Hatıra gelmesin ki: Bu küçücük insanın ne ehemmiyeti var ki, bu azîm dünya onun muhasebe-i a'mali için kapansın, başka bir daire açılsın? Çünki bu küçücük insan, câmiiyet-i fıtrat itibariyle şu mevcudat içinde bir ustabaşı ve bir dellâl-ı saltanat-ı İlahiye ve bir ubudiyet-i külliyeye mazhar olduğundan büyük ehemmiyeti vardır.
Ehemmiyeti: Önemi.
Âzîm: Büyük, yüce.
Muhasebe-i a'mal: Yapılanların hesabı, işlenenlerin hesabının görülmesi.
Câmiiyet-i fıtrat: Yaradılışça herşeyle alâkalı ve pek çok özellikli ve çok şeye muhtaç olma.
Mevcudat: Varlıklar.
Ubudiyet-i külliye: Bütün varlıkların ibadetlerini içine alan çok geniş kapsamlı ibadet.
Dellâl-ı saltanat-ı İlahiye: İlahi saltanatın ilancısı.
Mazhar: Sahip olma, ulaşma, nail olma, kazanma, erişme.


Hem hatıra gelmesin ki: Kısacık bir ömürde nasıl ebedî bir azaba müstehak olur? Zira küfür; şu mektubat-ı Samedaniye derecesinde ve kıymetinde olan kâinatı manasız, gayesiz bir derekeye düşürdüğü için, bütün kâinata karşı bir tahkir olduğu gibi; bu mevcudatta cilveleri, nakışları görünen bütün esma-i kudsiye-i İlahiyeyi inkâr ile red ve Cenab-ı Hakk'ın hakkaniyet ve sıdkını gösteren gayr-ı mütenahî bütün delillerini tekzib olduğundan nihayetsiz bir cinayettir. Nihayetsiz cinayet ise, nihayetsiz azabı îcab eder...
Ebedî: Sonsuz.
Müstehak: Hak etmiş, layık olmuş.
Zira: Çünkü.
Mektubat-ı Samedaniye: Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarını anlatan, Allah'ın birliğini gösteren varlıklar.
Dereke: Aşağı mertebe.
Tahkir: Hor görmek, küçümsemek, küçük görmek.
Cilve: Belirti, eseriyle kendini belli etme.
Esma-i kudsiye-i İlahiye: Allah'ın kutsal, mukaddes ve muazzez isimleri.
Hakkaniyet: Hak ve adalete uygunluk; hakka riayet etme, doğruluk, insaflı hareket. *Haktan ve doğruluktan ayrılmama.
Sıdk: Doğruluk, doğru olma.
Gayr-ı mütenahî: Sonsuz, nihayet bulmaz, bitmez.
Tekzib: Yalanlamak.
Nihayetsiz: Sonsuz.
Îcab: Gerekli, gerekme, lazım.

Said Nursi