+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5
Like Tree1Beğeni
  • 1 tarafından fanidünya...

Konu: haşir meydanı da bir harmandır

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart haşir meydanı da bir harmandır

    Hilkat şeceresinin semeresi insandır. Malûmdur ki, semere bütün eczanın en ekmeli ve kökten en uzağı olduğu için bütün eczanın hâsiyetlerini, meziyetlerini hâvidir. Ve keza hilkat-i âlemin ille-i gaiye hükmünde olan çekirdeği yine insandır.
    Hilkat: Yaratılış.
    Şecere: Ağaç.
    Semere: Meyve, netice, sonuç.
    Ecza: Kısımlar, parçalar. *Maddeler.
    Ekmel: En mükemmel, en eksiksiz.
    Hâvi: İçine alan, kapsayan.
    Keza: Böylece, bunun gibi, bu dahi öyle.
    Hilkat-i âlem: Dünyanın yaratılışı.
    İlle-i gaiye: Elde edilmesine çalışılan gaye ve sonuç, göreve bağlı faydalar ve sonuçlar.

    Sonra, o şecerenin semeresi olan insandan bir tanesini şecere-i İslâmiyete çekirdek ittihaz etmiştir. Demek o çekirdek, âlem-i İslâmiyetin hem bânisidir, hem esasıdır, hem güneşidir. Fakat o çekirdeğin çekirdeği kalbdir. Kalbin ihtiyacat saikasıyla âlemin enva'ıyla, eczasıyla pek çok alâkaları vardır. Esma-i hüsnanın bütün nurlarına ihtiyaçları vardır. Dünyayı dolduracak kadar o kalbin hem emelleri, hem de düşmanları vardır. Ancak, Ganiyy-i Mutlak ve Hâfız-ı Hakikî ile itminan edebilir.
    Şecere-i İslâmiyet: İslâmiyet ağacı.
    İttihaz: Edinme, kabul etme.
    Âlem-i İslâmiyet: İslâm dünyası.
    İhtiyacat: İhtiyaçlar.
    Saika: Sevk eden, götüren, sürükleyen, sebep olan, sebep.
    Enva': Nevler, türler, çeşitler.
    Esma-i hüsna: En güzel isimler.
    Ganiyy-i Mutlak: Sonsuz zenginliklerin sahibi ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah(cc).
    Hâfız-ı Hakikî: Hakiki ve tam muhafaza eden. (Allah).
    İtminan: Tatmin olma, inanma.

    Ve keza o kalbin öyle bir kabiliyeti vardır ki, bir harita veya bir fihriste gibi bütün âlemi temsil eder. Ve Vâhid-i Ehad'den başka merkezinde bir şeyi kabul etmiyor. Ebedî, sermedî bir bekadan maada bir şeye razı olmuyor.
    Keza: Böylece, bunun gibi, bu dahi öyle.
    Vâhid-i Ehad: Bir olan ve birliği herbir şeyde tecelli eden Allah(cc).
    Ebedî: Sonsuz.
    Sermedî: Ebedî, daimi, sürekli, devamlı.
    Beka: Sonsuzluk, devamlılık.
    Maada: Başka.

    İnsanın çekirdeği olan kalb, ubudiyet ve ihlas altında İslâmiyet ile iska edilmekle imanla intibaha gelirse, nuranî, misalî âlem-i emirden gelen emr ile öyle bir şecere-i nuranî olarak yeşillenir ki; onun cismanî âlemine ruh olur. Eğer o kalb çekirdeği böyle bir terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nura inkılab edinceye kadar ateş ile yanması lâzımdır.
    Ubudiyet: Kul olduğunu bilip Allah'a itaat ve ibadet etme.
    İhlas: Hâlis, içten, samimi, riyasız, karşılıksız sevgi ve bağlılık, gönülden gelen dostluk. *Samimiyet, dürüstlük, doğruluk. *Bir işi, bir ameli, başka bir karşılık beklemeksizin, sırf Allah rızası için yapma.
    İska: Sulama, su verme.
    İntibah: Uyanıklık, uyanma.
    Nuranî: Nurlu.
    Âlem-i emir: Yaratılışa ait değişmez kanunlar dünyası.
    Şecere-i nuranî: Nurlu ağaç.
    Cismanî: Cisimle ilgili, cisim halinde.

