+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Hizmet Aşkıyla Yanıp Kavrulunca

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Exclamation Hizmet Aşkıyla Yanıp Kavrulunca

    Şaban DÖĞEN
    Hizmet aşkıyla yanıp kavrulunca




    “İstişare eden aslâ pişman olmaz.”1
    “Bir millet istişare ettiği müddetçe aslâ zillete düşmez.”2
    “İşleriniz aranızda meşveretle yürüdüğü müddetçe size yerin üstü yerin altından daha hayırlıdır.”3
    Bu hadis-i şerifler meşveretin hayatımızdaki yer ve önemini gösteriyor. İster dünya, ister ahiret hangi iş olursa olsun meşveretle yürütüldüğü sürece doğruya, güzele, mükemmele ulaşmak mesele olmaktan çıkar.
    İman ve Kur’ân hizmetinin ise her şeyden çok meşvereti istediği açık. Kur’ân açıkça, “İş hususunda onlarla istişare et”4 buyurur. Bu Kur’ânî ve Nebevî hakikatleri ruhuna masseden, “Her şeyde meşveret hükümfermadır”5 diyen Bediüzzaman Hazretleri, Asya kıt’asının ve istikbalinin keşşafının ve anahtarının meşveret olduğuna parmak basmıştı.6 Meşveretle görüşler dağılmaktan korunur,7 şüpheler ortadan kalkar,8 meşveretin olduğu yerde batıl hak sûretini giyip efkârı aldatamazdı.9 “Meşveretin sırrı ile on adam bin adam kadar iş görür”dü.10 Meşveret aynı zamanda mutluluğun da anahtarıydı.11
    Meşverete bu derece önem veren ve onu esas alan Bediüzzaman Hazretlerinin talebeleri de aynı yolu takip ediyor, yıllardır meşveretle çok güzel hizmetlere imza atıyorlar. Birkaç gündür misafirleri olduğumuz Balıkesirli arkadaşlar da meşveretle güzel bir hizmet başlatmışlar. Daha önce Nejat Eren, Süleyman Kösmene, Ali Ferşadoğlu gibi muhterem arkadaşlarımızın katıldığı on beş günde bir tekrarlanan seyahatli hizmetlere dördüncüsü olarak da biz katıldık. Müfritane irtibat, şevk verip şevk alma açısından nefis bir hizmet tarzı. Fedâkâr ehl-i hizmet Ali Fuad Bey bu hizmette bizim de bulunmamızı istediğinde Balıkesir’e gittik. Hasan ve Enver Abiler gibi kıdemli abilerimiz, diğer muhterem ağabey ve arkadaşlarımızla müşerref olma fırsatı bulduk. Kırk sene önce heyecanından yerinde duramayan, o günlerde talebe olduğumuz Çorum’a kadar Ankara’dan gelip derslere katılan Necati Ağabeyimizin aynı heyecanını muhafaza ettiğini gördük. İstanbul’un yetiştirdiği Balıkesir’in güzide insanlarından, mesleğini devam ettiren pırlanta gibi Emre ve Ömer isimli iki evlât sahibi, mükellef maddî ve manevî ikramlarıyla gönlümüzü fetheden Sedat Beyle beraberdik.
    Cuma günü Balıkesir’de umumî sohbete katıldık. Dost ve arkadaşlarla hasbihâl ettik. Ertesi gün saat 15.00’te hizmet aşk ve şevkiyle dolu hanımlarla hizmet esaslarıyla ilgili sohbetimiz oldu. Cumartesi günü Bandırma’daydık. Yıllarını bu hizmetlere veren Osman ve Mustafa kardeşlerle derse katıldık. Çevre ilçelerden gelen dostlarla kaynaştık, konuştuk, musahebe ettik. Pazar günü de Abdülkadir kardeşimizin evinde Bigadiçli dostlarla buluştuk, hizmetlerimizin anlam ve önemi üzerinde durduk.
    Emeği geçen bütün arkadaş ve dostlarımızı tebrik ediyor, feyizli hizmetlerinin devamını temenni ediyoruz.

    Dipnotlar:
    1- Mecmaü’z-Zevâid: 2:280.
    2- Keşşaf, 3:332.
    3- Tirmizî, Fiten: 78.
    4- Âl-i İmran Sûresi: 159.
    5- Muhakemat, S. 20.
    6- Hutbe-i Şamiye, s. 65.
    7- Kastamonu Lâhikası, s. 183.
    8- Muhakemat, s. 32.
    9- A.g.e., s. 33
    10- Hutbe-i Şamiye, s. 68 11- A.g.e., s. 65.

