+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5
Like Tree5Beğeni
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN
  • 1 tarafından CEVELAN

Konu: hâkim-i mutlak olacak yalnız hakikat-ı İslâmiyettir

  1. #1
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart hâkim-i mutlak olacak yalnız hakikat-ı İslâmiyettir

    Muhakemat

    Şu fakir, garib Nursî ki, Bid'atü'z-zaman lakabıyla müsemma olmaya lâyık iken haberi olmadan Bedîüzzaman ile meşhur olan bîçare; tedenni-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad u figan ederek, ah!. ah!.. ah!.. vâ esefâ der ki: İslâmiyetin mağz ve lübbünü terkederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve sû'-i fehm ve sû'-i edeb ile İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti îfa edemedik. Tâ o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

    Bid'atü'z-zaman: Zamanın bid'ası. Zamanın acib ve garibi.
    Müsemma: İsimlendirilen, adlandırılan, isimlenen.
    Tedenni-i millet: Milletin alçalışı, milletin gerilemesi.
    Feryad u figan: Bağırıp çağırma ve ağlayıp sızlama.
    Vâ esefâ: Vah, esefler olsun! Eyvah, çok yazık.
    Mağz: Öz, iç.
    Kışr: Kabuk, dış taraf.
    Vakf-ı nazar: Dikkati vermek, düşünceyi vermek ve bağlamak.
    Sû'-i fehm: Anlayış kötülüğü, kötü anlayış, yanlış anlama.
    Sû'-i edeb: Edepsizlik, terbiyesizlik, saygısızlık.
    Îfa: Yapma, yerine getirme.
    Hayalât: Hayaller, hülyalar.

    Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyatı usûlüne ve hikâyatı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada te'dib için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak yine onun merhametidir.
    İsrailiyat: İsrail oğullarından (yahudilikten) kalma asılsız ve uydurma bilgiler ve hikayeler.
    Hikâyat: Hikayeler.
    Akaid: İtikada ait hükümler, iman esasları.
    Mecazat: Mecazlar.
    Hakaik: Hakikatlar, gerçekler ve doğrular.
    Te'dib: Edeblendirme, terbiye etme, terbiye verme.
    Sefalet: Fakirlik, yoksulluk, perişanlık, düşkünlük.

    Öyle ise, ey ihvan-ı müslimîn!.. Geliniz, ona tarziye vereceğiz. El birliğiyle dest-i sadakatı uzatacağız, biat edeceğiz. Onun habl-ül metinine sarılacağız.
    İhvan-ı müslimîn: Müslüman kardeşler.
    Tarziye: Pişmanlık duyduğunu anlatarak özür dileme.
    Habl-ül metin: Sağlam ip. *Mc: İslamiyet . Kur'an-ı Kerim.

    Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren ve yüzer senelerden beri sevk-ül ceyş ile kuvvet bulan hayalât ve evhamın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki: Hak neşv ü nema bulacaktır, eğer çendan toprakta gizlense... Ve tarafdar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır, eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar...
    Bilâ-perva: Korkmadan, çekinmeden.
    Efkâr: Fikirler, düşünceler.
    Mübareze: Çekişme, kavga, çarpışma, çatışma.
    Şecaat: Cesaret, cesurluk, yiğitlik, kahramanlık.
    Sevk-ül ceyş: Asker sevki.
    İtikad: İnanmak, inanç.
    Yakîn: Şüphesiz, sağlam ve kesin bilgi.
    Neşv ü nema: Büyüme ve gelişme.
    Çendan: Gerçi, her ne kadar.
    Mültezim: İltizam eden, üstlenen.

