk?şmamal?d?r.
    Bunun yan?s?ra mümin, tarihin derinliklerinden gelen köklü bir neseb ortakl?ğ?na, akrabal?k bağ?na sahiptir. O, Hz. Nuh'tan, Hz. ?brahim'den, Hz. ?smail'den, Hz. ?shak'tan, Hz. Yakub'dan, Hz. Yusuf'dan, Hz. Musa'dan, Hz. ?sa'dan ve Hz. Muhammed'den (salat ve selam üzerlerine olsun) oluşan seçkin öncülerin önderlik ettikleri onurlu kafilenin bir parças?, bir üyesidir:
    "Sizin bir parças?n? oluşturduğunuz şu ümmet, tek bir ümmettir, ben de sizin Rabbinizim. O halde benden çekinin." (Mü'minim Sûresi, 23/52)
    Tarihin derinliklerinden gelen bu onurlu kafile -Kur'an'?n ?ş?ğ? alt?nda belirgin bir şekilde aç?ğa ç?kt?ğ? gibi- yüzy?llar boyunca zaman?n ilerlemesine, coğrafi yerlerin değişmesine ve insanlar?n farkl?laşmas?na rağmen değişmeyen tutumlarla, benzer bunal?mlar ve deneyimlerle karş?laşt?. Bu kafile sap?kl?kla, körlükle, azg?nl?kla, ihtirasla, bask?yla, gönül huzuru içinde, Allah'?n zafere erdireceğinden emin olarak, umudunu o günün geleceğine bağlayarak, her an Allah'?n şu kesin ve sağlam vaadinin gerçekleşeceğini bekleyerek yoluna devam ediyor:
    "Kâfirler, peygamberlerine; 'Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi ülkemizden süreriz' dediler. Bunun üzerine Rabbleri, peygamberlere; 'Biz zalimleri ortadan kald?racak ve onlar?n arkas?ndan yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, benim huzuruma dikileceği andan ve benim tehdidimden korkanlara yönelik bir uyar?d?r.' " (?brahim Sûresi, 14/12-13)
    Ayn? güveni paylaşan bu onurlu kafile, her zaman ve her yerde ayn? tutumla, ayn? tecrübeyle, ayn? tehditle ve ayn? vaadle karş? karş?yad?r. Çeşitli bask?lar, tehditler ve y?ld?rmalar alt?nda yollar?na devam eden mü'minleri en sonunda ayn? ak?bet bekliyor.
    Hayat?m?n Kur'an'?n gölgesi alt?nda yaşad?ğ?m döneminde şu evrende kör tesadüfe ya da baş?boş rastgeleliğe yer olmad?ğ?n? öğrendim.
    Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:
    "Biz herşeyi bir plana göre yaratt?k." (Kamer Sûresi, 54/49)
    "Allah herşeyi yaratt? ve bir takdire göre düzenledi." (Furkan Sûresi, 25/2)
    Şu evrende herşey bir hikmete bağl?d?r. Fakat insan?n k?sa görüşlü bak?ş?, gayb aleminin derin hikmetini farketmeyebilir. ?şte:
    "Eğer onlardan hoşlanm?yorsan?z sabredin. Çünkü Allah, hoşlanmad?ğ?n?z bir şeyde sizin için büyük bir yarar takdir etmiş olabilir." (Nisa Sûresi, 4/19)
    "Bazen hoşunuza gitmeyen birşey hakk?n?zda iyi olabilir, buna karş?l?k hoşunuza giden birşeyde hakk?n?zda kötü olabilir. Allah bilir, fakat siz bilemezsiniz." (Bakara Sûresi, 2/216)
    ?nsanlar taraf?ndan kabul görmüş sebepler kimi zaman beklenen sonuçlar? verirken, kimi zaman da istenen sonucu vermeyebilir, insanlar taraf?ndan kesin say?lan öncüller, (mant?ğa uygun mukaddimeler) sonuçlar? taraf?ndan izlenebilir de izlenmeyebilir de. Çünkü sonuçlar? meydana getiren as?l etken, sebepler ve öncüller değildir. Bunun yerine sonuçlar?, sebepler ve öncüllerin de pay? olmas?na rağmen as?l Allah'?n hür iradesi meydana getirir.
