+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9
Like Tree8Beğeni
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN

Konu: Mesnevi-i Nuriye / Onuncu Risale 'den

  1. #1
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart Mesnevi-i Nuriye / Onuncu Risale 'den

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
    ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎﻫَﺎ ﺭُﺟُﻮﻣًﺎ ﻟِﻠﺸَّﻴَﺎﻃِﻴﻦِ "Şeytanlar için o kandilleri birer taş yaptık." Mülk Süresi, 67:5.)

    İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey aziz bil)
    Şu âyet-i kerimenin yüksek semasına çıkıp sırrını fehmetmek için yedi basamaklı bir merdiven kuruyoruz.
    Âyet-i kerime: Hürmete lâyık şerefli âyet.
    Fehmetmek: Anlamak.


    Birinci Basamak:
    Semavatın, melaike ile tesmiye edilen münasib sâkinleri vardır. Çünki küre-i arzın semaya nisbeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber zevilhayat ile dolu olması, semavatın o müzeyyen burçları zevil-idrak ile dolu olmasını tasrih ediyor. Ve keza semavatın bu kadar zînetlerle tezyin edilmesi, behemehal zevil-idrakin takdir ve istihsan ile nazar-ı hayretlerini celbetmek içindir. Çünki hüsn-ü zînet, âşıkların celbi içindir. Yemek ve taam da aç olanlara yapılır. Maahâza ins ve cin o vazifeyi îfaya kâfi değillerdir. Ancak gayr-ı mahdud oraya münasib melaike ve ruhanîler o vazifeyi îfa edebilir.
    Semavat: Gökler.
    Tesmiye: İsimlendirme, isim verme, adlandırma.
    Küre-i arz: Yerküre, dünya.
    Zevilhayat: Hayat sahipleri, canlılar.
    Müzeyyen: Süslü, süslenmiş.
    Zevil-idrak: İdrak sahipleri, anlayış sahipleri.
    Tasrih: Açıklama, belirtme, açıkça anlatma.
    Tezyin: Süsleme, bezemek.
    Behemehal: Her halde, mutlaka.
    İstihsan: Beğenme, güzel bulma.
    Nazar-ı hayretlerini: Hayretli bakışlarını, hayret eder şekilde bakışlarını.
    Hüsn-ü zînet: Süs güzelliği, güzel süs.
    Maahâza: Bununla beraber, bununla birlikte.
    Gayr-ı mahdud: Sınırsız, sonsuz, sayısız.

    İkinci basamak:
    Arzın semavatla alâkası, muamelesi olup aralarında çok büyük irtibat vardır. Evet arza gelen ziya, hararet, bereket vesaire, semavattan geliyor. Arzdan da semaya dualar, ibadetler, ruhlar gidiyor. Demek aralarında cereyan eden ticarî muameleden anlaşılıyor ki; arzın sâkinleri için semaya çıkmaya bir yol vardır ki, enbiya, evliya, ervah cesedlerinden tecerrüd ile semavata uruc ederler.
    Ziya: Işık.
    Sema: Gök, gökyüzü.
    Enbiya: Peygamberler.
    Ervah: Ruhlar.
    Tecerrüd: Sıyrılmak, kurtulmak, ayrılmak.
    Uruc: Yükselme, yükseliş, yukarı çıkma.

    Üçüncü basamak:
    Semavatta devam ile cereyan eden sükûn, sükût, nizam, intizam, ıttıraddan hissedildiğine nazaran, semavat ehli, arz sâkinleri gibi değildirler. Evet arzda bulunan nifak, şikak, ihtilaf, ezdadın içtimaı, hayır ve şerrin ihtilatı gibi şeyler, semavatta yoktur. Bu sayede semavatta nizam ve intizamı bozacak bir hal yoktur. Sâkinleri verilen emirlere kemal-i itaatle imtisal ediyorlar.
    Sükûn: Sakinlik, durgunluk.
    Sükût: Sessiz, suskun, susma.
    Ittırad: İntizamlı, tertipli ve düzenli. Sıra ile birbirini izleyen.
    Şikak: İkilik, ayrılık.
    Ezdad: Zıtlar, birbirine ters düşenler.
    İhtilat: Karışmak, karışıp görüşmek.
    Kemal-i itaat: Mükemmmel ve eksiksiz şekilde itaat (uyma).

