+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5
Like Tree2Beğeni
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN

Konu: İnsan hakkında

  1. #1
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart İnsan hakkında

    33.Söz'den

    Muhakkak ki Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık. (Tîn Sûresi: 4.)
    Kesin olarak imân edenler için yeryüzünde nice deliller vardır. • Kendi nefislerinizde de böyle deliller vardır. Hâlâ görmez misiniz? (Zâriyât Sûresi: 20-21.)

    Şu pencere insan penceresidir ve enfüsîdir. Ve enfüsî cihetinde şu pencerenin tafsilâtını binler muhakkikîn-i evliyanın mufassal kitablarına havale ederek yalnız feyz-i Kur'andan aldığımız birkaç esasa işaret ederiz. Şöyle ki:

    Enfüsî: İnsanın manevi yapısıyla ilgili.
    Tafsilât: Açıklamalar, geniş bilgiler.
    Muhakkikîn-i evliya: Velillerin araştırmacıları, ermişlik derecesine ulaşmış ve derinlemesine inceleyerek gerçekleri ortaya koymuş büyük alimler.
    Mufassal: Geniş bilgili, ayrıntılı.
    Feyz-i Kur'an: Kur'anın manevi bereket ve ilhamı.
    Esas: Temel, şart.

    Onbirinci Söz'de beyan edildiği gibi: "İnsan, öyle bir nüsha-i câmiadır ki: Cenab-ı Hak bütün esmasını, insanın nefsi ile insana ihsas ediyor." Tafsilâtını başka Sözlere havale edip yalnız üç noktayı göstereceğiz.
    Beyan: İzah, açıklama, anlatma.
    Nüsha-i câmia: Birçok şeyleri kendinde toplamış örnek.
    Esma: İsimler.
    İhsas: Hissettirme.

    BİRİNCİ NOKTA:
    İnsan, üç cihetle esma-i İlahiyeye bir âyinedir.
    Cihet: Yön, taraf.
    Esma-i İlahiye: Allah'a(cc) ait isimler.
    Âyine: Ayna.

    Birinci Vecih:
    Gecede zulümat, nasıl nuru gösterir. Öyle de: İnsan, za'f u acziyle, fakr u hacatıyla, naks u kusuruyla, bir Kadîr-i Zülcelal'in kudretini, kuvvetini, gınasını, rahmetini bildiriyor ve hâkeza pek çok evsaf-ı İlahiyeye bu suretle âyinedarlık ediyor. Hattâ hadsiz aczinde ve nihayetsiz za'fında, hadsiz a'dasına karşı bir nokta-i istinad aramakla, vicdan daima Vâcib-ül Vücud'a bakar. Hem nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hacatı içinde, nihayetsiz maksadlara karşı bir nokta-i istimdad aramağa mecbur olduğundan, vicdan daima o noktadan bir Ganiyy-i Rahîm'in dergâhına dayanır, dua ile el açar. Demek her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîm'in bârigâh-ı rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir.
    Vecih: Yön, taraf, yüz.
    Zulümat: Karanlıklar.
    Za'f u acz: Zayıflık ve güçsüzlük.
    Fakr u hacat: Yoksulluk ve ihtiyaçlar.
    Naks: Eksiklik, noksan, kusur.
    Kadîr-i Zülcelal: Sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi ve her şeye kudreti(gücü) yeten Allah(cc).
    Gına: Zenginlik.
    Rahmet: Merhamet, acıma.
    Hâkeza: Bunlar gibi, bunun gibi.
    Evsaf-ı İlahiye: Allah'ın(cc) sıfatları.
    Suret: Biçim, görünüş, şekil, tarz.
    Acz: Güçsüzlük, kuvvetsizlik.
    Nihayetsiz: Sonsuz.
    A'da: Düşmanlar.
    Nokta-i istinad: Dayanma noktası.
    Vâcib-ül Vücud: Varlığı zorunlu olup olmaması imkansız olan Allah(cc).
    Hacat: İhtiyaçlar.
    Nokta-i istimdad: Yardım isteme noktası(yeri), yardım istenecek yer.
    Ganiyy-i Rahîm: Çok merhametli ve şefkatli olan ve sonsuz zenginliklerin sahibi bulunan Allah(cc).
    Dergâh: Huzur.
    Kadîr-i Rahîm: Çok merhametli ve sonsuz kudret(güç) sahibi Allah(cc).