    "Bilemezsin, belki de bunun arkas?ndan yeni bir durum meydana getirir." (Talak Sûresi, 65/1)
    "Allah dilemedikçe siz birşey dileyemezsiniz." (?nsan Sûresi, 76/30)
    Mü'min, sebeplere yap?ş?r. Çünkü ona böyle davranmas? emredilmiştir. Sebeplerin sonuçlar?n?, ürünlerini yaln?z Allah takdir eder. Allah'?n rahmetine, adaletine, hikmetine ve bilgisine güvenmek, tek emin s?ğ?nak, insan? vesvese saplant?lar?ndan kurtaran tek ç?kar yoldur:
    "Şeytan sizi fakirlikle korkutup cimriliği ve kötü işler yapmay? emreder. Oysa Allah size kendi taraf?ndan bağ?şlama ve bol nimet vaadeder. Allah'?n bağ?şlay?c?l?ğ? engindir ve O, herşeyi bilendir." (Bakara Sûresi, 2/268)
    ?şte bu sebeplerden dolay?, hayat?m?n Kur'an'?n gölgesi alt?nda geçen dönemini huzur, güven ve gönül rahatl?ğ? içinde yaşad?m. Her olayda, her gelişmede Allah'?n rolünü ve gücünü görerek, O'nun himayesini ve gözetmesini ve gözetimini üzerimde duyarak yaşad?m. Bu dönemdeki yaşant?mda O'nun s?fatlar?n?n etkinliği ve yap?c? rolünü sürekli olarak hissettim. Okuyal?m:
    "Ya da darda kalm?şsa, dua ettiği zaman karş?l?k vererek onun s?k?nt?s?n? gideren kimdir?" (Neml Sûresi, 27/62)
    "Allah, kullar? üzerinde kesin bir egemenlik yetkisine sahiptir. O herşeyi yerinde yapar, her şeyden haberdard?r." (Enam Sûresi, 6/18)
    "Allah istediğini mutlaka gerçekleştirir, fakat insanlar?n çoğu bunu bilmezler." (Yusuf Sûresi, 12/21)
    "Bilin ki Allah, kişi ile kalbi aras?na girer." (Enfal Sûresi, 8/24)
    "Kim Allah'?n emrini çiğnemekten sak?n?rsa, Allah ona mutlaka bir ç?k?ş yolu gösterir. Ona beklemediği yerden r?z?k gönderir. Kim Allah'a dayan?r, güvenirse Allah ona yeter. O istediğini kesinlikle gerçekleştirir." (Talak Sûresi, 65/2-3)
    "Hiçbir canl? yoktur ki, aln? (perçemi) Allah'?n elinde olmas?n, onu dilediği gibi yönetmesin." (Hud Sûresi, 11/56)
    "Allah kuluna yetmez mi? Oysa seni O'ndan başkas? ile korkutuyorlar." (Zümer Sûresi, 39/36)
    "Allah'?n alçaltt?ğ? kimseye hiç kimse onur kazand?ramaz." (Hacc Sûresi, 22/18)
    "Allah'?n sapt?rd?ğ?n? kimse doğru yola iletemez." (Rad Sûresi, 13/33)
    Şu evren, kör ve sağ?r mekanik kanunlar?n eline b?rak?lm?ş değildir. Doğal kanunlar?n arkas?nda her zaman tasarlay?c? bir irade, mutlak bir dilek vard?r. Allah dilediğini yarat?r ve dilediğini tercih eder.
    Yine hayat?m?n bu döneminde öğrendim ki, Allah'?n gücü sürekli ve s?n?rs?z etkinliğe sahiptir. Fakat O, bu etkinliği kendine özgü bir tarzda gösterir. Biz bu etkinliği acele edip öne alamay?z. Allah'a herhangi bir şeyi de öneremeyiz.
    Kur'an'?n ?ş?ğ? alt?nda aç?kça ortaya ç?kt?ğ? gibi ilâhî sistem her çeşit sosyal ortamda, insan gelişiminin her evresinde, insan psikolojisinin her durumunda uygulanmak üzere ortaya konmuştur. Başka bir deyimle bu sistem, şu yeryüzünde yaşayan insan için düzenlenmiştir. Bu sistem, bu insan?n f?trî yap?s?n?, enerji kapasitesini, yeteneklerini, gücünü, yetersizliklerini ve zaman içinde değişikliğe uğrayan durumlar?n? gözönünde bulundurur. Bu sistem, insan hakk?nda kötümser düşünüp onun yeryüzündeki fonksiyonunu küçümsemez; yine o, gerek bağ?ms?z bir fert ve gerekse bir toplumun üyesi olarak, yaşant?s?n?n hiçbir an?nda onun değerini hederetmez, küçümsemez. Bunun yan?s?ra bu sistem, gerçekleri gözard? ederek insana gerçek değerini ve kapasitesinin yüce Allah'?n onu yaratt?ğ? gün görevlendirdiği yeryüzüne halifelik görevinin üstünde bir görev ve fonksiyon da yüklemez. Her iki durumda da onun f?trî yap?s?n?n dayanaklar?n?n, kanunla oluşturulacak ve çalakalem ortadan kald?r?labilecek kadar yüzeysel olmad?ğ?n? kabul eder.
    ?nsan, şu bilinen varl?ğ?n ad?d?r. O f?trî yap?s? ile, içgüdüleri ve yetenekleri ile tan?nan insand?r. ?lâhi sistem, onun elinden tutarak yap?s? ve fonksiyonu gereği kendisi için tasarlanan en üst kemal düzeyine ç?karmaya çal?ş?r, onu Allah'a doğru yükselen kemal yoluna iletirken kişiliğine, f?trî yap?s?na ve bu yap?n?n temel dayanaklar?na sayg? gösterir.
