Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa - Toplam 39 Sayfa var 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 383

Konu: Tarikatlar

  1. #1
    Yasaklı Üye Fatih_Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Antalya
    Yaş
    43
    Mesajlar
    195

    Standart Tarikatlar

    Peygamberimiz(SAV), "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat olacaktır" buyurmuş.

    Peygamberimiz(SAV) bu hadîsi irad edince ashab sormuşlar:

    - Yâ Resûlâllah, o kurtulan fırka hangi fırka olacaktır?

    Şöyle cevap vermiş:

    - Benim sünnetimden şaşmayanlar kurtulanlardan olacaktır! Yâni ehl-i sünnet ve cemaat mensuplarıdır.

    Binâenaleyh, Peygamberimizin kitaplarda yazılı olan sünnetlerine bağlı kalan Müslümanlar, ehl-i necat, yâni kurtulanlardan olacaktır. Yeter ki sünnetten ayrılmasın, onu tek ölçü bilsin, şahıslarında tatbik etmekte ihmale düşmesinler.

    Peygamberimizin bu sahih hadisini zaman da doğrulamıştır.BU kadar ciddi bir tehlike varken hem apaçık sünnet ortadayken daha sonradan ihdas edilmiş yol ve yöntemlerle ALLAH(CC) 'a ulaşmaya çalışmak ne derece akıl karıdır kardeşlerim.
    Bir tarafta Resulallah(SAV)'ın bizzat uygulayarak gösterdiği KURAN ahlakı diğer tarafta şeyhlerin,hocaların,müridlerin uygulamaları.


    Son yapılan Diyanet İşleri araştırmasında Türkiye'de 5000'nin üzerinde tarikat olduğu tespit edilmiş.Aralarında şeyhlerinin önünde yerlere kapanan insanlar,kadınlı erkekli zikir halkaları kuranlar,çalgı aletleri ile zikir edenler,şiş batıranlar ve daha bir sürü sonradan ihdas edilmiş peygamberimizin yapmadığı ya da yapın demediği şeyler var.
    Bu konu çok tehlikeli,insanlarımız da cahil..
    Nakşibendi şeyhi iken (kendisi beşik şeyhi imiş nasıl oluyorsa?) onca makamı ve gücü bırakan Ferit Aydın Türkiye'de tarikatların gelmiş olduğu vahim durumu çok güzel anlatmış.Dileyenler videolarını izleyebilir.

    (Dinimizde ruhbanlık yoktur. Et yiyin, hanımlarınızla mübaşeret edin! [Nafile] oruç da tutun! Tutmadığınız günler de olsun! [Nafile] namaz da kılın! Uyuyun da. Ben bunlarla emrolundum.) [Taberani]

    Dostlukta da ve düşmanlıkta da aşırı gitmemelidir. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
    (Bir kimseyi günün birinde, aranızın açılabileceğini hesaba katarak sev. Buğzettiğine de günün birinde dost olabileceğini düşünerek buğzet.) [Tirmizi]

    Tarikatlardaki şeyhlere aşırı bağlılığı bu hadise bakarak tekrar değerlendirmenizi rica ediyorum.Yaşayan herkes şeytanın fitnesine her an maruz kalabilir.

    Son olarak putperestliğin tarihine baktığımızda şu çok önemli konular karşımıza çıkıyor:

    1.İnsanoğlu, gerçekte kutsal olan varlıkları ve şahısları, müşahhaslaştırmak; tasvir ederek nesnelleştirmek ve ona dokunma-yakın olma gibi bir zaaf taşıyor. Bu nedenledir ki, sevdiği şeyleri cisimleştirmekten hoşlanıyor. Böylece kendisiyle, sevdiği şey arasında, 'nesnel-maddi bir bağ' oluşturmaya meyilli görünüyor.

    2.Bireysel veya toplumsal olarak yaşanan acılar, hastalıklar, çaresizlikler, doğal felaketler ve korkular sebebiyle; insanoğlu sığınacak bir şey arar. Son derece mantıksız ve duygusal bir sarılışla nesnelere yönelir. Bu yöneliş, zamanla 'değişip-dönüşerek'; insanlar için inanç veya kutsallık içeren 'kült' haline gelebilir. Buna sayısız örnekler verebiliriz. Bir kısım manevi anlam yüklenerek, yarar umulan 'kabirler-yatırlar' ve yine bu tarz anlam yüklenen ağaçlara bağlanan çaputlar ve dilekler v.s. gibi.

    3.İnsanla, Allah arasında bulunan ve amacı, insanlığı "Allah'a teslim olmaya ve O'na ortak koşmaksızın iman etmeye çağırmak olan" Peygamberler ve onlara tabi olanları, ilahlaştırmak; Allah'a ait sıfatları veya bir kısmını, bu Hakka çağıran önderlere, atfetmek-taksim etmek. İnsanlık tarihi, sürekli bu tarzda Hak'tan, Batıl'a kayışlara şahit olmaktadır. Bu hastalık, bugün, bilim ve teknoloji çağında da, maalesef insanlığın içinde bulunduğu trajik bir durumdur. İnsanın, insanı en yaygın bir şekilde ilah edindiği, bir çağda yaşamaktayız.

    4.İnsanoğlunun, "nefsi arzuları", "kendisini sevme-beğenme zaafı" ve bu nedenle de "dünyevi-ticari menfaat" sağlayarak; "güçlü-hükmedici" olma hevesi. Ki, bu oldukça güçlü bir hevestir. İnsan sürekli bu dürtüyle hareket ederek, iktidar ve güç peşinde koşmuştur. Bu amacı gerçekleştirmek içinde, özellikle toplumu kolayca etkileyebilecek olan "dini ve kutsal değerleri kullanmak", en etkili bir yol olmuştur.

