+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2
Like Tree1Beğeni
  • 1 tarafından *AHMET*

Konu: Tâ ki, "ahsen-i takvim" sırrı anlaşılsın.

  1. #1
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart Tâ ki, "ahsen-i takvim" sırrı anlaşılsın.

    İnsan, şu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş, çok ehemmiyetli istidad ona verilmiş. Ve o istidadata göre ehemmiyetli vazifeler tevdi edilmiş. Ve insanı, o gayeye ve o vazifelere çalıştırmak için, şiddetli teşvikler ve dehşetli tehdidler edilmiş. Başka yerde izah ettiğimiz vazife-i insaniyetin ve ubudiyetin esasatını şurada icmal edeceğiz. Tâ ki, "ahsen-i takvim" sırrı anlaşılsın.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    İstidadat: İstidatlar, kabiliyetler, yetenekler.
    Tevdi: Emanet olarak vermek, emanet olarak bırakmak.
    Gaye: Amaç, sonuç.
    Vazife-i insaniye: İnsana ait görev, insanî vazife.
    Ubudiyet: Kulluk, Allah'ın(cc) emir ve yasaklarına uymak.
    Esasat: Esaslar, temeller, kökler.
    İcmal: Özetleme, kısaca anlatma.
    Ahsen-i takvim: En güzel biçimde yaratılış.

    İşte insan, şu kâinata geldikten sonra "iki cihet ile" ubudiyeti var: Bir ciheti; gaibane bir surette bir ubudiyeti, bir tefekkürü var. Diğeri; hazırane, muhataba suretinde bir ubudiyeti, bir münacatı vardır.
    Gaibane: Hazırda görünmeksizin. Gizliden.
    Tefekkür: Düşünmek, düşünceyi hareketlendirmek, düşünceyi çalıştırmak.
    Hazırane: Karşı karşıya imişcesine, göz önünde bulunur şekilde.
    Muhataba: Karşılıklı konuşma.
    Münacat: Dua, Allah'a(cc) yalvarma.


    Birinci vecih şudur ki:

    Kâinatta görünen saltanat-ı rububiyeti, itaatkârane tasdik edip kemalâtına ve mehasinine hayretkârane nezaretidir.
    Saltanat-ı rububiyet: Sahiplik ve terbiyeciliğin hakimiyeti, herşeyin sahibi ve terbiyecisi olma hakimiyeti.
    İtaatkârane: İtaat edercesine, boyun eğer şekilde, emri yerine getirir şekilde.
    Kemalât: Faziletler, iyilikler, kemâller, olgunluklar, mükemmellikler.
    Mehasin: İyilikler, güzellikler, iyi ahlaklar.
    Hayretkârane: Hayret edercesine.

    Sonra, esma-i kudsiye-i İlahiyenin nukuşlarından ibaret olan bedi' san'atları, birbirinin nazar-ı ibretlerine gösterip dellâllık ve ilâncılıktır.
    Esma-i kudsiye-i İlahiye: Allah'ın(cc) mukaddes isimleri.
    Nukuş: Nakışlar.
    Bedi': Hayret verici güzellikte, eşsiz ve benzeresiz.
    Nazar-ı ibret: İbretli bakış, ders alıcı bakış.

    Sonra, herbiri birer gizli hazine-i maneviye hükmünde olan esma-i Rabbaniyenin cevherlerini idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymet-şinaslığı ile takdirkârane kıymet vermektir.
    Esma-i Rabbaniye: Herşeyin sahibi ve terbiye edicisi olan Allah'ın(cc) isimleri.
    Kıymet-şinas: Kıymet bilir, değer bilir.
    Takdirkârane: Takdir edercesine, takdir eder şekilde.

    Sonra kalem-i kudretin mektubatı hükmünde olan mevcudat sahifelerini, arz ve sema yapraklarını mütalaa edip hayretkârane tefekkürdür.
    Kalem-i kudret: Allah'ın(cc) yaratıcı ve yapıcı gücü.
    Mektubat: Mektuplar.
    Mevcudat: Varlıklar.
    Sahife: Sayfa.
    Mütalaa: Okumak, incelemek, tedkik etme, okuyup inceleme.
    Hayretkârane: Hayret edercesine.
    Tefekkür: Düşünmek, düşünceyi hareketlendirmek, düşünceyi çalıştırmak.