    04.02.2009

    E-Posta: sdogen99@ttnet.net.tr


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Hayat değil, hizmet hikâyesi


    “İşte HayatIm,” ömrünün yaklaşık 50 yılını Risâle-i Nur hizmetine adamış bir dâvâ adamının, Mehmet Kutlular’ın hayatını okuyucularına kendi anlatımıyla sunan bir otobiyografi.
    Şahsî hayatın ayrıntılarından çok, Nur hizmetiyle ilgili yönleri ortaya koyan bir çalışma.
    Mehmet Kutlular, kamuoyunda, Türk basın tarihinin son 40-50 yılında, başta Yeni Asya olmak üzere Yeni Nesil, Tasvir gibi günlük ve İttihad benzeri haftalık yayınlar ile birlikte anılan, aynı zamanda ilgi ile takip edilen bir isim. Tanınması, elbette sadece adı geçen yayınların imtiyaz sahibi olmasından kaynaklanmıyor. O, çeşitli sosyal faaliyetler vesilesi ile düzenlediği basın toplantıları, TV’lerde dâvet edildiği tartışma programları ve verdiği beyanatlar ile de gündeme geliyor.
    1999 Marmara Depreminden sonra yaptığı “Deprem İlâhî ikazdır” açıklaması 28 Şubat sürecini bile etkileyen bir derinlik ve tesir gücüne sahipti. Bu beyan, toplumun farklı katmanlarınca, âdeta cesaret aşısı olarak algılandı. Sonrasında o günkü ceza kanununda yer alan 312. maddeden açılan dâvâ ve gelişen mahkeme süreci demokratikleşme vetiresine güçlü bir destek sağladı.
    Bu süreçte Kutlular’ın “Sözlerimin arkasındayım” açıklaması haksızlığa uğrayan farklı kesimlerce bir âlem olarak kabullenildi ve kullanılageldi. Nihayetinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kutlular’ı haklı bulan kararı, düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin kalkmasına, Nurculuk hizmet ekolünün bir katkısıydı. İlâhî ikaz çağrısı o kadar isabetli idi ki, dünyada meydana gelen benzeri olaylar ardından verilen beyanatlar, iç kamuoyu tarafından bu uyarı ibaresi ile anıldı. Medya, benzeri olayları, manşetlerinde, bu ifade ile görür oldu.
    Geniş halk kesimleri ve kamuoyu onu gazetesi, süreli-süresiz yayınları, temsil ettiği diğer kuruluş ve kurumlar aracılığıyla tanıyor zannedilse de, aslında o, bütün bunlara da rengini veren “Nurcu” sıfatı ile öne çıkmaktadır. Hatta bazı kesimler, “Nurcuların liderlerinden” yakıştırması bile yapmaktadır.
    Hayatının gayesini “Risâle-i Nur Külliyatının neşri ve müellifi Bediüzzaman’ın tanıtılması” olarak ifade eden Mehmet Kutlular, hatıralarını bu bakış açısı ile kaleme almış.
    İstibdat döneminin (1923-1950) son yirmi yılı ile başlayan bu hatıralar, demokratikleşmenin, yarım yamalak da olsa başladığı 1946 seçimlerinden itibaren Türkiye’nin yaşadığı baş döndürücü değişime şahitlik ediyor, siyasal ve sosyal hayatın değişim vetiresinin en önemli kilometre taşlarını Nurculuk açısından yorumluyor.
    Bu değişimi derinden etkileyen, zaman zaman yönlendiren, elbette kendi de çeşitli yönlerden belli oranda etkilenen İslâmî hizmet ekolü “Nurculuk”un en ileri safında yer alan Mehmet Kutlular’ın “İşte Hayatım” isimli bu kitabı, aynı zamanda Türk basın-yayın hayatında 40 yıllık bir birikimi de aktarıyor.
    İmtiyaz sahipliğini yaptığı Yeni Asya gazetesi ve neşriyatından yetişen onlarca, hatta yüzlerce elemanın, ilerleyen yıllarda sayıları giderek artan “din ve dindara saygılı, dinî değerlere önem veren mevkuteler”in kadro ihtiyacını karşılaması, bu birikimin sadece bir yönüne işaret etmektedir.
    Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin kâinata değişmeyecek kadar önemsediği ve ömrünü onun hizmetine adayan sadık talebesi Zübeyir Gündüzalp ile birlikte geçen 11 yıl boyunca Mehmet Kutlular, ondan Nur hizmetinin meslek ve meşrep esaslarına dair incelikleri ders aldı. Diğer Nur hizmetkârı ağabey ve kardeşleriyle birlikte öğrendiklerini hayata geçirerek tam anlamıyla “hizmette fâni oldu.”
    Hem talebe yetişmesinde, hem de neşriyat hizmetlerinde ilklere imza atma basiret, kararlılık ve cesaretini gösterdi. Pek çok bedel ödedi, ama neşriyat ve talebe hizmetlerinin yanında Bediüzzaman Hazretlerine ait siyasî ve ictimaî görüşlerin Risâle-i Nur meslek ve meşrep esasları çerçevesinden taşma, o çizgiden çıkarılma gayretlerine karşı, başta Yeni Asya gazetesi olmak üzere diğer yayınlar ve Yeni Asya Vakfı’nın faaliyetleri ile mücadele etti.
    Bir dâvâ adamı için canı dahil, gözden çıkaramayacağı şahsî bir değerin bulunmaması sıradan sayılabilir. Ancak ailesi, hele hele çocukları söz konusu olunca çok az dâvâ adamı aynı kararlılığı gösterebilir. Mehmet Kutlular, kızını kurban verme pahasına, bu çok azlar içinde yer almasını bildi.
    O hakkı söylemekten çekinmedi, resmî makamlarla başı derde girse bile, sözünün arkasında durabildi; ama müsbet hareket çizgisinden asla ayrılmadı.
    Bu eserde sadece çocukluktan itibaren çok hızlı, dağdağalı, fırtına gibi yaşanan Risâle-i Nur dâvâsına adanmış bir hayata şahit olmayacak, zaman zaman o dâvâ adamının iç hesaplaşmalarına da şahitlik edeceksiniz. Bu arada İslâmın hayat düsturlarının pratiğe yansımasını ve Nur hizmetinde esas alınması gereken meslek ve meşrep inceliklerinin hizmet prensipleri halinde şekillenmesini de müşahede edeceksiniz.
    Türkiye’nin demokratikleşme serüvenine bir başka cepheden bakış, eserin dikkat çekici bir başka yönüdür. Bu bakış oldukça geniş bir kesimi ilgilendirmektedir. Toplumun sosyal bir gerçekliği olan ve onun imanına, ahlâkına hizmet eden tarikatlar, cemaatler ve hizmet grupları adına değerlendirmeleri ihtiva etmektedir.
    Temelinde ise Bediüzzaman Hazretlerinin konu ile ilgili ölçüleri yer alıyor.
    “İşte Hayatım” Mehmet Kutlular’ın sohbet üslûbu ile oluşmuş.
    Yayınevi, bu üslûbu değiştirmeyi uygun bulmadığı için, çalışmayı sınırlı bir redaksiyon ile yayına hazırlamış. Nur hizmetini daha yakından tanıma ve Türkiye’nin son elli, elli beş yılını Nurculuk perspektifinden değerlendirme için iki cilt halinde yayınlanması düşünülen “İşte Hayatım” iyi bir fırsat olabilir.

