Fıkıh Köşesi » İbadet ve Kulluk / Süleyman Kösmene

Emre Bey: “Namazdan sonraki tespihleri neden 33’er defa çekiyoruz? Ne hikmeti var?”


NAMAZIN ÇEKİRDEKLERİ

Günahların kökünü kazıyan bir amel vardır: Namaz tesbihatı.

Resûlullah Efendimiz (asm), “Bizim namazımız tesbîh, tekbîr, hamd, tehlil ve Kur’ân okumaktan ibarettir; onda dünya kelâmı konuşulmaz!” buyurmuş1 ve tesbihatın deniz köpüğü kadar da olsa günahları eritip yok ettiğini müjdelemiştir. Dolayısıyla namazın ardından 33 defa çektiğimiz tesbihler namazın çekirdekleri hükmündedir. Bu sebeple bu yüksek zikirlere ya mânâ, ya da lâfız itibariyle namazın içinde de sürekli başvururuz. Namaza “Allahü Ekber” diyerek başlarız. Okumaya hemen “Sübhâneke” diyerek tesbihle başlıyoruz. Ardından “Elhamdülillah” diyerek hamd ile başlayan Fâtiha Sûresini okuyoruz. Rükûumuzda ve secdemizde tesbih ifadeleri hâkimdir.


TESBİHAT NAMAZI TAKVİYE EDER

Namazdan çıkar çıkmaz ise tesbih, tahmid ve tekbir ifâdeleri olan Sübhânallah, Elhamdülillah ve Allahü Ekber zikirlerini 33’er defa tekrar ederek, namazı te’kid ve takviye ediyoruz. Yani namazımızı tesbih, tahmid ve tekbir ile güçlendiriyoruz. Yani Sübhânallah, Elhamdülillah ve Allahü Ekber zikirleri ile namazımızı Cenâb-ı Hakk’a arz ediyoruz ve namazımızın kabulünü dergâh-ı izzetten istirham ediyoruz ve umuyoruz.

Üstad Bedîüzzaman’a göre namazın manası, Cenâb-ı Hakk’ı tesbih etmek (yani O’nu noksanlıklardan tenzih etmek), tazim etmek (yani O’nun büyüklüğünü teslim etmek) ve şükretmektir. Bu üç mânâdan birincisi olan tesbihi, Cenâb-ı Hakk’ın celâline karşı dilimizle ve fiilimizle “Sübhânallah” diyerek eda ediyoruz. Yani namazın içinde ve namaz tesbîhâtında “Sübhanallah” demekle berâber, günlük hayatımızda da Allah’ın celâline ilişecek şekilde Allah’ın zâtını yanlış sıfatlarla tanımaktan Allah’a sığınıyoruz ve Allah’ın haram sınırlarına riâyet ediyoruz. Böylece namazda dilimizle “Sübhanallah” diyoruz, namaz dışında da fiilimizle “Sübhanallah” diyoruz.

Bu üç mânâdan tâzimi, Cenâb-ı Hakk’ın kemâline karşı lâfzımızla ve amelimizle “Allahü Ekber” diyerek edâ ediyoruz. Yani namazın içinde ve namaz tesbîhâtında “Allahü Ekber” diyerek Allah’ın büyüklüğünü dilimizle, kalbimizle ve aklımızla teslim etmekle berâber, günlük hayatımızda Allah’ın kemâline ve sonsuz olgunluğuna uygun düşmeyecek şekilde zâtını noksan ve eksik sıfatlarla tanımaktan Allah’a sığınıyoruz, benliğimizi ve enâniyetimizi terbiye altına alıyoruz. Böylece namazda dilimizle “Allahü Ekber” diyoruz, namaz dışında da amelimizle “Allahü Ekber” diyoruz. Bu üç mânâdan şükrü, Cenâb-ı Hakk’ın cemâline karşı kalbimizle, dilimizle ve bedenimizle “Elhamdülillah” diyerek edâ ediyoruz. Yani namazın içinde ve namaz tesbîhâtında “Elhamdülillah” diyerek Allah’ın sonsuz güzelliğine ve eşsiz merhametine şahit olduğumuzu kalbimizle, dilimizle ve bedenimizle ifade etmekle beraber, hayatımızın her safhasında Allah’ın cemaline, sonsuz güzelliğine, yüksek şefkatine ve benzersiz rahmetine olan şiddetli ihtiyacımızı arz ediyoruz.2


GÜNAHLAR DENİZ KÖPÜĞÜ KADAR DA OLSA KÖKÜNÜ KAZIYOR

Namazın ardından 33’er defa tesbih, tekbir ve tahmid yapmak Sünnet-i Seniyyedir. Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, namazdan sonra okunması sünnet olan tesbih, tazim, tahmid, zikir ve salâvât ifâdelerinin, her türlü şerlerden Allah’a sığınma ve Allah’ın isimlerini zikretme duâlarının Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın yolu, sünneti ve velâyetinin evrâdı olduğunu, bu açıdan büyük önemi bulunduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini kaydeder.3 Muhâcirlerden bazı fakîr Sahabîler bir gün Allah Resûlüne (asm) şöyle dediler:

“Ya Resûlallah! Mal sahipleri yüksek derecelere eriştiler. Bizimle beraber namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar! Bizden ayrı bir de mallarıyla haccediyorlar, umre yapıyorlar, köle âzât ediyorlar, sadâka veriyorlar!”

Allah Resûlü (asm):

“Ben size bir şey öğreteyim de, onun sayesinde sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz. Her namazın ardından otuz üçer defa Sübhânallah, Elhamdülillâh ve Allahü ekber dersiniz. Sonra da “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü’l-Mülkü ve lehü’l-Hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” dersiniz; deniz köpüğü kadar bile olsa günahlarınız bağışlanır!” buyurdu.4


Dipnotlar:
1- Nesâî, Kitabu’s-Sehiv, 20.
2- Bedîüzzaman, Sözler, s. 44, 45.
3- Kastamonu Lâhikası, S.72-73.
4- Müslim, Mesâcid, 142.