    Dördüncü basamak:
    Cenab-ı Hakk'ın iktizaları, hükümleri mütegayir bazı esmaları vardır. Meselâ: Bedir gibi bazı gazâlarda Ashab-ı Kiram'a yardım etmek üzere küffar ile muharebe etmek için melaikenin semadan inzalini iktiza eden ismi, melaike ile şeyatîn -yani semavî olan ahyar ile arzî eşrar- arasında muharebenin vukuunu istib'ad değil, iktiza eder. Evet Cenab-ı Hak melaikeye bildirmeksizin şeytanları def' veya ihlâk edebilir. Fakat satvet ve haşmetinin iktizası üzerine bu kabîl mücazatın müstehaklarına ilân ve teşhiri, azametine lâyıktır.
    Mütegayir: Birbirine zıt olan.
    Esma: İsimler.
    Bedir: Dolunay. *Mekke ile Medine arasında, Hz.Peygamberin (asm) 320kişik müslüman ordusu ile 1000 kişilik inkârcı Ebu Cehil kumandasındaki Kureyş ordusuna karşı ilk ve en mühim islâm muzafferiyetinin gerçekleştiği mübarek bir yer.
    Gazâ: Din uğrunda yapılan mücadele ve savaş.
    Ashab-ı Kiram: Peygamberimizi (cc) görüp iman etmiş ilk müslümanlar.
    Küffar: Kafirler, inkarcılar.
    İnzal: İndirme.
    Ahyar: Hayırlılar, iyilik sevenler.
    Eşrar: Şerliler, kötüler, kötülük yapanlar.
    İhlâk: Helak etme, yok etme.
    Satvet: Ezici kuvvet.
    Mücazat: Ceza, suç karşılığı.


    Said Nursi

    *SAHRA* bunu beğendi.

  2. #2
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    Beşinci basamak:
    Ruhanîlerin ahyarı, semada bulunduklarından, eşrarı da letafetlerine güvenerek onları takliden iltihak etmek istediklerinde, ehl-i sema, onları şeraretleri için kabul etmeyerek def'ediyorlar. Maahâza, bu gibi manevî mübarezeleri âlem-i şehadete, bilhâssa vazifesi şehadet ve müşahede olan insana ilân ve teşhirine recm-i nücum alâmet ve nişan kılınmıştır.
    Ahyar: Hayırlılar, iyilik sevenler.
    Eşrar: Şerliler, kötüler, kötülük yapanlar.
    Letafet: Latiflik, hoşluk.
    İltihak: Katılma.
    Ehl-i sema: Gökte yaşayanlar, göktekiler (melkler, ruhanîler).
    Şeraret: Şerlilik, kötülük, fenalık.
    Maahâza: Bununla beraber, bununla birlikte.
    Mübareze: Çekişme, kavga, çarpışma.
    Âlem-i şehadet: Beş duyu organımızla açılabildiğimiz dünya.
    Recm-i nücum: Yıldızları atmak, yıldızların taş gibi atılması.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  3. #3
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    Altıncı basamak:
    Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, nev'-i beşeri itaate irşad, isyandan zecr ve men'etmek üzere kullandığı üslûb-u âlîsine bak:

    ﻳَﺎ ﻣَﻌْﺸَﺮَ ﺍﻟْﺠِﻦِّ ﻭَﺍﻟْﺎِﻧْﺲِ ﺍِﻥِ ﺍﺳْﺘَﻄَﻌْﺘُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗَﻨْﻔُﺬُﻭﺍ ﻣِﻦْ ﺍَﻗْﻄَﺎﺭِ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻟْﺎَﺭْﺽِ ﻓَﺎﻧْﻔُﺬُﻭﺍ ﻟﺎَ ﺗَﻨْﻔُﺬُﻭﻥَ ﺍِﻟﺎَّ ﺑِﺴُﻠْﻄَﺎﻥٍ

    Yani: "Ey ins ve cin cemaati! Mülkümden hariç bir memlekete çıkıp kurtulmak için semavat ve arzın aktarından çıkmaya kuvvetiniz varsa çıkınız. Amma ancak bir sultanla çıkarsınız."

    Kur'an-ı Kerim bu âyet ile pek geniş saltanat-ı rububiyete karşı ins ve cinnin aczlerini ilân zımnında nida ediyor: "Ey insan-ı hakir, sagir, âciz! Ne suretle, şeytanları recmeden melaike ile necimlerin, şemslerin, kamerlerin itaat ettikleri Sultan-ı Ezel'e isyan ediyorsun! Nasıl kocaman yıldızları mermi, kurşun yerinde kullanabilen bir askere sahib olan bir sultana karşı isyan etmeye cesaret ediyorsun!"



    *SAHRA* bunu beğendi.

  4. #4
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    Yedinci basamak:
    Yıldızların pek küçük efradı olduğu gibi, pek büyükleri de vardır. Semanın vechini, yüzünü ziyalandıran her şey yıldızdır. Bu neviden bir kısmı, semaya zînet olmuştur. Bir kısmı da şeytanları recmetmek için semavî mancınıklardır. Semada yapılan bu recm, sema gibi en vâsi dairelerde bile vukua gelen mübareze hâdisesini insanlara göstermekle insanların muti'lerini âsilerle mübarezeye teşvik ile alıştırmaktır.


