+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Nefsi Yenebilir miyiz?...

  1. #1
    Garip_Maznun
    Guest Garip_Maznun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Nefsi Yenebilir miyiz?...

    Nefis, insanı günaha çağırır. Nefsinin böylesi seslerine kulak verip o­nun peşinden gidenler, çıkmaz sokaklara, uçurumlara ve bataklıklara düşebilir. Akıllı insan, nefsini terbiye edebilendir...

    Nefis yenilir mi?

    İnsan günlük hayatında devamlı suretle nefsiyle savaş halinde. Zaman zaman nefsimiz sırtımızı yere getiriyor. Zaman zaman da biz o­nu tuş ediyoruz. İnsanın nefsini yenmesi çok mühim, mühim olduğu kadar da çok zor bir meseledir. Allah Resulü bir hadislerinde, "En can alıcı düşmanın, benliğin, muhtevan içindeki nefsindir." buyurarak nefsin insan için ne denli bir tehlike oluşturduğuna dikkatleri çekiyor. Nefsin insanı yoldan çıkarmak için kullandığı değişik silahlar vardır. Bunlardan bir tanesi kuvve-i şeheviyye (Cinsi istek kudreti.. yemek, içmek, konuşmak, uyumak gibi kabiliyetler.)dir. Nefis, yeme, içme ve uyuma gibi hisleri tahrik ederek insanı tuş etmek ister. Arap şairlerinden birisi bu hakikati şu dizelerle anlatır: "Nefis, çocuk gibidir, sütten kesti mi kesilir. Kesmezsen emzirdikçe emmek ister. Bir de o­nun üzerinde gelişirse öyle gelişir ki, üstesinden gelemezsin. Kuvvet kazanır, önüne geçemezsin. Bu sebeple o­nu sütünden kesmek gerekir."

    AZ YE, AZ UYU

    İnsan, vücuduna gerekli olan yeme ve içmeyi temin ederek, şehevi duyguları tahrik eden yollara girmeyerek, o­nlara ait meseleleri dile getiren batıl tasvirlere göz dikmeyerek ve o­nları hatırlatacak her türlü söz ve davranıştan uzak kalarak nefsinin dizginleyebilir. İbrahim Hakkı Hazretleri, "Az ye, az uyu, hayrete var fani ol andan Bul cân-ı beka ol âna mihman gecelerde" diyerek meseleyi nefis bir şekilde özetler. Bir insan yeme ve içmesini azalttığı ölçüde az uyuyacaktır. Yeme, içme ve uyku azaltıldığı nispette -inşallah- Cenab- ı Hak nefse hakimiyet ihsan edecektir. Nefsin ikinci silahı kuvve-i gadabiyedir. Kuvve-i gadabiye, çabuk öfkelenme, -halk diliyle- küplere binme, en küçük hadiseyi büyütme demektir. İnsanın kendi kendini frenleyebilmesi, öfkeleneceği yerde öfkelenmemesi, nefsine gem vurabilmesi çok önemlidir. Kişi, kendisini öfkelendirebilecek bir hadisede kendisini yenebilmelidir. Şayet yenemezse nefis, öfke silahını kullanmış demektir.

    NEFİS AKLI KULLANIR

    Nefsin diğer bir silahı ise akıldır. O, demagoji yapma, başkalarını mağlup etme, batılı hak gösterme, siyahı beyaz gösterme şeklinde akıl silahını kullanır. Bir insan nefsi adına bu silahı kullandığı zaman mağlup olmuş demektir. Kişi, söz kalabalıklarıyla kendisini ve başkalarını aldatmadan geri durursa nefsin bu silahı kullanmasına sebebiyet vermeyecek, bu şekilde nefsini frenlemiş olacaktır.

    NEFİS VESVESE VERİR

    Bunun dışında insan, nefsini dizginlemek için şunları düşünebilir: "İnsan kendisine ait vazifeyi yaptıktan sonra kendisine eşlik eden ruh, güvercin gibi kanat çırpacak ve uçup gidecek. Ebedi bir aleme intikal edecek, ‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciun’ sırrı zuhur edecek ve kişi, Allah'ın huzuruna gidecek. Allah'a hesap verecek. Dünyada yaptığı her şeyin hesabı iğneden ipliğe kendisine sorulacak." Bu şekilde sonunu düşünen insan, nefsinin verdiği vesveselere mani olabilir ve o­nu frenleyebilir. Bir diğer tefekkür neticesinde Allah'ın her an hazır ve nazır olduğunu düşünebilmektir. Böylece, “Nefsime uyarak niye kör olayım!" diyerek nefsin burnunu kırıp o­ndan uzaklaşmaya çalışmak mümkün olur.

    SELAM VE DUA İLE...