    Dinlerin tarihsel bozulma süreci ve bu çağın gözlemi, bu yöntemin, sık sık kullanıldığının en açık şahitleridir. Güç ve iktidar sahipleri, bu amacı gerçekleştirmek ve gücü elde tutmak için, dini kendi emellerine hizmet ettirerek; ruhbanları, tarikatları ve mabetleri kullanmaktadırlar. Bu ise dini, gerçek din(Hak) olmaktan çıkararak; ruhbanların ve özelliklede kralların yahut hâkimlerin dini haline getirmiştir.

    5.Allah'ın tek ilahlığına dayanan ve Âdemle başlayan Tevhit(İslam) dininin, kısa bir zaman periyodun da bozularak şirke ve giderek çok ilahlı putperestliğe dönüşmesinde; en etkili faktör, cin-şeytanlardır. İnsandan önce yaratılmış, insan gibi sorumlu ve nefis sahibi bu varlıkların temel amacı, insanları saptırmaktır. Adeta var oluş amaçları budur.

    Tarihe dönüp baktığınız zaman, o kaba, akıldışı putperestliğin, her çeşidinin arkasında, cin-şeytanlarının, aldatıcı ve yalancı oyunlarının yattığını artık açıkça görebilirsiniz. Gök cisimlerinin; Güneş, Ay, gezegenler, yıldızlar, sayısız nesne-obje putlar, mabetler ve türlü türlü büyücülük oyunları. Hepsinin arkasında saklanan aynı "varlıklar"! Bu oyun o derece komik ki; "put maskeli tanrılar", kendilerine ve hizmetkarları olan ruhbanlara, kurbanlar boğazlatıyor ve yemekler ikram ettiriyorlar. Hint putları, süt içerse, Babil putları, niçin yemek yemesin! Tıpkı İsa ve Meryem heykellerinin ağlaması gibi!

    İnsanoğlu hep şu iki hatayı yapıyor: Ya kibirlenerek, Allah'ı ve vahyini reddediyor. Bunun sonucunda, cin- şeytanların varlığına inanmıyor. Dolayısıyla onların boyut farkıyla ortaya koyduğu, olağanüstü şarlatanlıklar karşısında şaşırıyor ve etkileniyor. Ya da yine gerçek vahyi bozuyor.Gerçek dinin içine felsefi-tasavvufi kavramlar karıştırarak, kendini yüceltme yolunu seçiyor. Böylece cin-şeytanlar, melek postuna bürünerek kolayca kendisini aldatıyor. Uyanıkken ve uykudaki " yaldızlı şeytani övgüleri", kendi kerameti ve fazileti sanıyor. İki durumda da sonuç aynıdır: Aldanma!

    Bugün, aynı "varlıklar",tarih boyunca kendi "sahte tanrılıkları" veya arkasına saklandıkları putlar yerine; bu çağ insanının" kendisinin tanrı olduğu yalanını" pompalıyor. Bugünün rahipleri ise, yine medyumlar yahut sözde "ruhsal varlıklarla" iletişim kuran çağdaş elitlerdir. Oyun aynı oyun! Cehalet ise bilim çağına ve bunca gelişmişliğe rağmen aynı cehalet! Tarih sanki hiç durmadan tekerrür ediyor!

    Gelin tertemiz sünnet-i Resulallah'ı (SAV) ne eksik ne fazla yaşamaya çalışalım.Zira peygamberimizin sünneti Kuran'ı yaşamaktır.
    Hadislerden yorumlar çıkararak yol tutmayalım.Ölçümüz Resulallah (SAV) yaşayışı olsun.İbadeti O'nun yaptığı gibi yapalım.Nitekim sahabe-i kiram gerçek sünneti O'nun yaptığı şeyler,ibadet şekli olarak anlamıştır.
    Kuran'ı okuyup anlamaya çalışalım..anlamazsın diyenlere anladığım kadarı bana yeter diyelim.Mezhep imamlarımızı başkalarından değil kendi kitaplarından öğrenelim.
    Ümmet-i Muhammed'in birlik olması için asgari müşterekte birleşmemiz elzemdir.
    Vesselam

  2. #2
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Tarikatler hakkındaki en güzel beyanatı, en mukni ve doyurucu izahları Üstad hazretleri Telvihât-ı Tis'a adlı risalede açıklamış..

    Tarikatlerin muhteviyatı hakkındaki bilgi edinmek isteyen kardeşlerimiz o risaleyi tekrar ve tekrar okuması lazım..

    Yalnız tabi ki de her hak şeyin bir sahtesi olabilir..Sahtesi var diye, sahtesiyle beraber gerçeklerini de süpürüp atmak olmaz..Öyle yapılırsa hakikate yazık olur..

    Bir tomar paranın büyük bir kısmı sahte bile olsa, o paraların hepsini atmıyoruz..Sahteleri ayırıp, gerçeklerden faydalanıyoruz..

    Onun için hak tarikatlardaki güzelliklere nazar etmeli bunun için de Telvihat-ı Tis'a risalesini iyi anlamalıyız..

    http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1132


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  3. #3
    Yasaklı Üye Fatih_Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Antalya
    Yaş
    43
    Mesajlar
    195

    Standart

    Kardeş üstadın hayatı boyunca zaman tarikat zamanı değildir demesinin hikmeti ne olabilir acaba?
    Peki beşik şeyhleri ,babadan oğula,ya da damada geçen şeyhlik ?
    Benim verdiğim Ferit Aydın ismini aratıp videoları izlemeni tavsiye ediyorum.Bu adam Nakşi şeyhi idi.