    Efrad: Fertler, kişiler.
    Zînet: Süs, güzellik.
    Recm: Taşlama, taşa tutma.
    Vâsi: Geniş, bol.
    Muti': İtaat eden, emir ve kanunlara uyan.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  5. #5
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey aziz bil, ey saygıdeğer şerefli bil.)

    İnsanı hayvandan ayıran şeylerden:

    Biri,
    Mazi ve müstakbel ile alâkadar olmasıdır. Hayvan bu iki zamanı bihakkın düşünecek bir idrake mâlik değildir.

    İkincisi,
    Gerek enfüsî, gerek âfâkî, yani dâhilî ve haricî şeylere taalluk eden idraki, küllî ve umumîdir.

    Üçüncüsü,
    İnşaata lâzım olan mukaddemeleri keşf ve tertib etmektir. Meselâ: Bir evin yapılması için lâzım olan taş, ağaç, çimento misillü lüzumlu mukaddemeleri ihzar ve tertib etmek gibi.

    Binaenaleyh insanın en evvel ve en büyük vazifesi, tesbih ve tahmiddir. Evvelâ mazi, hal ve istikbal zamanlarında görmüş veya görecek nimetler lisanıyla, sonra nefsinde veya haricinde görmekte olduğu in'amlar lisanıyla, sonra mahlukatın yapmakta oldukları tesbihatı şehadet ve müşahede lisanıyla Sâni'i hamd ü sena etmektir.


    Mazi: Geçmiş, geçmiş zaman.
    Müstakbel: Gelecek, gelecek zaman.
    Alâkadar: Alakalı, ilgili.
    Bihakkın: Hakkıyla.
    İdrake: Anlayışa.
    Mâlik: Sahip. Mülk sahibi, mal sahibi.
    Enfüsî: İnsanın manevi yapısıyla ilgili, insanın manevi donanımlarıyla ilgili.
    Âfâkî: Dıştaki varlıklarla ilgili, kainat ve içindekilerle ilgili.
    Dâhilî: İçe ait, içle ilgili.
    Haricî: Harice ait, dışla ilgili, yaratılmış olmakla ilgili.
    Taalluk: Alakalı olma, ilgili olma, alakalanma, ilgilenme.
    İdraki: Anlayışı.
    Küllî: Kapsamlı genel, bütünün özelliğini taşıyan parçalardan meydana gelen.
    Umumî: Umumla alakalı, herkesle ilgili, genel.
    Mukaddeme: Başlangıç, giriş, önsöz.
    Keşf: Açmak, ortaya çıkarmak, gizli gerçekleri açığa çıkarma, bilinmeyeni bulma.
    Misillü: Gibi, benzeri.
    İhzar: Hazırlama, hazır etme, huzura(yanına) getirme.
    Binaenaleyh: Bundan dolayı.
    Tesbih: Allah`ın zâtında, sıfatında ve fiillerinde bütün noksanlardan uzak olduğunu ifâde etmek.
    Tahmid: Allah`a hamd etme, övme. ‘Elhamdülillah’ demek, şükretmek.
    Evvelâ: İlk önce, birinci olarak.
    Nimet: İyilik, ihsan, lütuf. *Rızık, yiyecek.
    Nefs: (Nefis) Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. * Göz. * Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. * Ruh, hayat, asıl. * Maya. * Hamiyet.(Evet, nefsini beğenen ve nefsine itimad eden bedbahttır. Nefsinin ayıbını gören, bahtiyardır. M.)
    İn'am: Nimetlendirme.
    Mahlukat: Mahluklar, yaratılmış varlıklar.
    Şehadet: Şahitlik, tanıklık. *Şehitlik.
    Müşahede: Görme, seyretme, gözle görme.
    Sâni'i: Sanatkar yaratıcıyı.
    Hamd ü sena: Hamd ve sena eden, şükretme ve övme.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  6. #6
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz!

    Cenab-ı Hakk'ın atâ, kaza ve kader namında üç kanunu vardır. Atâ, kaza kanununu, kaza da kaderi bozar.

    Meselâ: Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kaza demektir. O kararın ibtaliyle hükmü kazadan afvetmek, atâ demektir. Evet yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kaza kanununun kat'iyyetini deler. Kaza da ok gibi kader kararlarını deler. Demek atânın kazaya nisbeti, kazanın kadere nisbeti gibidir. Atâ, kaza kanununun şümulünden ihraçtır. Kaza da kader kanununun külliyetinden ihracdır. Bu hakikate vâkıf olan ârif:

    "Yâ İlahî! Hasenatım senin atâ'ndandır. Seyyiatım da senin kaza'ndandır. Eğer atâ'n olmasa idi, helâk olurdum." der.

