+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 20

Konu: İlm-i Tevhid'in Esas Konularından:Tağut,Tuğyan..

  1. #1
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart İlm-i Tevhid'in Esas Konularından:Tağut,Tuğyan..

    Bismillah..

    Tevhid dini İslam hükmün,tasarrufun,şeriatın yalnız ve yalnız Allah'ın olduğunu ögretiyor,beyan ediyor ve buna zıt olup mücadele eden küfür önderlerini de "tağut",bu işleri "tuğyan" diye isimlendiriyor.

    “Herşey zıddıyla bilinir.” Meselâ, karanlık olmazsa ışık bilinmez, lezzetsiz kalır. Soğuk olmazsa hararet anlaşılmaz, zevksiz kalır. Açlık olmazsa, yemek lezzet vermez..." sırrınca hükmün sadece Allah'ın olduğunu anlamamıza bir basamak olan "Tağut" konusuna İslam ulemasının bazı beyanlarıyla deginmek istedim.

    Tağut konusu öyle mühimdir ki;
    "Artık rüşd (doğruluk) sapıklıktan ayrılmıştır (belli olmuştur). Kim artık 'tâğut'u inkâr eder de Allah'a iman ederse, o, kopması mümkün olmayan bir kulp'a yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir." (2/Bakara, 256) ayetinin tefsirinde merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır şöyle buyuruyor:

    Tevhid emrinde, "başka hiçbir ilâh yok" derken bunların ilâhlığını da olumsuz kılıp inkar etmek, ibadet etmemek farz olduğu halde, diğer taraftan bunları inkâr caiz olmayacak, bilakis Allah'a imanın gereklerinden olarak peygamberlere iman ve saygı da imanın şartlarına dahil bulunacaktır. Bu çok önemli nükteye işaret edilerek "kim tağutuinkâr ederse..." buyurulmuş da diğerlerini inkâr şart koşulmamıştır. Demek ki tevhidin şartı Allah'tan başkalarını inkâr etmek değil, Allah'tan başkalarından ilâhlık vasfını kaldırmak ve bu arada tağutları inkar etmek, yani onları hiç tanımamak, diğerlerinin de ilâhlık altındaki derecelerine göre haklarını tanımaktır. Çünkü hak Allah'ındır. Nihayet şunu da kesinlikle ifade ediyor ki, Allah'ın birliğine inanan bir mümin olmak için, Allah'a imandan önce küfre tevbe etmek şarttır. Ve bu tevbenin şartı da tağutları asla tanımamaya kesin karar vermektir. Bu durumda, "kim tağutu inkar eder de Allah'a iman ederse..." ifadesi, "Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur." kelime-i tevhidinin bir tefsiri demektir. İşte böyle içi ve dışı ile iman eden mutlaka sağlam kulpa yapışmış olur ki, buna tutunanların Allah'ın Kürsisine, cennetin en yüksek tabakalarına doğru çekilip, götürülecekleri ve giderken bırakıverenlerin de dehşetli bir şekilde düşecekleri kelâmın mânâsından anlaşılıyor.

    Şimdi İnşaAllah konu üzerinde nakiller yapalım.

  2. #2
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Tuğyan Masdarının Kökü

    'Tâğut', 'tağâ' fiilinden türemiş bir cins isimdir.

    'Tâğut'u iyi anlayabilmek için, bu kelimenin türemiş olduğu 'tağâ' fiilini ve bu fiilin masdarı olan 'tuğyân'ı biraz açıklamak gerekir.

    'Tağâ'; sınırı aşmak, isyanda ve çıkışta fazla ileri gitmek, azmak, çok azgınlık göstermek, (su) taşmak anlamlarına gelir.

    Bu fiilin masdarı 'tuğyan'dır. 'Tuğyan', her türlü sınırı aşmayı, azmayı, isyanda fazla ileri gitmeyi, kendini yeterli görmeyi (istiğnâ'yı) ifade eder.

    'Tâğut' kelime anlamıyla tuğyan eden demektir. Çoğulu 'tavâğît' olarak gelmektedir.

    'Tâğut', tuğyanı yaşayan ve yaşatan kişi ve kuvvetleridir.

    'Tuğyan'; isyan ve günahta sınır tanımayacak, ölçüde ileri gitmektir. Tarihte azmış, isyanda ileri gitmiş ve yoldan çıkmış birçok azgın kişi ve topluluk hakkında bu kelime ve bunun türevleri kullanılmaktadır.

    Esasen insanın yaratılışında 'tuğyan' ahlâkı vardır. Bunun sebebi insanın kendini 'müstağnî' (çok zengin, yeterli ve güçlü) görmesidir (96/Alak, 6-7; 92/Leyl, 7-13).

    Bazı kimseler ve topluluklar kendilerini hiç kimseye, hatta bir Yaratıcıya bile muhtaç olmayacak konumda görürler. Kendilerinde her istediğini yapacak bir güç ve bilgi var diye vehmederler. Bundan dolayı Allah'ı unuturlar ve İlâhî yasaları dinlemezler, azgınlık yaparlar. Böyleleri tuğyanla birlikte istediğini yapmaya yeltenir, hak-hukuk ve sınır tanımamaya başlar.

    (A. Ünal, K. Temel Kavramlar, 355-356)

  3. #3
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Kur'an'da Tuğyanın Tipik Örnekleri

    Firavun, 'tuğyan' eden azgınların tipik misalidir. O gerçekten sınırı aşıp azgınlık yapan biri idi (20/Tâhâ, 24, 43; 79/Nâziât, 17). Firavun, insanın kendi hevâ ve hevesini ilâhlaştırmasının, kendini her şeyin üstünde görmenin, istikbârın da açık bir örneğidir.

    Firavun ve benzerlerinin meydana getirdikleri uygarlık ve düzen gerçekte bir tuğyan düzenidir. Onlar, içinde bulundukları beldeleri 'tuğyan'a boğdular ve yeryüzünde fesat çıkardılar. Allah da onları azâbıyla yakalayıverdi (89/Fecr, 11-13).