  4. #4
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Alıntı Fatih_Mehmet Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kardeş üstadın hayatı boyunca zaman tarikat zamanı değildir demesinin hikmeti ne olabilir acaba?
    .
    Üstad "tarikat zamanı değildir" demiştir fakat bu demek değildir ki "tarikatlar artık hiç bir işe yaramaz, tarikatle bir yere varılmaz, tarikatları atın gitsin" -haşa- böyle manaya gelmez elbette..
    Zira Üstad'ın telvihat-ı Tis'a risalesi gözümüzün önünde..
    Dediğim gibi o risaleyi iyi okumak lazım..Orada tarikatın ne kadar nurani ve güzel bir yol olduğu anlatılıyor..

    Hatta açtığın konu ile alakalı olarak şöyle diyor Üstad:
    "
    Ehl-i Sünnet ve Cemaatin bir kısım zâhirî uleması ve Ehl-i Sünnet ve Cemaate mensup bir kısım ehl-i siyaset gafil insanlar,
    ehl-i tarikatin içinde gördükleri bazı sû-i istimâlâtı ve bir kısım hatîâtı bahane ederek, o hazine-i uzmâyı kapatmak, belki tahrip etmek ve bir nevi âb-ı hayatı dağıtan o kevser membaını kurutmak için çalışıyorlar. Halbuki eşyada kusursuz ve her ciheti hayırlı şeyler, meşrepler, meslekler az bulunur. Alâküllihâl bazı kusurlar ve sû-i istimâlât olacak. Çünkü ehil olmayanlar bir işe girseler, elbette sûiistimal ederler. Fakat Cenâb-ı Hak, âhirette muhasebe-i a'mâl düsturuyla, adalet-i Rabbâniyesini, hasenat ve seyyiâtın muvazenesiyle gösteriyor. Yani, hasenat râcih ve ağır gelse mükâfatlandırır, kabul eder; seyyiat râcih gelse cezalandırır, reddeder. Hasenat ve seyyiâtın muvazenesi kemiyete bakmaz, keyfiyete bakar. Bazı olur, birtek hasene bin seyyiâta tereccuh eder, affettirir.
    Madem adalet-i İlâhiye böyle hükmeder ve hakikat dahi bunu hak görür. Tarikat, yani Sünnet-i Seniyye dairesinde tarikatin hasenâtı seyyiâtına katiyen müreccah olduğuna delil, ehl-i tarikat, ehl-i dalâletin hücumu zamanında imanlarını muhafaza etmesidir. Âdi bir samimî ehl-i tarikat, sûrî, zâhirî bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevk-i tarikat vasıtasıyla ve o muhabbet-i evliya cihetiyle imanını kurtarır. Kebâirle fâsık olur, fakat kâfir olmaz, kolaylıkla zındıkaya sokulmaz. Şedit bir muhabbet ve metin bir itikadla aktab kabul ettiği bir silsile-i meşâyihi, onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütmediği için, onlardan itimadını kesemez. Onlardan itimadı kesilmezse, zındıkaya giremez. Tarikatte hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik Âlim zat da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir. "

    Şimdi bunları diyen Üstad hiç mümkün müdür ki tarikatı hepten reddetsin, "artık tarikatten bi halt olmaz" -haşa- manasında bir söz etsin..Üstad tarikatı bir hazine-i uzma olarak beyan ediyor ve bazı hataları bahane ederek o kapıyı kapamak isteyenlere de ne kadar güzel ders veriyor..

    Hem Üstad "tarikat zamanı değil" sözünü daha sonra izah ediyor..


    "Şimdi en mühim tekkeler ehli, ehl-i tarikattır. Bütün kuvvetleriyle Nur Risalelerini nurlandırmaları ve sahip çıkmaları lâzım ve elzemdir. Şimdiye kadar ben yalnız İmân hakikatini düşünüp "Tarikat zamanı değil, bid'alar mâni oluyor" dedim. Fakat şimdi, sünnet-i Peygamberî dairesinde, bütün on iki büyük tarikatın hulâsası olan ve tariklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine, her tarikat ehli kendi tarikatı dairesi gibi görüp girmek lâzım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi.
    Hem ehl-i tarikatın en günahkârı dahi çabuk dinsizliğe giremiyor; kalbi mağlûp olamıyor. Onun için onlar tam sarsılmaz, hakikî Nurcu olabilirler. Yalnız mümkün olduğu kadar bid'atlara ve takvâyı kıran büyük günahlara girmemek gerektir. "

    Üstad'ın bu beyanatına en güzel örnek kendi tarikatları içinde Risale-i Nurları okuyup, anlamaya çalışan ehl-i tarik kardeşlerimizdir..Mesela Nakşi olan Menzil cemaati Risale-i Nurları okurlar ve okuturlar..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  5. #5
    Yasaklı Üye Fatih_Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Antalya
    Yaş
    43
    Mesajlar
    195

    Standart

    Peki menzile şeyhten tevbe almaya gitmek nedir? sevgili kardeşim.Tevbe ertelenecek bir şey değildir.Tevbe etmek için illa bir yere gitmek gerekmiyor ALLAH'a şükür.Biraz önce menzil.net'e baktım tevbe etmeyi biat etmek peygambere biatla karıştırıp tevil etmiş arkadaşlar.Hakiki bir şeyhin tevbe etmek için istanbul'dan ya da Ankara'dan taa adıyamana gelen insanlara şöyle demesi lazım değil mi?:'' Kardeşim tevbe etmek için buraya kimseyi getirmeyin insanlara söyleyin her an heryerde tevbe edebilirler.Tevbe kapısı kapanmadı ALLAH(CC) her yerdedir size şah damarınızdan daha yakındır.Nerede tevbe ederseniz sizi duyar.Nefsinin şerrinden korkan ucba düşmekten korkan bir insanın böyle konuşması gerekir.
    Üstad'ın zamanındaki tarikatlarla şimdikiler arasında dağlar kadar fark var.Ben sadece insanları uyarmaya çalışıyorum.Yazdıklarımı daha dikkatli okumanı tavsiye ediyorum kardeşim.Üstad'ın dediği gibi bidatlara çok dikkat etmek gerekir.
    Zamane şeyhlerindeki nasıl bir enaniyettir kardeşim.Taa dünyanın öteki ucundan gelen insanlar karşısında eğilip bükülüyorlar elini öpüyorlar .Bizim ihlaslı nur talebesi abilerimizin elini öpmeye kalk bakalım nasıl davranıyorlar?Onlara sanki en büyük kötülüğü yapmışsın gibi davranırlar.ben kimim ki kardeşim? derler.Hakiki ihlaslı nur talebelerinin yaşayışı ile şeyhlerin yaşayışı bir mi?
    Konu Fatih_Mehmet tarafından (09.02.09 Saat 06:39 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    Yasaklı Üye Fatih_Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Antalya
    Yaş
    43
    Mesajlar
    195

