+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Tevekkül Hakında

  1. #1
    Pürheves gerceklervebiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    273

    Standart Tevekkül Hakında

    İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hadiselerin baskısından kurtulabilir. "Tevekkeltü alallah" der, hayat gemisinde, hadiselerin dağlar gibi yükselen dalgaları içinde tam emniyetle yolculuk yapar. Bütün ağırlıklarını Kadir-i Mutlak'ın kudret eline emanet ederek dünyadan rahatça geçer, berzahta istirahat eder. Sonra da ebedî saadet dairesine girmek için cennete uçabilir. Fakat tevekkül etmezse dünyanın ağırlıkları uçmasına izin vermez, aksine, onu aşağıların en aşağısı olan seviyeye çeker. Demek, iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül de iki cihan saadetini gerektirir.

    Fakat yanlış anlama! Tevekkül, sebepleri tamamen reddetmek değildir. Aksine, onları kudret elinin perdesi bilip sebeplere uymak, bunu da bir tür fiilî dua kabul ederek neticeyi yalnız Cenâb-ı Hak'tan istemek, O'ndan bilmek ve O'na minnettar olmaktan ibarettir.

    Tevekkül eden ve etmeyen insanın halleri şu hikâyedekine benzer:

    Vaktiyle iki adam, hem bellerine hem başlarına ağır yükler yüklenip bilet alarak büyük bir gemiye binmişler. Onlardan biri biner binmez yükünü yere bırakmış, üstüne oturup ona bekçilik etmeye başlamış. Diğeri hem ahmak hem gururlu olduğundan yükünü yere bırakmamış.

    Ona, "Ağır yükünü yere bırak, rahat et." dendiğinde, "Yok, bırakmayacağım, belki ziyan olur. Ben kuvvetliyim, malımı belimde ve başımda taşıyacağım." demiş.

    O adama yine denilmiş ki: "Sultan'ın bizi ve seni taşıyan şu emniyetli gemisi daha kuvvetlidir, malını daha iyi korur. Belki başın döner, yükünle denize düşersin. Hem gittikçe kuvvettin tükenir. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın iyice ağırlaşan o yüklere güç yetiremeyecek. Kaptan da seni bu halde görse ya divane deyip kovacak ya da 'Bu adam haindir, gemimizi itham ediyor, bizimle alay ediyor. Hapsedilsin!' diye emir verecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünkü dikkatlice bakanların nazarında zayıflığı gösteren kibrinle, acizliği gösteren gururunla, riyayı ve alçaklığı gösteren suniliğinle kendini halka maskara yaptın. Herkes sana gülüyor." Bu sözlerden sonra o biçarenin aklı başına gelmiş. Yükünü yere koyup üstüne oturmuş, "Oh, Allah senden razı olsun! Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum." demiş.

    İşte ey tevekkül etmeyen insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et ki, bütün kâinata dilenci olmaktan, her hadise karşısında titremekten, kendini beğenmişlikten, maskaralıktan, ahirette azaptan ve dünyadaki sıkıntıların hapsinden kurtulasın...

    Kaynak: Risale-i Nur Külliyatı'ından . Aslına sadık kalınarak kısmen sadeleştirilmiştir

    ----------------

    Tevekkeltü alallah: Allah’a(cc) tevekkül ettim, Allah’a güvendim ve sığındım. (Hûd sûresi, 11/56)
    Tevekkül: Allah’a(cc) güvenmek, Allah’a dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah’a bırakma.