  2. #2
    Dost fileci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    3

    Standart

    Konumuz: Kur’ân’dan kopan kavramlardan biri olan nefs tezkiyesi. Allahû Tealâ Kur’ân’ı Kerim’de “nefs tezkiyesi” diye bir olaydan bahsediyor. Ama bugünün dîn adamları nefs tezkiyesiyle bir ilişki içersinde değiller, ilişkilerini tamamen kaybetmişler. Oysaki bu, üzerimize farz olan bir husustur.
    Allahû Tealâ’ya teslim olmanın vazgeçilmez bir safhası nefs tezkiyesidir ve daha ötede nefs tasfiyesidir. Bir insan nefsi ile birlikte doğar ve o kişiye doğduğu zaman ruh üfürülür. Ruh insana hayat vermez. Hayatı Allah verir ve sadece Allah alır. 28 basamaklık İslâm merdiveninde nefs tezkiyesi 14. basamaktan 21. basamağa kadar bir alanı kaplar. Nefs tezkiyesi, nefsimizin kalbine Allah’ın nurlarını yarıdan daha fazla yerleştirebilmenin adıdır.
    Bütün insanlar bir neftsen, bir ruhtan, bir de fizik vücuttan oluşurlar. Nefsimiz %100 afetlerle doludur. Öfke, kin, kıskançlık, haset, isyan, düşmanlık, iptilâlar, cimrilik, cehalet hep nefsimizin afetlerinin muhtevasıdır. Ruhumuzsa %100 hasletlerle doludur. Cimriliğe karşılık cömertlik oradadır, düşmanlığa karşılık dostluk oradadır, nefrete karşı sevgi oradadır. Nefsimizin bütün afetlerinin pozitif karşılığı ruhumuzda mevcuttur. Ruhumuz %100 bu hasletlerle doludur ve hasletler nurlarla temsil olunurlar. Nefsimizin kalbi ise %100 afetlerle doludur. Afetler karanlıklarla tefsir olunurlar. Kapkaranlık bir nefs kalbiyle hayata başlarız.
    Vücudumuzun kumandanı akıldır. Nefsimiz de akıldan talepte bulunur, ruhumuz da akıldan talepte bulunur. Akıl hangisinin talebini kabul ederse o talep devreye girer, onu gerçekleştirir. İnsanların akıllarıyla hareket etmeleri, Allah’ın eşyanın tabiatına koyduğu kanunlar gereği, uygun olan bir durumdur. Vücudun kumandanı akıldır. Akıl hangi âlemde şuur kazandıysa, o âlemin standartlarına göre şekillenir. Eğer Allah’ın emirlerinin yerine getirilmediği, yasak edilen fiillerin de işlenmesinin mübah olduğu bir ortam söz konusuysa, aklın fizik vücuttaki taleplerden nefsin talebine yeşil ışık yakacağı tabiîdir.
    Bizim ülkemiz gibi bir ülkede Allah’ın emirleri yasaklanmakta, yasak edilen fiillerin de hepsi serbest bulunmaktadır. Böyle bir statüde akıl mutlaka şerri emredecektir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    95/TİN-4: Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).
    Biz, insanı (insanın nefsini) en güzele (ahsene) ulaşabilecek bir takvim içinde yarattık.

    “Biz nefsi ahseni takvim içinde yarattık. Yani afetlerle donanımlı olarak yarattık ama belli bir zaman parçasında, bir takvim içinde ahsene ulaşabilecek olan özellikle, Allah’a ulaşabilecek, Allah’a teslim olabilecek olan bir özellikte yarattık.”
    Ahsen olmak, bir kişinin nefsinin bütün afetlerini yok ettikten sonra 19 kademe o kişinin aklanmasıdır. Nefsteki bütün afetler yok olduktan sonra yani o kişi nefs tezkiyesini gerçekleştirdikten sonra, o kalbin 19 mertebe müzeyyen olması sonucunda ulaşılan yer, ahsen olmakla adlandırılır.
    Ahsenül Hüsna, “ahsenlerin en güzeli, ahsenlerin ahseni” 19 kademe o kişinin nefsinin kalbinin müzeyyen olmasıdır. Bir insan daimî zikre ulaştığı zaman ahsen olur. Nefsinin kalbindeki bütün afetleri yok olan yerine ruhun hasletlerine paralel olan faziletler (%98 fazilet, %2 rahmet) yerleşmiş olan kişi ahsen olmuştur. Bu, nefsin ahsen oluşudur. Ama Ahsenül Hüsna olmak, bihakkın takvaya ulaşmak; nefsin kalbini nefsteki bütün afetler yok olduktan sonra 19 kademe müzeyyen kılıp, Allah’ın irşad makamına tayiniyle gerekleşen bir husustur. Öyleyse tezkiye, yolun yarısını ifade eder.
    Nefsimizin kalbinin %51 nura büründüğü yer neresiyse orası tezkiyedir. Orada ne olur? Ruh Allah’a olan yolculuğunu tamamlar. Nefs tezkiyesi herkes için Allah’ın garantisinde olan bir işlemdir ve Allah’ı zikretmek suretiyle tahakkuk eder. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
    Rabbinin (Allah'ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O'na (Allah'a) dön (ulaş, vasıl ol).