    Tuğyan ederek kendini ilâh ilân eden Firavun'un ezdiği İsrailoğullarına Allah (cc), 'size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin, bu konuda 'tuğyan etmeyin" buyurduğu halde, onlar söz dinlemediler ve 'tuğyana düştüler (20/Tâhâ, 81-87).

    Nûh (a.s.)'un kavmi de 'tuğyan'a düşmüştü (51/Zâriyât, 53).

    Kendilerine gelen elçiyi dinlemeyip azgınlıklarından vazgeçmediler. Şımarmaya ve büyüklük taslamaya devam ettiler. 'Tuğyan' eden Nûh (a.s.)'un kavmi, tufanla cezalandırılmıştı. Kur'an bu tufan olayını, suların taşmasını ifade eden 'tağâ', yani tuğyan masdarının fiili ile anlatmaktadır (69/Haakka, 11).

    Yine Semûd kavminin bir 'tâğıye' ile cezalandırıldığını görmekteyiz. 'Tâğıye', tuğyan kökünden gelen bir başka kelimedir ve azıp kuduran bir tabiat kuvvetini ifade etmektedir. Yani 'tuğyan eden' Semûd kavmi yine 'tuğyan eden, tâğıye olan', yani azıp kuduran bir tabiat kuvvetiyle cezalandırıldılar. Taşıp her yeri kaplayan (sel ve fırtına gibi) şeylere 'tâğıye' denmektedir. Tıpkı yatağından taşan, sınırları aşıp etrafına zarar veren, zararlı olmaya başlayan su gibi. Tuğyan edenler de sınırları aşarlar, kendilerine ve etraflarına zarar vermeye başlarlar (69/Haakka, 5).

    Semûd kavminin peygamberleri Hz. Sâlih (a.s.)'i yalanlamalarının ve ona karşı çıkmalarının sebebi de yine 'tuğyan' etmeleriydi. Kur'an bunu aynı kökten gelen 'tağvâ-azmak' kelimesiyle anlatıyor (91/Şems, 11-14).

    Onlar da tıpkı Nûh (a.s.) kavmi gibi zenginlik ve refah içinde yaşarlarken, kendilerini 'müstağnî' görmeye, Allah'ın Dininden yüzçevirmeye ve şirk koşmaya başladılar. Peygamberi dinlemedikleri gibi, İlâhî tehditlere de kulak asmadılar.

    Âd kavmi de tıpkı onlar gibi, sadece dünyada yaşayacaklarını sanarak, Allah'a kulluktan yüzçevirdiler. Zayıflara zulmetmeye, yeryüzünde fesat çıkarmaya devam ettiler. Kendilerini çok güçlü ve üstün gördüler. Birtakımları da, kendilerini üstün görüşlü sayarak mü'minlere tepeden baktılar, onlara ayak takımı, akılsızlar dediler. Gönderilen peygamberleri dinlemediler, hatta onları öldürmekle tehdit ettiler. Hak'tan gelen dâvetlere karşı kulaklarını tıkadılar, duymazlıktan geldiler. Böylece yaşadıkları beldelerde 'tuğyan' ettiler, 'zâlim' oldular.

    Bu ve bunlara benzer örnekler, Kur'an'ın 'tuğyan' eden kişi ve topluluklarla ilgili olarak verdiği tipik örneklerdir. Şüphesiz 'tuğyan' mantığı her devirde aynıdır. Allah'ın koyduğu sınırları, gönderdiği kulluk ilkelerini tanımayan, o sınırları aşıp isyan eden kişilerin bu tutumu 'tuğyan'dır.

  4. #4
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Tuğyanın Mâhiyeti

    'Tuğyan' mantığı, insan hevâ ve hevesinin kendini ilâhlaştırması, kendini her şeyin üstünde görmesi, kendini güçlü varsayıp İlâhî ölçüleri tanımamasıdır. Kur'an'da bunun en belirgin örneği Firavun'dur. Tuğyan içinde bulunan bütün zorba güçler bir anlamda Firavunî güçlerdir.

    'Tuğyan', aynı zamanda bütün toplumsal çöküşlerin ve uygarlıkların yıkılış nedenidir. Evet, azan ve sınırları aşan topluluklar, tarihin değişmez prensibi olarak; yani 'sünnetullah'ın bir gereği olarak çökerler veya cezaya uğratılırlar. Bunun sebebi ise, istikbar duygusu, maddeye aşırı bağlılık, maddeden üretilen değerlerin kutsallaştırılmasıdır. Nitekim dünya hayatını âhiret hayatına tercih etme ile, 'tuğyan' etme, azıp-şımarma arasında ilginç bir bağlantı vardır (79/Nâziât, 37-38).

    'Tuğyan', istikametten (dosdoğru bir yürüyüşten) sapmadır. Bu yanlışlığın içine düşenler, ne fikirde, ne eylemlerde, ne de insan ilişkilerinde iyiye (ma'rûfa) ulaşamazlar. O yüzden Rabbimiz insanlara şöyle buyurmaktadır;
    "Seninle birlikte tevbe edenlerle beraber emrolunduğun gibi istikamet üzere ol (dosdoğru davran). Aşırı gitmeyin (tuğyan etmeyin). Çünkü O, yaptıklarınızı görendir." (11/Hûd, 112)

    'Tuğyan'a düşenler, gerçek ölçüyü kaybederler. Adâletle davranmadıkları gibi, kendi çıkarlarının kölesi olurlar. Güzeli çirkin, çirkini güzel, karanlığı ışık, ışığı karanlık zannederler. Kuruntu ve hayal içerisindedirler. Onlar kendi azgınlıkları içerisinde oyalanan gâfillerdir (6/En'âm, 110; 7/A'râf, 187 vd.).
    Mü'minler ile 'biz de müslümanız' diye alay eden münâfıkların kim olduğunu Allah (cc) bilmektedir. Rabbimiz asıl onlarla alay ediyor ve onlara tuğyanları ile beraber, zaman ve mühlet tanıyor. Belki akıllarını başlarına alırlar.(2/Bakara, 15).

