Şu kâinata dikkat edilse görünüyor ki: İçinde iki unsur var ki, her tarafa uzanmış, kök atmış. Hayır şer, güzel çirkin, nef' zarar, kemal noksan, ziya zulmet, hidayet dalalet, nur nâr, iman küfür, taat isyan, havf muhabbet gibi âsârlarıyla, meyveleriyle şu kâinatta ezdad birbiriyle çarpışıyor. Daima tegayyür ve tebeddülâta mazhar oluyor. Başka bir âlemin mahsulâtının tezgâhı hükmünde çarkları dönüyor. Elbette o iki unsurun birbirine zıd olan dalları ve neticeleri, ebede gidecek; temerküz edip birbirinden ayrılacak. O vakit, Cennet-Cehennem suretinde tezahür edecektir. Madem âlem-i beka, şu âlem-i fenadan yapılacaktır. Elbette anasır-ı esasiyesi, bekaya ve ebede gidecektir. Evet Cennet-Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden dalının iki meyvesidir ve şu silsile-i kâinatın iki neticesidir ve şu seyl-i şuunatın iki mahzenidir ve ebede karşı cereyan eden ve dalgalanan mevcudatın iki havzıdır ve lütuf ve kahrın iki tecelligâhıdır ki; dest-i kudret bir hareket-i şedide ile kâinatı çalkaladığı vakit, o iki havuz münasib maddelerle dolacaktır.

Said Nursi



Kâinat: Yaratılan bütün varlıklar, evren.
Nef': Fayda, yarar.
Kemal: Kusursuzluk, mükemmellik.
Ziya: Işık.
Zulmet: Karanlık.
Hidayet: Doğruluk. İman edip islâm yoluna girme.
Dalalet: Doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
Nâr: Ateş.
Taat: İtaat etme, emirlere uyma.
Havf: Korku.
Muhabbet: Sevgi.
Âsâr: Eserler, işaretler.
Ezdad: Zıtlar, birbirine ters düşenler.
Tegayyür: Değişme, başkalaşma.
Tebeddülât: Değişmeler, değişimler.
Mazhar: Sahip olma, ulaşma.
Mahsulât: Mahsuller, ürünler.
Temerküz: Merkezleşme, yığılma, birikme.
Suret: Biçim, görünüş, şekil, tarz.
Tezahür: Belirme, görünme, ortaya çıkma.
Âlem-i beka: Ölümsüz sonsuz dünya.
Âlem-i fena: Geçici dünya.
Anasır-ı esasiye: Esas unsurlar, temel maddeler.
Bekaya: Sonsuzluğa.
Ebed: Sonu olmamak.
Şecere-i hilkat: Yaratılış ağacı.
Silsile-i kâinat: Kâinat zinciri, kâinat dizisi.
Seyl-i şuunat: Kâinattaki işler ve olaylar seli.
Cereyan: Hareket eden, gidiş, akan.
Mevcudat: Varlıklar.
Havz: Havuz.
Lütuf: İyilik ve yardımda bulunmak, iyi ve güzel karşılık vermek.
Tecelligâh: Kendini belli edip gösterme yeri.
Dest-i kudret: Kudret eli, Allah'ın(cc) sonsuz güç ve kuvveti.
Hareket-i şedide: Şiddetli hareket, sert ve kuvvetli hareket.
Münasib: Uygun, layık, yakışır.