+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Haşir Bahsi

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart Haşir Bahsi

    Onuncu Söz
    Haşir Bahsi

    İHTAR:
    Şu risalelerde teşbih ve temsilleri, hikâyeler suretinde yazdığımın sebebi; hem teshil, hem hakaik-i İslâmiye ne kadar makul, mütenasib, muhkem, mütesanid olduğunu göstermektir. Hikâyelerin manaları, sonlarındaki hakikatlerdir. Kinaiyat kabîlinden yalnız onlara delalet ederler. Demek, hayalî hikâyeler değil, doğru hakikatlerdir.

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
    ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﺍِﻟَٓﻰ ﺍَﺛَﺎﺭِ ﺭَﺣْﻤَﺖِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻛَﻴْﻒَ ﻳُﺤْﻴِﻰ ﺍْﻻ َﺭْﺽَ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﻮْﺗِﻬَﺎ ﺍِﻥَّ ﺫَﻟِﻚَ ﻟَﻤُﺤْﻴِﻰ ﺍﻟْﻤَﻮْﺗَﻰ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ
    Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
    Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir. (Rum Sûresi: 50.)

    Birader, haşir ve âhireti basit ve avam lisanıyla ve vâzıh bir tarzda beyanını ister isen, öyle ise şu temsilî hikâyeciğe nefsimle beraber bak, dinle:

    Bir zaman iki adam, Cennet gibi güzel bir memlekete (şu dünyaya işarettir) gidiyorlar. Bakarlar ki: Herkes ev, hane, dükkân kapılarını açık bırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar. Mal ve para, meydanda sahibsiz kalır. O adamlardan birisi, her istediği şeye elini uzatıp, ya çalıyor, ya gasbediyor. Hevesine tebaiyet edip her nevi zulmü, sefaheti irtikâb ediyor. Ahali de ona çok ilişmiyorlar. Diğer arkadaşı ona dedi ki:

    "Ne yapıyorsun? Ceza çekeceksin; beni de belaya sokacaksın. Bu mallar mîrî malıdır. Bu ahali çoluk çocuğuyla asker olmuşlar veya memur olmuşlar. Şu işlerde sivil olarak istihdam ediliyorlar. Onun için sana çok ilişmiyorlar. Fakat intizam şediddir. Padişahın her yerde telefonu var ve memurları bulunur. Çabuk git, dehalet et." dedi. Fakat o sersem inad edip dedi:

    "Yok, mîrî malı değil, belki vakıf malıdır, sahibsizdir. Herkes istediği gibi tasarruf edebilir. Bu güzel şeylerden istifadeyi men'edecek hiçbir sebeb görmüyorum. Gözümle görmezsem inanmayacağım." dedi. Hem feylesofane çok safsatiyatı söyledi. İkisi arasında ciddî bir münazara başladı. Evvelâ o sersem dedi:

    "Padişah kimdir? Tanımam."

    Sonra arkadaşı ona cevaben: "Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahibsiz olamaz. Bir harf kâtibsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur? Ve bu kadar çok servet ki, her saatte bir şimendifer
    {(Haşiye): Seneye işarettir. Evet bahar, mahzen-i erzak bir vagondur, gaibden gelir.}
    gaibden gelir gibi kıymetdar, musanna' mallarla dolu gelir. Burada dökülüyor gidiyor. Nasıl sahibsiz olur? Ve her yerde görünen ilânnameler ve beyannameler ve her mal üstünde görünen turra ve sikkeler, damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl mâliksiz olabilir? Sen anlaşılıyor ki, bir parça firengî okumuşsun. Bu İslâm yazılarını okuyamıyorsun. Hem de bilenden sormuyorsun. İşte gel, en büyük fermanı sana okuyacağım."

    O sersem döndü dedi:

    "Haydi padişah var; fakat benim cüz'î istifadem ona ne zarar verebilir, hazinesinden ne noksan eder? Hem burada hapis mapis yoktur, ceza görünmüyor."

    Arkadaşı ona cevaben dedi:

    "Yahu şu görünen memleket bir manevra meydanıdır. Hem sanayi-i garibe-i sultaniyenin meşheridir. Hem muvakkat temelsiz misafirhaneleridir. Görmüyor musun ki, her gün bir kafile gelir, biri gider, kaybolur. Daima dolar boşanır. Bir zaman sonra şu memleket tebdil edilecek. Bu ahali başka ve daimî bir memlekete nakledilecek. Orada herkes hizmetine mukabil ya ceza, ya mükâfat görecek." dedi.

    Yine o hain sersem, temerrüd edip: "İnanmam. Hiç mümkün müdür ki, bu memleket harab edilsin; başka bir memlekete göç etsin." dedi. Bunun üzerine emin arkadaşı dedi:

    "Madem bu derece inad ve temerrüd edersin. Gel, hadd ü hesabı olmayan delail içinde Oniki Suret ile sana göstereceğim ki: Bir mahkeme-i kübra var, bir dâr-ı mükâfat ve ihsan ve bir dâr-ı mücazat ve zindan var ve bu memleket her gün bir derece boşandığı gibi, bir gün gelir ki, bütün bütün boşanıp harab edilecek.

