+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5
Like Tree3Beğeni
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...

Konu: Tevekkül Hakında

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart Tevekkül Hakında

    İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hadiselerin baskısından kurtulabilir. "Tevekkeltü alallah" der, hayat gemisinde, hadiselerin dağlar gibi yükselen dalgaları içinde tam emniyetle yolculuk yapar. Bütün ağırlıklarını Kadir-i Mutlak'ın kudret eline emanet ederek dünyadan rahatça geçer, berzahta istirahat eder. Sonra da ebedî saadet dairesine girmek için cennete uçabilir. Fakat tevekkül etmezse dünyanın ağırlıkları uçmasına izin vermez, aksine, onu aşağıların en aşağısı olan seviyeye çeker. Demek, iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül de iki cihan saadetini gerektirir.

    Fakat yanlış anlama! Tevekkül, sebepleri tamamen reddetmek değildir. Aksine, onları kudret elinin perdesi bilip sebeplere uymak, bunu da bir tür fiilî dua kabul ederek neticeyi yalnız Cenâb-ı Hak'tan istemek, O'ndan bilmek ve O'na minnettar olmaktan ibarettir.

    Tevekkül eden ve etmeyen insanın halleri şu hikâyedekine benzer:

    Vaktiyle iki adam, hem bellerine hem başlarına ağır yükler yüklenip bilet alarak büyük bir gemiye binmişler. Onlardan biri biner binmez yükünü yere bırakmış, üstüne oturup ona bekçilik etmeye başlamış. Diğeri hem ahmak hem gururlu olduğundan yükünü yere bırakmamış.

    Ona, "Ağır yükünü yere bırak, rahat et." dendiğinde, "Yok, bırakmayacağım, belki ziyan olur. Ben kuvvetliyim, malımı belimde ve başımda taşıyacağım." demiş.

    O adama yine denilmiş ki: "Sultan'ın bizi ve seni taşıyan şu emniyetli gemisi daha kuvvetlidir, malını daha iyi korur. Belki başın döner, yükünle denize düşersin. Hem gittikçe kuvvettin tükenir. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın iyice ağırlaşan o yüklere güç yetiremeyecek. Kaptan da seni bu halde görse ya divane deyip kovacak ya da 'Bu adam haindir, gemimizi itham ediyor, bizimle alay ediyor. Hapsedilsin!' diye emir verecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünkü dikkatlice bakanların nazarında zayıflığı gösteren kibrinle, acizliği gösteren gururunla, riyayı ve alçaklığı gösteren suniliğinle kendini halka maskara yaptın. Herkes sana gülüyor." Bu sözlerden sonra o biçarenin aklı başına gelmiş. Yükünü yere koyup üstüne oturmuş, "Oh, Allah senden razı olsun! Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum." demiş.

    İşte ey tevekkül etmeyen insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et ki, bütün kâinata dilenci olmaktan, her hadise karşısında titremekten, kendini beğenmişlikten, maskaralıktan, ahirette azaptan ve dünyadaki sıkıntıların hapsinden kurtulasın...

    Kaynak: Kısmen kelimelerin tercüme edildiği Sözler kitabından alınmıştır.

    ----------------

    Tevekkeltü alallah: Allah’a(cc) tevekkül ettim, Allah’a güvendim ve sığındım. (Hûd sûresi, 11/56)
    Tevekkül: Allah’a(cc) güvenmek, Allah’a dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah’a bırakma.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir. "Tevekkeltü alallah" der, sefine-i hayatta kemal-i emniyetle hâdisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak'ın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennet'e uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i safilîne çeker. Demek iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder. Fakat yanlış anlama. Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs ise, bir nevi dua-i fiilî telakki ederek; müsebbebatı yalnız Cenab-ı Hak'tan istemek ve neticeleri ondan bilmek ve ona minnetdar olmaktan ibarettir.
    Hâdisat: Hadiseler, olaylar.
    Tevekkeltü alallah: Allah’a(cc) tevekkül ettim, Allah’a(cc) güvendim ve sığındım.
    Sefine-i hayat: Hayat gemisi.
    Kemal-i emniyet: Tam bir emniyet, tam ve mükemmel bir güven.
    Dağlarvari: Dağlar gibi.
    Seyran: Gezme, gezinme.
    Kadîr-i Mutlak: Sınırsız ve sonsuz kudret sahibi Allah(cc).
    Yed-i kudret: Kudret eli, güç ve kuvvet eli.
    Berzah: Ölenlerin ruhlarının kıyamete kadar kaldıkları alem.
    İstirahat: Rahatlamak, dinlenme.
    Saadet-i ebediye: Ebedi saadet, bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    Tevekkül: Allah’a(cc) güvenmek, Allah’a(cc) dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah’a(cc) bırakma.
    Esfel-i safilîn: Alçakların en alçağı, aşağıların en aşağısı.
    Tevhid: Birleme, birlik, bir tek Allah’tan(cc) başka ilah olmadığına inanmak.
    Saadet-i dareyn: İki dünya saadeti, dünya ve ahiret mutluluğu.
    İktiza: Gerekme, lazım gelme.
    Esbab: Sebepler.
    Dest-i kudret: Allah’ın(cc) sonsuz güç ve kuvveti.
    Riayet: Uyma, hürmet etme, saygı gösterme.
    Teşebbüs: Girişimde bulunma, girişim, başvurma, girişme.
    Nevi: Çeşit, tür.
    Dua-i fiilî: Fiili dua, Yani: istenilen şeyin sebeplerini yerine getirmeye çalışmak.
    Telakki: Kabul etmek, karşılamak. Kişisel anlayış ve görüş.
    Müsebbebat: Neticeler, sebeplerin sonuçları.
    Minnetdar: İyiliklere karşı şükür hissi içinde olmak.
    İbaret: Meydana gelmiş.


    Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri, şu hikâyeye benzer:
    Vaktiyle iki adam hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye bir bilet alıp girdiler. Birisi girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup nezaret eder. Diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." O dedi: "Yok, ben bırakmayacağım. Belki zayi' olur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhafaza edeceğim." Yine ona denildi: "Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyade iyi muhafaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse, ya divanedir diye seni tardedecek. Ya haindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihza ediyor, hapis edilsin, diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünki ehl-i dikkat nazarında, za'fı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyayı ve zilleti gösteren tasannuun ile kendini halka mudhike yaptın. Herkes sana gülüyor." denildikten sonra o bîçarenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. "Oh!.. Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum." dedi.

    Tevekkül: Allah’a(cc) güvenmek, Allah’a(cc) dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah’a(cc) bırakma.
    Misaller: Örnekler.
    Sefine: Gemi.
    Nezaret: Bakma, gözetme, kontrol.
    Ahmak: Pek akılsız, sersem, anlayışsız.
    Mağrur: Gururlu, kibirli, kendini beğenen, kendine güvenen.
    Zayi': Kayıp, ziyan.
    Muhafaza: Koruma.
    Sefine-i sultaniye: Padişahın gemisi.
    Ziyade: Fazla, çok.
    Tâkat: Güç, kuvvet.
    Divane: Deli.
    Tard: Kovma.
    İttiham: Suçlama.
    İstihza: Alay etme, gülünç duruma düşürme.
    Ehl-i dikkat: Dikkat ehli, dikkatliler, inceleyenler.
    Za'fı: Zayıflığı.
    Tekebbür: Kibirlenmek, büyüklenmek, kendini büyük görmek.
    Acz: Güçsüzlük, kuvvetsizlik.
    Riya: Gösteriş, iki yüzlülük.
    Zillet: Aşağılık, alçaklık.
    Tasannu: Sun’i hareket, yapmacık hareket.
    Mudhike: Gülünç şey, gülünecek şey, maskara.
    Bîçare: Çaresiz.


    İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfüruşluktan ve maskaralıktan ve şekavet-i uhreviyeden ve tazyikat-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın.
    Tevekkül: Allah’a(cc) güvenmek, Allah’a(cc) dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah’a(cc) bırakma.
    Hâdise: Olay.
    Hodfüruş: Kendini beğendirmeye çalışan, öğünen.
    Şekavet-i uhreviye: Ahiretle ilgili her türlü bela, kötülük ve sıkıntılara düşmek.
    Tazyikat-ı dünyeviye: Dünyanın baskıları ve sıkıntıları.

    Said Nursi

    *SAHRA* bunu beğendi.

  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Furkân, 58. Ayet: Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah'a) tevekkül et. O'nu her türlü övgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak O yeter!

  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Âl-i İmrân, 122. Ayet: O zaman içinizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. İnananlar, yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart ...

    Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. Meselâ: Gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehacüm göstermeleri, lâkayd kaldıkça dağılmaları gibi; maddî musibetlere de büyük nazarıyla ehemmiyetle baktıkça büyür. Merak vasıtasıyla o musibet cesedden geçerek kalbde de kökleşir, bir manevî musibeti dahi netice verir; ona istinad eder, devam eder. Ne vakit o merakı, kazaya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi maddî musibet hafifleşe hafifleşe kökü kesilmiş ağaç gibi kurur gider. Bu hakikatı ifade için bir vakit böyle demiştim:

    Bırak ey bîçare feryadı, beladan kıl tevekkül.

    Zira feryad bela-ender, hata-ender beladır bil.

    Eğer bela vereni buldunsa, safa-ender, atâ-ender beladır bil.

    Eğer bulmazsan bütün dünya cefa-ender, fena-ender beladır bil.

    Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçük bir beladan, gel tevekkül kıl!

    Tevekkül ile bela yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.

    Nasılki mübarezede müdhiş bir hasma karşı gülmekle; adavet musalahaya, husumet şakaya döner, adavet küçülür mahvolur. Tevekkül ile musibete karşı çıkmak dahi öyledir.

    Said Nursi


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Tevekkül !..
    By Mesrure in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.05.14, 22:36
  2. Tevekkül, Tevekkül Nedir, Allah’a Tevekkül Nasıl Edilir
    By muhsin iyi in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 30.04.13, 22:32
  3. Haşre dökülüş keyfiyeti hakında bilgi varmı
    By karatopirak1975 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03.02.12, 06:23
  4. Derse Katılım Hakında Bilgi
    By brkelit in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 10.09.09, 23:03
  5. Askeri Liseler Hakında Bilgi...
    By gaziantepcengiz in forum Eğitim
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 08.01.09, 18:26

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0