+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey aziz bil, ey saygıdeğer şerefli bil.)

  1. #1
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey aziz bil, ey saygıdeğer şerefli bil.)

    Dünyada sana ait çok emirler vardır. Amma ne mahiyetlerinden ve ne akibetlerinden haberin olmuyor. Biri, ceseddir. Evet cesedin genç iken latif, zarif ve güzel gül çiçeğine benzerse de, ihtiyarlığında kuru ve uyuşmuş kış çiçeğine benzer ve tahavvül eder.

    Biri de, hayat ve hayvaniyettir. Bunun da sonu ölüm ve zevaldir.

    Biri de insaniyettir. Bu ise, zeval ve beka arasında mütereddiddir. Daim-i Bâki'nin zikri ile muhafazası lâzımdır.

    Biri de ömür ve yaşayıştır. Bunun da hududu tayin edilmiştir. Ne ileri ve ne de geri bir adım atılamaz. Bunun için elem çekme, mahzun olma. Tahammülünden âciz, tâkatinden hariç olduğun tûl-i emel yükünü yüklenme!

    Biri de, vücuddur. Vücud zâten senin mülkün değildir. Onun mâliki ancak Mâlik-ül Mülk'tür. Ve senden daha ziyade senin vücuduna şefkatlidir. Binaenaleyh Mâlik-i Hakikî'nin daire-i emrinden hariç o vücuda karıştığın zaman zarar vermiş olursun. (Ümidsizliği intac eden hırs gibi.)

    Biri de bela ve musibetlerdir. Bunlar zâildir, devamları yoktur. Zevalleri düşünülürse, zıdları zihne gelir, lezzet verir.

    Biri de, sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce götüremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza bu fâni dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu Mûcidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiat alacaksın. Çünki feda etmediğin takdirde, ya bâd-i heva zâil olur, gider; veya Onun malı olduğundan yine Ona rücu eder.

    Eğer vücuduna itimad edersen, ademe düşersin. Çünki ancak vücudun terkiyle vücud bulunabilir. Ve keza vücuduna kıymet vermek fikrinde isen, o vücuddan senin elinde ancak bir nokta kalabilir. Bütün vücudun cihat-ı erbaasıyla ademler içerisinde kalır. Amma o noktayı da elinden atarsan, vücudun tam manasıyla nurlar içinde kalır.

    Biri de dünyanın lezzetleridir. Bu ise, kısmete bağlıdır. Talebinde kalâka düşer. Ve sür'at-i zevali itibariyle aklı başında olan onları kalbine alıp kıymet vermez.

    Dünyanın akibeti ne olursa olsun, lezaizi terketmek evlâdır. Çünki akibetin ya saadettir, saadet ise şu fâni lezaizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve i'dam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi? Dünyasının akibetini küfür saikasıyla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de, terk-i lezaiz evlâdır. Çünki o lezaizin zevaliyle vukua gelen hususî ve mukayyed ademlerden adem-i mutlakın elîm elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler, o elemlere galebe edemez.

    Mesnevi-i Nuriye / Habbe



    Tahavvül: Deyişmek, dönüşmek.
    Hayvaniyet: Hayvanlık.
    Zeval: Sona erme, son bulma, göçüp gitme.
    İnsaniyet: İnsanlık.
    Beka: Sonsuzluk, devamlılık.
    Mütereddid: Tereddüdlü.
    Daim-i Bâki: Başlangıcı ve sonu olmayıp daima var olan Allah(cc).
    Elem: Acı, dert, kaygı.
    Tûl-i emel: Emel uzunluğu, istek ve arzu uzunluğu, bitmek ve tükenmek bilmeyen istek.
    Mâlik: Sahip. Mülk sahibi, mal sahibi.
    Mâlik-ül Mülk: Mülkün sahibi, kainatın ve içindekilerin gerçek sahibi.
    Binaenaleyh: Bundan dolayı.
    Mâlik-i Hakikî: Gerçek sahip, her şeyin gerçek sahibi olan Allah(cc).
    Daire-i emr: Emir dairesi.
    İntac: Netice verme, doğurma, meydana getirme.
    Zâil: Geçici, sürekli olmayan, devam etmeyen, geçen,
    Keza: Böylece, bunun gibi.
    Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
    Aziz: İzzetli, çok nurlu, dost ve şerefli, temiz ahlaklı.
    Mûcid: İcad eden, meydana getiren.
    Bâd-i heva: Boş yere, boşuboşuna.
    Rücu: Dönme, dönüş, geri dönüş.
    Adem: Yokluk, hiçlik.
    Cihat-ı Erbaa: Dört taraf, dört yön.
    Kalâka: Zahmete, sıkıntıya.
    Sür'at-i zeval: Sona erme çabukluğu, son bulma hızı.
    Evlâ: Daha iyi.
    Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
    Şekavet: Bela ve sıkıntılara düşme, her türlü kötülükler içinde olma.
    İntizar: Gözleme, bekleme.
    Tezyin: Süsleme.
    Saika: Sürükleyici sebep, götürücü sebep.
    Adem-i mutlak: Sonsuz hiçlik.
    Terk-i lezaiz: Lezzetleri terk etmek.
    Evlâ: Daha iyi, birincisi, başta gelmesi lazım gelen.
    Mukayyed: Kayıtlı, bağlı, bağlanmış, sınırlı.
    Elîm: Acı veren.
    Galebe: Yenme, üstün gelme.



