+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: Vesile-Tevessül-Haktır

  1. #1
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    35
    Mesajlar
    980

    Standart Vesile-Tevessül-Haktır

    Lügatte; bir şeye ulaşmayı mümkün kılan yol, vasıta, sebep(1) manalarına gelen vesile (tevessül), İslâm müfessirleri tarafından Allah’a yakınlaşmak ve O’na yakın olmaya sebep olacak şeyleri aramak şeklinde tefsir edilmiştir.(2) İman ve amel ile tevessülde bulunmak, bunları vesile yaparak dua etmek, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.”(el-Mâide, 5/35) âyeti ile tavsiye edilmiştir. İnsanın; amel, ibadet ve itaati ne kadar çok olursa olsun, bunlar sayesinde Cennet’e giremez.
    Cennet’e girmenin gerçek sebebi amel değil, Allah’ın lütfü ve keremidir. Amel ve ibadet ise Cennet’e girmeye vesiledir. İbadet Cennet’e girmenin bahası değil, bahanesidir.






    Vesile, Kur’ân-ı Kerîm’de, Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetinde, Sahâbe ve onları takip eden âlimlerin hayatında yer almaktadır. Vesileyi şirk ile karıştıran, papazların günah çıkartma sapıklıkları ile Allah’a kullukta kılı kırk yararcasına mücadele etmiş büyüklerimizi aynı kefeye koyan insanların ne kadar mesnetsiz ve cehalet içinde oldukları apaçıktır.“...Ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.”(el-Kehf, 18/84) ve “...O’na yaklaşmaya vesile arayın...”(el-Mâide, 5/35) âyet-i kerîmelerinde Yüce Mevlâmız kendisine ulaşmamız için bir takım vesileler aramamız gerektiğini ve her şeyin bir sebebinin bulunduğunu belirtmiştir.



    Her şeye gücü yeten, kendisine hiçbir şeyin güç olmadığı Rabbimiz, ilk insan olan Âdem (a.s.)’ı topraktan yaratmış, toprağı yaratılışına vesile kılmıştır. İnsanları hidayete erdirmek ve kendisini tanıtmak için peygamberler göndermiştir. Yüce Mevlâ vesileye müsaade etmiş ve hatta teşvik etmiştir. Eğer böyle olmasaydı, her şeyi bir sebebe bağlı olarak yaratmazdı.


    Günümüzde Allah Dostlarını, Rabbimizin sevdiği amelleri vesile ederek Rabbimizden istek ve niyazda bulunanları “Allah’ın gücü yetmiyor mu? Allah biliyor, görüyor, ne gerek var vesileye?” diyerek eleştiren insanlara şu soruyu sormak lâzım: “Yüce Yaratan, her birimizin Cennet’e mi Cehennem’e mi gideceğini bilmiyor muydu ki; bizleri dünyaya gönderdi? Veya yapacağımız iyilikleri ve kötülükleri bilmiyor muydu ki; sağımıza ve solumuza melekler yerleştirdi?” Muhakkak ki Rabbimiz, hikmeti gereği sebepleri yaratmış, bizlerin vesilelere tutunmasını âyet-i kerimede emir buyurmuştur.*****
    “(Ey Habîbim! Onlara) de ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin…”(Âl-i İmrân, 3/31) âyetinde günahlarımızın bağışlanma sebebini Hz. Peygamber’in sevgi ve itaatine bağlamıştır.



    Hz. Peygamber (s.a.v.)’e karşı itaatimiz ve ona olan sevgimiz bizlerin bağışlanma vesilesidir. Buna bağlı olarak Hazret-i Peygamber’in güzel sureti, gözyaşları, merhameti, ‘gökteki yıldızlar gibidir’ diyerek övdüğü sahabeleri, onun sevgisiyle yanan gönüller ve ihlâsla yapılan ibadetler, elbette ki Rabbimizin rahmetine ve affına vesile olur.