    Standart

    Malûm olsun ki, bizi ziyaret eden, ya hayat-ı dünyeviye cihetinde gelir; o kapı kapalıdır. Veya hayat-ı uhreviye cihetinde gelir. O cihette iki kapı var:

    Ya şahsımı mübarek ve makam sahibi zannedip gelir. O kapı dahi kapalıdır. Çünkü ben kendimi beğenmiyorum; beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenâb-ı Hakka çok şükür, beni kendime beğendirmemiş.


    üstadın şu sözleri ne kadar manidar değil mi?

  7. #7
    Yasaklı Üye Fatih_Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Antalya
    Yaş
    43
    Mesajlar
    195

    Standart

    Menzil.net sitesinden bir alıntı:
    Müridin Mürşidiyle İlgili Dikkat Etmesi Gereken Edepler

    1- Herhangi bir konuda şeyhini aldatmamalıdır. O’na son derece saygı göstermelidir.
    < 2- O’nun öğrettiği zikir ile kalbini düzeltmeye çalışarak gafletten kurtulmaya çabalamalıdır.
    3- Bir konuda haklı bile olsa şeyhin sözünü ve gayesini anlamaya çalışmalı; ona karşı ölü yıkayıcısının eli altındaki ceset gibi olmalıdır.
    4- Şeyhi bir şey sormadan söz söylememelidir.
    5- Herhangi bir isteğini şeyhinden başkasına söylememelidir. Eğer mürşidine ulaşamazsa ve çok gerekliyse salih, eli açık ve takva sahibi kişilerden istekte bulunabilir.
    6- Ancak mürşidi aracılığıyla istek ve gayesine ulaşabileceğine inanmalıdır. Sevgisi başka bir şeyhe yönelirse kendi mürşidinden yarar göremez ve feyz kapısı kapanır.
    7- Mürşidinin kendi üzerindeki tasarrufunu kabullenerek emrine uymalı ve her konuda ona hizmet etmelidir. Çünkü arzu ve sevgi bu yolla oluşur ve ihlasla gönülden bağlılığın ölçüsü bu yolla anlaşılır.
    8- İbadetlerinde adetlerinde ve tüm yaptığı işlerinde mürşidinin isteğini kendi isteğinden üstün tutmalıdır.
    9- Mürşidin iyi ahlakına ve olgunluğuna güvenerek onun hoşlanmadığı şeyleri yapmaktan kaçınmalıdır.
    10- Kendi durumunu mürşidine açıkladıktan sonra bir şey istemeden verilecek karşılığı beklemelidir. Birisi şeyhine bir şey sorarsa kendisi cevap verme küstahlığında bulunmamalıdır.
    11- Mürşidinin bulunduğu toplulukta yüksek sesle konuşmamalıdır. Çünkü bu çok kötü edepsizliktir. Bize anlatıldığına göre bir gün İmamı Züfer abdest alıyordu, hocası İmam-ı Azam Ebu Hanife ( r.a) onun yanından geçti. İmam-ı Züfer ayağa kalkmayarak saygıda kusur etti. Bundan dolayı en üstün öğrenci olacakken derecesi en düşük kaldı.
    12- Mürşidinin hiçbir haline kalben dahi olsa karşı koymamalı ve içinde şüphe belirirse iyiye yormalı; iyiye yoramazsa kusuru kendinde aramalıdır.??? Musa ( a.s) ile Hızır ( a.s) arasına geçen olayı düşünmelidir. Çünkü mürşide karşılık vermek çok çirkindir ve bundan ortaya çıkacak perdelenmenin ilacı yoktur. Ayrıca tüm feyiz kapıları kapanır.
    13- Mürşidinin çare bulması için iyi veya kötü tüm olayları ona açıklamalıdır. Çünkü mürşit doktor gibidir; müridin halini öğrendiğinde onun sorununu düzeltmeye ve iyileştirmeye çalışır. Bu nedenle nasıl olsa şeyhim benim sorunumu biliyor diye sorunu ona iletmemek doğru değildir. Çünkü bazen mürşit keşfinde yanılabilir. Velilerin keşfinde yanılması alimlerin içtihatda yanılması gibidir, yanılan da sevap kazanır. Şeriatın kurallarına uymadıkça keşiflere uyulmaz. Gerçek bile olsa bunlarla karar verilmez.
    14- Müridin şeyhine gönülden bağlılığı eziyetli ve sıkıntılı olduğunda bile bozulmamalıdır. Moral bozacak sözler, dedikodular ümidini kırmamalı; Allah’tan ( c.c) istediği feyzi ancak mürşidinin aracılığıyla elde edebileceğine inanmalıdır. Bunun için şeyhine olan sevgisi ve bağlılığı kendi nefsinden, çoluk çocuğundan ve malında daha fazla olmalıdır. Dinimizde bu sevgi sadece ALLAH(CC) ve resulüne duyulur
    15- Mürşidinin yaptığı ibadet ve hareketlerin hepsini yapmaya kalkışmamalıdır. Çünkü mürşidinin bulunduğu hal ve derecesiyle ilgili bazı yaptıkları müride uygun düşmeyebilir.
    16- Şeyhinin emirlerini yorumsuz başkasına devretmeden hemen yerine getirmelidir. Geciktirirse veya yapmasa feyiz kesilir.
    17- Mürşidinin verdiği zikir, teveccüh ve murakabe gibi görevleri emrettiği şekilde yerine getirmelidir.
    18- Mürşidi ile birlikte bulunurken hareketlerine, sözlerine, sorduğu soru ve verdiği cevaplarına dikkat etmeli; ileri- geri konuşmamalıdır. Zira böyle şeyhin büyüklüğünü ve saygısını müridin kalbinden gider.
    19- Mürşidiyle konuşacağı anları iyi ayarlamalı; verdiği cevapları can kulağıyla dinlemeli, konuşurken edepli ve haddini aşmadan kısa ve öz derdini anlatmalıdır.
    20- Mürşidinin kendisine açıklanan sırlarını gizlemelidir.
    21- Allah Teala’nın (c.c) mürşidi aracılığıyla kendisine bağışladığı keşif, keramet, hal ve düşünceleri şeyhinden saklamamalıdır.
    22-Uygunsuz kişilerin yanında mürşidinden söz etmemeli ve onun sohbetlerini anlatmamalıdır. Onlara ancak akılları ve anlayışları derecesinden açıklama yapabilir.