    İşte nefs tezkiyesinin anahtarı, bu âyet-i kerimedir. Allah’ın ismiyle zikretmek. Tesbihinizi “Allah, Allah, Allah…” diye çekeceksiniz ve Allahû Tealâ sizi mutlaka Kendisine ulaştıracak. Kimleri? Hangi şartlarla? Allah’ın dizaynında muhteva tayini bu standartlar içindedir. Bir insan Allah yolunda bütün güzellikleri yaşamak için yaratılır. Sonsuz mutluluk herkesin hakkıdır ama bu hak ona vazifesini yaptığı takdirde gerçekten verilir.
    Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o mutlaka Allah’a ulaştırılır. Kim daha ötesi için talipse daha ötesinin zahmetine katlanmak mecburiyetindedir. Zikrini devamlı arttırmak mecburiyetindedir. Öyle bir noktaya ulaşacaktır ki kişi daimî zikrin sahibi olacaktır. “Allah’ın ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek Allah’a ulaş.” ifadesi, nefs tezkiyesini sonuç itibariyle vermektedir. Nefs tezkiyesinin anahtarı zikirdir. Nefs tezkiyesi; nefsin %100 kapkaranlık olan, %100 afetlerle dolu olan kalbini %50’den fazla, %51 oranında Allah’ın nuruyla doldurmaktır. Bunun %49’u fazıldır, %2’si de rahmettir.
    Birinci basamakta insanlar olayları yaşar, herkes yaşar. İkinci basamakta, olayları değerlendirir ve tavrını koyar. Herkes olayları değerlendirir, herkes tavrını koyar. Allahû Tealâ insanları yılda iki, üç defa mutlaka musîbetlerle imtihan eder. Bu imtihan ettiği musîbetlerle kişinin kimliği oraya çıkar. 2. basamakta insanlar iki kısma ayrılırlar:
    1- Allah’a ulaşmayı dileyenler.
    2- Dilemeyenler.
    Allah’a ulaşmayı dilemeyenler iki ayrı bölüm oluşturur:
    1- Allah’a ulaşmayı dilemeyenler
    2- Kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başka insanları da Allah’ın yolundan saptırmaya çalışanlar, Allah’a ulaşmayı dilemekten men etmeye çalışanlar. Allahû Tealâ tarafından seçilmezler.
    Bu insanlar, toplam insanların %10’undan daha aşağıda bir sayısal değere sahiptirler. İnsanların % 90’dan fazlası Allahû Tealâ tarafından seçilir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    42/ŞURA-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
    Dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiğimiz (farz kıldığımız) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldık. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine hidayet eder (ulaştırır).

    Demek ki kim Allah'a ulaşmayı dilerse Allah onları Kendisine ulaştırır. İşte Allah ile olan ilişkilerimiz bu minval üzere cereyan eder.
    2. basamakta kişi Allah tarafından seçilir. Allah tarafından seçilenler de ikiye ayrılır:
    1- Allah’a ulaşmayı dilemeyenler. Onlar 2. basamakta kalırlar.
    2- Allah’a ulaşmayı dileyenler (3. basamaktakiler)
    1. ve 2. basamaktakilerin gideceği yer cehennemdir. İnsanoğlu kim olursa olsun, eğer Allah'a ulaşmayı dilememişse cehennemden kurtuluşu kesinlikle söz konusu değildir. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler Allah’ın cennetine girebilirler.
    Öyleyse Allah’ın dizaynı onu gösteriyor ki kişi Allah'a ulaşmayı dilemelidir. Dilemezse ne olur?
    Dilemezse, bu kişi şirktedir.
    Dilemezse, bu kişi dalâlettedir.
    Dilemezse, bu kişi Allah’a karşı takva sahibi değildir.
    Dilemezse, bu kişi küfürdedir.
    Bu kişinin gideceği yer cehennemdir.
    Bu kişi fısktadır.
    Bu kişi hüsrandadır.
    Bu kişi Allah’ın âyetlerinden gâfildir.
    Allah’a ulaşmayı dilemek, bu kadar önemli bir konudur ve Allah’a ulaşmayı dilemeyen, hiçbir zaman nefs tezkiyesini gerçekleştiremez. Çünkü nefs tezkiyesi insanı Allah’a ulaştıran tatbikatın adıdır.
    Kişi Allah'a ulaşmayı dilemişse mutlaka 3. basamağa ulaşır. Çünkü Allahû Tealâ semîul âlimdir; işitir ve bilir. Hem de basîrdir; görür. Kalbinize bakar, kalbinizde Allah'a ulaşma talebini işitir, bilir ve görür. İşte böyle bir ortamda Allah'a ulaşmayı dileyen bir kişi 3. basamağa geçmiştir. Ne olur? 4. basamak hemen oluşur. Allah o kişinin üzerinde Rahîm esmasıyla tecelli eder. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    12/YUSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
    Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret (günahları sevaba çeviren) edendir, Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen, rahmetiyle nefsleri tezkiye ve tasfiye eden).