    KÜLTÜR SANAT SERVİSİ

    21.02.2009


  3. #3
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    “İşte Hayatım” Mehmet Kutlular’ın sohbet üslûbu ile oluşmuş.
    Yayınevi, bu üslûbu değiştirmeyi uygun bulmadığı için, çalışmayı sınırlı bir redaksiyon ile yayına hazırlamış. Nur hizmetini daha yakından tanıma ve Türkiye’nin son elli, elli beş yılını Nurculuk perspektifinden değerlendirme için iki cilt halinde yayınlanması düşünülen “İşte Hayatım” iyi bir fırsat olabilir.

    ***************
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  4. #4
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Kâinat genişliğindeki köy
    Bazı yerler vardır ki güzelliğini sadece ağacına, toprağına bakarak anlatmak mümkün değildir. Hatta bazı yerler madde itibariyle diğer yerlerden aşağıda gözükseler de mânâ itibariyle nihayetsiz güzelliklerle donatılmıştır.
    Bazı yerler de vardır ki anlamını, güzelliğini üzerinde yaşamış ve yaşamakta olan insanlardan alır. İsimleri anıldığında akla hep onlar gelir.
    Bu özelliklerin her ikisini de barındıran yerler ise dünyanın mânevî zirveleridir. Böyle yerleri tam mânâsıyla anlatmak insanın sınırlarını aşar. Tıpkı akşamın karanlığında vardığımız, adımlarımızı yeni atmakta olduğumuz bu köy gibi...
    ***
    Köye adım atar atmaz insanı kucaklayan su sesi, bir derenin yakında olduğunu haber veriyordu. Zaten dere yatağını takip ederken karanlığa iyice alışan gözlerimiz de bunu doğruluyordu. Biraz sonra derenin üzerindeki bir köprüden geçince, yakın zamanda yapılan ve köyün en modern yapısı olan Nur Dershanesine varmıştık.
    Kafilemiz uzun yolun yorgunluğundan olsa gerek, yatak ve yemek için oldukça hızlı bir faaliyete başlamıştı. Ben ise hiç oralı değildim. Çünkü, bu mübarek yerin çekim alanına girmiştim bile…
    ***
    Dershane, derenin hemen yanı başında idi. Ben ise arada sırada çıkıyor, dershanenin bahçesinden derenin sesini dinliyor, etraftan gelmeye başlayan köy sakinlerini dikkatle süzüyordum. Şaşaâlı bir görüntüleri yoktu, ama hepsi gönlümün derinlerinden gelen bir saygı ve muhabbet uyandırıyorlardı.
    Kafilemiz hayli kalabalık olduğundan dershanenin büyüklüğüne rağmen birkaç kişi için yer kalmamıştı. Hiç ilgilenmediğimden birkaç kişi içinde ben de vardım. Hemen sonra bu birkaç kişiyi köy ahalisi misafir etmek istediler. Daha önce bir yatak bulamadığıma hiç bu kadar sevinmemiştim!
    Çünkü bu köye kadar gelmişken eski bir köy evinde kalmak istiyordum. Dershane de olsa modern bir binada kalmak istememiş, ama elimden bir şey gelmemişti. Ama şimdi zifiri karanlıkta bir köy evine doğru ilerliyordum. İçimde duyduğum heyecanı, sevinci benimle birlikte gelen bir kardeşim de paylaşıyordu. Rabbimize şükürler içinde eve vardık.
    ***
    Ev sahibi ağabeyimiz, daha girer girmez ikrama başladı. Yemeği dershanede yediğimizden, önümüze çay ve çerez türü şeyler konuldu. Ev hakikaten köy eviydi. Ağaç ve taştan yapılmıştı. Evde bizim gibi modern insanların eşya diyebileceği hiçbir şey yoktu. Ama ağabeyimizin gönlünün zenginliğine ve genişliğine hayran kalmıştık. Minderlerin üzerinde gece geç saate kadar süren tatlı bir sohbete daldık.
    Aynı odada yataklar serildi, ışıklar söndürüldü. Ben pencere kenarına denk gelmiş, yattığım yerden gökyüzünü seyrediyordum. Aman ya Rabbi! O ne haşmet, o ne güzellikti. Penceremin küçüklüğüne rağmen sanki kâinat karşımdaydı. Yıldızlar sanki avucumdaydı. Üstadımın tefekkürüne dair bir ipucu elde etmiştim.
    Sabah namazı ve dersten sonra ben pencerenin yanına oturdum. İşte Nurs Köyü artık gündüzün aydınlığında görünüyordu. Köy karşılıklı iki yamaçta kurulmuştu. Karşı yamaçtaki evleri görebiliyordum. Yamaçların birleştiği yerde sesi hiç kesilmeyen Nurs deresi akıyordu. Yukarılara doğru uzanan dağlar haşmetliydi. Köy tamamıyla ağaçlıktı. Zihnime bu görüntüleri böylece not ettim.
    Kahvaltı da akşamki gibi ikramla doluydu. Zannediyorum ki, ev sahibi ağabeyimizin çocuklarının da nadir yediği şeyler bizim önümüze konulmuştu.
    Şark’ı gezerken biz cehalet, zaruret ve ihtilâfın hâlâ etkin olduğunu müşahede etmiştik. Nurs’ta da zarûret (fakirlik) vardı. Ama burası başkaydı. Bizi misafir eden ağabeyimiz fakirliğinden hiç şikâyetçi değildi. Evet, belki zorluklardan dolayı yüz hatlarındaki çizgiler fazlaydı, ama onun misafiri olarak geçirdiğimiz yarım gün içerisinde ondan benim neredeyse bir yılda söylediğim kadar “çok şükür, Elhamdülillah” tarzı şükür ifadeleri işitmiştik.