  2. #2
    Pürheves gerceklervebiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    273

    Standart

    İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir. "Tevekkeltü alallah" der, sefine-i hayatta kemal-i emniyetle hâdisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak'ın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennet'e uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i safilîne çeker. Demek iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder. Fakat yanlış anlama. Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs ise, bir nevi dua-i fiilî telakki ederek; müsebbebatı yalnız Cenab-ı Hak'tan istemek ve neticeleri ondan bilmek ve ona minnetdar olmaktan ibarettir.
    Hâdisat: Hadiseler, olaylar.
    Tevekkeltü alallah: Allah’a(cc) tevekkül ettim, Allah’a(cc) güvendim ve sığındım.
    Sefine-i hayat: Hayat gemisi.
    Kemal-i emniyet: Tam bir emniyet, tam ve mükemmel bir güven.
    Dağlarvari: Dağlar gibi.
    Seyran: Gezme, gezinme.
    Kadîr-i Mutlak: Sınırsız ve sonsuz kudret sahibi Allah(cc).
    Yed-i kudret: Kudret eli, güç ve kuvvet eli.
    Berzah: Ölenlerin ruhlarının kıyamete kadar kaldıkları alem.
    İstirahat: Rahatlamak, dinlenme.
    Saadet-i ebediye: Ebedi saadet, bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    Tevekkül: Allah’a(cc) güvenmek, Allah’a(cc) dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah’a(cc) bırakma.
    Esfel-i safilîn: Alçakların en alçağı, aşağıların en aşağısı.
    Tevhid: Birleme, birlik, bir tek Allah’tan(cc) başka ilah olmadığına inanmak.
    Saadet-i dareyn: İki dünya saadeti, dünya ve ahiret mutluluğu.
    İktiza: Gerekme, lazım gelme.
    Esbab: Sebepler.
    Dest-i kudret: Allah’ın(cc) sonsuz güç ve kuvveti.
    Riayet: Uyma, hürmet etme, saygı gösterme.
    Teşebbüs: Girişimde bulunma, girişim, başvurma, girişme.
    Nevi: Çeşit, tür.
    Dua-i fiilî: Fiili dua, Yani: istenilen şeyin sebeplerini yerine getirmeye çalışmak.
    Telakki: Kabul etmek, karşılamak. Kişisel anlayış ve görüş.
    Müsebbebat: Neticeler, sebeplerin sonuçları.
    Minnetdar: İyiliklere karşı şükür hissi içinde olmak.
    İbaret: Meydana gelmiş.


    Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri, şu hikâyeye benzer:
    Vaktiyle iki adam hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye bir bilet alıp girdiler. Birisi girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup nezaret eder. Diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." O dedi: "Yok, ben bırakmayacağım. Belki zayi' olur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhafaza edeceğim." Yine ona denildi: "Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyade iyi muhafaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse, ya divanedir diye seni tardedecek. Ya haindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihza ediyor, hapis edilsin, diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünki ehl-i dikkat nazarında, za'fı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyayı ve zilleti gösteren tasannuun ile kendini halka mudhike yaptın. Herkes sana gülüyor." denildikten sonra o bîçarenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. "Oh!.. Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum." dedi.

    Tevekkül: Allah’a(cc) güvenmek, Allah’a(cc) dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah’a(cc) bırakma.
    Misaller: Örnekler.
    Sefine: Gemi.
    Nezaret: Bakma, gözetme, kontrol.
    Ahmak: Pek akılsız, sersem, anlayışsız.
    Mağrur: Gururlu, kibirli, kendini beğenen, kendine güvenen.
    Zayi': Kayıp, ziyan.
    Muhafaza: Koruma.
    Sefine-i sultaniye: Padişahın gemisi.
    Ziyade: Fazla, çok.
    Tâkat: Güç, kuvvet.
    Divane: Deli.
    Tard: Kovma.
    İttiham: Suçlama.
    İstihza: Alay etme, gülünç duruma düşürme.
    Ehl-i dikkat: Dikkat ehli, dikkatliler, inceleyenler.
    Za'fı: Zayıflığı.
    Tekebbür: Kibirlenmek, büyüklenmek, kendini büyük görmek.
    Acz: Güçsüzlük, kuvvetsizlik.
    Riya: Gösteriş, iki yüzlülük.
    Zillet: Aşağılık, alçaklık.
    Tasannu: Sun’i hareket, yapmacık hareket.
    Mudhike: Gülünç şey, gülünecek şey, maskara.
    Bîçare: Çaresiz.


    İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfüruşluktan ve maskaralıktan ve şekavet-i uhreviyeden ve tazyikat-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın.
    Tevekkül: Allah’a(cc) güvenmek, Allah’a(cc) dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah’a(cc) bırakma.
    Hâdise: Olay.
    Hodfüruş: Kendini beğendirmeye çalışan, öğünen.
    Şekavet-i uhreviye: Ahiretle ilgili her türlü bela, kötülük ve sıkıntılara düşmek.
    Tazyikat-ı dünyeviye: Dünyanın baskıları ve sıkıntıları.

    Said Nursi


  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İslam'da tevekkülün sınırları nelerdir?

    Tevekkül
    kelimesi, vekil tutmak demektir. Vekil tutacak kişi kendinden daha kuvvetli, daha şefkatli, ilim irfanda daha üstün bir zata itimat edip onu vekil tutmak ister.

    Müslüman Allah’ın kudretinin üstünde bir kudret, ilminin üstünde bir ilim, merhamet ve şefkatinin fevkinde bir şefkat ve merhamet bulunmadığına itikat eder. Diğer mahlukların da kendisi gibi aciz, fakir, kusurlu ve nakıs olduğunu idrak ile Allah’a itimat ve tevekkül eder; Ona teslim olur.

    Allah’a tevekkül eden bir Müslüman düşünür ki; “Bana gelecek bütün hayırları ancak O ihsan edebilir ve her türlü şer ve zararları ancak O def edebilir.”

    Bir Müslüman, çalışmadan kazanılamayacağını bilerek, dünya işleri için gerekli bütün tedbirleri aldığı gibi, ibadet etmeden ve Allah’ın emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınmadan da cennete gidilemeyeceğini bilerek, kulluk vazifesini yerine getirir ve sonunda Allah’a tevekkül eder.

    Tevekkül, sebeplere teşebbüs ettikten ve gerekli bütün tedbirleri aldıktan sonra, Cenab-ı Hakk’ın verdiği neticeye razı olmaktır. Böyle bir insan huzurlu yaşar, maişet noktasında endişeye kapılarak ruhuna elem çektirmez, Peygamberimiz (asv)'in şu hadis-i şerifi ona büyük bir ümit kaynağı olur:

    “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül ederseniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırır.”

    Tevekkül hiçbir zaman çalışmayı, sebeplere teşebbüs etmeyi men etmez. Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

    “Doğrusu, insan için kendi çalışmasından (gayretinin neticesinden) başka bir şey yoktur.”(Necm, 53/39) .

    Bir adam Peygamberimize (a.s.m.) gelerek,
    “Ben devemi salı vererek mi tevekkül edeyim, yoksa bağlayarak mı?” demiştir.
    Efendimiz ise,
    “Deveni bağla sonra tevekkül et.” (Tirmizi, Kıyamet, 60) buyurmuş, böylece tevekkülün ölçüsünü en güzel şekilde ortaya koymuştur.


    Sorularla İslamiyet


  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Bir işte, ihlas olmadan tevekkül etmek söz konusu olabilir mi? Varsa aralarındaki ilişkileri ayrıntılı olarak açıklar mısınız?

    İhlas,
    genel bir kavram olarak,insanın dışarıda sergilediği tavrın görüntüsü ile içinde taşıdığı niyetin/amacın örtüşmesidir. Dinî bir kavram olarak da, yapılan işin sırf Allah rızası için yapılmasıdır. Bu manasıyla ihlas, imandaki samimiyetin ölçüsüdür. İman ne kadar kuvvetli olursa, ihlas da o nispette kuvvetli olur.