    Sonra, şu mevcudattaki zînetleri ve latif san'atları istihsankârane temaşa etmekle onların Fâtır-ı Zülcemal'inin marifetine muhabbet etmek ve onların Sâni'-i Zülkemal'inin huzuruna çıkmağa ve iltifatına mazhar olmaya bir iştiyaktır.
    Zînet: Süs, güzellik.
    İstihsankârane: Beğenircesine, güzel bulurcasına.
    Temaşa: Seyretmek, hoşlanarak bakmak.
    Fâtır-ı Zülcemal: Sonsuz güzellik sahibi ve her şeyi benzersiz yaratan Allah(cc).
    Marifet: Bilme, tanıma.
    Muhabbet: Sevgi, sevme.
    Sâni'-i Zülkemal: Sonsuz mükemmellikler ve üstünlükler sahibi olan sanatkar yaratıcı.
    Mazhar: Sahip olma, ulaşma, kazanma, nail olma, erişme.
    İştiyak: Şiddetli arzu ve istek.


    İkinci Vecih, huzur ve hitab makamıdır ki;

    eserden müessire geçer, görür ki: Bir Sâni'-i Zülcelal, kendi san'atının mu'cizeleri ile kendini tanıttırmak ve bildirmek ister. O da iman ile marifet ile mukabele eder.
    Müessir: Tesir eden, etkileyen.
    Sâni'-i Zülcelal: Sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi sanatkar yaratıcı.
    Mukabele: Karşılama, karşılık verme.

    Sonra görür ki: Bir Rabb-ı Rahîm, rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek ister. O da ona hasr-ı muhabbetle, tahsis-i taabbüdle kendini ona sevdirir.
    Rabb-ı Rahîm: Çok merhametli ve şefkatli olan Rab(sahip ve terbiyeci).
    Hasr-ı muhabbet: Bütün sevgiyi bir noktaya toplama.
    Tahsis-i taabbüd: Yanlız O'na kulluk yapmak.

    Sonra görüyor ki: Bir Mün'im-i Kerim, maddî ve manevî nimetlerin lezizleriyle onu perverde ediyor. O da ona mukabil; fiiliyle, haliyle, kaliyle, hattâ elinden gelse bütün hâsseleri ile, cihazatı ile şükür ve hamd ü sena eder.
    Mün'im-i Kerim: İkram sahibi nimetlendirici, iyilik ve bağışı çok olan nimet verici.
    Perverde: Beslenmiş, yetiştirilmiş, terbiye edilmiş.
    Mukabil: Karşılık.
    Hâsse: Duygu organı.
    Cihazat: Cihazlar, kendilerine ihtiyaç duyulan maddî manevî âletler, lüzumlu aletler, azalar, organlar.
    Hamd ü sena: Şükretme ve övme.

    Sonra görüyor ki: Bir Celil-i Cemil, şu mevcudatın âyinelerinde kibriya ve kemalini ve celal ve cemalini izhar edip nazar-ı dikkati celbediyor. O da ona mukabil: "Allahü Ekber, Sübhanallah" deyip, mahviyet içinde hayret ve muhabbet ile secde eder.
    Celil-i Cemil: Sonsuz büyüklük ve güzellik sahibi olan Allah.
    Mevcudat: Varlıklar.
    Âyine: Ayna.
    Kibriya: Azamet, büyüklük, ululuk, celâl. *Cenâb-ı Allah'ın azameti ve kudreti, her cihetle büyüklüğü.
    Kemal: Kusursuz, tam ve eksiksiz olma; mükemmellik.
    Celal: Büyüklük, ululuk, haşmet.
    Cemal: Güzellik.
    Nazar-ı dikkat: Dikkatli bakma, dikkatli bakış.
    Allahü Ekber: Allah en büyük ve en yücedir.
    Sübhanallah: Allah'ı(CC) her türlü eksiklikten, ayıp ve kusurlardan, her çeşit noksan sıfatlardan tenzih eder, bütün mükemmel sıfatlarla muttasıf oduğunu kabul ederim manasına gelen zikir ve tesbih sözü.
    Mahviyet: Alçak gönüllülük.

