Tarikatlar hakikate giden yollardır. Onların en meşhuru, en yükseği ve en geniş cadde olduğu söylenen Nakşibendî tarikatının kahramanlarından ve imamlarından bazıları, o yolun esasını şöyle tarif etmişler:
ﺩَﺭْ ﻃَﺮِﻳﻖِ ﻧَﻘْﺸِﺒَﻨْﺪِﻯ ﻟﺎَﺯِﻡْ ﺁﻣَﺪْ ﭼَﺎﺭْ ﺗَﺮْﻙْ ﺗَﺮْﻙِ ﺩُﻧْﻴَﺎ ﺗَﺮْﻙِ ﻋُﻘْﺒَﻰ ﺗَﺮْﻙِ ﻫَﺴْﺘِﻰ ﺗَﺮْﻙِ ﺗَﺮْﻙْ
Yani," Nekşibendî yolunda dört şeyi bırakmak lâzım: Dünyayı terk etmek, nefis hesabına ahireti dahi asıl matsat yapmamak, kendi varlığını unutmak ve kibre, kendini beğenmişliğe girmemek için bu terkleri de düşünmemek." Demek, Cenâb-ı Hakk'ı hakiki mânada bilmek ve insan-ı kâmil mertebesine erişmek, masivâyı, yani Allah'tan başka her şeyi terk etmekle olur.

Cevap: İnsan eğer yalnız bir kalbden ibaret olsaydı, Allah'tan başka herşeyi terk etmesi, hatta O'nun isim ve sıfatlarını dahi bırakması, kalbini yalnız Cenâb-ı Hakk'ın zâtına bağlaması gerekirdi. Fakat insanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifeli latifesi ve duyguları vardır. İnsan-ı Kâmil odur ki, bütün bu latifeleri kendilerine has ayrı ayrı kulluk yollarında hakikate sevk etsin, sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir surette, kalbi bir kumandan, latifeleri ise onun askerleri olsun ve maksadına kahramanca yürüsün. Yoksa kalbin yalnız kendini kurtarmak için askerini bırakıp o yola tek başına girmesi iftihar vesilesi değil, belki çaresizliğin neticesidir.

Kaynak: Kısmen kelimelerin tercüme edildiği Sözler kitabından alınmıştır.