Arslan gibi hayvanların diş ve pençelerine bakılırsa, iftiras ve parçalamak için yaratılmış oldukları anlaşılır. Ve kavunun, meselâ, letafetine dikkat edilirse, yemek için yaratılmış olduğu hissedilir. Kezalik insanın da istidadına bakılırsa, vazife-i fıtriyesinin ubudiyet olduğu anlaşıldığı gibi; ruhanî ulviyetine ve ebediyete olan derece-i iştiyakına da dikkat edilirse, en evvel insan bu âlemden daha latif bir âlemde ruhen yaratılmış da, teçhizat almak üzere muvakkaten bu âleme gönderilmiş olduğu anlaşılır.
İftiras: Yırtmak, parçalamak.
Letafet: Latiflik, hoşluk, güzellik.
Kezalik: Böylece, bunun gibi, buda böyle.
İstidad: Kabiliyet, yetenek.
Vazife-i fıtriye: Yaratılışla ilgili görev.
Ulviyet: Ulvilik, yücelik, yükseklik.
Derece-i iştiyak: Çok kuvvetli isteme derecesi.
Ruhen: Ruh olarak, ruh bakımından.
Muvakkaten: Geçici olarak.

Ve keza insan, hilkat semeresi olduğundan anlaşılır ki: İnsanlardan bir çekirdek var ki, Cenab-ı Hak şecere-i hilkati o çekirdekten inbat etmiştir. O çekirdek de ancak ve ancak bütün ehl-i kemalin ve belki nev'-i beşerin nısfının ittifakıyla efdal-ül halk, seyyid-ül enam Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır.
Keza: Böylece, bunun gibi, bu dahi öyle.
Hilkat: Yaratılış.
Semere: Meyve, netice, sonuç.
Şecere-i hilkat: Yaratılış ağacı.
İnbat: Bitirme, filizlendirme, geliştirip ortaya çıkarma.
Ehl-i kemal: Yüksek dereceye ve olgunluğa ulaşmış olanlar.
Nıfs: Yarı, yarım.
Efdal-ül halk: Yaratılanların en üstünü ve en faziletlisi.
Seyyid-ül enam: Bütün yaratılmış varlıkların efendisi.

Said Nursi