    23- Mürşide kapılanmak gerçekleştiğinde size Allah’u Teala’yı (c.c) tanımak ve bilmek için geldim demelidir. Şeyhi kendisini kabul ettikten sonra bir şey istemez, ancak hizmet eder. Böylece mürşidinin kendisini kabulü tam olur. Bu süre boyunca şeyhi bir şey emrederse bildiği şey dahi olsa onunla uğraşmalıdır.
    24- Herhangi bir kimse şeyhine selam söylemek isterse, o görevi üzerine almamalıdır. ???????
    25- Mürşidi ile beraberken başka şeylerle ilgilenmemeli, tam anlamıyla ona yönelmelidir.
    Devamı Sonraki Sayfada 26- Mürşidinin karşısında abdest bozmamalı, tükürmemeli, sümkürmemeli, nafile namaz kılmamalı, tesbih çekmemeli ve bir şeyle oynamamalıdır.
    27- Mürşidi emretmedikçe baş köşeye geçmemelidir.
    28- Mürşidin seccadesi, yatağı, kap ve kacağı gibi özel eşyaları kullanmamalıdır.
    29- Karanlık gibi zorunlu haller olmadıkça mürşidinin önünde yürümemelidir.
    30- Mürşidinden uzakta iken ilgiyi kesmemek için mektuplaşmalı, bu mektupları korumaya özen göstermelidir.
    31- Abdestsiz olarak şeyhinin yanında oturmamalıdır. ????
    32- Nehir gibi akarsu kıyısında abdest alırken mürşidinden üst tarafta bulunmamalıdır.
    33- Uzakta bulunsa dahi şeyhinin bulunduğu yöne ayağını uzatmamalıdır. ????
    34- Mürşidi bir şeyle uğraşırken veya elini tutup yakalayarak, çekerek öpmeye çalışmamalıdır.
    35- İzin almadan günlük tutma bile olsa karşısında bir şey yazmamalıdır.
    36- Şeyhinden olağanüstü halde ve keramet beklememeli ve istememelidir.
    37- Mürşidinin kendisine verdiği armağanlara özen göstererek ömrü boyunca saklamalı; hiç kimseye vermemeli ve satmamalıdır. ???(hediyeyi hediye etmek sünnettir.)
    38- Mürşidinin ahlakıyla ahlaklanmaya çalışmalıdır.
    39- Mürşidinin sevdiklerini sevmeli, hoşlanmadıklarından hoşlanmamalıdır.
    40- Mürşidi ayakta dururken kendisi oturmamalıdır. Sırtını şeyhine dönmemeli ve kapıyı vurarak sertçe örtmemelidir.
    41- Bir mürşit müridini tarikattan çıkarırsa tamamıyla ondan ayrılmaz. Çünkü böyle bir müridin başkasının aracılığıyla kurtulması imkansızdır. ?????yuh artık ALLAH(cc)'tan korkun yaa!!!!!!
    42- Benim mürşidim Peygamberden, sahabelerden, tabiin hazretlerinden daha büyüktür gibi düşüncelere sapmamalı ve konuşmamalıdır.
    43- Mürşidine gözünü dikip bakmamalı; o başka tarafa bakarken rabıta amacıyla göz ucuyla bakmalıdır.
    44- Mürşidiyle birlikte otururken manevi yarar sağlamak için kalbini onun kalbine bağlı bulundurmak gerekir. Çünkü, nispet ve feyiz şeyhinin sohbetiyle oluşur ve gafil olanlardan geriye döner, uyanık olanların kalbine girer. Manevi nispet dumanın yayılması veya yağmurun yapması gibi yayılır ve onu ancak ihlas ve ilahi sevgisi tam olanlar hisseder.
    45- Mürşidiyle birlikte otururken gönlü engin ve iç huzuruyla olmalıdır. Bunu sağlamak için gözleri kapayıp sanki başının üzerinde duran kuşu ürkütmeyecek şekilde kıpırdamadan durmalıdır.
    46- Zamanı öğrenmek için iki de bir saatine bakmamalı; içine sıkıntı gelince şeyhin yanında çıkıp gitmelidir.
    47- Mürid, şeyhinin çocukları, akrabalar ve komşuları yanında da edepli, saygılı ve vefalı olmalıdır.
    48- Mürşid kendisini yemeğe çağırdığında, mürit güzel yemekler ve içecekler, rahat yataklar isteğinde bulunmamalıdır. Hazırlananı yemeli; bulunduğu yerde yatmalı ve bu durumu nispet alması için büyük bir devlet ve nimet saymalıdır. Bu sırada bir kusur işlerse Cenab-ı Hakk’a (c.c) istiğfar etmelidir.
    49- Hizmet ederken gerek mürşit, gerek diğer müritler, gerekse de misafirler için yaptığı hizmetin nispet bakımından eşit olduğuna inanmamalıdır. ???????
    50- Mürşidiyle herhangi bir konuda görüşmek isteyen onun boş ve uygun zamanı kollamalı;
    51- Mürit mürşidinden herhangi bir şey veya hizmet istememelidir. Sadece hastalık, sıkıntı gibi durumlarda bilgi verilir. Mürşit ister dua eder, isterse etmeyebilir.
    52- Mürşidi başkalarıyla konuşurken, yanına sokulmamalıdır. İzin isteyeceği zaman evinden çıkmasını istememeli; çok acil işi varsa uygun bir şekilde haber göndermelidir.
    53- Sabah namazından güneş doğuncaya kadar ve akşam yatsı namazları arasında özel görevleri olduğundan mürşidiyle konuşmamalıdır.
    54- Mürit herhangi bir yerde sohbet etmesi gerekirse mürşidiyle ilgili konuşma yapmalıdır. (bu ne yaaa?????)
    55- Mürşidini ziyaret geldiğinde kendi başına ne kadar kalacağına karar vermemelidir. İstek ve arzusu olduğu sürece orada kalmalı ve gitme kararını mürşidine bırakmalıdır.
    56- Mürşidini kabul etmeyen kişilerle bir arada bulunmamalıdır.
    57- Mürşit herhangi bir konuda yasaklama getirirse ( bir yere gitmeyi, bir şeyi yemeği, bir şey yapmayı yasaklarsa) üzülmemeli, aksine benim yararım içindi diye sevinmelidir.