    Allah’ın Rahîm esması özel kişilerde teşekkül eder, yansır. Allah’ın Rahîm esması bu insanlar için geçerlidir. Allah’ın Rahmân esması herkes için geçerlidir. İnsana hayat veren Allahû Tealâ, onun yaşaması için gerekli şartları hazırlar. Bu, Rahmân esmasıyla teşekkül eder. Herkes bundan faydalanır ama Rahîm esması sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler içindir. Çünkü Rahîm esması, Allah’ın rahmet, fazl ve salâvât göndermesini ihata eden esmasıdır.
    Kişi Allah'a ulaşmayı diledi, Allah Rahîm esmasıyla tecelli etti. Ne olur? O kişinin gözleri vardır, görmez; irşad makamını irşad makamı olarak görmez. Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla kişiye engel olan hicab-ı mestureyi gözlerden alır. O kişinin basar isimli görme hassasında gışavet adlı bir perde vardır. Allahû Tealâ o perdeyi o kişinin görme hassasının üzerinden alır. O kişinin kulaklarında vakra vardır; Allah kulaklarındaki vakrayı alır. İşitme engeli sebebiyle, kişi irşad makamının sözlerini irşad makamının söylediği mânâda algılayamaz. Sonra Allahû Tealâ o kişinin işitme hassasının mührünü açar. Ondan sonra kalple meşgul olunur. Allah kişinin kalbinin mührünü açar, o kişinin kalbindeki ekinneti alır ve kalbin içine ihbat koyar. Allahû Tealâ bu işlemleri tamamladığı zaman kişi 7. basamaktadır. Bu noktadan sonra 8. basamakta Allahû Tealâ o kişinin kalbine ulaşır. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    64/TEGABUN-11: Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in alîm(alîmun).
    Allah’ın izni olmadan (kimseye) bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allah’a âmenû olursa Allah, onun kalbine ulaşır (hidayet eder). Ve Allah, herşeyi bilendir.

    9. basamakta Allahû Tealâ kişinin kalbini Allah’a çevirir.

    50/KAF-33: Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîb(munîbin).
    Kim gaybte (görmeden) Rahmân’a huşû duyarsa, (onun kalbine ulaşan Allah, o kişinin kalbini Kendine çevirir, bu sebeple) O’na dönük bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelir.

    10. basamakta kişinin göğsünü yarar ve göğsünden kalbine bir nur yolu açar.

    6/EN’AM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
    Öyleyse Allah, kimi kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslama) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.

    Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse, o kişinin göğsünü yarar ve kalbini teslime açar. Allah’a ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini teslim etmesi için şartları hazırlar. Bugünkü konumuz sadece ruhun Allah’a teslimini içeriyor. (Nefs tezkiyesi).
    11. basamakta kişi zikir yaptığı zaman, “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye Allah’ın ismini zikrettiği zaman o kalbe Allah’ın katından rahmetle fazl isimli iki nur gelir. 11. basamakta bu nurlar kalbe kadar ulaşırlar ama kalbin içine ancak rahmet nuru sızabilir, girebilir. Bu nurlar sızmaya başladığı zaman Allahû Tealâ’nın Zumer Suresinin 22. âyet-i kerimesinde söylediği gerçekleşir:

    39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
    Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur. Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlettedirler.

    “Allah kimin kalbini yarıp o kişinin kalbine Allah’ın nurlarını gönderirse, o kalp kalbi kasiyet bağlamış kişinin kalbi gibi değildir.” diyor. Kalbi zikir sebebiyle kasiyet bağlamış, kararmış ve sertleşmiş olan kişinin kalbi gibi olmaz. Allah’ın kalbine nur gönderdiği ve Allah’a teslim olması, İslâm olması için Allah’ın göğsünü yararak göğsünden kalbine yol açtığı kişinin kalbine gönderdiği nur sebebiyle o kişinin kalbi, kalbi kasiyet bağlamış kişinin kalbiyle eşit değildir. Kalbin içine nurların sızmaya başladığı bu noktadan itibaren kalbe sadece rahmet nuru sızar. Burası 11. basamaktır.

    12. basamakta bu nurlar %2’ye ulaşır ve bu kişi huşû sahibi olur.

    57/HADİD-16: E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fetâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
    Âmenû olanların kalplerinde, Allah’ın zikri ile (ve bu zikirle) Hakk’tan inen şeyle (nurla) huşûya ulaşmak zamanı gelmedi mi? Kendilerine kitap verilen ve sonra aradan uzun zaman geçen ve kalpleri kasiyet bağlayan kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu fasıklardır.

    Bu noktadan itibaren kişinin kalbinde %2 nur birikmiştir, kişi huşû sahibi olmuştur. Ne olur? Bu kişi mürşidine ulaşmak için Allah’a karşı hacet namazını kılar ve mürşidini Allahû Tealâ’dan talep eder.
    Mürşid farz mıdır? Ruhu Allah’a ulaştırmayı dilemek nasıl farzsa zikir de farzdır. Ruhu Allah’a ulaştırmak nasıl farzsa, zikir de farzdır ve mürşid de farzdır. Bunlar birbirini tamamlayan faktörlerdir. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

    5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
    Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.

    Demek ki Allah’a ulaştıracak olan vesile yani mürşidi Allah’tan istemekle hepimiz vazifeliyiz. Bu, üzerimize farzdır. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
    Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

    Her mürşidin bulunduğu dergâhtan, devrin imamının bulunduğu ana dergâha, gözle görülmeyen, manevî yollar vardır. O yola sebîl denir. Sebîllerin tayini, aslında mürşidlerin tayini demektir. Bu Allah’a ait olan bir vetiredir. Sizin mürşidinizi Allahû Tealâ seçer. Mürşidinizi istediğiniz zaman sizi o mürşide mutlaka Allah ulaştırır.
    13. basamakta kişi hacet namazını kılar. Mürşide ulaşmanın yolu hacet namazını kılmaktır. Mürşid sadece Allah’tan sorulur. Bunun adı istianedir. Fatiha Suresinde Yüce Rabbimize diyoruz ki: “Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden istiane isteriz.”