    Hz. Peygamber (s.a.v.) bile; “Allah’ım! Sen’den isteyenlerin hakkı için senden isterim!”(4) diyerek Rabbine niyazında vesile edinirken, bizler onun ümmeti ve onun yolunda gidenler olarak neden tevessüle başvurmayalım? Yine bir hadislerinde; “Dua ile Allah arasında perde vardır. O perdeyi salâvatla kaldırın.” diyerek duamızın kabulü için kendisine salât-ü selâm getirmeyi vesile yapmamızı emir buyuran Allah Rasûlü’ne neden uymayalım?*****
    Gerek Kitap ve Sünnet’te, gerekse de Ehl-i Sünnet müçtehitlerinin hükümlerinde şefaat ve tevessülün câiz olmadığına dair hiçbir delil yoktur. Vukûunun ise birçok delilleri vardır. Şu halde tevessül ve şefaati inkâr etmenin hiçbir manası yoktur.



    Bu dünya hikmet diyarıdır. Cenâb-ı Hak her şeyi bir sebep ile halk etmiştir. Meyveyi ağaca, hububatı toprağa bağlamıştır. İnsanın maddeten beslenmesinde anne-babasını ve gıdaları istihdam ettiği gibi onun manevî terakki, tekâmül ve hidayetinde de peygamberleri ve peygamber varislerini vesile ve vasıta kılmıştır. Kanun-u ilâhî gereğince, bütün hayır ve kemâlât bu silsilenin eliyle beşere hediye edilmektedir. Bu hakikat, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’da “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik!”(el-Enbiyâ, 21/107) diye zikredilir. Bediüzzaman Hazretleri; “Esbab, bir perdedir. Çünkü, izzet ve azâmet öyle ister. Fakat iş gören, kudret-i samedâniyedir. Çünkü, tevhid ve celâl öyle ister ve istiklâli iktizâ eder.” diyerek sebeplerin elinde hakiki bir tesirin olmadığını veciz bir şekilde ifade etmiştir.


    Sebepler birer perdedirler. Sebebi de neticeyi de var eden yalnız kudret-i ilâhiyedir. Mü’min, sebeplere teşebbüs eder; fakat neticeyi Allah’tan bekler. Allah’ın rahmet ve adaletine, hikmet ve kudretine sığınıp ona teslim olur, böylece huzur-u kalple yaşar.(5)*****
    Tevessül, ya ibadet ve amellerin ya da Hazret-i Peygamber ve sâlih kişilerin vesile kılınmasıyla olur. Amellerin Hakk’a yakınlığa bir vesile, O’nun rızasına ermede bir vasıta olduğunda şüphe yoktur.(6)



    Yüce Allah bir âyetinde; “Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.”(en-Nisâ, 4/69) buyurarak vesileye işaret etmektedir.


    Rasûlullah Efendimizin sahabelerinden Hârice bin Salt’ın amcasının, deli bir adamı Fâtihâ sûresi okuyarak tedavi etmesine(7), İbn-i Mesûd (r.a.)’ın rahatsızlığı olan birisinin kulağına âyet-i kerîme okumasına Efendimiz (s.a.v.)’in “olur” verdiği bilinmektedir


    Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yanına gelen bir âmâya; “ Git, abdest al, sonra iki rekât namaz kıl ve şöyle dua et: ‘Yâ Rabbi! Rahmet peygamberi olan Muhammed (s.a.v.)’i şefaatçi olarak Rabbime yöneliyorum ki; gözlerimi açsın. Allah’ım! Onun benim hakkımdaki şefaatini kabul et!” dediği ve bu sahâbenin de böyle yaparak şifaya kavuştuğunu, hatta Peygamberimizin devamla; “Bir ihtiyacın olduğu zaman hep aynısını yap!”(Câmiu’s-Sağîr) diyerek bu durumu tasvip ettiğini hadis kitaplarından öğrenmekteyiz
    Vesile, peygamberlerle, evliyalarla, salih kimselerle yapılabildiği gibi salih amellerle de yapılabilir. Buhârî ve Müslim’in tahric ettikleri bir hadiste, eski ümmetlerden üç kişinin yolculuklarında bir mağaraya girdikleri ve bir taşın mağara kapısını kapattığı, o üç kişinin geçmişte Allah rızası için işlemiş oldukları amelleriyle tevessül ettiklerinde mağara kapısının açıldığı belirtilmektedir.