    İkinci Vecih
    âyinedarlık ise: İnsana verilen nümuneler nev'inden cüz'î ilim, kudret, basar, sem', mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz'iyat ile kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem'ine, hâkimiyet-i rububiyetine âyinedarlık eder. Onları anlar, bildirir. Meselâ: Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum. Öyle de şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder ve hâkeza...
    Âyinedarlık: Ayna görevi yapan.
    Nev': Tür, çeşit.
    Cüz'î: Küçük, sınırlı.
    Kudret: Güç.
    Basar: görme, göz.
    Sem': İşitme, işitme duygusu, duyma, dinleme.
    Mâlikiyet: Sahiplik.
    Hâkimiyet: Hükmedicilik, herşeyi emri altına alıp tek başına idare etmeklik.
    Cüz'iyat: Küçük şeyler.
    Hâkimiyet-i rububiyet: Herşeyin sahibi ve terbiyecisi olarak bütün varlıkları emir ve idaresi altına almaklık.

    Üçüncü Vecih
    âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esma-i İlahiyeye âyinedarlık eder. Otuzikinci Söz'ün Üçüncü Mevkıfının başında bir nebze izah edilen insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zahir olan yetmişten ziyade esma vardır. Meselâ: Yaradılışından Sâni', Hâlık ismini ve hüsn-ü takviminden Rahman ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerim, Latif isimlerini ve hâkeza... Bütün a'zâ ve âlâtıyla, cihazat ve cevarihiyle, letaif ve maneviyatıyla, havâs ve hissiyatıyla ayrı ayrı esmanın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek nasıl esmada bir ism-i a'zam var, öyle de o esmanın nukuşunda dahi bir nakş-ı a'zam var ki, o da insandır.
    Esma-i İlahiye: Allah'a(cc) ait isimler.
    Mevkıf: Bölüm, durak.
    Nebze: Az, azıcık, az miktar.
    Mahiyet-i câmia: Birçok özellikleri çeşitli dereceleriyle kendinde toplayan temel yapı.
    Zahir: Açık, görünür, görünen, belli. *Dış yüz, görünüş.
    Sâni': Sanatkar yaratıcı, sanatlı şekilde yaratan.
    Hâlık: Yaratıcı Allah(cc), yoktan en güzel şekilde yaratan Allah.
    Hüsn-ü takvim: Güzel bir şekilde yaratılış.
    Rahman: Sayısız nimetlerin sahibi ve bütün varlıkların her türlü ihtiyaçlarının karşılayıcısı olan Allah(cc).
    Rahim: Çok merhametli, çok acıyan.
    Hüsn-ü terbiye: Terbiye güzelliği, güzel şekilde terbiye.
    Kerim: Kerem sahibi, bağış, iyilik, lütuf ve cömertlik sahibi.
    Cevahir: Vücud azaları.
    Hissiyat: Hisler, duygular.
    Esma: İsimler.
    İsm-i a'zam: Allah'ın(cc) en büyük ismi.
    Nakş-ı a'zam: En büyük nakış.

    Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku... Yoksa hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var!

    İKİNCİ NOKTA:
    Mühim bir sırr-ı ehadiyete işaret eder. Şöyle ki:
    İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine öyle bir münasebeti var ki: Bütün a'zâsını ve eczasını birbirine yardım ettirir. Yani, irade-i İlahiye cilvesi olan evamir-i tekviniye ve o emirden vücud-u haricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve latife-i Rabbaniye olan ruh, onların idaresinde onların manevî seslerini hissetmesinde ve hacetlerini görmesinde birbirine mani olmaz, ruhu şaşırtmaz. Ruha nisbeten uzak-yakın bir hükmünde. Birbirine perde olmaz. İsterse, çoğunu birinin imdadına yetiştirir. İsterse bedenin her cüz'ü ile bilebilir, hissedebilir, idare edebilir. Hattâ çok nuraniyet kesbetmiş ise, herbir cüz'ü ile görebilir ve işitebilir. Öyle de:
    En yüce sıfatlar Allah’ındır. (Nahl Sûresi: 60.)
    Cenab-ı Hakk'ın madem onun bir kanun-u emri olan ruh, küçük bir âlem olan insan cisminde ve a'zâsında bu vaziyeti gösteriyor. Elbette âlem-i ekber olan kâinatta o Zât-ı Vâcib-ül Vücud'un irade-i külliyesine ve kudret-i mutlakasına hadsiz fiiller, hadsiz sadâlar, hadsiz dualar, hadsiz işler, hiçbir cihette ona ağır gelmez, birbirine mani olmaz. O Hâlık-ı Zülcelal'i meşgul etmez, şaşırtmaz. Bütününü birden görür, bütün sesleri birden işitir. Yakın uzak birdir. İsterse, bütününü birinin imdadına gönderir. Herşey ile her şeyi görebilir, seslerini işitebilir ve her şey ile herşeyi bilir ve hâkeza...
    Sırr-ı ehadiyet: Allah'ın(cc) çoğu isim ve sıfatlarıyla her varlıkta birliğini göstermesinin ince ve derin manası.
    Ecza: Kısımlar, parçalar.
    İrade-i İlahiye: Allah'ın(cc) sonsuz iradesi.
    Evamir-i tekviniye: Kainattaki varlıkların yaratılış ve hareketleriyle ilgili emirler(kanunlar).
    Vücud-u haricî: Haricî vücud, yaratılmış varlık.
    Kanun-u emrî: Emre ait kanun, Allah'ın(cc) emri olan kanun.
    Hacet: İhtiyaç.
    İmdad: Yardım.
    Nuraniyet: Nuranilik, nurluluk, parlaklık, ışıklık.
    Kesb: Kazanma, edinme.
    Âlem-i ekber: En büyük âlem.
    Zât-ı Vâcib-ül Vücud: Varlığı zorunlu olup olmaması imkansız olan Allah(cc).
    İrade-i külliye: Herşeyi kuşatan Allah'ın(cc) sonsuz iradesi.
    Kudret-i mutlaka: Sınırsız ve sonsuz kudret(güç).
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Sadâ: Ses.
    Hâkeza: Bunlar gibi, bunun gibi.