    Hem de itikadımdır ki: İstikbale hüküm sürecek ve her kıt'asında hâkim-i mutlak olacak yalnız hakikat-ı İslâmiyettir. Evet saadet-saray-ı istikbalde taht-nişin hakaik ve maarif yalnız İslâmiyet olacaktır. Onu fethedecek yalnız odur; emareler görünüyorlar... Zira mazi kıt'asında, vahşetâbâd sahralarında hayme-nişin taassub ve taklid; veyahut cehlistan ülkesinde menzil-nişin müzahrefat ve istibdad olanlara, Şeriat-ı Garra'nın galebe-i mutlak ve istila-i tâmmına sed ve mani olan sekiz emir, üç hakikat ile zîr ü zeber olmuşlardır ve oluyorlar. O maniler ise: Ecnebilerde taklid ve cehalet ve taassub ve kıssîslerin riyaseti. Ve bizdeki mani ise; istibdad-ı mütenevvi ve ahlâksızlık ve müşevveşiyet-i ahval ve ataleti intac eden ye'stir ki, şems-i İslâmiyetin küsufa yüz tutmasına sebeb olmuşlardır.
    Hâkim-i mutlak: Sonsuz hakimiyet ve güç sahibi.
    Hakikat-ı İslâmiyet: İslâm dininin temel gerçeği.
    Saadet-saray-ı istikbal: Geleceğin mutluluk sarayı.
    Taht-nişin: Tahta oturan.
    Maarif: İlim, bilgi, malumat.
    Emare: Belirti, ipucu.
    Vahşetâbâd: Issız, korku ve ürkeklik verici yer.
    Hayme-nişin: Çadırda oturan.
    Taassub: Tutucu olma, aşırı bağlılık.
    Cehlistan: Cehâlet âlemi. Cahilliğin olduğu yer.
    Menzil-nişin: Evde oturan.
    Müzahrefat: Pislikler, süprüntüler. *Sahtelikler, yalancılıklar.
    İstibdad: Zulüm ve baskı, kaksızlık ve zorbalık.
    Şeriat-ı Garra: Parlak ve nurlu şeriat, islâm dini.
    Galebe-i mutlak: Mutlak galibiyet, kayıtsız ve şartsız üstünlük.
    İstila-i tâmmına: Tam olarak istilasına.
    Zîr ü zeber: Alt üst, darmadağın.
    Cehalet: Cahillik, bilgisizlik.
    Kıssîs: Keşiş, papaz, Hıristiyan din adamı.
    Riyaset: Reislik, başkanlık.
    İstibdad-ı mütenevvi: Çeşit çeşit baskı ve zorbalık.
    Müşevveşiyet-i ahval: Hallerinin karışıklığı, durumlarının düzensizliği.
    Atalet: Tembellik, işsizlik, boş durma, hareketsizlik.
    İntaç: Netice verme, doğurma, meydana getirme.
    Ye's: Ümitsizlik.
    Şems-i İslâmiyet: İslâmiyet güneşi.
    Küsuf: Karanlık dönem, kararma.

    Sekizinci ve en birinci mani ve bela budur: Biz ile ecnebiler; bazı zevahir-i İslâmiyet ve bazı mesail-i fünun ortasında hayal-i bâtıl (!) ile tevehhüm eylediğimiz müsademet ve münakazattır. Âferin maarifin himmet-i feyyazanesine ve fünunun himmet-i merdanesine ki; meyl-i taharri-i hakikat ve muhabbet-i insaniyet ve meyl-i insaf olan hakaiki techiz ederek o manilere gönderip zîr ü zeber etmiş ve ediyor.
    Zevahir-i İslâmiyet: İslam dininin görünen ve göze çarpan kısımları.
    Mesail-i fünun: Fenlerin meseleleri, fenlerin konuları.
    Hayal-i bâtıl: Asılsız ve uydurma hayal.
    Müsademet: Çarpışmalar, vuruşmalar.
    Münakazat: Zıtlık, uymazlık, tutarsızlık.
    Fünun: Fenler, ilimler.
    Himmet-i merdane: Mertçe çalışma ve çaba.
    Meyl-i taharri-i hakikat: Gerçeği araştırma meyli.
    Muhabbet-i insaniyet: İnsanlık sevgisi.
    Meyl-i insaf: İnsaf meyli.
    Techiz: Cihazlandırma, donatmak.