    Görülüyor ki salih ameller vesile edilerek de hacetler giderilebilir.(8


    İhlâsla yapılan ibadetlerimiz, Kâbe, Ravza-i Mutahhara gibi mekânlar nasıl bir vesile ise Kur’ân da, Allah’ın beraber olmamızı emrettiği peygamberler, şehitler, sıddîklar ve salihler de Rabbimize ulaşma da, O’nun rızasını kazanmada bizler için vesiledirler. Burada dikkat edilmesi gereken; her ne şeyi vesile edersek edelim vesileyi, dua ve isteklerimizi kabul edecek olan, şifayı veren, vesileleri yaratan Allah’tır. O’nun izninin dışında bir yaprak dahi kıpırdayamaz


    Maddî hastalıklar ile manevî hastalıkların tedavi usulleri bakımından birbirine benzeyen yanları çoktur. Her ikisinin de doktoru ve ilacı vardır. Her ikisinin de şifâ vereni Allah’tır. Önemli olan kalplerdeki niyetlerdir. Bu iki hastalıkta da, hasta tedaviyi doktordan, şifayı da Allah’tan görürse, o takdirde şirk kokusu ve korkusu bulunmaz.(9)<

    İslâm dini, müntesiplerinin bilgili olmasını emretmiştir. Tevhid uğruna mallarını ve canlarını feda eden, Hazret-i Peygamber’in aşkıyla gönülleri yanıp tutuşan, Kur’ân-ı Kerîm’i ve Hazret-i Peygamber’in sözlerini hayatlarına aksettiren insanları tanıyıp bilmeden, onları tevhid dışında olmakla suçlamak İslâm’a ve insanlığa yakışmayan bir tavırdır. Tevhid inancının merkezi kalptir. Kalplerimizin zikrullah ve muhabbetullahla dolmasına vesile olan bu zâtlar, amellerine hiçbir zaman güvenmemişler, mütevazı bir şekilde dualarında vesilelere sarılarak Yüce Rabbimizden istekte bulunmuşlardır.

    Allah’ım! Aziz kitabınla, Efendimiz Muhammed (s.a.v.)’in kerem dolu nübüvvetiyle, onun övgü değer şerefiyle, babası İbrahim ve İsmail’le, yakın arkadaşları Ebû Bekir, Ömer ve Osman ile, ehl-i beytinden Fâtımâ, Ali ve bunların oğulları Hasan ve Hüseyin ile, amcası Hamza ve Abbas, zevcesi Hatice ve Âişe (Allah hepsinden razı olsun) ile Sana tevessül edip yöneliyoruz ve Sen’den bunların hürmetine ihtiyaçlarımızı istiyoruz!(10)


    Faydalanılan Eserler
    1. DOĞAN Mehmet, Türkçe Sözlük, s.137
    2. İbn-i Kesîr, Tefsir, c.2 s.53; İbn-i Hacer, Fethu'l Bâri, VIII, 249; Kurtûbî, Âlûsî
    3. ULUDAĞ Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.

    4. Mecmau’z-Zevâid, 10/117

    5. KIRKINCI Mehmet, Bediüzzaman ve Tasavvuf, Erzurum 1998, s. 85
    6. Ebû Nasr Serrâc et-Tûsî, el-Luma’, çev. Prof. Dr. H.Kamil YILMAZ, s. 535.
    7. B.k.z., Ebû Dâvûd, 4/14.
    8. Abdullah Fârukî el-Müceddidî, İslâm’da Zikir ve Rabıta, s.98.
    9. Et-Tûsî, a.g.e., s.533.
    10. Şeyh Abdulkadir Geylânî, Fuyuzât-ı Rabbâniye.