    Tevekkül ise, genel bir kavram olarak, bir kimseye veya bir şeye güvenmek, ona dayanmak, onu sağlam bir vekil olarak kabul etmek anlamına gelir. Dinî bir ıstılah olarak da; Allah’ın Hakîm isminin bir tezahürü olan sebepler dairesinde, kendisine terettüp eden görevlerini yerine getirdikten sonra, söz konusu işte başarılı olacağını, her şeye kadir ve sonsuz rahmet sahibi olan Allah’tan ümit etmektir. Kışta baharı yarattığı gibi, en sıkıntılı durumlar da bile bir çıkış yolunu gösterebileceğine inanmak, ümidini ona bağlamak, ona güvenmektir.

    Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki,ihlas ile tevekkül iman ortak paydasında birleşirler. Tevekkül ile ihlas iman güneşinin birer ışığıdır, birer nurudur. İmanın olmadığı yerde ihlas, ihlasın olmadığı yerde de tevekkül olamaz.
    Bütün kâinat kabza-i tasarrufunda olan, sonsuz kudret ve merhamet sahibi Allah’a iman eden bir kimsenin, Ona karşı samimi, ihlaslı olması kadar tabii bir şey olamaz.

    Denilebilir ki, ilim insanı iman etmeye yönlendirir; iman marifetullaha, marifetullah ihlaslı olmaya götürür. İhlas ise teslim ve tevekküle sevk eden bir iksir-i nuranidir.


    Sorularla İslamiyet


  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Madem bizi çalıştıran Hâlıkımız Rahîm ve Hakîm'dir; başa gelen herşeyi rıza ile, sevinç ile, rahmetine, hikmetine itimad ile karşılamalıyız. Şuâlar

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Allah'a tevekkül edene Allah kâfidir. Allah, kâmil-i mutlak olduğundan lizâtihî mahbubdur. Allah mûcid, vâcib-ül vücud olduğundan kurbiyetinde vücud nurları, bu'diyetinde adem zulmetleri vardır. Allah melce ve mencedir. Kâinattan küsmüş, dünya zînetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce ve mence odur. Allah bâkidir, âlemin bekası ancak onun bekasıyladır. Allah mâliktir, sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor. Allah ganiyy-i mugnidir, her şeyin anahtarı ondadır. Bir insan Allah'a hâlis bir abd olursa, Allah'ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur.

    Mesnevi-i Nuriye




    Tevekkül: Allah'a (cc) güvenmek, Allah'a (cc) dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah'a (cc) bırakma.
    Kâmil-i mutlak: Sınırsız ve sonsuz üstünlük ve kusursuzluk sahibi.
    Lizâtihî: Bizzat, kendisi için, onun kendisi için.
    Mahbub: Muhabbet edilen, sevilen, segili.
    Vâcib-ül Vücud: Varlığı zorunlu olup olmaması imkansız olan Allah (cc).
    Kurbiyet: Yakınlık.
    Bu'diyet: Uzaklık.
    Zulmet: Karanlık. *Sıkıntı.
    Melce: Sığınılacak yer, sığınak, kurtulacak yer.
    Mence: Kurtuluş yer.
    Zînet: Süs, güzellik.
    Bâki: Ebedî, sonsuz, ölümsüz olan.
    Beka: Sonsuzluk, devamlılık.
    Mâlik: Sahip. Mülk sahibi, mal sahibi.
    Ganiyy-i mugni: Bütün zenginliklerin gerçek vericisi ve sonsuz zenginlik sahibi olan Allah (cc).
    Abd: Kul.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Tevekkül Hakında
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 03.10.15, 22:38
  2. Tevekkül, Tevekkül Nedir, Allah’a Tevekkül Nasıl Edilir
    By muhsin iyi in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 30.04.13, 22:32
  3. Haşre dökülüş keyfiyeti hakında bilgi varmı
    By karatopirak1975 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03.02.12, 06:23
  4. Derse Katılım Hakında Bilgi
    By brkelit in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 10.09.09, 23:03
  5. Askeri Liseler Hakında Bilgi...
    By gaziantepcengiz in forum Eğitim
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 08.01.09, 18:26

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0