    Bütün bu özellikleri içerisinde bar?nd?ran bu ilâhî sistem insanl?ğ?n uzun çağlar sürecek uzun ömrü dikkate al?narak ortaya konulmuştur. Bu sürenin ne kadar olduğunu sadece şu insan?n yarat?c?s? ve şu Kur'an'? indiren Allah bilir. Bundan dolay? bu sistem yüce amaçlar?n? gerçekleştirme konusunda zorlamac?, bask?c? ve aceleci değildir. Önündeki ufuk sürekli ve sonsuzdur. Onu ne bir ferdin ömrü s?n?rlar ve ne de ölüme yakalan?p da uzun vadeli amac?n? gerçekleştiremeyeceğinden korkan fani bir insan?n arzusu k?şk?rtabilir.
    Oysa yapmak istedikleri herşeyi bir kuşağ?n ömrü içine s?ğd?rmaya çal?şan yeryüzü kaynakl?, bask?c? doktrinlerin taraftarlar?, bunun tam tersi olan bir tutum benimserler. Onlar, ad?mlar?n? dengeli olarak atan insan f?trat?n?n önüne geçmeye kalk?ş?rlar. Çünkü bu dengeli ad?mlar?n temposuna sabredemezler! Ama izledikleri yolun üzerinde katliam kurbanlar?n?n ceset kümeleri yükselir, seller gibi insan kan? akar, değerler paramparça ve işler karmakar?ş?k olur, sonunda kendileri de, yapmac?k doktrinleri de, zorba doktrinler taraf?ndan altedilmesi mümkün olmayan insan f?trat?n?n darbeleri alt?nda parçalan?p yok olur.
    Oysa ?slâm, f?trata ayak uydurarak sakin ve ağ?r ad?mlarla ilerler. An gelir, geri kalan f?trat? ileriye iter, gün gelir ad?mlar?n?n temposunu yavaşlat?r, eğrildiği zaman onu doğrultur, fakat onu k?r?p parçalamaz. O, f?trata karş? bilgili, ileri görüşlü ve belirlenmiş amac?ndan emin bir kişiden beklenebilecek olan sab?rl?l?ğ? gösterir. Bu aşamada gerçekleşmeyen işler ikinci, üçüncü... onuncu, hatta yüzüncü... bininci aşamada gerçekleşir. Nas?l olsa zaman sürekli, amaç belirgin ve büyük hedefe ulaşt?ran yol uzundur.
    Ulu bir ağaç nas?l toprağ?n deriliklerine kök salarak, uzun ve s?k dallar vererek büyürse işte ?slâm da ayn? şekilde ağ?r ağ?r, farkedilmez bir tempo ile ve güven içinde büyüyüp boy atar. Sonunda ise her zaman yüce Allah'?n olmas?n? dilediği şeyler olur.
    Tohum bazen kum y?ğ?nlar? alt?nda kal?r, kimi zaman kurtlar taraf?ndan kemirilir, bazen susuzluktan yanar, bazen de su bask?n?na uğrar. Fakat ileri görüşlü ?slâmi düşüncenin bütün afetlere bask?n ç?kacağ?n? bilir. Bu yüzden sab?rs?zlan?p kuşkuya kap?lmaz, bu tohumu tabiat?n soğukkanl?, dengeli, hoşgörülü ve müşfik etkenleri d?ş?nda bir yola başvurarak belirtmeye, olgunlaşt?rmaya kalk?şmaz.
    ?şte Yüce Allah'?n bütün evrene yönelik metodu, tutumu budur:
    "Allah'?n kanunlar?nda asla bir değişme, bir başkalaşma bulamazs?n." (Fat?r Sûresi, 35/42)
    "Hakk" kavram?, şu varl?k bütününün yap?s?nda köklü yeri olan bir kavramd?r. Geçici bir istisna, amaç d?ş? bir raslant? değildir. Çünkü herşeyden önce yüce Allah "Hakk" t?r ve varl?k varoluşunu O'ndan, varl?ğ?ndan al?r:
    "Çünkü Allah, hakkt?r ve O'nun d?ş?nda tapt?klar? herşey bat?ld?r. Gerçekten ulu ve büyük olan, Allah't?r." ( Lokman Sûresi, 31/30)
    Öte yandan yüce Allah şu evreni hakka dayal? olarak yaratt?; bu yaratma sürecine asla bat?l kar?şmam?şt?r:
    "Allah, bunlar? hakk uyar?nca yaratt?." (Yunus Sûresi, 10/5)
    "Ey Rabbimiz, sen bunu boşuna, bat?l olarak yaratmad?n. Seni böyle bir şeyden tenzih ederiz." (Âli ?mran Sûresi, 3/191)
    Bunun yan?s?ra hakk, şu varl?k bütününün temel direği, eksenidir. Varl?k bütünü bu temel direkten ve ana eksenden uzaklaş?nca dengesini kaybeder ve mahvolur:
    "Eğer hakk, onlar?n şahsi arzular?na uysayd? göklerin, yeryüzünün ve bu ikisi aras?nda bulunan bütün varl?klar?n düzeni bozulurdu." (Müminun, 23/71)
    Bundan dolay? hakk?n mutlaka üstün olmas?, buna karş?l?k bat?l?n da kökünün kaz?nmas? gerekir. Eğer pratik görüntü bunun tersine ise, sonunda hakk?n aç?k bir biçimde ortaya ç?kmas?n? hiçbir güç önleyemez:
    "Hay?r, biz hakk? bat?l?n baş?na çarpar?z da onun beynini parçalar, böylece bat?l yokoluverir." (Enbiya, 21 /18)
    Hay?r, yap?c?l?k, dirlik-düzen ve iyilik de, hakk gibi, köklü kavramlard?r. Bunlar da, hakk gibi kal?c?d?r:
    "Allah gökten su indirir, dereler onunla dolup-taşar. Sel, üste ç?kan köpüğü al?r götürür. Süs ya da eşya yapmak için ateşte yak?p erittiğiniz madenlerde de bunun gibi bir köpük vard?r. Allah, hakk ve bat?l? böyle bir benzetme ile anlat?r. Köpük yokolup gider, insanlara yararl? olan ise yeryüzünde kal?r. Allah bunun gibi birçok örnekler verir." (Râd Sûresi, 13/17)
    "Allah'?n, güzel sözü, kökü sağlam ve dallar? göğe yükselmiş soylu bir ağaca benzeterek örnek verdiğini görmüyor musun? Bu ağaç, Rabbinin izni ile her mevsimi geldiğinde meyvelerini verir. Allah, insanlara böyle somut örnekler verir ki, öğüt als?nlar.