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  2. #2
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    35
    Mesajlar
    980

    Standart

    tevessül üç çeşittir

    1- Meşru Tevessül: Hakkında Kitab'dan ve sahih hadislerden bir delil bulunan. Meşru Tevessül kendi içinde üçe ayrılır


    a) Allah (c.c.)'ın güzel isimlerinden veya yüce sıfatlarından biriyle ona tevessül. Örneğin şöyle dua etmesi gibi: "Allah'ım sen Rahmân ve Rahim'sin, senden merhamet diliyorum..."*****
    Bu konudaki delil şudur: "En güzel isimler Allah'ındır, o halde O'na o güzel isimlerle dua edin" (A'raf, 7/180). Yani Allah'a, en güzel isimlerini vesile edinerek dua edin. Allah (c.c.)'ın yüce sıfatları da buna dahildir. Zira Allah (c.c.)'ın isimleri, onun sıfatlarıdır. Cenab-ı Allah Süleyman (a.s)'ın tevessülünden şöyle söz eder; "Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına kat" (Neml, 27/19). Rasulullah (s.a.s)'ın bu konudaki dualarından şu hadis-i şerif de bu konuya değinir. "Allah'ım! Gayb ilmin ve mahlukat üzerindeki kudretinle, eğer hayat benim için hayırlıysa beni yaşat, eğer ölüm benim için daha hayırlı ise beni öldür" (Nesai, Sehv, 62). Bu anlamda daha birçok hadis vardır.*****


    b) Dua eden kişinin işlediği amel-i safihle tevessülü; "Allah'ım sana olan inancımla ve senin için olan sevgimle ve rasulüne tabi olmamla beni bağışla." Veya duacı, Allah (c.c.)'a olan sevgisi, ondan korkusu ve dilekleri için yaptığı iyi işleri zikreden ve duasında bunlarla tevessur eder. Konuyla ilgili delil şudur: "Öyle kullar ki, "Ey Rabbimiz! İman ettik, öyleyse bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!" derler" (Al-i İmran, 3/16). Görüldüğü gibi Allah (c.c.)'ın bâğışlamasına vesile kılarak ameli salih (iman)'leri anarak dua edilebilir. Şu hadis de bunu ifade eder:*****
    "Üç kişi mağaraya girmişler ve (büyük bir kaya ile) mağara üzerlerine kopanmış. Her biri yapmış olduğu iyi işlerle tevessül ederek Rabbine yalvarmış ve kaya kapının (çıkış bölümünün) önündeki kaya yarılmış ve böylece çıkmışlar..." (Buharî, İcâre,12; Müslim, Zikr, 100).*****


    c) Yaşamakta olan salih bir insanın duasıyla yapılan tevessül: Sahabe-i Kiram (r.a) zor duruma düştüklerinde Rasulüllah (s.a.s)'a gider ve ondan kendileri için dua etmelerini dilerlerdi (bkz. Buharî, Cum'a, 34). Enes (r.a)'dan nakledildiğine göre, Hz. Ömer b. Hattab -onlara kuraklık bastığında- Abbas b. Abdulmuttalib (r.a) ile istiska eder ve şöyle derdi: "Allah'ım biz (zamanında) nebimizle sana tevessül ediyorduk ve sen bize su gönderiyordun. (Şimdi ise) Nebimizin amcası ile sana tevessül ediyoruz, bize su gönder." (Enes) diyor ki: "Ve sulanıyorlardı" (yağmur yağıyordu)." (Buharî, İstiska, 3; Fedail eshabinnebî, 11). Bu hadiste kastedilen mana şudur: "Yağmursuz kaldığımızda, Nebimize (s.a.s.) gider. O'ndan bizim için dua etmesini talep eder ve onun duasıyla sana yaklaştırdık. Şimdi ise o vefat etti. Artık bizim için dua etmesi imkansız. Bu yüzden amcası Abbas'a yöneliyor ve ondan bizim için dua etmesini diliyor ve onun duasıyla Allah (c.c.)'a yaklaşıyoruz."*****
    A'mâ hadisi de bu kabildendir. O Rasulüllah (s.a.s)'a gelmiş ve ondan dua etmesini istemiştir. O da a'maya, duasıyla Allah (c.c.)'a tevessül etmeyi öğretmiştir (Tirmizi Da'avât, 118; İbn Mace, İkame, 189).*****