    ÜÇÜNCÜ NOKTA:
    Hayatın pek mühim bir mahiyeti ve ehemmiyetli bir vazifesi var. Fakat o bahis, Hayat Penceresinde ve Yirminci Mektub'un Sekizinci Kelimesinde tafsili geçtiğinden ona havale edip yalnız bunu ihtar ederiz ki:
    Mühim: Önemli.
    Mahiyet: İç yüz, temel özellik.
    Tafsili: Ayrıntılı açıklaması.

    Hayatta hissiyat suretinde kaynayan memzuç nakışlar; pekçok esma ve şuunat-ı zâtiyeye işaret eder. Gayet parlak bir surette Hayy-u Kayyum'un şuunat-ı zâtiyesine âyinedarlık eder. Şu sırrın izahı, Allah'ı tanımayanlara ve daha tam tasdik etmeyenlere karşı zamanı olmadığından kapıyı kapıyoruz...
    Hayat: Hisler, duygular.
    Memzuç: Karışık, karşmış, iç içe girmiş.
    Şuunat-ı zâtiye: Kendine ait kabiliyetler, kendindeki yetenekler.


    Said Nursi

    Ararad bunu beğendi.

  2. #2
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    insan,
    .şu kâinat ağacının en son ve en cem'iyetli meyvesi,
    Cem'iyetli: Farklı ve çok şeyleri veya özellikleri kendisinde toplayan.

    .ve hakikat-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi;
    Hakikat-ı Muhammediye: Hz. Peygamberin(asm) manevi şahsiyeti, islâmiyetin aslı ve esası.
    Cihet: Yön, taraf.
    Çekirdek-i aslî: Asıl çekirdek, öz; kainatın özü, aslî çekirdeği.

    .ve kâinat Kur'anının âyet-i kübrası;
    Âyet-i kübra: En büyük ayet, en büyük delil.

    .ve ism-i a'zamı taşıyan âyet-ül kürsîsi;
    İsm-i a'zam: En büyük isim. *Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve manâca diğer isimleri kuşatmış olanı.

    .ve kâinat sarayının en mükerrem misafiri;
    Mükerrem: İkram edilmiş, saygı gösterilmiş. *Aziz, saygıdeğer, muhterem.

    .ve o saraydaki sair sekenelerde tasarrufa me'zun en faal memuru;
    Sair: Diğer, başka.
    Sekene: Oturanlar, yaşayanlar.
    Tasarruf: İdare etmek, yönetmek, kullanmak.
    Me'zun: İzinli.
    Faal: Çok çalışkan, devamlı iş yapan.

    .ve kâinat şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, vâridat ve sarfiyatına ve zer' ve ekilmesine nezarete memur ve yüzer fenler ve binler san'atlarla techiz edilmiş en gürültülü ve mes'uliyetli nâzırı;
    Vâridat: Gelir, kâr.
    Sarfiyat: Sarfedilenler, harcamalar, giderler, harcananlar.
    Zer': Ekme. Ekilmiş.
    Techiz: Cihazlandırma, donatmak.
    Nâzır: Bakan, gözeten, gören.