    Buna karş?l?k kötü bir söz de yerden kopar?lm?ş, kökü olmayan ve ayakta sağlam duramayan, kötü bir ağaca benzer. Allah mü'minlerin, gerek dünya hayat?nda ve gerekse ahirette, sağlam söze bağl? kalmalar?m sağlar, zalimleri ise sap?t?r. Allah ne dilerse onu yapar." (?brahim Sûresi, 14/24-27)
    Bu düşüncenin meydana getirdiği ferahl?k ne kadar büyüktür! Onun kalbe aş?lad?ğ? huzur ne kadar tatl?d?r! Hakka, hayra ve yap?c?l?ğa karş? uyand?rd?ğ? güven ne kadar sars?lmazd?r! Basit realiteye karş?, gönülde kökleştirdiği güçlülük ve kendine güven duygusu ne kadar engindir!
    Hayat?m?n, Kur'an'?n gölgesi alt?nda yaşad?ğ?m dönemi sonunda şu kesin, şu tart?şma götürmez gerçeğe ulaşt?m:
    Şu dünyan?n istikrara kavuşabilmesi, şu insanl?ğ?n huzura erebilmesi, şu insanlar?n herbirinin içgüvene, yüceliğe, onura ve ar?nm?şl?ğa kavuşabilmeleri, evrenin ve hayat?n doğal kanunlar? ile uyum halinde yaşayabilmeleri için tek ç?kar yol, Allah'a dönüştür.
    Kur'an'?n ?ş?ğ? alt?nda gün gibi ortaya ç?kt?ğ? üzere Allah'a dönmenin tek bir şekli, tek bir yolu vard?r. Birçok değil tek bir yol...
    O da hayat?n tüm alanlar?nda, yüce Allah'?n Kur'an-? Kerim'de ana hatlar?n? çizdiği sisteme yönelmektir.
    Bu tek yol; bu kitab? tek baş?na hayata hakim k?lmak, hayat?n her türlü olay? ve gelişmesi karş?s?nda onun hakemliğine başvurmakt?r. Aksi takdirde dünyada kargaşan?n, insanlarda mutsuzluğun, batakl?ğ?n dibine doğru gerileyişin ve Allah'? bir yana b?rakarak nefsin ihtiraslar?na tap?nmak anlam?na gelen cahiliyenin önüne geçilemez:
    "Eğer senin çağr?na olumlu karş?l?k vermezlerse, bil ki; onlar nefislerinin arzular?na uyuyorlar. Allah taraf?ndan bir yol gösterici olmaks?z?n sadece nefislerinin arzular?na uyan kimseden daha zalim kim olabilir? Kuşku yok ki, Allah zalim bir toplumu doğru yola iletmez." (Kasas Sûresi, 28/50)
    Yüce Allah'?n kitab?nda ifadesini bulan ilâhi sistemi hakem tutmak; "olsa da olur olmasa da olur" türünden bir nafile, insan?n gönüllü tercihine b?rak?lm?ş fazladan bir iş değildir. Çünkü o imand?r; o ya vard?r ya da yoktur; bir başka ş?k düşünülemez.
    "Allah ve Peygamber bir konuda hüküm verince mü'min erkek ve kad?nlar için art?k o konuda tercih yapmak sözkonusu olamaz." (Ahzab Sûresi, 33/36)
    "Sonra sana bir şeriat düzenleyip sunduk; ona uy, (gerçeği) bilmeyenlerin arzular?na uyma. Bunlar senin Allah'tan beklediklerinin hiçbirini karş?layamazlar. Hiç şüphesiz zalimler birbirlerinin dostudurlar. Allah da günahtan sak?nanlar?n dostudur." (Casiye Sûresi, 45/18-19)
    Şu halde mesele ciddidir. Mesele, özü itibariyle inanç meselesidir. Sonra da şu insanl?ğ?n mutluluğu ya da mutsuzluğu meselesi...