    58- Gördüğü rüyaları kendi yorumunu önemsemeden mürşidine anlatmalı, onun yorumuna göre davranmalıdır.

    Svgili Alanyalı kardeşim bu manifestoyu kabul ediyorsan ve sünnete aykırı hiç bir şey yoktur diyorsan peygamberimiz(SAV) sahabelerden bunları istemiştir diyorsan vay halimize kardeşim...

  8. #8
    Yasaklı Üye Fatih_Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Antalya
    Yaş
    43
    Mesajlar
    195

    Standart

    3- Bir konuda haklı bile olsa şeyhin sözünü ve gayesini anlamaya çalışmalı; ona karşı ölü yıkayıcısının eli altındaki ceset gibi olmalıdır.

    bu anlayış sahabe-i kiram'ın anlayışı ve yolu değildir.
    Hz. Ebû Bekir (ra) halife seçildikten sonra okuduğu ilk Cuma hutbesinde Ashabı Kirama şöyle hitap etmiştir: “Ben size halife olarak seçildim, ancak sizlerin en iyisi değilim. Şayet bende bir eğrilik görürseniz beni doğrultunuz. (Yani bir hata yaparsam beni uyarın) Şayet böyle yapmazsanız ne bende hayır kalır ne de sizde.”

    4- Şeyhi bir şey sormadan söz söylememelidir.
    bu anlayış da sahabenin anlayışına uymaz.
    Bir gün Hz. Ömer (ra) yanındaki arkadaşlarına bakarak onlara: “Şayet bende bir hata görürseniz, ne yaparsınız? diye sormuştu. Orada bulunan Ashabı Kiramdan biri ona dönerek şu cevabı vermişti: “Bu kılıcımla seni doğrulturum” Hz. Ömer (ra) ise bu cevaba sevinerek şöyle demişti: “Allah'a şükürler olsun ki bana, yanlış yaptığım zaman beni kılıçlarıyla doğru yola getiren arkadaşlar vermiştir.”

    Hz. Ömer (ra) döneminde Bir ara kadınların mihri oldukça yükselmiş ve fakir bazı insanlar neredeyse evlenemez duruma gelmişti. Bunun için Hz. Ömer (ra) bu duruma müdahale etmek istemiş ve bir konuşmasında bu hususa temas ederek kadınların yüksek meblağda mihir almalarını yasaklamak istediğini ifade etmişti. Onun bu girişimine karşılık camide kadınlar bölümünde bulunan bir kadın başını kaldırarak ona, “Ey halife! Allah'ın bize helal kıldığı bir şeyi sen nasıl bize yasaklayabilirsin” demiş ve ardından Nisa Suresinin 20. ayeti kerimesini (1) okumuştu. Kadın bu ayeti okuyunca Hz. Ömer, “Ah Ömer, sen bir kadın kadar da değilsin” diyerek bu girişiminden vazgeçmişti.

    Bugün hangi tarikat şeyhi bu kadar hassas?..Menzildeki şeyhin dersinden aldığım şu kesite dikkat:
    Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kuran okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder

    Behey gafil Kuran ve salavat zikir değil midir?Hizmet cihad değilmidir.?

    Gavs sani yine (zikr cekmeyen rabita yapmayan kisiyi tanimadiklarini) buyurmustur????


    Gavs - ı Sânî -
    -Hazretleri, Divan’daki görevlilere ve korumalara buyurmuşlar;
    “Virdinizi çekmezseniz, 100 sene de hizmet etseniz; işe yaramaz.”

    - Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır. bunlardan birini yapan
    kapımızın önündedir.İkisini yapanın eli elimizdedir.Üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın.”

    Bu nasıl bir enaniyettir?
    Konu Fatih_Mehmet tarafından (09.02.09 Saat 09:26 ) değiştirilmiştir.

