MÂLİKÜ'L-MÜLK

“Bütün mülk âleminin yegâne sahibi.”

“Mülkünde dilediği gibi tasarruf edebilen.”

“De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini zelil edersin; ‘hayır’ senin elindedir. Gerçekten sen, her şeye kâdirsin.” (Âl-i İmrân Sûresi, 3/26)


Bu âlemde hiç kimse hiçbir mülkün gerçek sahibi değildir. Ne güneş, gezegenlerine mâliktir, ne de ağaçlar meyvelerine.
Yunus Emre:

"Mal sahibi mülk sahibi. / Hani bunun ilk sahibi?"

diyerek, insanların bu mülkâleminde sırayla nöbetçilik ettiklerini ve kendilerine emanet verilen mülkü geride bırakarak, bu dünya memleketinden göçtüklerini çok güzel ifade eder.

Allah, insanoğluna şuur ve akıl ihsan etmekle, bu mülkâleminden süzülmüş müstesna bir misafir, hassas bir meyve olduğunu ona idrak ettirmiştir.

Bütün âlemlerde dilediği gibi tasarruf eden Allah, insanda da elbette dilediği gibi tasarruf edecektir. Nitekim ediyor ve onu kendi iradesi dışında nutfe, alâka,.. menzillerinden geçirdiği gibi, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık menzillerinden de geçirerek kabir âlemine gönderiyor.

İnsan şöyle düşünmeli:
Kâinatı tabakalara ve sistemlere ayıran kim ise, bedenimi organlara taksim eden de yine odur. Ben, misafir olduğum bu âlemde hiçbir şeye müdahele edemediğim gibi, bana emanet verilen bu beden mülkünü de kendi keyfimce kullanamam. Her ne kadar bana cüz’î irade verilmişse de, bu bir imtihan içindir. Benim vazifem o iradeyi, bütün mülk âleminin yegâneMâliki ve sahibi olan Allah’ın rızasına uygun olarak kullanmaktır. Aksi halde, ahirette bunun hesabını çok ağır ve acı bir şekilde veririm.

Ömrünü bu şuurla geçiren bir kulunu, O Mâlikü’l-Mülk, Cennet memleketine koyacak ve orada ebedî saadete mazhar kılacaktır.

Sorularla İslamiyet