  2. #2
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz!

    Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû' etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahâza, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!



    Umûr: İşler, emirler, hususlar.
    Mahzun: Hüzünlü, kederli.
    Tulû': Doğma, doğuş, ortaya çıkma.

    Tavattun: Vatan edinmek, yerleşmek.
    Maahâza: Bununla beraber.
    Ömr-ü bâki: Ölümsüz ve sonsuz ömür.
    Sekerat: Can çekişme, kendinden geçme.

  3. #3
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz!

    Cenab-ı Hakk'a malûm ve maruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünki bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema'dır. Hakikatı i'lam edecek bir ifade de değildir. Maahâza, o ünvan ile fehme gelen mana, sıfât-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Ancak Zât-ı Akdes'i mülahaza için bir nevi ünvandır. Amma Cenab-ı Hakk'a mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, marufiyet şuaları bir derece tebarüz eder. Ve kâinatta tecelli eden sıfat-ı mutlaka-i muhita ile, bu mevsufun o ünvandan tulû' etmesi ağır gelmez.

    Mesnevi-i Nuriye




    Maruf: Bilinen, tanınan, meşhur.
    Malûmiyet: Bilinirlik, belli olmaklık.
    Ülfet: Alışma, alışkanlık.
    İ'lam: Bildirme, anlatma.
    Maahâza: Bununla beraber.
    Sıfât-ı mutlaka: Sınırsız ve sonsuz sıfatlar (nitelikler).
    İlka: Koyma, bırakma, atma.
    Zât-ı Akdes: Hiçbir kusuru ve noksanı bulunmayan en kutsal zat (Allah (cc)).
    Mülahaza: Düşünme, düşünce.
    Mevcud-u meçhul: Bilinmeyen ve belli olmayan varlık, bilinmez varlık.
    Marufiyet: Bilinirlik, tanınırlık.
    Tebarüz: Belli olma, belirme.
    Tecelli: Görünme, bilinme, kendini belli etme.
    Sıfat-ı mutlaka-i muhita: Herşeyi kuşatan sınırsız ve sonsuz sıfatlar.
    Mevsuf: Vasıflanan, vasıflanmış, nitelenmiş.
    Tulû': Doğma, doğuş, ortaya çıkma.

  4. #4
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz!

    {(*): Ehemmiyetli.}
    İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir.

    Evet hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür'atle çalıştırıyor. Arz sefinesi de, sür'atle giderken
    تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ "Bulutların geçişi gibi geçip gider." Neml Suresi, 27:88.) âyetini okuyor. Sefine-i arz sür'atle yürürken, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün. Binaenaleyh o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firakın elemi, telaki lezzetinden ağırdır.

    Ey nefs-i emmarem! Sana tâbi' değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş; ben ancak ve ancak beni yaratıp, şems ve kamer ve arzı bana müsahhar eden Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelal'e abd olurum.

    Ve keza kader muhitinde uçan tayyare-i ömre veya hayat dağları arasında açılan uhdud ve tünellerinden şimşekvari geçen zamanın şimendiferine bindirerek, ebed-ül âbâd memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevkeden Hâlık-ı Rahman-ür Rahîm'den meded istiyorum.

    Ve keza hiçbir şeyi dualarıma, istigaselerime ve niyazlarıma hedef ittihaz etmem. Ancak küre-i arzı harekete getiren felek çarklarını durdurmağa ve şems ve kamerin birleştirilmesiyle zamanın hareketini teskin ettirmeğe ve vücudun şâhikalarından yuvarlanıp gelen şu dünyayı sâkin kılmağa kàdir olan kudreti nihayetsiz Rabb-i Zülcelal'e dualarımı, niyazlarımı arz ve takdim ediyorum. Çünki her şeyle alâkadar âmâl ve makasıdım vardır.