    Said Nursi



    Cenab-ı Hakk: Allah(cc).
    Namında: Adında.
    İnfaz: Yerine getirme, uygulama.
    Kat'iyyet: Kesinlik.
    Nisbet: Bağlantı, ilişki, ilgi. * Karşılaştırma.
    Şümul: Kapsama, kaplama, içine alma..
    Külliyet: Bütünlük, genellik.
    Hakikat: Gerçek.
    Vâkıf: Bilen, bilgi sahibi, haberli.
    Ârif: Gerçekleri iç yüzüyle bilen.
    İlahî: Allah’a(cc) ait, Allah’la ilgili.
    Hasenat: İyilikler, sevaplar.
    Seyyiat: Günahlar, kötülükler, suçlar.
    Helâk: Ölme, bitme, mahvolma.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  7. #7
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz!

    Esma-i hüsnayı tazammun eden bazı fezlekeler ile âyetlere hâtime verilmekte ne gibi bir sır vardır?

    Evet Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, bazan âyât-ı kudreti âyetlerde basteder. Sonra içerisinden esmayı çıkarır. Bazan mensucat toplar gibi açar dağıtır. Sonra toplar, esmada tayyeder. Bazan da ef'alini tafsil ettikten sonra isimler ile icmal eder. Bazan da halkın a'malini tehdidane söyler. Sonra rahmete işaret eden isimler ile teselli eder. Bazan da bazı makasıd-ı cüz'iyeyi zikrettikten sonra o makasıdı takrir ve isbat için bürhan olarak kavaid-i külliye hükmünde olan isimleri zikrediyor. Bazan da maddî cüz'iyatı zikreder. Sonra esma-i külliye ile icmal eder ve hâkeza...
    *SAHRA* bunu beğendi.

  8. #8
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    İ'lem Eyyühel-Aziz!
    Ubudiyet, sebkat eden nimetin neticesi ve onun fiatıdır. Gelecek bir nimetin mükâfat mukaddemesi ve vesilesi değildir. Meselâ: İnsanın en güzel bir surette yaratılışı, ubudiyeti iktiza eden sâbık bir nimet olduğu ve sonra da, imanın i'tasıyla kendisini sana tarif etmesi, ubudiyeti iktiza eden sâbık nimetlerdir. Evet nasılki midenin i'tasıyla bütün mat'umat i'ta edilmiş gibi telakki ediliyor; hayatın i'tasıyla da, âlem-i şehadet müştemil bulunduğu nimetler ile beraber i'ta edilmiş gibi telakki ediliyor.

    Ve keza nefs-i insanînin i'tasıyla, bu mide için mülk ve melekût âlemleri nimetler sofrası gibi kılınmıştır. Kezalik imanın i'tasıyla, mezkûr sofralar ile beraber, esma-i hüsnada iddihar edilen defineleri de sofra olarak verilmiş oluyor. Bu gibi ücretleri peşin aldıktan sonra, devam ile hizmete mülazım olmak lâzımdır. Hizmet ve amelden sonra verilen nimetler mahza onun fazlındandır.


    İ'lem Eyyühel-Aziz!
    Enva'ın efradında, bilhâssa haşerat ve hevam kısmında görünen fevkalâde çoklukta müşahede edilen hârikulâde gayr-ı mütenahî bir cûd u sehavet vardır. Kemal-i ittikan ve intizam ile bütün enva'da bulunan şu kesret-i efrad, tecelliyat-ı İlahiyenin gayr-ı mütenahî olduğuna ve Cenab-ı Hakk'ın mahiyeti her şeye mübayin olduğuna ve bütün eşya onun kudretine nisbeten mütesavi olduğuna sarahaten delalet eder.

    Evet bu cûd-u icad, Sâni'in vücubundandır. Nevide celalîdir, ferdde cemalîdir.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  9. #9
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    İ'lem Eyyühel-Aziz!
    Basar masnuatı görüp de, basiret Sâni'i görmezse çok garib ve pek çirkin düşer. Çünki o halde Sâni'in manen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdanındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır veya pek dar olduğundan mes'eleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlan'dır. Ve illâ Sâni'in inkârı, basarın şuhudunu inkârdan daha ziyade münkerdir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. "Risale-i Nur'un Fidanlığı" Mesnevi Nuriye'den...
    By Meyvenin Zeyli in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 206
    Son Mesaj: 04.09.17, 20:22
  2. From the Mesnevi-i Nuriye
    By Ehl-i telvin in forum In All Respects of Islam
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.10.16, 21:49
  3. Mesnevi-i Nuriye DERSLERİ...1.
    By YİĞİDO in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 14.11.11, 15:34
  4. Mesnevi-i Nuriye'den Zikir
    By Medresetü'zZehra in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 15.08.08, 23:09
  5. Mesnevi-i Nuriye'den...
    By yuksek-Sadakat in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.12.06, 23:14

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0