  5. #5
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Tuğyanın Cezası

    'Tuğyan' eden şaşkınların cezası, elbette ateşin en tuğyan etmişi, azmışı cehennemdir. Azıp sınırı taşan birtakım kişi ve topluluklara, yine azgınlaşan tabiat kuvvetleriyle ceza verildiği gibi, bazılarına da âhiret hayatında cehennem verilecektir (79/Nâziât, 39). Cehennem, bir gözetleme yeridir ve 'tâğîn-tuğyan edenler' için hazırlanmıştır (78/Nebe', 21-23).

    Kur'an, insanları uyararak 'tuğyan'a düşmemelerini, İlâhî sınırlara tecâvüz etmemelerini söylüyor. Âhirette 'tuğyan' edenlerin sonlarının nasıl olacağını gözler önüne seriyor (50/Kaf, 23-30; 38/Sâd, 55-61).

  6. #6
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Tâğut; Tuğyan Edendir

    'Tuğyan' eden kimseler ve özellikle onların elebaşıları, kendilerinin haklı olduklarını düşünürler. İnsanlar üzerinde tıpkı Firavun gibi rabblik iddia edip onları yönlendirmek, onların hayatlarını düzenlemek için hükümler koyarlar. Diğer insanlar da isteyerek veya zorla bu hükümleri kabul ederler. Tuğyan edenlerin hükümleriyle amel eder, hayatlarını onların koyduğu ölçülere göre yaşamaya başlarlar.

    Böylece insanlar bu tuğyan edenleri ilâh edinmip onlara karşı bir çeşit ibâdet içine girerler.

    İşte Kur'an, tuğyan edip insanlar üzerine rabblik taslayan, onların hayatını düzenlemek için hükümler koyan kişi veya kişilere 'tâğut' demektedir.
    Bu açıdan diyebiliriz ki, Allah'ın ortaya koyduğu temel prensiplerin yerine geçmek üzere aykırı hükümler koyan her varlık tâğuttur. Bunların insan, put, şeytan, kişi veya kuruluş olması işin özünü değiştirmez.
    İnsanlardan bazıları bir putu, şeytanı, bir kişiyi veya bir güçlü kuruluşu ilâh haline getirebilirler ve ona tanrı gibi boyun eğebilirler. O boyun eğdiği şeyden kaynaklanan hükümleri kabul ettiği zaman onu tâğut haline getirmiş olurlar.
    'Tâğut' kelimesi tekil veya çoğul olarak kullanılır. Yani 'tâğut' tek bir varlık olabildiği gibi, birden fazla güçler de olabilir.

    'Tâğut', her devirde olabilecek Firavun tipli kimselerle, onların yardakçılarının genel adıdır. Bir Allah'a kulluktan kaçınan bazı hasta ruhlu kimseler, tâğut haline getirdikleri bir sürü efendi bulurlar, ilâhlık özelliği verdikleri bu efendileri memnun etmek için oyalanır dururlar.
    Rabbimiz şöyle buyuruyor:

    "andolsun Biz her ümmete; 'Allah'a kulluk edin ve tâğuttan kaçının' (diye tebliğ yapması için) bir peygamber gönderdik..." (16/Nahl, 36)

    İnsan ya âlemlerin Rabbi Allah'a, ya da tâğutlara kulluk yapar. İnsanı bilen Rabbimiz (cc) onlara 'tâğuta kulluk yapmaktan kaçının' diyen elçilerini göndermiştir.

    Kur'an'ın ifadesine göre; "Artık rüşd (doğruluk) sapıklıktan ayrılmıştır (belli olmuştur). Kim artık 'tâğut'u inkâr eder de Allah'a iman ederse, o, kopması mümkün olmayan bir kulp'a yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir." (2/Bakara, 256)

    Allah (cc) mü'minlerin velîsidir. Kâfir olanların velîsi ise 'tâğut'tur. O tâğut, onları aydınlıktan (nur'dan) karanlıklara götürür (2/Bakara, 257). (Bakınız: Velî)

    Kur'an, mü'minlere Allah'a ve Rasûlüne itaat etmeyi emrediyor. Bunun anlamı, İslâm'ın bütün hükümlerine uymaktır. Ancak, bazıları iman ettiklerini, Allah'ın kitabını kabul edip saygı duyduklarını söyledikleri halde 'tâğut'a da uyarlar. Halbuki onlar, tâğutu inkâr etmekle emrolunmuşlardı. İşte böylelerini şeytan, doğru yoldan çıkarmıştır (4/Nisâ, 60). Hatta böylelerine 'gelin Allah'ın indirdiği hükümlere uyun' denildiği zaman, münâfıklar gibi yüzçevirirler (4/Nisâ, 61).

  7. #7
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Küfür ve Tuğyan İlişkisi

    İnkâr edenler, 'tâğut' haline getirdikleri ilâhlarını severler, onların uğruna mücâdele ederler. Kurdukları 'tâğutî' sistemlerin devam etmesi için her şeyi yaparlar. Yaptıkları işi öylesine süslü ve doğru olarak gösterirler ki, arkadan gelen nesilleri çok iyi kandırırlar. Onların kurduğu sistemler çoğu zaman insanların hoşuna giden şeylere değer verir, nefisleri doyurmayı ön plana çıkarır.

    İman edenler, Allah için, O'nun hükmünün geçerli olup zulüm ve fesat ortamlarının yıkılması için uğraşırlar.