    Ve keza kalbime vaki' olan en ince, en gizli hatıraları işittiği ve kalbimin müyul ve emellerini tatmin ettiği gibi; akıl ve hayalimin de temenni ettikleri saadet-i ebediyeyi vermeğe kàdir olan Zât-ı Akdes'ten maada kimseye ibadet etmiyorum. Evet dünyayı âhirete kalbetmekle kıyameti koparan kudret muktedirdir, âciz değildir. Bir zerre o kudretin nazarında gizlenemez. Şems, büyüklüğüne güvenerek o kudretin elinden kurtulamaz. Evet onun marifetiyle elemler lezzetlere inkılab eder. Evet Onun marifeti olmazsa, ulûm evhama tahavvül eder. Hikmetler illet ve belalara tebeddül eder. Vücud ademe inkılab eder. Hayat ölüme ve nurlar zulmetlere ve lezaiz günahlara tahavvül eder. Evet Onun marifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insana a'da ve düşman olurlar. Beka bela olur, kemal heba olur, ömür heva olur. Hayat azab olur, akıl ikab olur. Âmâl, âlâma inkılab eder.

    Evet Allah'a abd ve hizmetkâr olana her şey hizmetkâr olur. Bu da, her şey Allah'ın mülk ve malı olduğuna iman ve iz'an ile olur.

    Evet kudret, insanı çok dairelerle alâkadar bir vaziyette yaratmıştır. En küçük ve en hakir bir dairede, insanın eli yetişebilecek kadar insana bir ihtiyar, bir iktidar vermiştir. Ferşten arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi, yalnız duadır.

    Evet
    قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّ۪ى لَوْلاَ دُعَٓاؤُكُمْ "De ki: Eğer duanız olmasa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var?" Furkan Suresi, 25:77.) âyet-i kerimesi, bu hakikatı tenvir ve isbata kâfidir. Öyle ise, çocuğun eli yetişemediği bir şeyi peder ve vâlidesinden istediği gibi; abd de, acz ve fakrıyla Rabbına iltica eder ve Hâlıkından ister.



  5. #5
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz!

    Şeytanın ilka etmekte olduğu vesveselerden biri:

    "Yahu, şu koyun veya inek, eğer Kadîr ve Alîm-i Ezelî'nin nakşı, mülkü olmuş olsa idi; bu kadar miskin bîçare olmazlardı. Eğer bâtınlarında, içlerinde Alîm, Kadîr, Mürîd bir Sâni'in kalemi çalışmış olsaydı, bu kadar cahil, yetim, miskin olmazlardı." diyen ve cinnî şeytanlara üstad olan ey şeytan-ı insî! Cenab-ı Hak, her şeye lâyıkını veriyor ve maslahata göre veriyor. Eğer atâsı, in'amı bu kaideden hariç olsa idi, senin eşeğinin kulağı senden ve senin üstadlarından daha akıllı, daha âlim olması lâzımdı. Ve senin parmağın içinde senin şuur ve iktidarından daha çok bir şuur, bir iktidar yaratırdı. Demek her şeyin bir haddi var. O şey, o had ile mukayyeddir.

    Kader, her şeye bir mikdar ve o mikdara göre bir kalıb vermiştir. Feyyaz-ı Mutlak'tan aldığı feyze olan kabiliyeti o kalıba göredir. Malûmdur ki, dâhilden harice süzülen cüz-ü ihtiyarî mizanıyla, ihtiyaç derecesiyle, kabiliyetin müsaadesi ile hâkimiyet-i esmanın nizam ve tekabülüyle feyz alınabilir. Maahâza, şemsin azametini bir kabarcıkta aramak, akıllı olanın işi değildir.

    Kadîr: Sonsuz güç ve kuvvet.
    Alîm-i Ezelî: Ezelî ilim sahibi olan Allah (cc).
    Bîçare: Çaresiz.
    Mürîd: İrade eden, isteyen.
    Şeytan-ı insî: Şeyatanlaşmış insan.
    Maslahat: Fayda, yarar.
    Atâ: Verme, bağışlama, lütuf, ihsan.
    İn'am: Nimetlendirme.
    Âlim: Bilgili, bilen.
    Mukayyed: Kayıtlı, bağlı, bağlanmış, sınırlı.
    Feyyaz-ı Mutlak: Sınırsız ve sonsuz feyiz (bereket ve bolluk) sahibi olan Allah (cc).
    Hâkimiyet-i esma: İsimlerinin hâkimiyeti, Allah'ın (cc) isimlerinin emri altına alıp yöneticiliği.
    Maahâza: Bununla beraber, bununla birlikte.
    Şems: Güneş.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey saygıdeğer şerefli bil!)
    By *AHMET* in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 14.02.17, 09:27
  2. İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey saygıdeğer şerefli bil!)
    By CEVELAN in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 19.06.16, 12:40
  3. İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey saygıdeğer şerefli bil!)
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 36
    Son Mesaj: 14.02.16, 19:36
  4. İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey aziz bil, ey saygıdeğer şerefli bil!)
    By fanidünya... in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.04.14, 15:16
  5. İ'lem Eyyühel-Aziz!
    By gamze-i_dilruzum in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.11.12, 12:20

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0