    .ve kâinat ülkesinin arz memleketinde, Padişah-ı Ezel ve Ebed'in gayet dikkat altında bir müfettişi, bir nevi halife-i arzı;
    Arz: Yer, dünya. *Toprak. *Toprak, memleket, diyar.
    Padişah-ı Ezel ve Ebed: Zaman ve mekanla kayıtlı olmayan sonsuz saltanat sahibi Cenab-ı Hak.
    Müfettiş: Araştıran, araştırıcı. *Teftişçi; bir işin düzenli, kanun ve kaidelere uygun olarak yürütülüp yürütülmediğini incelemekle vazifeli memur.
    Nevi: Çeşit, tür.
    Halife-i arz: Yeryüzünde bazı hususlarda Allah(cc) adına hareket eden.

    .ve cüz'î ve küllî harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı;
    Cüz'î: Küçük, sınırlı.
    Küllî: Kapsamlı, genel.
    Harekât: Hareketler.
    Mutasarrıf: İdare eden, işleri yürüten, yönetici.

    .ve sema ve arz ve cibalin kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrayı omuzuna alan ve önüne iki acib yol açılan, bir yolda zîhayatın en bedbahtı ve diğerinde en bahtiyarı, çok geniş bir ubudiyetle mükellef bir abd-i küllî ve kâinat sultanının ism-i a'zamına mazhar ve bütün esmasına en câmi' bir âyinesi;
    Sema: Gök, gökyüzü.
    Cibal: Dağlar.
    Emanet-i kübra: Büyük emanet, Allah(cc) tarafından verilen sınırlı kabiliyet ve sanat ölçüleriyle Allah'ın(cc) sınırsız ve sonsuz sıfat ve isimlerini anlama ve tanıtma görev ve sorumluluğu.
    Zîhayat: Hayat sahibi, canlı.
    Ubudiyet: Kulluk, Allah'ın(cc) emir ve yasaklarına uymak.
    Mükellef: Vazifeli, görevli.
    Abd-i küllî: Allah'ın(cc) bütün emir ve yasaklarına tam uyan ve maddi ve manevî bütün duygu ve cihazlarını yaradılış gayesine göre kullanan ve bütün varlıkların ibadetlerini anlayıp kendi adına Allah'a(cc) sunan kul.
    İsm-i a'zam: En büyük isim. *Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve manâca diğer isimleri kuşatmış olanı.
    Mazhar: Sahip olma, ulaşma. * Görünüp ortaya çıktığı yer, ayna.
    Esmasına: İsimlerine.
    Câmi': Kendinde toplayan, çok özellikli, toplayıcı.

    .ve hitabat-ı Sübhaniyesine ve konuşmalarına en anlayışlı bir muhatab-ı hâssı;
    Hitabat-ı Sübhaniye: Allah'ın(cc) kusursuz ve noksansız konuşması.
    Muhatab-ı hâssı: Değerli özel dinleyici, has muhatabı.

    .ve kâinatın zîhayatları içinde en ziyade ihtiyaçlısı;
    Ziyade: Fazla, çok.

    .ve hadsiz fakrıyla ve acziyle beraber hadsiz maksadları ve arzuları ve nihayetsiz düşmanları ve onu inciten zararlı şeyleri bulunan bir bîçare zîhayatı;
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Fakr: Yoksulluk, fakirlik, sayısız ihtiyaçlarını elde edecek imkanı ve gücü olmayan.
    Acz: Güçsüzlük, kuvvetsizlik.
    Nihayetsiz: Sonsuz.
    Bîçare: Çaresiz.

    .ve istidadca en zengini;
    İstidadca: Kabiliyetce.

    .ve lezzet-i hayat cihetinde en müteellimi ve lezzetleri dehşetli elemlerle âlûde ve bekaya en ziyade müştak ve muhtaç ve en çok lâyık ve müstehak;
    Lezzet-i hayat: Hayat lezzeti, yaşama lezzeti.
    Müteellimi: Acı duyanı.
    Elem: Acı, dert, kaygı.
    Âlûde: Karışık, karışmış, bulaşmış.
    Müştak: Çok istekli.