    "İman edenler Allah yolunda cihad ederler (çalışırlar), kâfir olanlar ise tâğut uğruna savaşırlar." (4/Nisâ, 76)

    'Tâğutluk' iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda geçtiği gibi, bazı insanlar veya topluluklar, istikbar veya istiğnâ (kendini zengin ve yeterli görme) duygusuyla rabbliğe kalkışır. Allah'ı ve O'nun hükümlerini dinlemez ve kendi hevâ ve hevesinden, yani Allah'ın peygamberlerle insanlara gönderdiği temel prensiplere karşılık kendi kafalarından hükümler koyarlar. Sonra da koydukları bu hükümleri insanlara dayatırlar.

    İşte bu gibi kişi ve güç toplulukları 'tuğyan' içinde olanlardır, kendilerini 'tâğut' haline getirenlerdir.

    İkinci olarak, kimi insanlar da bu 'tuğyan' eden kişi veya güçleri ilâh veya rabb gibi bilip onlara tâbi olurlar, onların isteklerini, uyulacak tek istek kabul ederler. Allah'ın ne dediğine kulak asmazlar. Böyleleri şüphesiz Allah'ı bırakıp 'tâğutları' ilâh edinen müşriklerdir.

    Tâğutları ilâh bilip onların hükümlerine itaat edenler elbette inkârcılardır.
    'Tâğut' kavramı 'tuğyan' edip insanlar üzerine rabbleşen bütün kişi ve güç odaklarını anlatmaktadır. Firavun örneğinde geçtiği gibi, ilâhlık iddiasında bulunup insanlara hükümler koyan ve insanları o hükümlere boyun eğmeye zorlayan bütün zorbalar tâğuttur.

    Azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthane, kâhin, sihirbaz. Allah'ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluşların tümü. Arapça "Teğa" kökünden türetilmiş olup kelimenin masdarı olan "Tuğyan" Allah Teâlâ'ya isyan etmek anlamına gelmektedir.

    Allah'ın indirdiği hükümlere muhalif olan ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık tağuttur.

    Tağut, Allah (c.c)'a karşı isyan etmekle beraber O'nun kullarını kendisine kul edinmek gayretinde olandır. Bu ise şeytan, papaz, dinî veya siyasî lider veyahut da kral olabilir. Bu sebepten bir insanın hakiki mümin olabilmesi için tağutu reddetmesi gerekmektedir.

    Tağut kelimesi aslında çoğul manâsı taşımaktadır. Çünkü Allah (c.c)'ı inkâr eden, bir yerine birçok tağutun kulu olur. Bunlardan bir tanesi insanı çeşitli günahlara yönelten şeytandır. Diğeri, insanı ihtiras ve arzularının esiri kılan kendi nefsidir. Kezâ karısı, çocukları, hısım ve akrabaları, ailesi, arkadaşları ve milleti ile siyasî ve dinî liderleri ve hükümetleri gibi diğerleri de bulunmaktadır. Bütün bunlar o kimse için birer tağut olur ve o kişiyi kendi arzu ve ihtiraslarına esir etmek isterler. Bu pek çok efendilerin kulu olan kimse, tatminine bir türlü imkân olmayan bu tağutlardan her birini ayrı ayrı memnun etmek hayaliyle ömrünü boşa tüketir.[1]

    Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de: "Andolsun ki biz her kavme "Allah'a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının" diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir" (en-Nahl, 16/36),

    "İman edenler Allah yolunda cihad ederler, kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar" (en-Nisa, 4/76) ayetleriyle müminlere tağut hakkında bilgi vermekte ve tağuta karşı takınmaları gereken tavrı açıklamaktadır. Alimler de tağut hakkında, ayet ve hadislerden çıkardıkları deliller çerçevesinde yaptıkları yorumlarla bu kavramı tefsir etmektedirler.

    Bugün yeryüzünde yürürlükte olan rejimlerin hepsi, beşerî rejimlerdir ve hükümlerini kendileri koymaktadırlar. Dolayısıyla da Allah (c.c)'ın hükümlerine muhalefet etmektedirler. O halde bu rejimlerin hepsi "tağut" olarak isimlenir. Hatta kitlelere "en cazip ve hüsn-ü kabul gören bir rejim" olarak tanıtılan demokratik ve lâik rejimler de tağut hükmündedir.

    Her ne şekilde olursa olsun, insanlar tarafından konulmuş ve Allah (c.c)'ın hükümlerine muhalefet eden hükümler "tağut" olarak isimlendirilirler.
    Allah Teâlâ (c.c) Kur'an-ı Kerîm'de; "Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar tağutun huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki tağutu inkâr etmekle (tekfir etmekle, lânetlemekle) emrolunmuşlardı. Şeytan onları uzak bir sapıklığa saptırmak ister" (en-Nisa, 4/60) buyurmaktadır.

    Allah (c.c)'a, peygamberlere, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve inanmakla mükellef olduğu bütün hususlara inandığını açıklasa, fakat demokratik, lâik, sosyalist, kapitalist vb. rejimlerden herhangi birinin hükümlerini kabul edip itaat eden bir kimsenin irtidadına hükmedilir. Zira insanları yaratan Allah Teâlâ'dan başkası, insanların nasıl idare olunacağı hususunda ve onların sosyal yaşamlarına yönelik hükümler koyma yetkisine sahip değildir. Çünkü hüküm koyan insan, o hükme tâbi olmasını istediği insanlardan üstün ve herhangi bir ayrıcalığa sahip değildir. Allah Teâlâ katında üstünlük, sadece takva iledir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ; "Şüphesiz ki sizin Allah katında en şerefliniz, takvaca en ileri olanınızdır” (el-Hucurat, 49/13) buyurmaktadır.