    Evet en büyük sebeb ki: Bizi dünya rahatından ve ecnebileri âhiret saadetinden mahrum eden, şems-i İslâmiyet'i münkesif ettiren, sû'-i tefehhüm ile tevehhüm-ü müsademet ve muhalefettir. Feya lil'aceb!... Köle efendisine ve hizmetkâr reisine ve veled pederine nasıl düşman ve muarız olabilir? Halbuki İslâmiyet, fünunun seyyidi ve mürşidi ve ulûm-u hakikiyenin reis ve pederidir. Fakat vâ esefâ bu sû'-i tefehhüm ve şu tevehhüm-ü bâtıl, şimdiye kadar hükmünü icra ederek vesvesesiyle ye'si ilka edip bâb-ı medeniyet ve maarifi Ekrad ve emsallerine kapattırdı. Zira bazı zevahir-i diniyeyi, fünunun bazı mesailine muarız tahayyül ederek ürktüler. Ezcümle: Küreviyet-i arz ki, fünunun en birinci derecesi olan coğrafyanın en birinci basamağıdır. İleride gelecek altı mes'eleye münafî zannettiklerinden, bu bedihî mes'elede mükâbere etmekten çekinmediler.
    Münkesif: Tutulmuş, tutulan.
    Sû'-i tefehhüm: Kötü anlayış, yanlış anlayış.
    Tevehhüm-ü müsademet ve muhalefet: Çatışmaların ve zıtlığın bulunduğunu sanma.
    Feya lil'aceb: Acayip şey! Şaşılacak şey, hayret!.
    Muarız: Karşı çıkan, karşı gelen.
    Seyyid: Efendi.
    Mürşid: Doğru yolu gösteren.
    Ulûm-u hakikiye: Gerçek ilimler.
    Vâ esefâ: Vah, esefler olsun! Eyvah, çok yazık.
    Tevehhüm-ü bâtıl: Asılsız ve uydurma düşüncelere kapılma, gerçek dışı kuruntulara kapılma.
    Bâb-ı medeniyet: Medeniyet kapısı.
    Ekrad: Kürtler.
    Zevahir-i diniye: Dinle ilgili görünüşler, dine ait görünüşler.
    Mesailine: Meselelerine, konularına.
    Tahayyül: Hayale getirmek, hayalde canlandırmak.
    Küreviyet-i arz: Yerin (dünyanın) yuvarlaklığı.
    Münafî: Zıt, ters, aykırı.
    Bedihî: Açık, belli.
    Mükâbere: Tartışmada kurala aykırı olarak ağız kalabalığıyla karşısındakini alt etmeye çalışma. *Haksızlığını bildiği halde laf kalabalığıyla karşısındakini susturmaya çalışma.

    Ey benim şu kitabıma im'an-ı nazar ile nazar eden zât, malûmun olsun! Bu kitabla istediğim hizmet budur: İslâmiyette olan tarîk-ı müstakimi göstermekle ehl-i tefrit olan a'da-yı dinin teşkikatını red ve yüzlerine vurmakla beraber; tarîk-ı müstakimin öteki canibini ve sadîk-ı ahmak ünvanına lâyık olan ehl-i ifrat ve zahirperestlerin tevehhümlerini tard ve asılsızlığını göstermek ve asıl rehber-i hakikat ve âlem-i İslâmiyetin ikbal ve istikbaline yol açan ve sırat-ı müstakimde kemal-i ümid-i zafer ile çalışan muhakkikîn-i İslâm ve âkıl sıddıklara yardım etmek ve kuvvet vermektir.
    İm'an-ı nazar: Dikkatlice ve inceden inceye bakmak.
    Tarîk-ı müstakim: İstikametli yol, doğru yol.
    Ehl-i tefrit: Tefrit edenler.
    Teşkikat: Şüpheler, şüphelendirmeler, şüpheler atma.
    Canib: Yön, taraf.
    Sadîk-ı ahmak: Ahmak dost.
    Ehl-i ifrat: İfrat edenler, aşırı gidenler.
    Zahirperest: Dış görünüşe kıymet veren, dış görünüşe dikkat edip iç yüze aldırış etmeyen.
    Tard: Kovma.
    Rehber-i hakikat: Gerçeğin yol göstericisi.
    Âlem-i İslâmiyet: İslâmiyet âlemi.
    Kemal-i ümid-i zafer: Tam bir zafer ümidi.
    Muhakkikîn-i İslâm: İslâm dini araştırmacıları.

