Ruhumuzu nasil teslim alacaklar?





Ölüm olayini yani sekerâti iyi anlayabilmek için ruhu yakindan tanimak gerekir.
Öncelikle ruhun özellikleri bakimindan bâki oldugunu söylemeliyiz. Ruh cesetle degil, ceset ruhla kâimdir. Dolayisiyla binefsihî kâim ve hâkim olan ruh, ceset dagilsa da tekrar toplansa da herhangi bir degisiklige ugramaz.


Hatta ceset ruhun hanesi ve yuvasidir, elbisesi degil. O hâlde, ölüm aninda ruh büsbütün çiplak olmaz; yuvasindan çikar ama diger yandan misâlî bedenini giyer.




Ruhun fani olma ihtimali iki sekilde düsünülebilir; ama ikisi de mantiken çürütülebilir. Söyle ki;
Fâni olan bütün varliklarin temel özelligi, yaratilislarinin birden fazla, hatta binlerce maddî sartin biraraya gelmesiyle gerçeklesmesidir.


Dolayisiyla birbirinden farkli, hatta çogu zaman birbirine zit olan sartlarin her an birbirinden ayrilmasi muhtemeldir. Kitap ve Sünnet'teki nasslardan anlasildigi üzere ruhun yapi tasi ise tektir. Nurdan yaratilmistir.


Ikinci ihtimal ise ruhun bizzat Allah tarafindan yok edilmesidir. Elbette bu ihtimal dogrudan Allah'in dilemesiyle baglantilidir. Allah'in iradesi ve dilemesi karsisinda hiçbir engelleyici sinir olamaz.


Ancak yine düsünürsek, her seyi hikmet ile yaratan ve sonsuz bir cömertlige sahip olan Hâlik'imizin hadsiz merhameti ve sinirsiz cömertligiyle böyle bir islemi gerçeklestirmeyecegine kanaat getiririz.


Zira varliklar için en büyük lütuf olan vücûd yani var olma nimetini, üstelik böyle bir nimete en fazla muhtaç ve en çok arzu eden insan ruhundan geri almasi düsünülemez.




O hâlde ruh, hayat sahibi, suur sahibi, nuranî, birçok özellikleri üzerinde tasiyan, çok hakikatli, külliyet kazanmaya elverisli bir kanunu emrîdir.
Kaldi ki, gözümüzün önündeki tabiatta görülen en zayif nitelikteki emrî kanunlar dahi, bir açidan sabittirler ve bekâya mazhar durumdadirlar.


Her an yok olmaya, dagilip çürümeye elverisli olan bütün canli türlerinde sabit bir hakikat ve bir kanun varligini devam ettirir. Tohumda ve çekirdekte oldugu gibi.


Zaman içerisinde birçok degisime maruz kalmasina ragmen içinde öyle bir özellik vardir ki, o hep varligini devam ettirir. On bin sene önceki elma ile yine on bin sene sonraki elma bu kanun dogrultusunda çok büyük benzerlikler tasiyacaktir. Dolayisiyla zikrettigimiz kanun tipki insandaki ruh gibi daima bâkidir. Devamlidir ve sâbittir. Hiçbir degisim, hiçbir bozulma o kanunun birligini etkileyemez. Onun ruhu hükmündeki tesekkül kanunu, zerre gibi bir çekirdeginde, yok olmayarak bâki kalir.




Iste, madem ki en âdi ve zayif kanunlar dahi böyle bekâya mazhar iseler, insan ruhu dahi, degil yalniz bekâ ile belki ebedü'labâd (sonsuzluklar ötesi) ile alâkali olmasi gerekir. Zira ruh, Kur'an nassi ile "De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir."(2) seklinde tanimlanmistir.


O hâlde ruh, emir âleminden gelen bir ulu ferman ile yaratilan suur ve hayat sahibi bir kanundur. Ezelî Kudret tarafindan ona haricî bir vücûd giydirilmistir.




RUH BEDENI NASIL TERK EDIYOR?




Ruhun özelliklerini izah ettikten sonra simdi de insanin bu dünya hayatindaki son anlari, ruhun bedenden ayrilmasi ve bu esnada gözlemlenen aci içinde kivranmalar demek olan sekerâti anlamaya çalisalim.




Içinde ruh olmayan bir bedenin uzuvlari elbette elem hissetmez. O hâlde elemi idrak edenin asil ruh oldugu gayet açiktir. Buradan hareketle diyebiliriz ki, bir uzvun yaralanmasi veya yanmasi hâlinde asil ruh etkilenmekte, aci ve elem ruha sirâyet etmektedir.




Ne var ki bu elem perdelenmis bir elemdir. Sinir sistemiyle vücudun maddî yapisina yayilir. Ruha ise elemden çok az bir miktar kalir.
Bu söylediklerimizden su sonucu çikarabiliriz: Sayet bütün acilar dogrudan ruha gitseydi de diger uzuvlara dagilmasaydi, bu ne kadar büyük ve siddetli bir aci olurdu!..