    Kendisi de Allah'?n bir eseri olan şu insanl?k, f?trî yap?s?n?n kilitli hücrelerini ancak Allah yap?s? anahtarlar ile açabilir, f?trat?n?n hastal?klar?n? ve bunal?mlar?n? sadece yüce Allah'?n elinden ç?kma ilaçlar ile tedavi edebilir. Yüce Allah bütün kilitli kap?lar?n anahtarlar?n? ve bütün hastal?klar?n ilaçlar?n? kendi sistemine yerleştirmiştir:
    "Kur'an'da insanlara şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz. Bunlar, zalimlere ziyanlar?n? artt?rmaktan başka bir katk?da bulunmaz." (?sra Sûresi, 17/82)
    "Kuşku yok ki, bu Kur'an, insan? yollar?n en doğrusuna iletir." (?sra Sûresi, 17/9)
    Fakat insanl?k, bozulan kilidi tamiri konusunda bu kilidin yap?c?s?na başvurmak, hastay? yarat?c?s?na götürmek istemiyor. Gündelik hayat?nda kulland?ğ? basit teknik araçlar ve cihazlar konusunda gösterdiği titizliği, benimsediği metodu, kendi problemleri, insanl?ğ?n problemleri, insanl?ğ?n mutluluğunu sağlama ya da mutsuzluğunu giderme konusunda izlemekten, benimsemekten kaç?n?yor. O biliyor ki, bozulan bir teknik cihaz? tamir etmek için o cihaz? üreten fabrikan?n mühendisini çağ?rmas? gerekir. Fakat bu kural? insan hakk?nda da uygulayarak ona ilişkin problemlerde üreticisine bu şaş?rt?c? cihaz?n, yani son derece onurlu, yüce, ayr?nt?l? ve duyarl? insan cihaz?n?n yarat?c?s?na fikir dan?şm?yor. O cihaz ki, onun giriş ve ç?k?şlar?n? yap?c?s?ndan, yoktan varedicisinden başkas? bilemez:
    "Allah hiç şüphesiz göğüslerin (kalplerin) özünü bilir. Yaratan bilmez mi hiç? O lâtiftir ve herşeyden haberdard?r." (Mülk Sûresi, 67/13-14)
    ?şte yolunu sap?tm?ş, zavall? ve şaşk?n insanl?ğ?n mutsuzluğu bundan kaynaklan?yor. Bu insanl?k, nas?l ki basit bir teknik cihaz? bu cihaz?n küçük yap?c?s?na götürüyorsa, f?trat?na ilişkin problemlerde de bu f?trat?n büyük yarat?c?s?na başvurmad?kça doğru yola, huzura ve mutluluğa kesinlikle eremeyecektir.
    ?slam'?n önderlikten uzaklaşt?r?lmas?, iktidardan düşürülmesi insanl?k tarihinde korkunç bir olay, insanl?k hayat?n? mahveden uğursuz bir gelişmedir. Öyle ki, insanl?k o güne kadar baş?na gelen talihsizlikler içinde bu kadar talihsiz olan?n? hiç yaşamam?şt?r.
    ?slâm önderliği ele ald?ğ?nda yeryüzü düzensizliğe boğulmuş, hayat çürümüş, yöntemler kokuşmuş, insanl?k bu kokuşmuş yöntemlerin eli ile katlan?lmaz ac?lar tatm?ş, k?sacas?:
    "?nsanlar?n kendi elleri ile yapt?klar? kötülükler yüzünden karalar? ve denizleri kargaşa (huzursuzluk, anarşi, istikrars?zl?k) kaplam?şt?." (Rum Sûresi, 30/41)
    ?şte ?slâm bu bozuk ortamda Kur'an'?n getirdiği yeni düşünce ile ve bu düşünceden kaynaklanan şeriatla, hukuk sistemi ile yönetimi teslim ald?. Bu olay, insanl?k için yeniden doğuş anlam?na geliyordu. Öyle bir yeniden doğuş ki, asl?nda ilk doğumdan, ilk yarat?l?ştan daha önemli idi.
    Kur'an-? Kerim varl?k bütününe ilişkin, hayata ilişkin, değer yarg?lar?na ve sosyal kurumlara ilişkin olarak insanl?ğa yeni bir düşünce sistemi sundu. Bu düşünceye paralel olarak orjinal, başkalar?na hiç benzemeyen bir toplumsal pratik gerçekleştirdi.
    Kur'an-? Kerim bu sosyal pratiği gerçekleştirmeden önce insan onu hayalinde bile tasarlayamam?şt?. Evet, bu somut sosyal pratik öyle temiz, çekici, yüksek, düzeyli, sade, kolay uygulanabilir, gerçekçi, yap?c?, dengeli ve tutarl?yd? ki, eğer Allah onu insanl?ğa sunmasa, Kur'an'?n, Kur'an metodunun ve Kur'an kaynakl? şeriat?n ?ş?ğ? alt?nda onu hayatta uygulamasayd? insanl?k onu tasavvur dahi edemezdi.