    .ve devamı ve saadet-i ebediyeyi hadsiz dualarla isteyen ve yalvaran ve bütün dünya lezzetleri ona verilse, onun bekaya karşı arzusunu tatmin etmeyen ve ona ihsanlar eden zâtı perestiş derecesinde seven ve sevdiren ve sevilen çok hârika bir mu'cize-i kudret-i Samedaniye ve bir acube-i hilkat...
    Saadet-i ebediye: Bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    İhsanlar: İyilikler, lütuflar.
    Perestiş: Pek çok sevgi ve saygı besleme.
    Mu'cize-i kudret-i Samedaniye: Samed olan Allah'ın(cc) kudret(güç) mucizesi.
    Samed: Herşeyin sürekli her işinde muhtaç olduğu fakat kendisinin hiçbir şeye hiçbir zaman ihtiyacı olmayan Allah(cc).

    .ve kâinatı içine alan ve ebede gitmek için yaratıldığına bütün cihazat-ı insaniyesi şehadet eden böyle yirmi küllî hakikatlar ile Cenab-ı Hakk'ın Hak ismine bağlanan ve en küçük zîhayatın en cüz'î ihtiyacını gören ve niyazını işiten ve fiilen cevab veren Hafîz-i Zülcelal'in Hafîz ismiyle mütemadiyen amelleri kaydedilen ve kâinatı alâkadar edecek ef'alleri o ismin kâtibîn-i kiramlarıyla yazılan ve her şeyden ziyade o ismin nazar-ı dikkatine mazhar bulunan bu insanlar, elbette ve elbette ve her halde ve hiçbir şübhe getirmez ki; bu yirmi hakikatın hükmüyle, insanlar için bir haşr u neşr olacak ve Hak ismiyle evvelki hizmetlerinin mükâfatını ve kusuratının mücazatını çekecek. Ve Hafîz ismiyle cüz'î-küllî kayıd altına alınan her amelinden muhasebe ve sorguya çekilecek. Ve dâr-ı bekada saadet-i ebediye ziyafetgâhının ve şekavet-i daime hapishanesinin kapıları açılacak. Ve bu âlemde çok taifelere kumandanlık yapan ve karışan ve bazan karıştıran bir zabit, toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere yatıp saklanmayacaktır.
    Cihazat-ı insaniye: İnsanın organları(duygu ve yetenekleri).
    Fiilen: İş ve hareketle, uygulanarak.
    Hafîz-i Zülcelal: Yaratıklarını belâlardan, tehlikelerden koruyan büyüklük sahibi Allah(cc).
    Hafîz: Esirgeyen, koruyan, muhafaza eden, muhafız. *Yarattıklarını koruyup gözeten Allah(cc).
    Mütemadiyen: Devamlı olarak, sürekli olarak.
    Amel: İş, çalışma, görevi yerine getirme.
    Alâkadar: Alâkalı, ilgili.
    Ef'al: Fiiller, işler.
    Kâtibîn-i kiram: İnsanların iyilik ve kötülüklerini yazmakla görevli melekler.
    Nazar-ı dikkat: Dikkatli bakış, dikkatle bakıp inceleme.
    Hakikat: Gerçek.
    Hükm: Hüküm, karar.
    Haşr u neşr: Yeniden diriltilip toplanma ve yapılan herşeyin ortaya çıkarılması.
    Hak: Doğru, gerçek.
    Kusuratının: Kusurlarının.
    Mücazatını: Suç karşılığını.
    Dâr-ı bekada: Sonsuz yaşanacak yer olan öbür dünyada.
    Saadet-i ebediye: Bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    Ziyafetgâh: Ziyafet yeri.
    Şekavet-i daime: Sürekli bedbahtlık, sonsuz sıkıntı.
    Zabit: Subay.

    Said Nursi


  3. #3
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    Mahlukatın en mükerremi, belki en a'lâsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk hayvandan daha ziyade bozuk olur. Lem'alar

  4. #4
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    İnsan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana inkılâb eder. Lem'alar
    RANGE bunu beğendi.

  5. #5
    Dost RANGE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2016
    Mesajlar
    43

    Standart

    güzel paylaşım.

    Dedim; NİYET ETTİM SENİ SEVMEYE...!
    Dedi; ALLAH KABUL ETSİN...!


    >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>><<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<


    İstiyorsan HAKKA varmayı,meslek edin gönül almayı…..

    Bırak saraylarda mermer olmayı,toprak ol bağrında güller yetişsin..

    Hz.Mevlana



+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İnsan hakkında
    By CEVELAN in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 22.07.16, 16:20
  2. İnsan Hakkında
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 24
    Son Mesaj: 01.04.16, 03:29
  3. "Şükür ve İnsan" Hakkında Olan Seminerimi Sizlerle Paylaşmak İstedim
    By asyanur_filiz in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 02.12.08, 20:49
  4. Üstün İnsan İnsan-ı Kamile Karşı
    By slim in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.10.08, 13:57

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0