    Said Nursi


  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    BİRİNCİ SURET:
    Hiç mümkün müdür ki: Bir saltanat, bâhusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden muti'lere mükâfatı ve isyan edenlere mücazatı bulunmasın. Burada yok hükmündedir. Demek başka yerde bir mahkeme-i kübra vardır.

    Said Nursi


    Bâhusus: Özellikle, hele.
    Hüsn-ü hizmet: Hizmet güzelliği, güzel hizmet.
    Muti': İtaat eden, emir ve kanunlara uyan.
    Mücazat: Ceza, suç karşılığı.
    Mahkeme-i kübra: Büyük mahkeme, en büyük mahkeme.

  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İKİNCİ SURET:
    Bu gidişata, icraata bak! Nasıl en fakir, en zaîften tut, tâ herkese mükemmel, mükellef erzak veriliyor; kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor. Hem gayet kıymetdar ve şahane taamlar, kaplar, murassa' nişanlar, müzeyyen elbiseler, muhteşem ziyafetler vardır. Bak senin gibi sersemlerden başka, herkes vazifesine gayet dikkat eder. Kimse zerrece haddinden tecavüz etmez. En büyük şahıs, en büyük bir itaatle mütevaziane bir havf ve heybet altında hizmet eder. Demek şu saltanat sahibinin pek büyük bir keremi, pek geniş bir merhameti var. Hem pek büyük izzeti, pek celalli bir haysiyeti, namusu vardır. Halbuki kerem ise, in'am etmek ister. Merhamet ise, ihsansız olamaz. İzzet ise gayret ister. Haysiyet ve namus ise, edebsizlerin te'dibini ister. Halbuki şu memlekette o merhamet, o namusa lâyık binden biri yapılmıyor. Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar.

    Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor.

    Said Nursi


    Zaîf: Zayıf, güçsüz, kuvvetsiz.
    Mükellef: Mükemmel hazırlanmış. *Vazifeli.
    Erzak: Rızıklar, yiyecekler ve içecekler, ihtiyaç maddeleri.
    Kıymetdar: Kıymetli, değerli.
    Taam: Yemek.
    Murassa': Süslü.
    Müzeyyen: Süslenmiş, süslü.
    Mütevaziane: Alçakgönüllü şekilde, alçakgönüllü olarak.
    Havf: Korku.
    Heybet: Büyüklük, saygı ile korku duygusunu uyandıran durum.
    Kerem: İyilik, yardım, ikram, cömertlik.
    Celal: Büyüklük, ululuk, haşmet.
    Haysiyet: İtibar, şeref, değer, derece, mertebe.
    İn'am: Nimetlendirme.
    İhsan: Lütuf, bağışlama, iyilik, cömertlik.
    İzzet: Üstünlük, güçlülük, yücelik.
    Te'dib: Edeblendirme, terbiye etme, terbiye verme.
    Mazlum: Zulüm görmüş, haksızlığa uğramış kişi.
    Zillet: Aşağılık, horluk, alçaklık.
    Mahkeme-i kübra: Büyük mahkeme, en büyük mahkeme.

  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    ÜÇÜNCÜ SURET:
    Bak ne kadar âlî bir hikmet, bir intizamla işler dönüyor. Hem ne kadar hakikî bir adalet, bir mizanla muameleler görülüyor. Halbuki hikmet-i hükûmet ise, saltanatın cenah-ı himayesine iltica eden mültecilerin taltifini ister. Adalet ise, raiyetin hukukunun muhafazasını ister; tâ hükûmetin haysiyeti, saltanatın haşmeti muhafaza edilsin.

    Halbuki şu yerlerde o hikmete, o adalete lâyık binden biri icra edilmiyor. Senin gibi sersemler, çoğu ceza görmeden buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor...

    Said Nursi


    Âlî: Büyük, yüksek, yüce, üstün.
    Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
    Muamele: Hareket, işlem, davranış.
    Hikmet-i hükûmet: Yönetimin ve idarenin gaye ve fayda anlayışı.
    Cenah-ı himaye: Koruyucu kanat, koruma kanadı.
    İltica: Sığınma.
    Mülteci: Sığınan.
    Taltif: İyilikte bulunmak, ödüllendirme.
    Raiyet: İdare altında bulunanlar, yönetilenler.
    Mahkeme-i kübra: Büyük mahkeme, en büyük mahkeme.