    Kendisinde böyle yetkiler gördükten sonra, Allah Teâlâ'nın indirdikleriyle hükmetmeyip, heva ve hevesleri doğrultusunda hükümler koyanlar aynı zamanda "ilahlık" iddiası içindedirler. Dolayısıyla Allah Teâlâ'nın hükümleri dışında hüküm koyanlar ve o hükümlere tâbi olanlar da, tevhid akîdesinin dışına çıkıp kâfir olurlar. Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de: "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar, fasıklardır" (el-Maide, 5/45) buyurmaktadır.
    Tağutun hüküm sürdüğü beldelerde yaşayan bütün müminlerin, din Allah'ın oluncaya, Allah'ın indirdikleriyle hükmedilinceye kadar [maslahata göre,durumlarına göre,maddi veya manevi) cihad etmeleri farzdır. Bu cihaddan kaçıp, tağutun hükmüne razı olanlar ise, ister bilerek, ister bilmeyerek yapsın, kâfir olma durumundadırlar. Allah Teâlâ (c.c) bu hususta; "İman edenler Allah yolunda cihad ederler, küfredenler ise tağut yolunda savaşırlar" (en-Nisa, 4/76) buyurmakta ve müminin tağut karşısındaki yerini belirlemektedir.

  8. #8
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Allah Teâlâ, Âdem (a.s)'dan, Resulullah'a (s.a.s) kadar bütün peygamberleri, insanları Tevhid'e, yani Allah'ın varlığına ve birliğine, ortağı olmadığına inanmaya; O'nun koyduğu hükümleri kabullenmeyerek kendi heva ve heveslerine göre hüküm koyma isteğinde olan "tağut"a karşı savaşmaya ve tağut kapsamına giren her şeye kulluk etmekten kaçınmaya çağırmaları için göndermiştir.

    Nitekim Allah Teâlâ bu hususta; Andolsun ki biz her kavme, "Allah'a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının" diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir" (en-Nahl, 16/36) buyurmaktadır.
    Bu tağutlar İbrahim (a.s) döneminde Nemrut, Mûsa (a.s) döneminde Firavun, Resulullah (s.a.s) döneminde de Ebu Cehil, Ebu Leheb gibi Daru'n-Nedve'nin ileri gelenleri ve puta tapan şahsiyetleri olduğu gibi, diğer peygamberler döneminde de, kendilerine gönderilen peygamberlerin getirdiği tevhid akidesini inkâr edip, atalarından kalan inançları devam ettirme inatçılığı gösteren puta tapan kavimler olmuşlardır.

    Gelen peygamberler, gönderildikleri kavimleri tevhid'e çağırdılar. Tapmaya devam edegeldikleri putlarının kendilerine ne bir fayda, ne de bir zarar veremeyeceklerini açıkladılar. Ancak pek azı müstesna olmak üzere, çoğunluğu peygamberleri yalanladılar, hatta öldürdüler. Allah Teâlâ'ya yönelecekleri yerde, atalarından devraldıklarını ileri sürdükleri tağuta yöneldiler. Allah Teâlâ bu inkârcı kavimler hakkında; Onlara; "Allah'ın indirdiğine ve o peygambere geliniz" denildiği zaman, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter" dediler. Ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler" (el-Maide, 5/72) buyurmakta ve nasıl bir çıkmazda olduklarını açıkça gözler önüne sermektedir.

    Tağutların devri kapanmış değildir. Peygamber bulunsun veya bulunmasın, her dönemde tağutlar varlıklarını korumuşlardır. Tağut, sadece eski kavimlerde ortaya çıkıp yaşama imkânı bulan bir güç değildir. Tağut, bugün de müslümanın en büyük düşmanıdır. Tağut, devlet sistemlerini, ahlâki değerleri ele geçirmiş ve onları müslümana zarar verecek bir hale dönüştürmüştür. Kısaca tağut, müslümanı dört yanından kuşatmış bulunmakta ve müslümana hayat hakkı tanımamaktadır.

    Müslüman Allah'ın hükümleri doğrultusunda yaşamak, O'nun koyduğu hükümler dışında konulan bütün hükümleri reddetmek, İlâhlık taslayan bütün güçleri yok etmek için çalışmakla mükelleftir. Şu bir gerçektir ki, Allah (c.c)'a iman edenler, O'nun yolunda tağutla savaşmak zorundadırlar. Çünkü tağut bir mümin için her şey demek olan imanını çiğnemek, ona hayat hakkı vermemek ve Allah'ın hükümlerini iptal edip, kendi heva ve hevesleri doğrultusunda hükümler koymak amacındadır. Nitekim Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurur:

    "İman edenler Allah yolunda cihat ederler, küfredenler ise tağut yolunda savaşırlar" (en-Nisa, 4/76).

    Resulullah (s.a.s) de tağut hakkında bir hadis-i şerifinde; "Her kim (tağuta karşı) cihat etmeden ve onunla mücadele (ederek Hakk'ı hakim kılma) arzusunu ruhunda duymadan ölürse, nifaktan bir şube üzerinde ölür" buyurmaktadırlar"[2]

    Bu ayet ve hadis, bir müminin tağuta karşı takınması gereken tavrı en anlaşılır şekilde ortaya koymaktadır.

    Bir mümin; camilerinin ibadete açık olmasına izin veren, insanları dini inançlarında özgür bıraktığını iddia eden rejimlere karşı çok dikkatli olmak zorundadır. Bugün bu rejimler, İslâm dünyası için büyük bir tehlike arzetmektedirler. Bu rejimlerin hepsi tağuttur. Çünkü apaçık ortadadır ki Allah'ın indirdikleriyle hükmetmemektedirler. İnsanları kendi heva ve hevesleri doğrultusunda çıkarmış oldukları hükümlerle idare etmektedirler. Allah'ın hükümlerini, ortaçağ insanına hitab edebilen, sınırlı, bugünün gelişen ve düşünen insanının gerisinde kalmış hükümler olarak kabul etmektedirler.
    Bir mü'min, tağutu, yani Allah Teâlâ'nın emirleri ve yasakları ile çatışan nefsini, diğer şahısları, önderleri, rejimleri ve ilkeleri red etmedikçe, hakimiyetin yalnız Allah'a ve O'nun düzeni olan İslâm nizamına ait olduğunu kabullenmedikçe imanın sembolü olan tevhid kulpuna yapışamaz. Allah Teâlâ bu konuda da şöyle buyurmaktadır:

    "Dinde zorlama yoktur. Hakikat, iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp da Allah'a (O'nun kanunlarına) iman ederse, muhakkak ki kopması (mümkün) olmayan en sağlam kulpa sarılmıştır. Allah işiten ve bilendir" (Bakara, 2/256).