    1/FATİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
    (Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE isteriz.

    Gerçekten yalnız Allah’tan mı mürşid istenir? Bakara-45 ve 46. âyetleri konuya açıklık getiriyor. Allahû Tealâ bu kişinin ne yapacağını belirtmek sadedinde şöyle buyurmaktadır:

    2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
    (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Fakat muhakkak ki bu (hacet namazı ile Allah’a ulaştıran mürşidi sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

    2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
    O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarını ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

    “Sabırla ve namazla Allah’tan istianeyi, mürşidinizi isteyin. Ama bu zor, kebîretun, büyük bir iştir. Allahû Tealâ herkese mürşid göstermez, huşû sahipleri hariç.” Eğer huşû sahibi olan birisi Allah’tan istianeyi, mürşidini isterse Allah onlara mutlaka gösterir.
    Kim huşû sahibidir? Allahû Tealâ tarif ediyor: “Onlar ki Allah’a mülâki olacaklarına yani ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ilka edeceklerine, Allah’a ulaştıracaklarına kesin şekilde inananlardır. Yakîn hasıl ederek inananlardır. Onlar huşû sahipleridir.”
    Kim ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştıracağına kesin olarak inanıyorsa, mutlaka Allah onu Kendisine ulaştıracaktır. Evvelâ bunun için mürşidine ulaştıracaktır. Böyle bir kişiyi Allah mutlaka mürşidine ulaştırır.
    İşte Allah ile olan ilişkilerimizde irşad makamının dizaynına baktığımız zaman bunu görüyoruz. O kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesi söz konusudur ve Allah onu mürşidine ulaştırır. Bu kişi mürşidine Allahû Tealâ tarafından ulaştırılıyor.
    Kişi hacet namazını kıldı, mürşidini gördü ve Allahû Tealâ o kişiyi mürşidine ulaştırdı. Ne yapacak? Kişi el öpecek ve mürşidine tâbî olacak. Tâbiiyet çok açık bir şekilde o kişinin Allah’ın huzurunda mürşidine tâbî olması halidir. Allahû Tealâ Nebe Suresinin 38. âyet-i kerimesinde mürşidin önünde yapılan bir tövbeden bahsetmektedir. Arşı tutan meleklerin ve onların etrafındaki kişinin de orada olduğunu ve Allah’ın yetkisiyle bu işlemin gerçekleşebileceğini ifade etmektedir. Mürşidin önünde bir tövbenin yapılacağını ve bu tövbede sevap söyleneceği yani günahların sevaba çevrileceği ifade ediliyor:

    78/NEBE-38: Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).
    Melekler (arşı tutan melekler), saf saf olarak ve ruh (devrin imamının ruhu) oradadırlar. Kendisine Rahmân’ın izin verdiğinden başka kimse konuşamaz. Ve sevap söyler (günahların sevaba çevrilmesini müjdeler).

    Allah’ın tayin ettiği mürşid hacet namazı kılınınca mutlaka gösterilir; yetmez, o mürşidi mutlaka Allahû Tealâ o kişiye sevdirecektir. Kişi mürşidine ulaşıp tâbî olduğu anda 7 tane işlem oluşur.
    1- Kişinin kalbinin içine îmân yazılır.
    2- Devrin imamının ruhu kişinin başının üzerine ulaşır.

    58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhıri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ev ebnâehum ev ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike hizbullah(hizbullahi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).
    Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden evvel Allah’a ulaşma gününe) îmân eden kavmi, Allah’a ve resûlüne karşı gelenlerle sevişir bulamazsın. Velev ki; onlar, babaları veya oğulları veya kardeşleri veya aynı aşiretten olsun. Onların kalplerine îmân yazılır. Ve onlar, Allah’ın katından (orada eğitilmiş olan) bir ruhla (devrin imamının ruhunun başlarının üzerine yerleşmesi ile) desteklenirler ve altlarından ırmaklar akan cennetlere konurlar. Orada ebediyyen kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da Allah’tan razıdırlar. İşte onlar, Allah taraftarıdırlar. Ve muhakkak ki; Allah, taraftarları kurtuluşa (felâha) erenlerdir.