    Sonra, insanl?ğ?n belini büken o uğursuz gelişme oldu ve ?slâm yönetimden uzaklaşt?r?ld?, iktidardan düşürüldü. Onun yerine çok say?daki k?l?klar?ndan birine bürünen cahiliye yeniden iktidara geldi, yönetim etkisini bir kez daha devrald?. Cahiliyenin bu yeni k?l?ğ?, günümüzde insanl?ğ?n tap?nma derecesinde benimsediği maddeci düşünce biçimidir. Günümüz insan? küçük çocuklar?n cicili-bicili elbiselerden ve renkli oyuncaklardan hoşland?ğ? gibi cahiliyenin bu yeni şeklini isteyerek benimsemiştir.
    Günümüzde insanl?ğa düşman bir çete ile karş? karş?yay?z. Bu çetenin işi-gücü insanlar? yan?ltmak, zihinleri kar?şt?rmakt?r. Bunlar önce ilâhi sistemi terazinin bir kefesine, insanoğlunun madde dünyas?ndaki keşif ve icatlar?m öbür kefesine koyuyorlar, arkas?ndan da insanl?ğa dönerek şöyle diyorlar;
    "Buyur seç, bunlardan istediğini tercih et bakal?m. Ya Allah'?n hayata ilişkin sistemini seçer ve insanoğlunun madde dünyas?ndaki tüm keşif ve icatlar?n? bir yana b?rak?rs?n ya da insan kaynakl? bilgi birikiminin ürünlerini tercih eder ve ilâhi sistemi bir yana atars?n!"
    Bu, iğrenç ve alçakça bir aldatmacad?r. Meselenin asl?, kesinlikle böyle değildir. ?lahi sistem, insan?n gerçekleştirdiği keşif ve icatlar?n düşman? değildir. Aksine o, bu buluşlar? ilk başlatan, ona ortam haz?rlayan ve istikametini doğru yöne çeviren bir sistemdir.
    Amaç, insan?n yeryüzü halifeliği fonksiyonunu, başar? ile yerine getirmesidir. Bu imtiyaz? insana Allah bağ?şlad?, onu bu görevi başaracak imkanlarla donatt?, ona omuzlar?na bindirilen bu yükümlülüğün üstesinden gelecek potansiyel güçler verdi, bu görevi gerçekleştirmesine yard?mc? olacak evrensel kanunlar? onun yarar?na sundu; yaşayabilsin, çal?şabilsin, keşif ve icatlar ortaya koyabilsin diye kendi yap?s? ile evrenin yap?s? aras?nda uyum meydana getirdi.
    Üstelik ilahi sisteme göre, insanoğlunun bilim alan?ndaki buluşlar? Allah'a yönelik bir ibadettir, onun büyük nimetlerine karş?l?k somut bir şükür tezahürüdür, halifelik sözleşmesinin Allah'?n r?zas? çerçevesi içinde çal?şmak ve didinmek şeklindeki temel şart?na bağl? kalma göstergesidir.
    Böyle olduğuna göre ilahi sistemi terazinin bir kefesine ve madde alan?ndaki insan kaynakl? bilimsel buluşlar? öbür kefesine koyanlar, insanl?ğ?n zarar?na çal?şan, kötü niyetli kimselerdir. Yolunu şaş?rm?ş ve bitkin düşmüş insanl?k, ne zaman uçsuz-bucaks?z çöllerde taban tepmekten, şaşk?nl?ktan ve sap?kl?ktan b?karak iyi niyetli k?lavuzun sesini dinlemeye, ne zaman mahvedici belirsizlikten kaçarak yüce Allah'?n himayesine s?ğ?nmaya niyetlense bu çete onun peşini b?rakm?yor.
    Bu konuda bir başka grup daha var ki, bunlarda eksik olan şey, iyi niyet değildir. Bunlar kapsaml? bilinçten ve derin boyutlu idrakten yoksundurlar. Bunlar insanoğlunun madde alan?ndaki buluşlar? karş?s?nda hayranl?ğa, teknolojik başar?lar karş?s?nda dehşete kap?l?rlar. Bu hayranl?k ve dehşet duygusu, onlar?n kafalar?nda doğa güçleri ile imandan kaynaklanan değer yarg?lar?n? ve bu değer yarg?lar?n?n gerek evrende ve gerekse pratik hayatta beliren etkilerini, sonuçlar?n? birbirinden ay?r?r, bunun sonucu olarak tabii kanunlar ile iman kaynakl? değerleri birbirinden kopuk, ayr? birer alan olarak alg?larlar. Bunlar öyle zannederler ki, tabii kanunlar, iman kaynakl? değerlerden etkilenmeksizin kendi yollar?nda ilerlemeye devam ederler; insanlar ister mümin ister kâfir olsunlar, ister yüce Allah'?n sistemine uysunlar, ister ona yan çizsinler, hükümlerini ister Allah'?n, kanunlar?na, ister insanlar?n keyfi arzular?na dayand?rs?nlar bu kanunlar sonuçlar?n? vermeyi sürdüreceklerdir.