    Dolayısıyla insanlar için iki yol vardır. Birincisi: Allahu Teâlâ (c.c)'ya iman etmek ve her türlü ilişkileri (hayatını) İslâm'ın hükümlerine göre değerlendirmek; ikincisi, tağuta kalben teslim olmak (iman etmek) suretiyle hevâ ve heveslerine göre yaşamak!.. Bu iki inanç ve yaşama biçiminin dışında üçüncü bir durumdan söz etmek mümkün değildir. İnsanlar kendi iradeleri ile, bu iki yoldan birisini tercih etmekte serbesttirler. Buna "Kesb" (kendi kazancı) denilir. İmam Taftazânî, "İnsanların sevap ve mükâfat almaya, ceza ve azab görmeye esas teşkil eden ihtiyari fiilleri vardır"[3]
    diyerek, bu konuda herhangi bir zorlamanın olmayacağına işaret etmiştir.
    Allahü Teâlâ'nın hükümlerini bir kenara bırakarak, Tağut'un huzurunda muhakeme olmak ve onun hükümlerine boyun eğmek, küfrü tercih etmek demektir.

    Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye, boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar Tagut'un huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki Tağut'u inkâr etmekle (tekfir etmekle, lânetlemekle) emrolunmuşlardı" (en-Nisa: 4/60) buyurulmuştur. Bu ayette Tağut'un hükümlerine boyun eğen ve kalben razı olanların, iman iddialarının boş olduğu ifade edilmektedir. İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde "Allahü Teâlâ Tağut'un hükümlerine kalben teslim olanların iman iddialarını red etmektedir" diyerek, meselenin özüne işaret eder.[4]

    Tağutî güçler; Allahu Teâlâ'nın arzında, O'nun hükümlerine karşı tuğyan eden ve insanların üzerinde ilâhlık iddiasında bulunan otoritelerdir. Bunlarla sürekli olarak savaşmak farzdır. Bununla ilgili olarak, "İman edenler; Allah Teâlâ'nın yolunda cihat ederler. Küfredenler ise, Tağut yolunda savaşırlar. Öyle ise; şeytanın dostlarıyla (Tagut güçlerle) savaşınız. Şüphesiz ki, şeytanın hilekârlığı zayıftır" (en-Nisa, 4/76) buyurulmuştur. Bir mümin Tağutî güçlerle savaşmanın farz olan bir ibadet olduğunu bilmek mecburiyetindedir. Bu Kelime-i Tevhid'in tabii bir sonucudur.

    Allahû Teâlâ'nın hükümlerine karşı tuğyan eden siyasi otoriteler insanları, dalaletin karanlığına doğru çekerler. Hem bu dünyada, hem Ahirette işkenceye ve azaba uğramalarını sağlarlar. İslâm dininin hükümlerini inkâr eden bütün ideolojiler Tağut hükmündedir. Kur'an-ı Kerim'de; "Allah, iman edenlerin velisidir (yardımcısıdır). Onları karanlıktan (kurtarıp) nura çıkarır. Küfredenlerin velisi ise Tağut'tur. O da kendilerini nurdan (ayırıp) karanlıklara çıkarır. Onlar (Tağut ve ona tabi olanlar) Cehennemin arkadaşlarıdır. Onlar orada, bir daha çıkmamak üzere ebedi kalıcıdırlar" (el-Bakara, 2/257) buyurulmuştur.

  9. #9
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Günümüzde Allahü Teâlâ'nın indirdiği hükümleri bir kenara bırakarak, "Hakimiyet kayıtsız ve şartsız insanındır" sloganına sarılan ve insanların çoğunun rızasına göre kurulduğu iddia edilen siyasî otoriteler, iktidar haline gelmişlerdir. Bu siyasi otoritelerin Tağut hükmünde olduğu asla unutulmamalıdır. Daha açık bir ifade ile İslâm nizamının dışındaki bütün sistemler "Tağuti" özellikleri taşırlar. Kelime-i Şehadet getiren ve günde beş vakit ezânı dinleyen her mükellef bu mahiyeti asla unutmamalıdır. İnsanları Tağutî güçlere karşı cihada teşvik etmeyen ve bu uğurda gayret sarfetmeyen kimseler ne kadar ilim sahibi olursa olsunlar, kat'iyyen âdil değildirler. Dolayısıyla onların fetvaları ile amel edilemez.[5]

    Arapça bir kelime olan tâgût, iştikaak itibariyle tuğyan ile ilgilidir. Tuğyan ise; Allahû Teâla (cc)'ya isyan etmek mânâsınadır.[6]

    Tefsir-i Mücahid'de tâgûtun ismi has olduğu ve çoğulunun da, tekilinin de aynı olduğu kayıtlıdır. İmam-ı Muhammed İbn-i Cerir, tâgûtu şu şekilde tarif etmektedir: "Allah'ın indirdiği hükümlere mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık tâgûttur."[7] Bunun insan olması, put, şeytan veya bunların dışında herhangi bir şey olması mahiyetini değiştirmez.