  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    DÖRDÜNCÜ SURET:
    Bak hadd ü hesaba gelmeyen şu sergilerde olan misilsiz mücevherat, şu sofralarda olan emsalsiz mat'umat gösteriyorlar ki: Bu yerlerin padişahının hadsiz bir sehaveti, hesabsız dolu hazineleri vardır. Halbuki böyle bir sehavet ve tükenmez hazineler, daimî ve istenilen her şey içinde bulunur bir dâr-ı ziyafet ister. Hem ister ki, o ziyafetten telezzüz edenler orada devam etsinler. Tâ zeval ve firak ile elem çekmesinler. Çünki zeval-i elem, lezzet olduğu gibi, zeval-i lezzet dahi elemdir. Bu sergilere bak! Ve şu ilânlara dikkat et! Ve bu dellâllara kulak ver ki, mu'ciznüma bir padişahın antika san'atlarını teşkil ve teşhir ediyorlar. Kemalâtını gösteriyorlar. Misilsiz cemal-i manevîsini beyan ediyorlar. Hüsn-ü mahfîsinin letaifinden bahsediyorlar. Demek onun pek mühim, hayret verici kemalât ve cemal-i manevîsi vardır. Gizli, kusursuz kemal ise; takdir edici, istihsan edici, mâşâallah deyip müşahede edicilerin başlarında teşhir ister. Mahfî, nazirsiz cemal ise; görünmek ve görmek ister. Yani, kendi cemalini iki vecihle görmek: Biri, muhtelif âyinelerde bizzât müşahede etmek. Diğeri, müştak seyirci ve mütehayyir istihsan edicilerin müşahedesi ile müşahede etmek ister. Hem görmek, hem görünmek, hem daimî müşahede, hem ebedî işhad ister. Hem o daimî cemal, müştak seyirci ve istihsan edicilerin devam-ı vücudlarını ister. Çünki daimî bir cemal, zâil müştaka razı olamaz. Zira dönmemek üzere zevale mahkûm olan bir seyirci, zevalin tasavvuruyla muhabbeti adavete döner, hayret ve hürmeti tahkire meyleder. Çünki insan, bilmediği ve yetişmediği şeye düşmandır. Halbuki şu misafirhanelerden herkes çabuk gidip, kayboluyor. O kemal ve o cemalin bir ışığını belki zayıf bir gölgesini, bir anda bakıp doymadan gidiyor.

    Demek bir seyrangâh-ı daimîye gidiliyor...

    Said Nursi


    Hadd ü hesab: Sınır ve sayı.
    Misilsiz: Benzersiz, eşsiz.
    Mücevherat: Süs için kullanılan kıymetli şeyler.
    Emsalsiz: Benzersiz.
    Mat'umat: Yemekler.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Sehavet: Cömertlik, el açıklığı.
    Dâr-ı ziyafet: Ziyafet yeri.
    Telezzüz: Lezzetlenme, zevklenme.
    Zeval: Sona erme, son bulma.
    Firak: Ayrılık, ayrılma.
    Elem: Acı, dert, kaygı.
    Zeval-i elem: Acının sona ermesi.
    Zeval-i lezzet: Zevklerin sona ermesi.
    Dellâllara: İlancılara, ilan edenlere.
    Mu'ciznüma: Mucize gösteren.
    Teşkil: Meydana getirmek, oluşturmak, var etmek, yapmak.
    Teşhir: Sergileme, gösterme, göz önüne serme.
    Kemalât: Mükemmellikler, olgunluklar, üstünlükler.
    Cemal-i manevî: Manayla ilgili güzellik.
    Beyan: İzah, anlatma, açıklama.
    Hüsn-ü mahfî: Gizli güzellik, gizli görünmez güzellik.
    Letaif: Latif duygular, nazik duygular.
    Mühim: Önemli.
    Kemal: Kusursuzluk, olgunluk, mükemmellik.
    İstihsan: Beğenme, güzel bulma.
    Müşahede: Görme, seyretme, gözle görme.
    Mahfî: Gizli, saklı.
    Nazir: Benzer, eş, örnek, denk.
    Cemal: Güzellik.
    Muhtelif: Çeşitli, farklı, ayrı ayrı.
    Âyinelerde: Aynalarda.
    Bizzât: Doğrudan kendisi.
    Müştak: Çok istekli.
    Mütehayyir: Hayrette kalmış, şaşmış.
    Ebedî: Sonsuz.
    Devam-ı Vücud: Varlığın devamı.
    Zâil: Geçen, geçici, tükenen, sürekli olmayan, devam etmeyen.
    Zira: Çünkü.
    Tasavvur: Zihinde şekillendirme, tasarlama, düşünme, akılda canlandırma.
    Muhabbet: Sevgi, sevme.
    Adavet: Düşmanlık.
    Tahkir: Küçük görmek, hor görmek, aşağılamak, küçümsemek.
    Seyrangâh-ı daimî: Devamlı olan seyir yeri, sonsuz sürecek olan gezip seyretme ve eğlenme yeri.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kıyamet Bahsi
    By _KimyA_ in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 02.09.14, 10:46
  2. Kader Bahsi
    By _vatan_ in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 27.05.14, 22:40
  3. Münafıklar Bahsi
    By Ene-Zerre in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 10.07.09, 13:11
  4. Haşir Bahsi
    By haciahmetaltiner in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 19.03.09, 21:40
  5. Zelzele Bahsi
    By abluka in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 10.08.08, 14:04

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0