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  3. #3
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    35
    Mesajlar
    980

    Standart

    maide s. 35 ayetin tefsirinde elmalılı nın görüşüdür

    Ey inananlar, Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz />*****


    kötülüklerden kaçınmakla yetinmeyip, tam mânâsıyla korununuz da Allah'ın korumasına girmek ve affına ve rahmetine ermek için Allah'dan vesile de isteyin. Boş durmayıp, yalnız iman ve korku ile yetinmeyip, Allah'a yakınlık için vesile de arayınız. En uygun sebeplere teşebbüs etmek suretiyle Allah'ın sevgisine layık güzel ameller yapmaya iradenizi sarfediniz de ve Allah yolunda, İslâm dini uğrunda, doğru yol üzerinde gücünüzü bolca kullanmakla mücalede ediniz, dahilî ve haricî engel ve zorluklara göğüs gerip hak düşmanlarını yeniniz.*****
    Dilimizde bilindiği üzere "vesile", kendisiyle bir gayeye ulaşılan, yani yaklaşılan sebep, yaklaşma sebebi demektir ki "mâbihittakarrub" (kendisiyle yaklaşılan şey)*****



    mânâsına, sadece "kurbet" (yaklaşma) da denilir. Nitekim Hasen, Mücahid, Atâ, Abdullah b. Kesir gibi bir çok selef tefsircileri "yani yakınlık" diye tefsir etmişlerdir. Katâde, Allah'a itaat ve hoşnut olacağı amel ile yaklaşınız, diye anlatmış; Sûddî de: "yani istemek ve yakınlık" diye ifade etmiştir ki, hem "ibtiğâ" (isteme)yi, hem "vesile"yi açıklamaktır. İbnü Zeyd de, "muhabbet (sevgi) ile Allah'a kendinizi sevdirmeye çalışınız" demiş ve, "Onların taptıkları da Rab'lerine bir yol arar, her biri Allah'a daha çok yaklaşmak için çalışır" (İsrâ, 17/57) âyetini okumuştur. Şu halde mânânın özeti: "Biz müminiz, Allah bizi yalnız iman ile sever deyip de ciddiyetsiz olmayınız, Allah'dan korkunuz, kötü ahlâktan ve çirkin amelden sakınınız sonra yalnız korkmak ve sakınmakla da kalmayınız, iradenizi sarfedip gerekli sebeplere de teşebbüs ediniz, Allah'ın emirlerini yerine getiriniz ve bununla da kalmayınız, Allah'a yaklaşmak için daima vesile arayınız, her fırsattan istifade ile kendi gönlünüz ve isteğinizle farzlar ve vacipler dışında güzel güzel işler, Allah'ın rızasına uygun ameller yaparak kendi tarafınızdan da kendinizi Allah'a sevdirmek isteyiniz, isteyerek, yalvararak çalışınız ve uğraşınız" demektir. Ve bunda "Mümin kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder" kudsî hadisinin mânâsının yerleştirilmiş bulunduğu açıktır. "Vesîle cennette bir makamdır" hadis-i şerifi vesilenin ahirete ait önemini anlatır. Kısaca vesile, lazımdır. Ve onu bulmak için isteyip aramak ve başvurmak da gereklidir. Çünkü vesilenin vesilesi de iman ve ittika (korunma) ile istek ve iradedir. Ve şu halde asıl vesile Allah'a yaklaşma kasdı ve sevme arzusudur. Ve işte bu kast ve niyet ile sebepleri araştırma, güzel ahlâk ve güzel amel gibi Allah'ın rızasına uygun hoş vesileler hazırlamakla kulluk için koşmayı emretmektedir. Ve bunun içindir ki, buna, mücahede emri katılmıştır. İman, ittikâ ile; ittikâ, vesileyi aramakla; vesileyi arama da, mücahede ile tamam olur.*****
    Şimdi imandan sonra bu üç emri yerine getiriniz ve bunlara da inanıp koşunuz ki kurtuluşa ermeyi ümit edersiniz.*****