    Kur'ân-ı Kerim'de: "Andolsun ki, biz her kavme: `Allah'a ibadet edin, tâgûta kulluktan kaçının!' diye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir." (Nahl: 16/36) buyurulmaktadır. İnsanlar "kul olma" hususunda istisnasız uyarılmışlardır. "İman edenler Allah yolunda cihad ederler, küfredenler ise tâgût yolunda savaşırlar" (Nisa: 4/76) âyet-i kerimesinde de beyan buyurulduğu gibi, insanlar "ya Allah'a ibadet edecek, veya tâgût'a kul olacaktır"[8] bu iki yolun dışında üçüncü bir hâl yoktur.
    Kur'ân-ı Kerim de "Sana indirilen Kur'ân’a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar tâgûtun huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki tâgûtu inkâr etmekle (tekfir etmekle, lânetlemekle) emrolunmuşlardır" (Nisa: 4/60) buyurulmaktadır.

    Kur'ân-ı Kerim’deki bütün bu âyetleri ve mütevatir sünnetleri dikkate alarak şu hususu belirtmekte fayda vardır. Tâgûtun hükümlerine boyun eğenler ve râzı olanlar, kâfirlerdir. Nitekim İbn-i Kesir bu hususta şunları kaydediyor: "Bu ayet-i kerimede (Nisâ: 4/60) Hz. Muhammed (sav)'e ve diğer peygamberlere iman ettiklerini söyleyip, bununla beraber ihtilaf ettikleri hususlarda, Allah'ın kitabından ve Peygamber'in (sav) sünnetinden ictinap edip, insanların kendi akıllarına göre (beşeri kanunlarla) hüküm vermesini istiyen kişinin iman iddiasını Allahû Teâla (cc) reddetmektedir."[9]

    Bugün dünyada; vahyi inkâr ederek, insanların çoğunluğunun rızasına göre kurulduğu iddia olunan bütün demokratik sistemler, Allah (cc)'ın hükümlerine mukabil ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad etmektedirler. Dolayısıyle bütün demokratik sistemler, bu noktada "tâgûtî" özellikler taşırlar. Bu bir anlamda bütün ideolojik sistemler için geçerlidir. Daha genel bir ifade ile, İslâm dışındaki bütün sistemler, tâgûtîdir. Tâgûtların hükümlerine göre yönetilen bütün yerler de dâru'1-harp durumundadır. O beldelerde yaşayan mü'minlerin Allah (cc)'ın indirdiği hükümlerin gâlip gelmesi uğruna cihad etmeleri farz-ı ayndır." Şurası unutulmamalıdır ki, tâgûtun hükümlerine "evet" diyenler, Allahû Teâla (cc)'nın dinine küfretmek durumundadırlar. Bunu ister bilerek-ister bilmeyerek yapsınlar durum asla değişmez. Çünkü Hz. Âdem (as)'den itibaren bütün peygamberlerin insanlara; "Allah'a ibadet edin, tâgûta kulluktan kaçının" diye tebligat yaptıkları "muhkem âyetlerle" sabittir.
    Tâgûtun hükümlerini inkâr etmeyen ve tâgûtî güçlerle mücadele vermeyen kimse, ne kadar âlim olursa olsun, "müsteşrik" çizgisini asla geçemez.[10]
    Tâğut, kelime olarak haddi aşan, azan, hakikatten sapan, taşkınlık gösteren ve her sapıklığın başı gibi anlamlara gelir; Istılahta ise Allah'a isyan eden anlamında kullanılır. Allah'ın indirdiği hükümlere alternatif olmak ve onların yerine geçmek üzere hükümler koyan her varlık tağuttur. Bunun insan olması, put, şeytan veya bunların dışında herhangi bir şey olması farketmez. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:

    "Andolsun ki, biz her kavme; 'Allah'a ibadet edin, tağuta kulluktan kaçının' diye (tebliğat yapması için) bir peygamber gönderdik." (Nahl: 16/36)
    İnsanlar, sadece Allah'a kul olma, yalnız O'na ibadet etme hususunda istisnasız uyarılmışlardır.

    "İman edenler Allah yolunda cihad ederler; küfredenler ise tağut yolunda savaşırlar." (Nisa: 4/76)

  10. #10
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Yani insanlar ya Allah'a ibadet edecekler veya tağuta kul olacaklardır; bu iki yolun dışında üçüncü bir hal yoktur.

    Kur'an-ı Kerim'de: "Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar tağutun huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki tağutu inkâr etmekle (tekfir etmek, lanetlemekle) emrolunmuşlardır." (Nisa: 4/60)buyrulmaktadır. Kur'an'daki bütün bu ayetleri dikkate alarak şu hususu belirtmekte fayda vardır: Tağutun hükümlerine râzı olanlar ve boyun eğenler, kâfirlerdir. Nitekim İbn Kesir, bu hususta şunları kaydediyor: "Bu ayet-i kerimede (Nisa: 4/60) Hz. Muhammed (s.a.v.)'e ve diğer peygamberlere iman ettiklerini söylemekle beraber, ihtilaf ettikleri hususlarda, Allah'ın kitabından ve Peygamber'in sünnetinden kaçınıp, insanların kendi akıllarına göre (beşerî kanunlarla) hüküm vermesini isteyen kişinin iman iddiasını Allah reddetmektedir."11]

    Bugün dünyada; vahyi inkâr ederek, insanların çoğunluğunun rızasına göre kurulduğu iddia olunan bütün demokratik sistemler, Allah'ın hükümlerine mukabil ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad etmektedir. Dolayısıyla bütün demokratik sistemler, bu noktada "tâğutî" özellikler taşırlar. Bu, bir anlamda bütün ideolojik sistemler için de geçerlidir. Daha genel bir ifade ile, İslam'ın dışındaki bütün sistemler tağutîdir. Tağutların hükümlerine göre yönetilen bütün yerlerde yaşayan mü'minlerin, Allah'ın indirdiği hükümlerin galip gelmesi uğruna cihad etmeleri farz-ı ayndır. Şurası unutulmamalıdır ki, tağutun hükümlerine "evet" diyenler, Allah'ın dinine "hayır " demiş, küfretmiş durumundadırlar. Bunu ister bilerek, ister bilmeyerek yapsınlar durum asla değişmez. Çünkü bütün peygamberlerin insanlara; "Allah'a ibadet edin, tağuta kulluktan kaçının" diye tebliğat yaptıkları ayetlerle sabittir. Tağutun hükümlerini inkâr etmeyen ve tağutî güçlerle mücadele vermeyen kimse, ne kadar âlim olursa olsun, "müsteşrik" çizgisini asla geçemez.[12]

