Ey nefs-i emmare, kat'iyyen bil ki, senin hususî ama pek geniş bir dünyan vardır ki; âmâl, ümid, taallukat, ihtiyacat üzerine bina edilmiştir. En büyük temel taşı ve tek direği, senin vücudun ve senin hayatındır. Halbuki o direk kurtludur. O temel taşı da çürüktür. Hülâsa, esastan fasid ve zayıftır. Daima harab olmağa hazırdır.
Nefs-i emmare: Kötü istek ve düşünceleri uyandırıp yapmaya kuvvetli şekilde zorlayan -nefis.
Kat'iyyen: Kesinlikle.
Hususî: Özel.
Âmâl: Emeller, istekler.
Taallukat: Alakalıklar, alakalanmalar, ilgilenmeler.
Hülâsa: Özet.
Esas: Temel, kök.
Fasid: Bozuk.
Daima: Devamlı, her vakit.
Harab: Harap, yıkık, bozulmuş.


Evet bu cisim ebedî değil, demirden değil, taştan değil.. ancak et ve kemikten ibaret bir şeydir. Âni olarak senin başına yıkılıyor, altında kalıyorsun. Bak zaman-ı mazi senin gibi geçmiş olanlara geniş bir kabir olduğu gibi, istikbal zamanı da geniş bir mezaristan olacaktır. Bugün sen iki kabrin arasındasın; artık sen bilirsin!...
Ebedî: Sonsuz.
ibaret: Meydana gelmiş.
Zaman-ı mazi: Geçmiş zaman.
İstikbal: Gelecek zaman.
Mezaristan: Mezarlık.


Said Nursi