    Ve keza o habbe-i kalb için, pek çok hizmetçi vardır ki, o hâdimler kalbin hayatıyla hayat bulup inbisat ederlerse, kocaman kâinat onlara tenezzüh ve seyrangâh olur. Hattâ kalbin hâdimlerinden bulunan hayal -meselâ- en zaîf, en kıymetsiz iken, hapiste ve zindanda kayıdlı olan sahibini bütün dünyada gezdirir, ferahlandırır. Ve şarkta namaz kılanın başını Hacer-ül Esved'in altına koydurur. Ve şehadetlerini Hacer-ül Esved'e muhafaza için tevdi ettirir.
    Habbe-i kalb: Kalb tohumu, kalb çekirdeği.
    Hâdim: Hizmetçi, hizmet eden.
    İnbisat: Genişleme, yayılma, genleşme.
    Tenezzüh: Gezinti.
    Seyrangâh: Seyir yeri, gezinti yeri.
    Şark: Doğu.
    Hacer-ül Esved: Kâbe'de bulunan meşhur siyah taş.
    Tevdi: Emanet olarak verme, emanet olarak bırakma.

    Madem benî-Âdem kâinatın semeresidir. Nasılki, bir harmanda başaklar döğülür; tasfiye neticesinde semereler istibka ve iddihar edilir. Binaenaleyh haşir meydanı da bir harmandır. Kâinatın başak ve semeresi olan benî Âdemi intizar etmektedir.
    Benî-Âdem: Âdem oğulları.
    Semere: Meyve, netice, sonuç.
    Tasfiye: Saflaştırma, temizleme, arındırma, ayrıştırma.
    İstibka: Devamını sağlamak, süreklilik kazandırmak.
    İddihar: Toplama, biriktirme, yığma, depolama.
    Binaenaleyh: Bundan dolayı.
    Haşir: Yeniden diriliş.
    İntizar: Gözleme, bekleme.

    Said Nursi

    *SAHRA* bunu beğendi.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart Meydan-ı Haşir(tekrar diriliş meydanı) nerededir?

    Onuncu Mektub / İkinci Sual

    Meydan-ı Haşir nerededir?

    Elcevab:
    ﻭَﺍﻟْﻌِﻠْﻢُ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟﻠَّﻪِ Gerçek bilgi Allah katındadır.)
    Hâlık-ı Hakîm'in herşeyde gösterdiği hikmet-i âliye, hattâ tek küçük bir şey'e, çok büyük hikmetleri takmasıyla tasrih derecesinde işaret ediyor ki: Küre-i Arz, serseriyane, bâd-i heva azîm bir daireyi çizmiyor. Belki mühim bir şey etrafında dönüyor ve meydan-ı ekberin daire-i muhitasını çiziyor, gösteriyor ve bir meşher-i azîmin etrafında gezip, mahsulât-ı maneviyesini ona devrediyor ki; ileride o meşherde, enzar-ı nâs önünde gösterilecektir.

    Demek yirmibeş bin seneye karib bir daire-i muhitanın içinde, rivayete binaen Şam-ı Şerif kıt'ası bir çekirdek hükmünde olarak o daireyi dolduracak bir meydan-ı haşir bastedilecektir. Küre-i Arz'ın bütün manevî mahsulâtı, şimdilik perde-i gayb altında olan o meydanın defterlerine ve elvahlarına gönderiliyor ve ileride meydan açıldığı vakit, sekenesini de yine o meydana dökecek; o manevî mahsulâtları da, gaibden şehadete geçecektir.