    Şimdi düşününce, ağabeyimizin sohbet sırasında bütün alçakgönüllülüğü ve samîmiyetiyle söylediği şu sözler geliyor aklıma: “Biz” demişti “Risâleleri yeni okuyoruz, ben Risâle-i Nur’u sizden iyi bilmem.” Ben ise diyorum ki; siz bilmediğiniz halde Risâle-i Nur’u yaşıyorsunuz. Biz ise bildiğimiz halde yaşayamıyoruz. Keşke bu sözleri, o ağabeyime söyleme imkânım olsaydı…
    ***
    Nurs’un çocukları… Şark’ın diğer yerlerinde gezerken çocuklara cehâlet ve fakirlik sebebiyle çıkarcı bir anlayış hâkim olduğunu görmüştük. Size bir şeyler verirken mutlaka karşılığını istiyorlardı. Maalesef bizim nazarımızda bu, o çocukların sevimliliğini alıp götürüyordu. Ama Nurs’un çocukları da bir başkaydı. Çocukluğun masumiyeti ve sevimliliğiyle birlikte bir vakur, bir asâlet, bir ciddiyet vardı her birinde. Sorduğumuz soruları cevaplarken, bizlere bizzat elleriyle topladıkları güzel kokulu çiçek ve otları verirken hep bunu hissettim. Bakışlarındaki o parlaklık hâlâ hatırımda… Her birisinde Üstadımın küçüklüğünden bir parça vardı sanki…
    ***
    Nurs’un patikalarından Üstadımın anne ve babasının kabirlerinin bulunduğu kabristana gidiyorduk. Patika hem dar, hem dik bir yerden devam ediyordu. Önümdeki kardeşler, “Acaba buradan tabutları nasıl taşıyorlar? Dereye düşse ne olur?” tarzında lâtifeli biçimde konuşurlarken Nurs’un çocukları bu patikayı adeta bir ceylan çevikliğinde ve hızında arşınlıyorlardı! Ben ise Nurs Köyünün çekim alanından hiç çıkamamıştım. Kabristana vardık, kabristan da Nurs’taki hâneler misillü mütevazı ama maneviyâtı çok yüksek bir yerdi. Üstadımın annesi ve babasına, ağabeyine Kur’ân ve duâlar okuduktan sonra yavaş yavaş geldiğimiz patikadan döndük.
    ***
    Gelirken Üstadımın doğduğu ve en tesirli derslerini annesi Nuriye Hanım’dan aldığı mübarek eve girmiştim. Ev o kadar mütevazı idi ki kendimden utandım. Benim bu yazıyı yazdığım—güya—küçük odam Üstadımın doğduğu evin yarısıydı. Ev küçük olduğu kadar huzurluydu. Nurs Köyünde hissettiğim o çekim alanı bu evde katlanmıştı. Hürmetle Üstadımın ve annesinin ellerinden öpercesine duvarlara dokundum. Üstadımın çok küçükken oturup dışarısını seyrettiği, ay tutulmasını annesine sorduğu pencere kenarına oturup dışarıya baktım.
    İşte orada Üstadımın Risâle-i Nur’da kurguladığı o muhteşem kâinat tefekkürünün temelinin Nurs’ta atıldığını anladım. Bu pencereden görünen Nurs küçük bir kâinat nûmunesiydi: Ağaçlar; genellikle de çeşit çeşit meyve ağaçları... Sonra zikri hiç kesilmeyen Nurs deresi… Daha uzaklara bakıldığında üzerinde hâlâ kar bulunan haşmetli dağlar... Geceleri biraz önce bahsettiğim benim de kaldığım yerden temaşâ ettiğim yıldızlarla süslenmiş semâvât… Ağaçlar, nehirler, dağlar ve semâ, Said Nursî’nin ve Risâle-i Nur’un tefekkürünün en önemli parçaları değil miydi?
    ***
    En başta da söylediğim gibi bazı yerler üzerinde yaşayanlardan ötürü değer kazanırken, bazı yerleri Rabbim mânâ âlemlerinin sırlarıyla güzelleştirmişti. Nurs ise her ikisini de birleştiren yerlerden biriydi.
    Üstadım Nurs’un makamını, kıymetini arttırırken, Nurs da bunu fazlasıyla hak ediyordu. Hâkim-i Hakîm’in hikmeti böyle iktizâ ediyordu.
    Barla nasıl ki Risâle-i Nur’un köyü idiyse, Nurs da Üstadımın köyü idi. Ve hâlâ da öyle…
    ***
    Bana gelince, Nurs’ta olduğum süre içinde kendimi bin bir gece masallarındaymış gibi hissettim. Tıpkı Garplı seyyahların Şark’ın gizemli, mistik havasını soluduklarında büyülendikleri gibi büyülendim. Oysa bütün bunlar masal değildi, büyü değildi, mistisizm hiç değildi.
    Nurs’tan ayrıldıktan sonra, Şark gezimizin sonunda “Ben Nurs’ta yaşamak isterdim, ama gerçeği söyleyeyim; modern bir şehirli olarak Nurs’ta yaşayamam!” dediğimde bir büyük ağabeyim, “Kalben orada yaşamak lâzım” demişti.
    Şimdi büyük bir şehirde Nurs’a özlem duyarak, kalben Nurs’ta yaşamaya çalışıyorum. Bunun en kestirme yolu ise yine Üstadım Said Nursî’nin Risâlelerini okumak olsa gerek… Vesselâm…
    AHMET TAHİR UÇKUN
    14.08.2009 http://www.yeniasya.com.tr/2009/08/14/yazarlar/default.htm