    Demek ki birinci işlem o kişinin kalbinin içine Allah’ın îmân kelimesini yazmasıdır. Önemli mi? Çok önemli bir konu. Neden önemli? Çünkü kalbimize yazılan îmân kelimesi bir manyetik alanın sahibidir ve Allah’ın katından gelen fazıllar karşıt manyetik alanın sahibidir. Zikir yaptığımız zaman Allah’ın katından gelen rahmet-fazl ve rahmet-salâvât nurlarından fazıllar karşıt manyetik alanın sahibi oldukları için kalbe ulaştıklarında, kalbin duvarına yazılmış olan îmân kelimesine yapışmaya başlarlar. Manyetik alan fazılları kendisine çeker, yapıştırır. Oraya yapışan fazıllar, nurlardır ve kalbi aydınlatmaya başlarlar. Fazıllar oraya yapıştıkça, yerleştikçe kalp devamlı fazıllar tarafından işgal edilir. İşte bu işgalin başlangıç noktasında %2 rahmet görmüştük, daha kişi mürşidine ulaşmamıştı. Mürşide ulaşmadan kalbe fazl girmesi mümkün değildir. O kişinin yapacağı şey zikir yapmaktır. “Allah, Allah, Allah…” diye Allah’ın ismini tekrar etmektir.
    Böyle bir dizaynda bizler için önemli şeyler söz konusudur. Allah yolunda yapılan gayretler her istikamette mutlaka Allahû Tealâ’dan hayırla karşılanır. İşte kim Allah'a ulaşmayı dilemişse Allah onu mutlaka mürşidine ulaştıracaktır. Tâbiiyet kesinleştiği anda da o kişinin kalbinin içine Allah îmânı yazacaktır. Nefs tezkiyesinin başlangıcı için kişinin başının üzerine de devrin imamının ruhunu gönderecektir. Ne yapar bu ruh? Mu’min Suresinin 15. âyet-i kerime, o ruhun ne yaptığını bize söylüyor. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    40/MU'MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
    Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.

    Allahû Tealâ burada “Arşın sahibi Allah” demekle, arşı tutan melekleri ve arşı tutan meleklerle beraber bulunan devrin imamını kastetmektedir. “Dereceleri yükselten” demekle de yapacağı bir işlemden bahsetmektedir. Allahû Tealâ o güne kadar kişinin 1 derecelik sevabına 10 katını verirken, 1 derecelik günahına karşılık da amel defterine 1 derece yazdırır, mürşidine ulaşan bu kişinin o noktadan itibaren 100 kat alması mümkündür, bu imkânı 100 kat olarak alması söz konusu olur. 10 kat, 100 kata tebdil edilmiştir. Bu rakam, insan ruhu 1. gök katına çıktığı güne kadar 1’e 100, 2. gök katına çıktığında 1’e 200, 3., 4., 5., 6., 7. gök katlarında 1’e 700’e kadar yükselecektir.
    Peygamber Efendimiz (S.A.V) ilk Cuma hutbesinde: “Ey sahâbe! Ölmeden evvel ölünüz ki Allah size 1’e 700 versin.” buyurmaktadır. Nasıl öldüğümüz zaman ruhumuz bizden ayrılarak Allah’a ulaşıyorsa, ölmeden evvel ölmek; sağ iken ruhumuzun bizden ayrılıp Allah’a ulaşmasını ifade eder.
    İşte konumuz da ruhu Allah’a ulaştırmak üzere harekete geçen bir insanın yaptığı eylem, nefs tezkiyesidir. Sonuç; o kişi dünya hayatını yaşarken ruhun Allah’a ulaşmasıdır. Mu’min-15’te Allahû Tealâ bunu ifade etmektedir: “O kişinin başının üzerine Allah’ın katından, Allah’ın emrinden ruh gönderilir.” Bu ruh, arşı tutan meleklerin ve devrin imamının sahibi olan Allah tarafından, o kişiye Allah’a mülâki olma gününün (yevm’it telâkın) geldiğini haber vermek için gönderilir. Bu olaylardan geçerek mürşidine ulaşan kişiye devrin imamının ruhu ulaşır ve kişinin ruhuna der ki: “Senin yevm’it telâkın, Allah’a mülâkî olma günün, Allah’a ulaşma günün, ilka olma günün geldi. Vücudu terk et ve Allah’a doğru yola çık.” Ruh vücudu bunun üzerine terk eder. Ruhun vücudu terk etmesi olayı, Allah’a doğru yaptığı bir yolculuğu ifade eder. Nebe-38’deki mürşidin önünde yapılan bu tövbenin neticesi, Nebe-39’da ifade edilmektedir:

    78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
    İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.

    İşte o gün Hakk günüdür yani o kişinin ruhunun Hakk’a ulaşmak için yola çıkma günüdür. Bu âyet-i kerime Mu’min-15 ile tam bir uyuşma halindedir. Kimin ruhu Allah’a doğru yola çıkar da Allah’a ulaşırsa Allah o kişinin ruhuna meab (sığınak) olur.

    3/AL-İ İMRAN-14: Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
    İnsanlara, kadınların, oğulların, kantar kantar altınların ve gümüşlerin salma (nişaneli) atların, davarların ve ekinlerin sevgisi süslendi (güzel gösterildi). Bunlar, dünya hayatının metaıdır (malıdır). Ve Allah, O’nun (Allah’ın) katında Hüsnül Meab’tır (en güzel sığınaktır).
    Allah’ın Zat’ı Allah’ın katındaki en güzel sığınaktır. İşte o sığınağa ulaşan kişi meâb olur. Allah’ın Zat’ına ulaşmış ve sığınmış olur. Meâb olan, sığınağa ulaşmış kişiye evvab denir. Ruhunu Allah’a hayattayken ulaştırmış olan kişi. İşte o kişiye verilen mükafâtlar, işlevler şöyledir:
    1- Kalbine îmân yazılmasıdır.
    2- Başının üzerine devrin imamının gelip harekete geçmesi, ruhu vücuttan ayırmasıdır.
    3- Ruhun vücuttan ayrılarak Allah’a doğru yola çıkmak üzere önce kendi mürşidine sonra da devrin imamının dergâhına ulaşmasıdır.
    4- O kişinin dereceleri 1’e 10 iken 1’e 100’e çıkması ve 700’e kadar yükseleceği ve o kişinin bütün günahlarının sevaba çevrilmesidir.
    Allahû Tealâ Furkan Suresinin 69. âyet-i kerimesinde cehenneme gideceklerden bahsediyor:

    25/FURKAN-69: Yudâaf lehul azâbu yevmel kıyâmetive yahlud fîhî muhânâ(muhânen).
    Ve kıyâmet günü onun azabı kat kat artar. Ve orada alçaltılmış olarak ebediyyen kalır.

    Furkan-70’de ise buyuruyor ki: “Kim mürşidin önünde tövbe eder de îmânı artan bir mü’min olursa ve nefs tezkiyesine (amilüssalihata) başlarsa, Allah o kişinin seyyiatını hasenata çevirir.”

    25/FURKAN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
    Ama (mürşidin önünde) tövbe eden ve (mürşidin önünde tövbe etmek suretiyle kalbine îmân yazıldığı için îmânı artan bir) mü’min olan ve nefsi ıslâh edici ameller işleyen kişinin Allah, günahlarını sevaba çevirir. Ve Allah, günahları se-vaba çeviren ve rahmet gönderendir.

    5- O kişinin nefs tezkiyesine başlamasıdır.
    6- Fizik vücudun nefs tezkiyesi sebebiyle şeytana kul olmaktan kurtulmaya ve Allah'a kul olmaya başlamasıdır.
    7- İrademizin güçlenmeye başlamasıdır.
    Kişi, “Allah, Allah, Allah…” diye kalbinin üzerinde zikir yapar. Bu zikri Allah’ın katından rahmetle-fazl ve rahmetle-salâvât isimli iki tane nur indirir. Bu iki grup nur o kişinin göğsüne gelir, göğsündeki yarıktan geçerek kalbe ulaşır. Bu nurlar kalbin içine girebilmek için üst menfezdeki yani kalbe girişteki mühre baskı yapıp, onu zülmanî kapıya kadar indirirler. Kalpteki mührün üzerinde devamlı olarak rahmet-fazl ve salâvâtın baskısı devam edeceği için, mühür aşağıdaki kapının üzerine kilitlenir. Neydi? Yukarıdaki kapı kapalıydı, mühürlüydü. Alttaki kapı açıktı ve nefsin kalbi %100 karanlıklarla doluydu, her tarafı afetlerle doluydu. Zikir başlayınca ne oldu? Allah’ın katından inen nurlar Rabbanî kapıdan içeri girdiler, Rabbanî kapı açıldı ve aynı boyutta olan mühür zülmanî kapıyı kapattı. Mührün üzerine devamlı rahmetin, fazlın ve salâvâtın baskısı olduğu için zülmanî kapı artık açılamaz ve nefsin kalbine nurlar girmeye başlar. Nefsin kalbi Allah’ın nurlarıyla dolmaya başlar. Fazıllar %7’ye ulaştığı zaman -evvelce %2 rahmet nuru girmişti- kişinin ruhu 1. gök katına ulaşır. Burası Nefs-i Emmare kademesidir. Hz. Yusuf diyor ki:

    12/YUSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
    Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret (günahları sevaba çeviren) edendir, Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen, rahmetiyle nefsleri tezkiye ve tasfiye eden).

    1. gök katına ulaşan ruhun orada kalması yetmez. Kişi zikrini arttırmaya devam eder. Zikir arttıkça nefsin kalbine yerleşen fazılların miktarı da artar. 2. defa %7 fazl birikiminde ruh 2. gök katına ulaşır. Burası Nefs-i Levvame kademesidir.

    75/KIYAME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
    Ve hayır, o levvame (kınayan, suçlanan) nefse yemin ederim.

    Kişi nefsini levm etmeye, kınamaya başlar. Aslında kötülük işlemek istemez ama nefsi ona yaptırır.
    3. defa %7 fazl birikiminde Nefs-i Mülhime kademesine ulaşılır. Ruh 3. gök katındadır. Kişi Allah’tan ilham almaya başlar.

    91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
    Yemin ederim ki; o nefs, sevva edildi (7 kademede).
    91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
    Ona (o nefse), (Allah'ın) takvası ve (şeytanın) füccuru ilham edilir.
    91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
    Andolsun ki; nefsini tezkiye eden, felâha erer (cennete girer).

    Burada kişi Allah’tan ilham almaya başlamıştır.
    4. defa %7 nur birikimi gerçekleştiğinde Nefs-i Mutmainne kademesine ulaşılır.

    13/RAD-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
    Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?

    Kişi mutmain olmuştur. Allah’ın kendisine verdikleri ona mutlaka yeterli gelmektedir. Bu noktada ruh 4. gök katındadır.
    5. defa %7 fazl birikiminde Nefs-i Radiye kademesine ulaşılır. Bu noktada Allah’tan razı oluruz. Ruhumuz 5. gök katındadır.
    6. defa %7 nur birikiminde Nefs-i Mardiyye kademesine ulaşılır. Burada Allah da bizden razı olmuştur. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

    89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu). Ey mutmain olan nefs! 89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
    (Ey ruh!) Rabbine geri dön (erek ulaş). Allah’tan razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanarak.