    Bu görüş as?ls?z bir saplant?, ham bir hayaldir. Bu saplant?, asl?nda birbirinden ayr? düşünülmesi mümkün olmayan iki ilâhi kanun türünü birbirinden koparmaktad?r. Çünkü iman kaynakl? değer yarg?lar? da, t?pk? evrensel tabii kanunlar gibi, Sünnetullah'?n, ilahi kurallar sisteminin ayr?lmaz bir parças?d?rlar; bu iki kural?n sonuçlar? birbirleri ile s?k? s?k?ya ilişkili, hatta içiçedirler; mü'minin bunlar? birbirinden ayr? şekilde alg?lamas? ve ayr? düşünmesi için hiçbir hakl? gerekçe yoktur. ?şte Kur'an-? Kerim, kanatlar? alt?nda yaşayan vicdanlarda bu düşünceyi oluşturur; bu düşünceyi oluşturmak, pekiştirmek amac? ile daha önce inen ilâhi kitaplar?n ümmetlerinden söz eder, onlar?n bu kitaplar?ndan uzaklaşmalar?n? ve bunun neticesinde kaç?n?lmaz biçimde ortaya ç?kan kötü sonuçlar? anlat?r:
    "Eğer Kitap Ehli iman edip günahlardan sak?nsalard?, günahlar?n? bağ?şlar ve onlar? nimet dolu Cennetlere yerleştirirdik.
    Eğer onlar Tevrat'?, ?ncil'i ve Rableri taraf?ndan kendilerine indirilen Kur'an'? gereğince uygulasalard?, yiyeceklerini başlar? üzerinden ve ayaklar? alt?ndan sağlarlard?." (Maide Sûresi, 5/65-66)
    Kur'an-? Kerim, yine bu düşünceyi vicdanlarda oluşturmak amac? ile Hz. Nuh'un (selâm üzerine olsun) kavmine yapt?ğ? şu vaadi anlat?r:
    "Onlara dedim ki; 'Rabbinizden günahlar?n?z? bağ?şlamas?n? dileyin; O kuşkusuz günahlar?n bağ?şlay?c?s?d?r. O'ndan af dileyin ki üzerinize gökten bol bol yağmur yağd?rs?n, sizi bol mallar ve evlatlar ile desteklesin, size çok say?da bağlar ve akarsular bağ?şlas?n.' " (Nuh Sûresi, 71/10-11-12)
    Kur'an-? Kerim, insanlar?n iç dünyalar? ile Allah'?n onlara yönelik uygulamas? olan d?ş realiteleri aras?nda s?k? bir ilişki olduğunu vurgularken de bu ilkeyi zihinlere işlemeyi amaçl?yor:
    "Şüphe yok ki, bir kavim kendinde olan? değiştirinceye kadar Allah ona bağ?şlad?ğ?n? değiştirici değildir." (Enfal Sûresi, 8/53)
    Allah'a inanmak,
    O'na doğru biçimde ibadet etmek,
    O'nun hükümlerini yeryüzüne egemen k?lmak...
    Bütün bunlar, Allah'?n kanunlar sistemini yürürlüğe koymak, uygulamak anlam?na gelir.
    Bu sayd?klar?m?z, sonuçlar?n? alg? ve deney yolu ile gözlemlediğimiz diğer evrensel tabii kanunlar?n ortak kaynağ?ndan gelen etkin ve yap?c? kanunlard?r.
    Kimi zaman bu evrensel kanunlar?n iki kesiminin birbirlerinden ayr?labildikleri izlenimini veren aldat?c? görüntüler ile karş?laş?r, iman kaynakl? değer yarg?lar?ndan uzaklaşarak doğal kanunlara uyman?n başar?ya ulaşt?rd?ğ?n? görürüz. Bu kopukluk, ilk başta sonuçlar?n? göstermeyebilir, fakat bu sonuçlar yolun sonunda kesinlikle ortaya ç?kar.
    Nitekim bu kaç?n?lmaz ak?bet, ?slâm toplumunun baş?na gelmiştir. ?slâm toplumunun yükselme, dönemi çizgisi, doğal kanunlar ile iman kaynakl? değer yarg?lar?n?n gevşeme noktas?ndan itibaren başlam?ş ve bu iki tabii kanunun ayr?ld?ğ?, birbirinden koptuğu noktadan itibaren gerileme eğilimi başgöstermiştir. Bu iki resim aras?ndaki aç? genişledikçe gerileme eğrisi düşüşünü sürdürmüş ve doğal kanunlar ile iman kaynakl? değer yarg?lar?n?n birlikte ihmal edildikleri zaman en düşük noktas?na inmiştir.
    Diğer yanda ise bir kanad? k?r?k kuş gibi, tek kanad?yla ilerlemeye çal?şan maddeci Bat? medeniyetinin ç?rp?n?şlar?...