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Nara Nur çakmak
    17 Ağustos 2009 Pazartesi 08:45
    Yanmak nedir? Ateş yakar mı? Bizi yakan ateşin her daim yaktığı yakini mi? Ateşin sahibine olan yakinimizi yeniden ateşlesek ateş yine de bizi yakar mı? Tarihe düz mantıkla gittiğimizde nice yanmış şehir, insan ve medeniyet alevleri yüzümüzü yalar. Dairesel düşünce ile tarihe döndüğümüzde ateşin yakmadıklarını görerek serinleriz.
    Nuh’u (a.s) suyun neden boğmadığını bilen, İbrahim’i (a.s.) ateşin yakmamasında boğulmaz. Nuh ( a.s) gibi tevekkül gemisine binene dalgaların yapacağı beşik gibi sallamaktır. Gönüldeki putları yakan İbrahim’e (a.s.) dev alev dalgaları balığın suda yaşaması gibi bir hayat yaşatır. Balık, zulmünü Sübhana arz eden Yunus’a (a.s.) derin denizlerden sahile çıkaran bir gemi olur.
    Barla gölü tecrit ateşine yalnızlıkla yanmağa atılan Bediüzzman’a İbrahim’i serinlikle serinletir. Ateşin külleri zalimlerin gözlerini kapatır, nuru masumların gönül semalarını kaplar. İbrahim’i adımlarla yürüyenlerce gölden kanaletler açılır, yanan her yeri nurla söndürmek için.