    Evet Küre-i Arz bir tarla, bir çeşme, bir ölçek hükmünde olarak o meydan-ı ekberi dolduracak kadar mahsulât vermiş ve onu istiab edecek mahlukat ondan akmış ve onu imlâ edecek masnuat ondan çıkmış. Demek Küre-i Arz bir çekirdek ve meydan-ı haşir, içindekilerle beraber bir ağaçtır, bir sünbüldür ve bir mahzendir. Evet nasılki nuranî bir nokta, sür'at-i hareketiyle nuranî bir hat olur veya bir daire olur. Öyle de: Küre-i Arz sür'atli, hikmetli hareketiyle bir daire-i vücudun temessülüne ve o daire-i vücud mahsulâtıyla beraber, bir meydan-ı haşr-i ekberin teşekkülüne medardır.


    ﻗُﻞْ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢُ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟﻠَّﻪِ
    ﺍَﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ

    Said Nursi


  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart O şübheli sualin esası şudur

    Birkaç gün evvel bir misafirim bana sual etti. O şübheli sualin esası şudur: Cennet ve Cehennem pek çok uzaktırlar. Haydi ehl-i Cennet, lütf-u İlahî ile berk ve burak gibi uçarak haşirden geçerler, Cennet'e giderler. Fakat ehl-i Cehennem, sakil cisimleri ve büyük ve ağır günahların yükleri altında nasıl gidecekler? Hangi vasıta ile?
    Ehl-i Cennet: Cennetlikler
    Lütf-u İlahî: Allah'ın(cc) iyilik ve yardımı.
    Berk: Şimşek, yıldırım.
    Burak: Çok süratli bir cennet bineği.
    Sakil: Ağır, can sıkıcı, çirkin.


    İşte hatıra gelen şudur: Nasılki meselâ Amerika'da, bütün milletler umumî bir kongreye davet edilse, her millet büyük gemisine biner, oraya gider. Öyle de: Bahr-i muhit-i kâinatta, bir senede yirmibeş bin senelik uzun bir seyahata alışan Küre-i Arz; ahalisini alır, gider mahşer meydanına boşaltır. Hem her otuzüç metrede bir derece-i hararet tezayüd ettiği delaletiyle, merkez-i Arz'da bulunan Cehennem ateşinin hadîsçe beyan olunan derece-i hararetine muvafık ikiyüz bin derece-i harareti taşıyan ve hadîsin rivayatına göre, dünyada ve berzahta büyük Cehennem'in bazı vazifelerini gören ateşini Cehennem'e döker; sonra emr-i İlahî ile daha güzel ve bâki bir surete tebeddül eder; âhiret âleminden bir menzil olur.
    Bahr-i muhit-i kâinat: Uçsuz, bucaksız kâinat denizi.
    Küre-i Arz: Yer küre, dünya.
    Mahşer: Toplanma yeri. *Haşir meydanı.
    Derece-i hararet: Sıcaklık derecesi.
    Tezayüd: Artma, çoğalma.
    Delalet: Delil olma, yol gösterme.
    Merkez-i Arz: Arzın merkezi.
    Muvafık: Uygun.
    Tebeddül: Başkalaşmak, değişmek.
    Menzil: Yer.



    Said Nursi


  4. #4
    Pürheves gerceklervebiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    273

    Standart

    Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. Sözler

  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İnsan der: "Çürümüş kemikleri kim diriltecek?" Sen, de: "Kim onları bidayeten inşa edip hayat vermiş ise, o diriltecek." Sözler

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Haşir Bahsi
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 24.02.15, 03:38
  2. Meydan-ı Haşir(tekrar diriliş meydanı) nerededir?
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 28.12.14, 08:48
  3. Yaz Mevsimi ve Haşir
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.07.09, 07:12
  4. Haşir Meydanı Nerededir?
    By asya in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 06.02.08, 16:14
  5. Mahşer Meydanı
    By alanyali in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 26.11.07, 23:18

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0