    Elhasıl:
    Maksadım: Ol elmas kılınca saykal vurmaktır.
    Elhasıl: Kısacası, özetle.
    Saykal: Cila, parlatıcı.

    Eğer sual edersen: Senin bu telaşın ve ulûm-u mütearife hükmüne geçen şeylere bürhan getirmeye ne lüzum vardır? Zira telahuk-u efkâr ve tecarübün keşfiyatıyla meydan-ı bedahete gelen mesaile bürhan getirmek, malûmu i'lam demektir?..
    Ulûm-u mütearife: Herkesçe bilinen ve tanınan ilimler.
    Bürhan: Kesin delil, ispat vasıtası.
    Telahuk-u efkâr: Fikirlerin eklenmesi, düşüncelerin birbirine katılması.
    Tecarüb: Tecrübeler.
    Keşfiyat: Keşifler, buluşlar.
    Meydan-ı bedahet: Görünme ve bilinme alanı, apaçıklık sahası.
    Mesail: Meseleler, konular.
    İ'lam: Bildirme, anlatma.

    Cevaben derim: Maatteessüf benim ile şu zamanın kıt'asında iştirak eden cümlesi; eğer çendan, sureten onüçüncü asrın evlâdıdırlar, fakat fikir ve terakki cihetiyle kurûn-u vustânın yadigârlarıdırlar. Güya muasırlarımız, üçüncü asrın nihayetinden onüçüncü asra kadar geçmiş olan asırların fihristesi veyahut enmuzeci veyahut melez bir kavimdirler. Hattâ bu zamanın çok bedihiyatı, onlarca mevhumat sayılır.
    Cevaben: Cevap olarak.
    Maatteessüf: Ne yazık ki, teessüfle beraber.
    İştirak: Katılma, ortak olma, ortaklık.
    Çendan: Gerçi, her ne kadar.
    Sureten: Şekil olarak, görünüşçe, suretçe.
    Terakki: İlerleme, yükselme, yükseliş.
    Cihetiyle: Yönüyle.
    Kurûn-u vustâ: Orta çağ, orta asırlar.
    Muasırlar: Aynı asırda yaşayan.
    Asır: Yüz yıl.
    Enmuzec: Nümune, misal, örnek.
    Bedihiyat: Açıklık, açık olma, belli olma.
    Mevhumat: Asılsız olanlar, gerçek dışı olanlar, hayal ürünleri.


    Said Nursi

    *SAHRA* bunu beğendi.

  2. #2
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır. Tarihçe-i Hayat
    *SAHRA* bunu beğendi.

  3. #3
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    Suud ve terakki, müslüman için ancak İslâmiyette ve imanlı olmaktadır. Kastamonu Lâhikası
    *SAHRA* bunu beğendi.

  4. #4
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart islamiyet diğer dinlerle kıyaslanamaz

    Bid'atçılar diyor ki: "Bu dinî taassup bizi geri bıraktı. Bu asırda yaşamak, tutuculuğu bırakmakla olur; Avrupa bıraktıktan sonra ilerledi."

    Çevap: Yanlışsınız, aldanmışsınız veya aldatıyorsunuz. Çünkü Avrupa dininde tutucudur. Hatta basit bir Bulgar'a, bir İngiliz askerine veya serseri bir Fransız'a "Sarık sar, sarmazsan hapse atılacaksın!" denilse taasupları gereği diyeceklerdir ki: "Değil hapse atmak, öldürseniz bile dinime ve milliyetime bu hakareti yapmayacağım!"

    Hem tarih şahittir ki, Müslümanlar ne zaman dinine tam sarılmışsa o devre nispeten ilerlemiş.Ne zaman dinin emirlerine uymaktaki ciddiyet ve sağlamlığı terk etmişse gerilemiş. Hıristiyanlıkta ise tam tersidir. Bu da mühim, temel bir farktan doğmuştur.