    Ali Çakmak ağabey Bursa’da nuru ilk çakan kimse. Çakmasıyla yanan nice gönüller etrafını sarar. Ellili yıllarda gönlü mürşit arama aşkıyla yanan birine Üstad rüyada der: “Tomruk önü Hanına git, Ali sana Sözler verecek.” Sabah namazından sonra ağlaya ağlaya Hanın yoluna tutar, aldığı “Sözler”lerle ateş söner, nur kandili tutuşur.
    58 yılında Bursa kapalı çarşıda büyük bir yangın çıkar. Ali ağabey memleketi Tavşanlı’dadır. Dükkânı ise yeni gelen iki üç sandık Lem’alar ve birkaç çuval risale ile doludur. Dostları Emir Sultan semtine giderken, birisi neden olduğunu bilmeden birden bire “Çakmak” der. Hemen yangın mahalline koşarlar, dükkânı boşaltırlar. Zaten nar Nurlara varmadan söner. “Mesleğimiz Haliliye” diyen Bediüzzman “yangın, Risale-i Nur olan yere gelince söner” dermiş.
    Dışta ve içte yanan iki yangının tomruk önünde sönmesi bunu doğruluyor. Yangınlarda yanmak istemeyen içini nurla bezemeli, dışı nurani kitapların neşriyle dolmalı. Küfür karanlığına “Çakmak” adımlarla çakmak yakılarak yürünmeli. Nerde yangın var nur yetiştirme gayreti, hayatımızda çıkmamacasına çakılı kalmalı.
    Yaşı seksenleri bulan Çakmak ağabey sekmeden halen bu gayret içerinde... Genç gönüllere nur yoluna gösteren çakmağını halen çakıyor. Nice baharlar görerek yapacağı hizmetler, kim bilir kaç kişiyi nur bahçesine kavuşturacak. Yanan nice gönüller Barla gölünün serin sularından sonsuzluk iksirini içecek serinleyecek.
    Genç Çakmaklar gölü deryalarla buluşturup kıtaları serinletecek gayreti, himmeti gökteki yıldız Hafız Ali ağabey, yerdeki Hafız Ali ağabeyleri model alarak yapabilir. Yıldızlar karanlıkları nurlarıyla aydınlatır. Gecede yol arayanlar yönlerini ve yollarını yıldızları takip ederek bulur.
    Karanlık ateşlerde yanmamak İbrahim (a.s.) yolunda yürünmekle mümkün. Alevli yollarda yanmamak ve yakmamak, içte ve dışta nuru çakmakla olur. Köşe başlarında bekleyip nur yollarını tarif etmek tarifsiz güzelliklerle hayatı güldürmek demek. Haydi, bugün karanlığa bir çakmak çakalım, hayatımızı ve hayatları yanmaktan nurla kurtaralım.
    Norşin, 'Nurun yeşerdiği yer'dir
    17 Ağustos 2009 / 13:30
    Yazar Muhsin Kızılkaya, Norşin'in "Nur'un yeşerdiği yer" anlamına geldiğini söyledi



    Yazar Muhsin Kızılkaya, Norşin'in "Nur'un yeşerdiği yer" anlamına geldiğini söyledi.

    Star gazetesindeki yazısında Sevan Nişanyan'ın “norşîn” kelimesinin Ermenice olduğu sözlerini değerlendiren Kızılkaya, "Valla Nişanyan öyle diyorsa ben öyle değil diyemem, benim her şekilde tükettiğim sıvı kadar mürekkep yalamış bir zattır, en doğrusunu o bilir. Ama “norşîn” kelimesinin etimolojisini bir tarafa bırakırsak, fonetiği Kürtçede bana çok şey hatırlatıyor. Naçizane bu dili iyi bilenlerden biriyim, “nur” bildiğimiz şey, “şîn” Kürtçede hem “mavi” anlamına gelir, hem de “yeşerme”yi ihtiva eder. Tarih boyunca ilim, irfan yuvası medreseleri, şeyhleri, fakihleri, alimleriyle nam salmış “norşîn”e “nurun yeşerdiği yer” adını vermek, oraya hiç de yakışmayan bir isim olmasa gerek" dedi.