    Sonra görüyor ki: Bir Ganiyy-i Mutlak, bir sehavet-i mutlak içinde nihayetsiz servetini, hazinelerini gösteriyor. O da ona mukabil, ta'zim ve sena içinde kemal-i iftikar ile sual eder ve ister.
    Ganiyy-i Mutlak: Sonsuz ve sınırsız zenginlik sahibi ve hiç bir şeye ihtiyacı olmayan Allah(cc).
    Sehavet-i mutlak: Sınırsız cömertlik.
    Nihayetsiz: Sonsuz.
    Ta'zim: Hürmet.
    Sena: Medhetme, övme, övgü.
    Kemal-i iftikar : Son derece yoksulluk.

    Sonra görüyor ki: O Fâtır-ı Zülcelal, yeryüzünü bir sergi hükmünde yapmış. Bütün antika san'atlarını orada teşhir ediyor. O da ona mukabil: "Mâşâallah" diyerek takdir ile, "Bârekâllah" diyerek tahsin ile, "Sübhanallah" diyerek hayret ile, "Allahü Ekber" diyerek istihsan ile mukabele eder.
    Fâtır-ı Zülcelal: Sonsuz yüce ve büyük yaratıcı.
    Mukabil: Karşılık.
    Mâşâallah: Allah'ın(cc) istediği gibi, Allah'ın istediği olur. *Allah nazardan saklasın, ne güzel, Allah korusun. *Hayret ve memnunluk anlatır.
    İstihsan: Beğenme, güzel bulma.
    Mukabele: Karşılık verme.

    Sonra görüyor ki: Bir Vâhid-i Ehad, şu kâinat sarayında taklid edilmez sikkeleriyle, ona mahsus hâtemleriyle, ona münhasır turralarıyla, ona has fermanlarıyla bütün mevcudata damga-i vahdet koyuyor ve tevhidin âyâtını nakşediyor. Ve âfâk-ı âlemin aktarında vahdaniyetin bayrağını dikiyor ve rububiyetini ilân ediyor. O da ona mukabil; tasdik ile, iman ile, tevhid ile, iz'an ile, şehadet ile, ubudiyet ile mukabele eder.
    Vâhid-i Ehad: Bir olan ve birliği herbir şeyde tecelli eden Allah(cc).
    Sikke: Ait olduğu yeri belirten ve gösteren damga, işaret. *Mühür.
    Hâtem: Mühür.
    Damga-i vahdet: Birlik damgası, Cenab-ı Hakk'ın birliğini gösteren delil, Allah'ın birliğinin mührü, izi.
    Âfâk-ı âlem: Dünyanın uzak çevreleri.
    Vahdaniyet: Birlik, Allah'ın(cc) birliği.
    Rububiyet: Rububiyet: Allah'ın(cc) terbiyecilik sıfatı.
    Ubudiyet: Kul olduğunu bilip Allah'a itaat ve ibadet etme.

    İşte bu çeşit ibadat ve tefekküratla hakikî insan olur, ahsen-i takvimde olduğunu gösterir. İmanın yümnüyle emanete lâyık, emin bir halife-i arz olur.
    İbadat: İbadetler.
    Tefekkürat: Tefekkürler, düşünmeler.
    Tefekkür: Düşünmek, düşünceyi hareketlendirmek, düşünceyi çalıştırmak.
    Ahsen-i takvim: En güzel biçimde yaratılış.
    Yümn: Kuvvet, uğur, bereket.
    Emin: Güvenilen.
    Halife-i arz: Allah'ın(cc) emir ve kanunlarını dünyada uygulama görevlisi.




    Said Nursi


  2. #2
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Şu küçücük insan bedeni içinde bütün kâinatın fihristesini, bütün hazain-i rahmetin anahtarlarını, bütün esmalarının âyinelerini dercetmek; nihayet derecede bir hüsn-ü san'at içinde bir hikmeti gösterir. Sözler
    *SAHRA* bunu beğendi.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. "Ene" ve "Zerre"den İbaret Bir "Elif" Bir "Nokta"dır.
    By Ene-Zerre in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 29
    Son Mesaj: 21.04.17, 20:29
  2. Hayatıyla bir "Elif" yazar, "Vav" vuslatıyla yürür, yüreği "Hu" okur..
    By gamze-i_dilruzum in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 21.04.17, 20:28
  3. Ahsen-i takvim sırrı
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 07.01.16, 05:55
  4. "ahsen-i takvim" sırrı anlaşılsın
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 24.08.15, 12:18
  5. Ahsen-i Takvim'de Olmak İçin!
    By nâme-i nur in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 32
    Son Mesaj: 26.03.08, 09:52

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0