    Hem islamiyet diğer dinlerle kıyaslanamaz. Bir Müslüman İslamiyet'tan çıksa, dinini terk etse artık hiçbir peygamberi, belki Cenâb-ı Hakk'ı dahi kabul edemez, hatta hiçbir mukaddes şeyi tanımaz, kendisinde kemâl vasıflarına vesile olacak bir vicdan bulunmaz, bozulur. Onun için İslamiyet nazarında harbî kâfirin (Dar'ül harpte bulunan, arada anlaşma bulunmayan, gayrimüslim kimse.) hayat hakkı vardır. Dışarıda ise barış yapsa, içeride ise cizye (vergi) verse İslamiyet'çe hayatı korunur. Fakat dinden çıkmış kimsenin hayat hakkı yoktur.* Çünkü vicdanı çürüyüp bozulur, toplum hayatı için bir zehir hükmüne geçer. Halbuki Hıristiyan dinsiz olan bir kimse yine toplum hayatına faydalı vaziyette kalabilir. Bazı mukaddes değerleri kabul eder, bazı peygamberlere inanabilir ve Cenâb-ı Hakk'ı bir mânâda tasdik edebilir.

    Acaba bu bid'atçılar, daha doğrusu dinsizler, bu dinsizlikte hangi menfaati buluyorlar? Eğer idare ve asayişi düşünüyorlarsa , Allah'ı bilmeyen on dinsiz serserinin idaresi ve şerleri defetmek, bin dindarın idaresinden daha zordur. Eğer ilerlemeyi düşünüyorlarsa, öyle dinsizler hükümet idaresine zarar verdikleri gibi ilerlemeyede mânidir. Kalkınma ve ticaretin esası olan emniyet ve asayişi bozuyorlar. Doğrusu onlar, yolları itibari ile tahripçidir. Dünyada en büyük ahmak odur ki, böyle dinsiz serserilerden ilerleme ve hayat saadeti beklensin.

    Böyle ahmaklardan mühim bir mevkiyi işgal eden biri demiş ki: "Biz Allah Allah diye diye geri kaldık. Avrupa top tüfek diye diye ileri gitti." "Ahmağa verilecek cevap susmaktır." kaidesince, böylelerine karşı cevap sesizliktir. Fakat bazı ahmakların arkasında bedbaht, akıllı kimseler bulunduğundan deriz ki:

    Ey biçareler! Bu dünya bir misafirhanedir. Her gün otuz bin şahit, cenazeleriyle "El-mevtü hak" (Ölüm kesin bir gerçektir.) hükmünü imzalıyor ve o davaya şahitlik ediyor. Ölümü öldürebilir misiniz? Bu şahitleri yalanlayabilir misiniz? Madem yalanlayamıyorsunuz, ölüm "Allah Allah" dedirtir. Ölüm anında "Allah Allah" demek yerine hangi topunuz, hangi tüfeğiniz ebedi karanlığı, ölmekte olan kimsenin önünde ışıklandırır, onun mutlak ümitsizliğini mutlak ümide çevirebilir? Madem ölüm var, kabre girilecek; bu hayat gidiyor, bâki bir hayat geliyor. Bir defa top tüfek denilse bin defa "Allah Allah" demek gerekir. Hem Allah yolunda olsa tüfek de "Allah" der, top da "Allahu Ekber" diye bağırır, "Allah" diyerek iftar eder, imsak eder.

    Kaynak: Risale-i Nur Külliyatı'ından . Aslına sadık kalınarak kısmen sadeleştirilmiştir.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  5. #5
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    İslâmiyet, fünunun seyyidi ve mürşidi ve ulûm-u hakikiyenin reis ve pederidir. Muhâkemat
    *SAHRA* bunu beğendi.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. hâkim-i mutlak olacak yalnız hakikat-ı İslâmiyettir
    By fanidünya... in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 26.08.15, 21:21
  2. yalnız ve yalnız imana hizmet hususu bana gösterildi
    By fanidünya... in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 22.08.15, 21:35
  3. Yalnız Gezen, Yalnız Ölen, Yalnız Haşr Olacak Sahabi...Ebu Zerr
    By Hanedan19 in forum Sahabeler ve Sünnet-i Seniyye
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29.08.08, 09:57
  4. Şevk-i Mutlak ve Şükr-ü Mutlak
    By elff in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 30.06.08, 20:04
  5. Hakim-i Mutlak & Mahkum-u Mutlak
    By gulsah in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 27.10.07, 03:12

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0