    Hemşerim dediği büyük tasavvuf alimi Ehmedê Xanî'nin Mem û Zîn adlı eserini 17. yüzyılda yazdığını belirten Kızılkaya, "Kitap ilk olarak 1919 yılında, medreselerin tozlu raflarından, alimlerin arşivlerinden çıkıp İstanbul’da okuyucuyla buluştu. Kitabı yayına hazırlayan Müksü Hamza’dır. Bedüzzaman Said Nursi’nin de talebesi olan Hamza’nın önsözüyle Arap harfleriyle çıkan “Mum û Zîn”, 1968 yılına kadar eroin kadar tehlikeli bir kitap olarak bazılarının zulasında saklı kaldı. 1968 yılında zamanın Lice müftüsü Mehmet Emin Bozarslan (ki şu anda İsveç’te sürgündedir) tarafından Latin harflerine adapte edilerek, Türkçe çevirisiyle birlikte yayınlandı" dedi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  6. #6
    Müdakkik Üye !bR@h!M - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Orta dünya'da ayrıkvadi
    Mesajlar
    748

    Standart

    Alıntı 1kul Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hayat değil, hizmet hikâyesi


    “İşte HayatIm,” ömrünün yaklaşık 50 yılını Risâle-i Nur hizmetine adamış bir dâvâ adamının, Mehmet Kutlular’ın hayatını okuyucularına kendi anlatımıyla sunan bir otobiyografi.
    Şahsî hayatın ayrıntılarından çok, Nur hizmetiyle ilgili yönleri ortaya koyan bir çalışma.
    Mehmet Kutlular, kamuoyunda, Türk basın tarihinin son 40-50 yılında, başta Yeni Asya olmak üzere Yeni Nesil, Tasvir gibi günlük ve İttihad benzeri haftalık yayınlar ile birlikte anılan, aynı zamanda ilgi ile takip edilen bir isim. Tanınması, elbette sadece adı geçen yayınların imtiyaz sahibi olmasından kaynaklanmıyor. O, çeşitli sosyal faaliyetler vesilesi ile düzenlediği basın toplantıları, TV’lerde dâvet edildiği tartışma programları ve verdiği beyanatlar ile de gündeme geliyor.
    1999 Marmara Depreminden sonra yaptığı “Deprem İlâhî ikazdır” açıklaması 28 Şubat sürecini bile etkileyen bir derinlik ve tesir gücüne sahipti. Bu beyan, toplumun farklı katmanlarınca, âdeta cesaret aşısı olarak algılandı. Sonrasında o günkü ceza kanununda yer alan 312. maddeden açılan dâvâ ve gelişen mahkeme süreci demokratikleşme vetiresine güçlü bir destek sağladı.
    Bu süreçte Kutlular’ın “Sözlerimin arkasındayım” açıklaması haksızlığa uğrayan farklı kesimlerce bir âlem olarak kabullenildi ve kullanılageldi. Nihayetinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kutlular’ı haklı bulan kararı, düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin kalkmasına, Nurculuk hizmet ekolünün bir katkısıydı. İlâhî ikaz çağrısı o kadar isabetli idi ki, dünyada meydana gelen benzeri olaylar ardından verilen beyanatlar, iç kamuoyu tarafından bu uyarı ibaresi ile anıldı. Medya, benzeri olayları, manşetlerinde, bu ifade ile görür oldu.
    Geniş halk kesimleri ve kamuoyu onu gazetesi, süreli-süresiz yayınları, temsil ettiği diğer kuruluş ve kurumlar aracılığıyla tanıyor zannedilse de, aslında o, bütün bunlara da rengini veren “Nurcu” sıfatı ile öne çıkmaktadır. Hatta bazı kesimler, “Nurcuların liderlerinden” yakıştırması bile yapmaktadır.
    Hayatının gayesini “Risâle-i Nur Külliyatının neşri ve müellifi Bediüzzaman’ın tanıtılması” olarak ifade eden Mehmet Kutlular, hatıralarını bu bakış açısı ile kaleme almış.
    İstibdat döneminin (1923-1950) son yirmi yılı ile başlayan bu hatıralar, demokratikleşmenin, yarım yamalak da olsa başladığı 1946 seçimlerinden itibaren Türkiye’nin yaşadığı baş döndürücü değişime şahitlik ediyor, siyasal ve sosyal hayatın değişim vetiresinin en önemli kilometre taşlarını Nurculuk açısından yorumluyor.
    Bu değişimi derinden etkileyen, zaman zaman yönlendiren, elbette kendi de çeşitli yönlerden belli oranda etkilenen İslâmî hizmet ekolü “Nurculuk”un en ileri safında yer alan Mehmet Kutlular’ın “İşte Hayatım” isimli bu kitabı, aynı zamanda Türk basın-yayın hayatında 40 yıllık bir birikimi de aktarıyor.