    Tağut, Hakkı tanımayıp azan ve sapan her kişi ve güce verilen addır. Şeytana da bu yüzden tağut denmiştir. Tağut, hakka, hakikate ve imana karşı gelen, Allah'ın kulları için çizdiği nizamı ve sınırları aşan herşeyi ifade eder. Tağut, bir şahıs olabileceği gibi, Allah nizamından alınmamış her türlü sistem, Allah'a bağlanmayan her çeşit fikir, düşünce, âdet ve alışkanlık da olabilir. Kim bütün bunları ne şekilde olursa olsun reddeder ve yalnız Allah'a iman edip bağlanır, sadece Allah'ın kanun ve nizamlarını kabul eder ve tüm yaşantısını buna göre düzenlerse, sağlam bir kulpa bağlanmış, yani kurtulmuş olur.[13]

    Tağutu reddetmeden iman ek******, yarımdır; böyle bir iman geçerli olmaz. Bu durum, aynen müşriklerin Allah'a inanması gibidir. Tağut, Allah'a ibadetten alıkoyan, Allah'a giden yolu tıkayan, dini Allah'a has kılmayı, Allah ve Rasülü'ne tâbi olmayı önleyendir. Bu, cinnî ve insî şeytan olabileceği gibi, ağaç, beton, tunç, taş, mezar, inek, para, ateş, âdet ve sistem de olabilir. Günümüzdeki medya araçlarının çoğunu da bu kavramın içine koyabiliriz.

    Mevdudi'ye göre tağut kelimesi, sözlük anlamıyla, sınırları aşan herkes için kullanılır. Kur'an bu kelimeyi Allah'a isyan eden, Allah'ın kullarının hâkimi olduğunu iddia eden ve onları kendi kulu olmaya zorlayan kimse için kullanır. Eğer bir kimse Allah'a isyan eder ve O'nun kullarını kendisine boyun eğmeye zorlarsa, o zaman tağuttur. Böyle bir kimse; şeytan, rahip, dinî veya politik lider, kral veya bir devlet olabilir. Bu nedenle bir kimse tağutu reddetmedikçe Allah'a inanmış sayılamaz. Tağutun, tekil ve çoğul anlamı birlikte kullanılır. Çünkü Allah'ı inkâr eden kimse, sadece bir tek değil; binlerce tağutun kölesi olur.[14]

    Tağut, ilahî olmayan hükümlere göre kararlar veren otorite demektir. Tağut kelimesiyle, aynı zamanda, Allah'ı tek hâkim/egemen ve Rasülü'nü nihâî otorite olarak tanımayan hüküm sistemleri de kastedilir.[15]

    Seyyid Kutub da tağutu şu şekilde tanımlar: Allah'ın emri dışındaki her çeşit sistem, Allah'ın şeriatına dayanmayan her türlü nizam tağuttur. Tağut, Allah'ın şeriatından başka bütün idare şekilleridir. Zira insan, ülûhiyet özelliklerinden birisini kendisine mal edip, adaletin ve hakkın ta kendisi olan şeriatın hududlarını aşarak kendi egemenliğini ileri sürerse tuğyan etmiş ve kendi haddini aşmış demektir. Böyle bir şey, tuğyandır ve böyle iddialar ileri sürenler tâğî denilen haddini aşmış âsilerdir. Bunlara inananlar, bunlara tâbi olanlar şirk içerisindedirler, küfür içerisindedirler.[16]

    Yusuf el-Kardavi'ye göre, Allah'ın şeriatı ile çatışan bütün gelenekler, rejimler, zâtında güç görülen eşya, insan ve putlar tağuttur. Tağut, kulun haddi tecavüz ederek, ibadet ettiği, tâbi olduğu ve itaat ettiği şeydir. Her kavmin tağutu, kendisine hüküm götürdükleri, huzurunda muhakemeleştikleri, ibadet ettikleri, tâbi oldukları, yalnız Allah'a itaat edilmesi gerektiği yerde itaat ettikleri kimse veya varlıklardır. Bunların ve bunlarla ilişkisi olan insanların durumlarını düşündüğümüz zaman, insanların çoğunu Allah'a ibadet ve itaatten yüz çevirmiş, tağutlara ibadet ve itaat eder halde görürüz. Nisa: 4/76. ayetine göre tağut, Allah'a karşı olanların, uğruna savaştığı şey, nesne, insan, dâvâ, ideoloji olarak anlaşılmaktadır. Tağut, itaatte Allah'a ortak koşulan her şeydir. Kendisine kayıtsız şartsız itaat edilecek tek merci Allah'tır. O'nun dışındakilere O'ndan dolayı itaat edilir. Bu tür itaatler, meşruiyetini Allah'tan alırlar. Kur'an, Allah'tan başkasına itaati, tağuta itaat ve ibadet olarak nitelemektedir.[18] İtaat edilen şey, Allah'ın hükümlerine aykırı olursa, itaat tağuta itaatin ta kendisi olmaktadır.[19]

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bediüzzaman'ın Otuz Sene Mücadele Ettiği İki Tâğut
    By SeRDeNGeCTi in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 28.11.08, 18:44
  2. 12. Söz 4. Esas
    By bir_damla_nur in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 12.08.08, 20:23
  3. Esas Akıl:)
    By acizizfakiriz in forum Eğitim
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 01.04.08, 15:42
  4. Tevhid-i İman, Elbette Tevhid-i Kulubu İster
    By Abdulbaki in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 09.02.07, 22:36

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0