  9. #9
    Yasaklı Üye Fatih_Mehmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Antalya
    Yaş
    43
    Mesajlar
    195

    Standart

    Menzille ilgili bir haber:

    Türkiye'nin özelikle batı bölgelerinden kalkan bazı otobüsler, yılın belli dönemlerinde, amaçları diğer otobüslerde bulunanlardan farklı yolcularıyla, bilenin dahi haritada yerine göstermekte zorlanacağı bir yere doğru yola çıkıyor.
    Adıyaman'ın Kahta ilçesine, oradan da yeni adı 'Durak' olan, ancak herkesin Menzil olarak bildiği bir mezranın, aynı adla anılan şeyhine ulaşıyor. Genellikle yolcular, şeyhin kendilerine 'Sofi' adı verilen müritlerinden oluşuyor. Ancak sofilerin yanı sıra, yolcuların arasında şeyhin 'hikmetinden' nasiplenmek isteyenler de -ki çoğu alkol, uyuşturucu ve kumar alışkanlıklarından kurtulmak için şeyhi son çare olarak gören insanlar- bulunuyor. Menzil'i ve Menzil Dergâhı'nı ve dergâhın şeyhini ilginç kılan da bu yolcular ve bu yolcuların ziyaretleri sonrasında yaşadıkları değişim oluyor.
    Dergâha gelenlerin birçoğunun, şeyhin bir el hareketiyle, alkolik ya da kumarbaz olarak çıktıkları yolculukları, birer 'sofiye' dönüşmüş olarak sona eriyor. Artık, onlar birer Nakşibendi Tarikatı Müridi ve Menzil Sofisi'dir. Bundan sonra, 'tüm kötülüklerden arınmış' yaşamlarının ikinci perdesi şeyhe hizmetle, dergâhlarına ve şeyhlerine yeni müritler kazandırmaya adanıyor. Ağırlıklı olarak, İstanbul, Ankara, Sakarya, Afyon, Kütahya, Isparta, Düzce gibi İslami kesimin yoğun olarak yaşadığı illerde yaşamlarını sürdüren sofilerin, bu yolculukları yılda en az bir kere tekrarlanması gerekiyor.
    Neredeyse bir kent efsanesine dönüşmüş olan, konuyla ilgili ilgisiz birçok kimsenin haberdar olduğu, gidenlerin ruhani bir süreç gibi anlattığı bu yolculukların sona erdiği Menzil'in nasıl bir yer olduğunu TEMPO araştırdı. Menzil Dergâhı'na giren TEMPO, sofiler arasında hâlâ bir efsane olarak anılan eski şeyh Seyyid Muhammed Raşit Erol'un ölümünden sonra posta oturan kardeşi Seyyid Abdülbaki Erol, Muhammed Erol'un oğlu Seyyid Tacettin Erol ve bazı sofiler ile gerçekleştirdiği, fotoğraf çekimine izin verilmeyen söyleşilerle Menzil Dergâhı ve cemaat ilişkilerine ışık tutmaya çalıştı.

    Bir 'tövbe' yolculuğu

    Sofilerin ve yeni sofi adaylarının neredeyse yirmi dört saat süren yolculuğu, çevresi dükkânlarla çevrili küçük bir meydanda sona eriyor. Büyüklük olarak bir köyden çok mezrayı andıran, ancak şeyhin ve akrabalarının oturduğu evlerle neredeyse özel bir siteye dönüşmüş Menzil'de bulunan tüm dükkânlar, Abdülbaki Erol ve eski şeyh Muhammed Raşit Erol'un 'Seyyid' adı verilen çocukları tarafından işletiliyor. Abdülbaki Erol'u görmek için çıkılan bu yolculuğun Allah yolunda bir hizmet, ona bağlanmanın da imanın bir gereği olduğuna inanan sofileri, bu dükkânlar karşılıyor. Tacettin Erol Sey, Taç Şekerleme'yi; Mahzar Erol, Menzil Petrol ve kitapevini, Seyyid Muhammed Emin, Hizmet Market'i işletiyor. Meydanda bu dükkânların yanı sıra Sey-Taç Hediyelik, Öz Buhara Gıda, Seyyid Nizamettin Ticaret, Hizmet Giyim, Muhabbet Alışveriş Merkezi, Semerkant Turizm, Menzil Pastanesi, Medine Pazarı, Menzil Lokantası adını taşıyan her biri şeyhin çocukları ya da yeğenleri tarafından işletilen dükkânlar buluyor. Dükkânların sahibi her ne kadar Hazreti Hüseyin'in torunları olduğuna inanılan ve bu nedenle kendilerine Seyyid adı verilen Erol ailesi mensupları olsa da müşterilerle her türlü diyalog yardımcıları tarafından gerçekleştiriliyor. Her 'Seyyid' ailesi hizmetinde en az iki, bazen de dörde kadar çıkan aileler görev alıyor. Bu ailelere mensup erkekler, dükkânlarda çalışıyor, tarlalarının ekiminde görev alıyor; kadınlar ise tüm günlerini Seyyidlerin evinde geçiriyor. Seyyid eşlerinin her türlü ihtiyacını karşılayan kadınlar, yemek yapımından temizliğe kadar pek çok işi üstlenmiş durumda. Bir sofi, gündelik hayatının ritmini, "Seyyid'imizin, her türlü işini biz yapıyoruz, her türlü ihtiyaçlarını biz karşılamaya çalışıyoruz. Bize ayrılan evlerde kalıyoruz. Yılda bir kez, akrabalarımızı görmek amacıyla Menzil'den ayrılmamız dışında, tüm hayatımız Seyyidlere yardımcı olmakla geçiyor" sözleriyle özetliyor.