    İmtiyaz sahipliğini yaptığı Yeni Asya gazetesi ve neşriyatından yetişen onlarca, hatta yüzlerce elemanın, ilerleyen yıllarda sayıları giderek artan “din ve dindara saygılı, dinî değerlere önem veren mevkuteler”in kadro ihtiyacını karşılaması, bu birikimin sadece bir yönüne işaret etmektedir.
    Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin kâinata değişmeyecek kadar önemsediği ve ömrünü onun hizmetine adayan sadık talebesi Zübeyir Gündüzalp ile birlikte geçen 11 yıl boyunca Mehmet Kutlular, ondan Nur hizmetinin meslek ve meşrep esaslarına dair incelikleri ders aldı. Diğer Nur hizmetkârı ağabey ve kardeşleriyle birlikte öğrendiklerini hayata geçirerek tam anlamıyla “hizmette fâni oldu.”
    Hem talebe yetişmesinde, hem de neşriyat hizmetlerinde ilklere imza atma basiret, kararlılık ve cesaretini gösterdi. Pek çok bedel ödedi, ama neşriyat ve talebe hizmetlerinin yanında Bediüzzaman Hazretlerine ait siyasî ve ictimaî görüşlerin Risâle-i Nur meslek ve meşrep esasları çerçevesinden taşma, o çizgiden çıkarılma gayretlerine karşı, başta Yeni Asya gazetesi olmak üzere diğer yayınlar ve Yeni Asya Vakfı’nın faaliyetleri ile mücadele etti.
    Bir dâvâ adamı için canı dahil, gözden çıkaramayacağı şahsî bir değerin bulunmaması sıradan sayılabilir. Ancak ailesi, hele hele çocukları söz konusu olunca çok az dâvâ adamı aynı kararlılığı gösterebilir. Mehmet Kutlular, kızını kurban verme pahasına, bu çok azlar içinde yer almasını bildi.
    O hakkı söylemekten çekinmedi, resmî makamlarla başı derde girse bile, sözünün arkasında durabildi; ama müsbet hareket çizgisinden asla ayrılmadı.
    Bu eserde sadece çocukluktan itibaren çok hızlı, dağdağalı, fırtına gibi yaşanan Risâle-i Nur dâvâsına adanmış bir hayata şahit olmayacak, zaman zaman o dâvâ adamının iç hesaplaşmalarına da şahitlik edeceksiniz. Bu arada İslâmın hayat düsturlarının pratiğe yansımasını ve Nur hizmetinde esas alınması gereken meslek ve meşrep inceliklerinin hizmet prensipleri halinde şekillenmesini de müşahede edeceksiniz.
    Türkiye’nin demokratikleşme serüvenine bir başka cepheden bakış, eserin dikkat çekici bir başka yönüdür. Bu bakış oldukça geniş bir kesimi ilgilendirmektedir. Toplumun sosyal bir gerçekliği olan ve onun imanına, ahlâkına hizmet eden tarikatlar, cemaatler ve hizmet grupları adına değerlendirmeleri ihtiva etmektedir.
    Temelinde ise Bediüzzaman Hazretlerinin konu ile ilgili ölçüleri yer alıyor.
    “İşte Hayatım” Mehmet Kutlular’ın sohbet üslûbu ile oluşmuş.
    Yayınevi, bu üslûbu değiştirmeyi uygun bulmadığı için, çalışmayı sınırlı bir redaksiyon ile yayına hazırlamış. Nur hizmetini daha yakından tanıma ve Türkiye’nin son elli, elli beş yılını Nurculuk perspektifinden değerlendirme için iki cilt halinde yayınlanması düşünülen “İşte Hayatım” iyi bir fırsat olabilir.

    KÜLTÜR SANAT SERVİSİ

    21.02.2009

    Sözlerimin arkasındayım.
    MEHMET KUTLULAR
    Bana sen niçin şuna buna sataştın diyorlar farkında değilim.Karşımda müthiş bir yangın var,alevleri göklere yükseliyor içinde evladım yanıyor,imanım tutuşmuş yanıyor.O yangını söndürmeye,imanımı kurtarmaya koşuyorum.Yolda biri beni kösteklemek istemişte ayağım ona çarpmış,ne ehemmiyeti var?O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi?Dar düşünceler,dar görüşler...

    BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Var mı O'nun aşkıyla ölmeye cesareti olan?
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19.05.14, 11:27
  2. Hizmet
    By karolin in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 10.12.13, 23:41
  3. Ebedî Aşkın Aşkıyla Uyanmalıyım…
    By Bîçare S.V. in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.12.08, 20:33
  4. Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 28.07.07, 22:16
  5. Hizmet Sizi Kurtarır mı?Hizmet Bizi Kurtarır mı?
    By edeb_ya_Huu in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01.01.07, 01:00

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0