Nev'-i beşerin her taifesi birer nevi ibadet ile fıtrî gibi meşgul olması ve sair zîhayatın, belki cemadatın dahi fıtrî hizmetleri birer nevi ibadet hükmünde bulunması ve kâinatta maddî ve manevî bütün nimetlerin ve ihsanların herbiri, bir mabudiyet tarafından, hamd ve ibadeti yaptıran perestişe ve şükre birer vesile olmaları ve vahy ve ilhamlar gibi bütün tereşşuhat-ı gaybiye ve tezahürat-ı maneviyenin bir tek İlahın mabudiyetini ilân etmeleri; elbette ve bedahetle bir uluhiyet-i mutlakanın tahakkukunu ve hükümferma olduğunu isbat ederler.
Nev'-i beşer: İnsan türü, insanlar.
Taife: Topluluk, gurup, millet.
Nevi: Çeşit, tür.
Fıtrî: Yaratılışa uygun.
Zîhayat: Hayat sahibi, canlı.
Cemadat: Cansızlar.
Mabudiyet: Mabudluk, ibadet edilmeklik, kulluk edilen olma.
Hamd: Şükür, teşekkür, medih, övme.
Perestiş: Pek çok segi ve saygı besleme.
İlham: Allah (cc) tarafından kalbe gelen mana.
Tereşşuhat-ı gaybiye: Görünmeyen ve bilinmeyen tarafa ait sızıntılar.
Tezahürat-ı maneviye: Menevi bir tarafla bağlantılı olarak meydana çıkanlar.
İlah: Kendisine ibadet edilen Allah (cc).
Bedahet: Açıklık, apaçıklık, bellilik.
Uluhiyet-i mutlaka: Allah'ın (cc) kainattaki bütün varlıkları tam olarak emir ve idaresi altına alıp kendine kulluk ettirmesi, sınırsız ve sonsuz ilahlık.
Tahakkuk: Doğruluğu meydana çıkma, gerçekleşmek, ortaya çıkma.
Hükümferma: Hüküm süren, hükmeden.

Madem böyle bir uluhiyet hakikatı var, elbette iştiraki kabul edemez. Çünki uluhiyete yani mabudiyete karşı şükür ve ibadetle mukabele edenler, kâinat ağacının en nihayetlerinde bulunan zîşuur meyveleridir ve başkaların o zîşuurları memnun ve minnetdar edip yüzlerini kendilerine çevirmesi ve görünmediğinden çabuk unutturulabilen hakikî mabudlarını onlara unutturması, uluhiyetin mahiyetine ve kudsî maksadlarına öyle bir zıddiyettir ki, hiçbir cihetle müsaade etmez. Kur'an'ın çok tekrar ile ve şiddetle şirki red ve müşrikleri Cehennem ile tehdid etmesi, bu cihettendir.
İştirak: Katılma, ortak olma, ortaklık.
Mukabele: Karşılama, karşılık verme.
Zîşuur: Şuur sahibi, bilinçli, şuurlu.
Minnetdar: İyiliğin karşılığında memnunluk ve teşekkür etme duygusu içinde olma.
Mabud: İbadet edilen, kulluk yapılan (Allah (cc)).
Uluhiyet: İllahlık, Allah'ın (cc) kainattaki bütün varlıkları emir ve idaresi altına alıp kendine kulluk ettirmesi.
Mahiyet: Temel gerçek, asıl, esas.
Kudsî: Mukaddes, kutsal, kusursuz.
Zıddiyet: Zıtlık, terslik,
Şirk: Allah'a (cc) ortak koşma.
Müşrik: Allah'a ortak kabul eden.


Said Nursi