Gelelim, yaptigimiz kiyasin son asamasina: Ruhun bedenden ayrilmasi, ruhun bizzat kendisini etkileyen bir elemdir. Bu yüzden bedenin ta derinliklerine kadar yayilmis ruhun bütün kisimlari bu elemden nasibini alir.




Çünkü sekerât aninda ruh bütün damarlarin, sinirlerin, eklemlerin hatta hücrelerin her birinden, tepeden tirnaga bütün bedenden çekilmektedir. Onun çektigi aci ve elemin haddi hesabi yoktur.




Hatta bu konuda söyle denilmistir: "Süphesiz ki ölüm kiliçla vurmaktan, testereyle biçmekten, makasla kesmekten daha siddetlidir."(3) Çünkü kiliçla bedenin bir bölümünün koparilmasi, ancak ruhun o bölgeyle olan alâkasi kadar aci verir. O hâlde, dogrudan bütün ruhun tattigi aciyla nasil kiyaslanabilir?




Dövülen bir kimse kalbinde ve dilinde bir miktar güç kaldigi için çevresinden bagirarak yardim diler. Ama çektigi elemin siddetine ragmen ölen kimsenin sesi solugu kesilir.


Çünkü aci öylesine siddetlidir ve kalbini öylesine daglamistir ki yardim bile isteyemez. Vücudunun hiçbir yerinde tâkat kalmaz.
O anda insanin akli dagilir, karisir. Dili tutulmustur, konusamaz.


Organlari zaaf içindedir, kimildayamaz. Inleyerek, bagirarak ve imdat dileyerek biraz olsun rahatlamayi ister, ancak buna dahi gücü yetmez. Birazcik gücü kalmissa eger, tam ruhunu teslim ederken bogazindan ve gögsünden hiriltilar duyulur.


Rengi degisir. Yaratilisinin temeli olan topragin rengi gibi soluklasir. Can bütün damarlarindan çekilir. Içine ve disina, özetle her tarafina büyük bir aci ve elem yayilir




Sonra asamali olarak her bir uzuv ölür. Önce ayaklari, sonra dizleri ve sirasiyla diger uzuvlari sogur. Her bir uzvun birbiri ardina sekerâti ve tattigi elemi vardir. Ayni hâl ta bogaza kadar devam eder. Iste bu anda nazari dünyadan ve kendi ehlinden kesilir. Artik ona tevbe kapilari kapanir.




IBRAHIM VE MUSA'NIN RUHLARINI




TESLIM ANINDA YASANANLAR


Bir rivayete göre Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem söyle dua ederdi: "Ey Allah'im! Süphesiz ki sen ruhu damarlardan, iliklerden ve parmaklardan çekip alirsin. Ey Allahim! Ölüme karsi bana yardim et ve bana ölümü kolaylastir."(4)


Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ölüm ve onun siddeti hakkinda soru yöneltenlere söyle cevap verir: "Ölümün en hafifi, yün içerisindeki diken gibidir. Bu diken hiç yünsüz çikarilir mi?"(5)


Mekhûl'ün Hz. Nebi'den Sallallahu Aleyhi ve Sellem rivayet ettigine göre söyle buyrulur: "Sayet ölen kimsenin saçlarindan bir tek tel gök ve yer ehlinin üzerine konulsaydi Allahu Teâlâ'nin izniyle hepsi ölürlerdi. Çünkü ölünün bir tek saçinda dahi ölüm vardir. Içinde ölüm olan her sey mutlaka ölür."(6)


Rivayet edildigine göre Ibrahim Aleyhisselâm vefat ettiginde Allahu Teâlâ ona söyle buyurdu: "Ey Halîlim, ölümü nasil buldun?" Ibrahim Aleyhisselâm; "Islak yünün içerisine sokulup çikarilan demirden çatal gibiydi." dedi. Bunun üzerine Cenâb–i Allah ona buyurdu ki: "Süphesiz biz onu senin için kolaylastirdik."


Bir baska rivayete göre Musa Aleyhisselâm ruhunu Allah'a teslim ettiginde, Allahu Teâla kendisine söyle seslendi: "Ey Musa ölümü nasil buldun?" Hz. Musâ Aleyhisselâm söyle cevap verdi: "Kendimi kizgin saç üzerinde kavrulan serçe gibi hissettim; Ölmüyor ki rahata kavussun, kurtulmuyor ki uçup gitsin." Bir baska rivayete göre ise su cevabi verdi: "Kasabin eliyle diri diri yüzülen koyun gibi hissettim."(7)








DIPNOTLAR:1– Gazalî, Ihyâ–i Ulûmiddîn, Kahire, 1967, 5: 617.
2– Isrâ, 85
3– Gazalî, Ihyâ–i Ulûmiddîn, Kahire, 1967, 5: 617.
4– Gazalî, Ihyâ, 5: 574
5– Gazalî, Ihyâ, 5: 574
6– Gazalî, Ihyâ, 5: 575
7– Bu iki rivayet için bkz. Ihyâ, 5: 575