Sayısız hâtemlerden canlı mahlukata vaz'edilen hayat hâtemine bakınız! Evet canlı bir mahluk, câmiiyeti itibariyle, kâinata küçük bir misaldir, şecere-i âleme güzel ve tatlı bir meyvedir, kevn ve vücuda bir nüvedir ki, Cenab-ı Hak o nüvede pek çok âlemlerin örneklerini dercetmiştir. Sanki o zîhayat gayet hakîmane muayyen nizamlar ile bütün vücudlardan sağılmış bir katre veya bir noktadır. Bu itibarla bir zîhayatı halketmek, bütün kâinatı yed-i tasarrufuna alan Cenab-ı Hak'tan maada hiçbir şeye isnad edilemez.
Hâtem: Mühür.
Mahlukat: Yaratılmış varlıklar.
Vaz'edilen: Koyulan.
Câmiiyet: Toplayıcılık, çok sayıda özellikleri kendinde bulundurma.
Kevn: Varlık, kainat, evren, yaratılmış varlıklar, âlem.
Nüve: Çekirdek.
Derc: Yerleştirmek, koymak.
Yed-i tasarruf: Tasarruf eli, idare etme ve kullanma gücü.
Maada: Başka.
İsnad: Dayandırma, mal etme.


Evet aklı bozulmayan bir şahıs, teemmülü neticesinde anlar ki: Meselâ bal arısını pek çok şeylere fihriste yapan ve kitab-ı kâinatın ekser mesailini insanın mahiyetinde yazan ve incir nüvesinde incir ağacının proğramını derceden ve insanın kalbini binlerce âlemlere örnek ve pencere yapan ve beşerin kuvve-i hâfızasında tarih-i hayatını taallukatıyla beraber yazan, ancak ve ancak her şeyi yaratan Hâlık olabilir. Ve böyle bir tasarruf, yalnız ve yalnız Rabb-ül Âlemîn'e mahsus bir hâtemdir.
Teemmül: İyice ve etraflıca düşünmek, derinlemesine düşünmek.
Kitab-ı kâinat: Kainat kitabı, yazarını tanıtan bir kitab gibi Allah'ı (cc) tanıtan ve bildiren kainat (evren).
Ekser: Çoğunluk, çoğu.
Mesaili: Meseleleri, konuları.
Kuvve-i hâfıza: Hafıza kuvveti.
Tarih-i hayat: Hayat tarihi.
Rabb-ül Âlemîn: Âlemlerin Rabbi, görünür görünmez bütün dünyaların ve varlıkların sahibi ve terbiye edicisi olan Allah(cc).


Said Nursi