    “Ey mutmain olan nefs (4. gök katı), Allah’tan razı ol (5. gök katı) ve Allah’ın rızasını kazan (6. gök katı). Ey ruh, Rabbine rucû et, Rabbine geri dön. Ey fizik vücut, kullarımın arasına gir ve cennetime gir.” İşte Radiye ve Mardiyye, 5. ve 6. kademelerdir.
    Tezkiye 7. kademedir, ruhun Allah’a ulaşmasıdır.

    35/FATIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
    Yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner ulaşır).

    7. gök katında 7 tane âlem geçilir, en son Sidretül Münteha’ya ulaşılır. Oradan da Allah’a doğru yapılan dikey bir yolculukla ruhun Allah’ın Zat’ına ulaşması, Allah’ın Zat’ında yok olması söz konusu olur. Ruhun Allah’ın katında yok olması, fenâfillâh makamını ifade eder. Böyle olan insanlara evvab denir. Meaba ruhu ulaşmıştır.
    Nefsin kalbinde başlangıçtaki %2 rahmete ilâveten yedi defa %7 fazl birikimi gerçekleşmiştir, %49 fazl oluşmuştur, %2 rahmet oluşmuştur. Böyle bir dizaynda o kişinin nefsinin kalbi karanlıklardan daha fazla nura sahip olmuştur. Başlangıçta bu kişinin kalbi %100 afetlerle doluydu ve böyle olduğu için de o kişi devamlı bir huzursuzluğun içindeydi, nefsi %100 kapkaranlıktı. Ama şimdi şeytanın %100 hükümferma olduğu, nefsin bütün afetlerine tesir etmek imkânının olduğu bir noktadan bu kişi nefsin kalbinde %51 nura kavuşulan bir yere ulaştı. Karanlıklar yani şeytanın hâkimiyeti altındaki kesim %100’den %49’a düştü. Hâkimiyet artık Allah’ın nurlarına geçti. İşte burası nefs tezkiyesinin tamamlandığı yerdir.
    Allahû Tealâ diyor ki: “Kim nefsini tezkiye ederse onun ruhu Allah’a ulaşır.” (Fatır-18) Ruh Allah’a ulaşmıştır. Allah’a ulaşırsa ne olur? Allah’ın verdiği söz gerçekleşir. Allahû Tealâ buraya kadarki işlevi garanti etmektedir. Buyuruyor ki: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu mutlaka Kendime ulaştırırım.” (Şura-13). İşte Allahû Tealâ bu noktada görevini tamamlamış olur. O kişi Allah'a ulaşmayı dilemiştir, Allah da onu Kendisine ulaştırmıştır. İşte bu ulaşma keyfiyeti, ruhun Allah’a vasıl olması, Allah’ın Zat’ında yok olması işleminin tamamlanmasıdır. Nefsin kalbi %49 fazl, %2 rahmet olmak üzere karanlıklardan daha çok nurlarla dolmuştur; burası yolun yarısıdır. Nefsin kalbinin yarı yarıya aydınlandığı, %51 aydınlandığı bir nokta. Allahû Tealâ buraya kadarını garanti ediyor. O kişi kendisi Allah’a ulaşmamıştır, Allah onu Kendisine ulaştırmıştır. Bu hidayete ermektir.
    Hidayet nedir? Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    3/AL-İ İMRAN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
    Ve sizin dîninize tâbî olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: “Muhakkak ki HİDAYET, Allah’a ulaşmaktır. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç şüphesiz fazl, Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, VÂSİ’un ALÎM’dir. (Allah herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.)



    2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
    Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olmaz.


    18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
    Ve güneşin, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

    Kim Allah’a ulaşırsa o kişi hidayete erenlerden birisi olur. Nefs tezkiyesi; nefsinizin kalbinde karanlıklardan fazla nurların belirtilmesi, Allah’ın verdiği sözü yerine getirmesidir. Allah'a ulaşmayı dilediğiniz zaman 1. kat cennetin sahibi olursunuz (3.basamak). Mürşidinize ulaşıp tâbî oldunuz, 2. kat cennettesinicennettesiniz (14. basamak). Ruhunuz Allah’a ulaştı, Allah’ın Zat’ında yok oldu; 22. basamaktasınız. Allah’ın garantisi buraya kadardır. Dünya saadetinin %51’i sizlerin olur.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Âfâkî, Nefsî, Usûlî Deliller
    By yozgati in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.10.14, 11:09
  2. Nefsi Ne Yapmalı?
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 31.12.13, 21:55
  3. Yenilikçi miyiz Gelenekçi miyiz?
    By NurTalebesi in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 15.02.09, 21:21
  4. Nefsi Azarlamak!
    By Gözyaşım_Cile in forum Şiirler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 20.01.09, 19:13
  5. Nefsi Susturma Dersi!!!!!!
    By acizizfakiriz in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 28.08.07, 10:44

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0