    Milyarlık alışverişler

    Sofiler, bazen de başka kentlerde bulunan işletmelerde çalıştırılmak üzere görevlendiriliyor. Ankara Sincan'da bulunan lokantada, Kızılay'da bulunan tekstil atölyesinde, Şanlıurfa'da bulunan petrol istasyonunda, cemaatin en önemli yayın evlerinden biri olan Semerkand Yayınları'nda ve dergisinde çalışanların hemen hepsi sofilerden oluşuyor. Sabahın ilk saatlerinde Menzil'e ulaşanlar, şeyhlerinin huzuruna çıkacakları öğle namazına kadar vakitlerini bu dükkânlardan alışveriş yaparak geçiriyor. Bir başka sofinin açıklaması, buradaki ticari organizasyonun boyutunu gözler önüne seriyor: "Her Ramazan'da ziyaretçi sayısı azalır. Bugünlerde burası oldukça sakin. Ancak yılın diğer dönemlerinde ve özellikle de bayram ve bazı özel günlerde binlerce insanın akınına uğrar burası. Bir kere herkes arabasının ya da otobüslerinin yakıt depolarını burada doldurur. Menzil'den eve bir şey götürmek bizim için neredeyse bir görevdir. Milyarlarca liraya ulaşan alışveriş yapanlar olur."

  10. #10
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Alıntı Fatih_Mehmet Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Peki menzile şeyhten tevbe almaya gitmek nedir? sevgili kardeşim.Tevbe ertelenecek bir şey değildir.Tevbe etmek için illa bir yere gitmek gerekmiyor ALLAH'a şükür.Biraz önce menzil.net'e baktım tevbe etmeyi biat etmek peygambere biatla karıştırıp tevil etmiş arkadaşlar.Hakiki bir şeyhin tevbe etmek için istanbul'dan ya da Ankara'dan taa adıyamana gelen insanlara şöyle demesi lazım değil mi?:'' Kardeşim tevbe etmek için buraya kimseyi getirmeyin insanlara söyleyin her an heryerde tevbe edebilirler.Tevbe kapısı kapanmadı ALLAH(CC) her yerdedir size şah damarınızdan daha yakındır.Nerede tevbe ederseniz sizi duyar.Nefsinin şerrinden korkan ucba düşmekten korkan bir insanın böyle konuşması gerekir.
    Üstad'ın zamanındaki tarikatlarla şimdikiler arasında dağlar kadar fark var.Ben sadece insanları uyarmaya çalışıyorum.Yazdıklarımı daha dikkatli okumanı tavsiye ediyorum kardeşim.Üstad'ın dediği gibi bidatlara çok dikkat etmek gerekir.
    Zamane şeyhlerindeki nasıl bir enaniyettir kardeşim.Taa dünyanın öteki ucundan gelen insanlar karşısında eğilip bükülüyorlar elini öpüyorlar .Bizim ihlaslı nur talebesi abilerimizin elini öpmeye kalk bakalım nasıl davranıyorlar?Onlara sanki en büyük kötülüğü yapmışsın gibi davranırlar.ben kimim ki kardeşim? derler.Hakiki ihlaslı nur talebelerinin yaşayışı ile şeyhlerin yaşayışı bir mi?

    evvela , tövbe etmeye gidenler zaten gitmeden tövbe etmiş oluyorlar,aslında tövbe etmeye gitmek değil o, inabe denir aslında, bağlanmak yani o mürşide bağlanmak anlamında.. fakat avam halkın daha kolay anlaması için tövbe etmeye gitmek deniyor..oraya gitmeleri bu tövbelerinde azim üzere olduklarını göstermek kabilinden ve böylece takva yolunu esas tutup,tarikat sayesinde bu takva yolunda sebat etmeye söz vermeleri gibi bir durum..hem de bir mürşidin senin tevbenin kabul edilmesi için dua etmeni istiyorsun..
    "Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah'ı affedici4 - , merhametli bulurlardı. " Nisa 64..

    Bizim aramızda da Peygamber varisi mürşidler var.."Alimler peygamberlerin varisleridir"..

    Hem bu inabe ,tövbe işi ,yeni değil, İmam-ı Rabbani'nin mektubatında da görebilirsin..

    Hem o tevbe ediş esnasında kendi tövbene herkesi şahit tutmuş oluyorsun bi nevi.."Bakın arkadaşlar ben önceden İslamiyetin izin vermediği bir yoldaydım, fakat bu yoldan rücu ettim,şimdi de bu dönüşüme hem mürşidimi hem de sizleri şahit tuttum" ..Çünkü bir hadis-i şerifte var ya "açık işlenen günahların tövbesini de açık yapın" der..
    Hem bu inabe şekli her zaman vardı..Yani Üstad zamanında da vardı..Üstad'ın babası da bu Nakşi cemaatindendi..yani Halidi kolundandı.."Üstadın zamanında farklıydı" türünden bir iddia kuru bir iddia olur kardeşim,geçersiz olur, o zaman da aynısıydı..Farklı birşey yapılmıyor..Halid-i Bağdadinin yolu üzere yürütülüyor..Halid-i Bağdadinin ve diğer önceki tarikat büyüklerinin ve özellikle İmam-ı Rabbani'nin Mektubatındaki usul üzere devam ediliyor..ve SıbGatullah Arvasi'nin( Üstad'ın babasının mürşidi) yolu üzere yürütülüyor..aynı talimatlar..
    fakat farklı tarikat gruplarını dersen çok bozuk yolda olanlar var..Çalgılı türkülü raks ederek zikredenler,kadın-erkek karışık olarak zikredenler..

    Ama herşeyin bir sahtesi ve gerçeği mevcuttur..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Tarikatlar Hakkında
    By hasandemir in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.01.08, 16:27
  2. Milli Mücadelede Tarikatlar
    By ayberk1789 in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.10.06, 20:32

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0