    Bunun sonucu olarak maddi buluşlar, teknolojik kazan?mlar alan?nda ilerlemesi ile orant?l? bir h?zla insani ve manevi değerler alan?nda geriye gidiyor. Buna bağl? olarak bu uygarl?ğ?n az da olsa düşünebilen insanlar? feryad ettiren endişe, şaşk?nl?k, çeşitli psikolojik ve sinirsel bunal?mlar?n pençesinde k?vran?yorlar. Gerçi bu düşünebilen Bat?l?lar da yüce Allah'?n sisteminin yoluna girmiyorlar. Oysa bu bunal?m?n tek ilâc?, tek tedavi yolu odur.
    Yüce Allah'?n insanlara yönelik kanunlar?, O'nun evrensel kurallar bütününün bir parças?d?r. Buna göre bu kanunlar? uygulamak, onu toplumda yürürlüğe koymak, insan yaşay?ş? ile evrenin hareket sistemi aras?nda s?k? bir uyum meydana getirir, kesinlikle bu yolda etkisini gösterir. Öte yandan ?slâm, iman?n meyvesi, ürünü olmaktan başka birşey değildir, bu yüzden bu as?l kökü varolmad?kça tek baş?na ayakta duramaz.
    ?slâm, müslüman bir toplumda uygulanmak üzere ortaya konmuş bir hukuk sistemidir.
    Ancak, bu ?slâm toplumunun oluşmas?nda katk?da bulunma gibi bir fonksiyonu da vard?r ayn? zamanda.
    ?slâm, gerek kainata ve insana ilişkin kanunlar? gerekse de ?slâmi düşünce sistemi, bunun gereği olan vicdan temizliği, bilinç duyarl?l?ğ?, amaç yüceliği, idealizm, yüksek ahlâk ve davran?ş tutarl?l?ğ? ile bir bütündür; tümünün birleşmesinden meydana gelir ?slâm...
    Böylece gerek doğal kanunlar ve gerekse iman kaynakl? değer yarg?lar? ad?n? verdiğimiz ilâhi kanunlar sisteminin, Sünnetullah'?n uyumu ve bütünlüğü ortaya ç?kar. Bu kurallar sisteminin her iki kesimi de daha kapsaml? bir sistem olan Sünnetullah'?n, ilâhi kurallar bütününün birer kanad?n? oluştururlar.
    ?nsan da, bu varl?k bütününün güç odaklar?ndan biridir. Onun çal?şmas?, iradesi, inanc?, yap?c?l?k çabas?, ibadeti ve diğer bütün faaliyetleri de bu varl?k bütününü faal biçimde etkileyen birer güç birimleridir. Bu güç birimleri ile tüm varl?ğ? kapsam? içinde tutan sünnetullah aras?nda güçlü bir bağ vard?r. Bu güç odaklar?n?n tümü koordinasyon içinde uyum halinde işlerler. Aralar?nda bu bütünlük, bu ahenk varoldukça ürünlerini tam olarak verirler. Buna karş?l?k eğer birbirlerinden kopar ya da çat?şmaya düşerlerse ürünleri bozulur, kargaşal?k başgösterir, hayat?n düzeni-dirliği kaybolur, insanlar aras?nda perişanl?k ve mutsuzluk al?p yürür:
    "Çünkü bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimeti kesinlikle değişikliğe uğratmaz." (Enfal Sûresi, 8/53)
    Demek ki, insan davran?şlar? ve insan bilinci ile herşeyi içine alan kapsaml? sünnetullah çerçevesi içinde, evrensel olaylar?n ak?ş?, gelişimi aras?nda s?k? ve derin bir ilişki vard?r.
    ?nsanl?k düşmanlar?ndan başka hiç kimse bu s?k? ilişkinin kopar?lmas?n? telkin etmez, insanl?ğ? bu ahengi bozmaya çağ?rmaz, insanlar ile yürürlükteki ilâhi kanunlar sisteminin, sünnetullah'?n aras?na girmez. Bu insanl?k düşmanlar?n?n hedefi; insanlar? doğru yola yanaşt?rmamak, ondan uzak kalmalar?n? sağlamakt?r. O halde insanlar?n yapmas? gereken de bu tiplerden uzak kalmak ve lütufkâr Rabblerine giden yolu kapatmalar?na izin vermemektir.
    Bunlar, hayat?m?n, Kur'an'?n gölgesi alt?nda yaşad?ğ?m döneminden kalan ve etkisini sürdüren duygular?m?n ve izlenimlerimin bir k?sm?d?r. Umar?m Allah (c.c.) bunlar? vesile k?larak insanl?ğ? yararl?ya, hidayete ve doğru yola iletir (iletsin). Çünkü;
    "Allah dilemedikçe siz hiçbir şey dileyemezsiniz." (?nsan Sûresi, 76/30)

    Konu MuhammedSaid tarafından (07.06.07 Saat 21:32 ) değiştirilmiştir.
    GELİN İSLAM OLALIM..!

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Zülal...
    By m_safiturk in forum Edebiyat
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19.01.10, 23:47

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0