    Fizilal de ise
    Yani, "Allah'ın, yakınlığı ve razılığını kazanmanıza yardım edecek her türlü aracın peşinden koşun
    Denilmiştir

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  4. #4
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Hz. Ömer efendimizin hazinedarından (Malik İbnu Dar'dan) rivayet edilen Bilal Bin Müzeni Hz.lerinin "Kıtlık senesinde" Resulullah Efendimizin kabrine giderek "Ümmetin kıtlıktan kırıldı, dua et ya Resulullah!" dediği ve arkasından Resulullah Efendimizi rüyasında görerek tevessülünün kabul olduğunu bildirdiği olay, meşru tevessülün sadece yaşayanlarla değil; geçmiş büyükler ile de olabileceğinin delillerindendir.

    Bu hadiseyi "Tevessül" konusunda "kötü" şöhret bulmuş İbnu Teymiyye dahi naklederek onu zayıflatmamıştır. (Sırat-ı Mustakim eserinde) İbnu Teymiyye'nin meşhur öğrencilerinden müfessir İbnu Kesir, bahsedilen olayı Tefsirine alarak "isnadı sahihtir" demiştir.

    Resulullah Efendimizin kabrine ziyaret onunla teberrük ve tevessülü ise İbnu Teymiyye'ye gelinceye kadar kimse gayri meşru görmemiştir. İbnu Teymiyye, icmadan bu konuda da ayrılarak başka bir bid'at yolunu tutmuştur. (Zira ulema Teymiyye'nin 60 kadar meselede Cemaatten ayrılarak kendi aklına ve kendi başına uyduğunu ortaya koymuşlardır. Esasen onun ilmi aklından büyük idi denmiştir. Hatta onun ilmi aklından büyüktü diyenin dahi insaf ettiği söylenmiştir.) Tabi onu izleyenler de peşinden...

  5. #5
    Dost BiLaL HaTTaB - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    2

    Standart

    esselamu aleykum ve rahmetullah kardeşlerim...

    Değerli karuban kardeşim:
    "Ümmetin kıtlıktan kırıldı, dua et ya Resulullah!" dediği ve arkasından Resulullah Efendimizi rüyasında görerek tevessülünün kabul olduğunu bildirdiği olay

    1) Bu olayın anlatıldığı muteber bir hadis kaynağı var mıdır? Var ise hangilerdir? Bakmak istiyorum...
    İbnu Teymiyye dahi naklederek onu zayıflatmamıştır. (Sırat-ı Mustakim eserinde)
    2) İbn Teymiyye'nin Sırat-ı Müstagîm adlı eserinde böyle bir cümleye rastlamadım. Hala daha olduğunda ısrarcı iseniz, ilgili kitabın hangi bölümünde yer almaktadır? Söyleyiniz, birdaha gözden geçireyim.

    müfessir İbnu Kesir, bahsedilen olayı Tefsirine alarak "isnadı sahihtir" demiştir.
    3) İbn Kesîr'in tefsirine aldığını ve "Sahih" hükmü verdiğini söylüyorsunuz. Hangi ayetin tefsirinde ele almış, bunu da söylerseniz bir bakmak istiyorum.

    Resulullah Efendimizin kabrine ziyaret onunla teberrük ve tevessülü ise İbnu Teymiyye'ye gelinceye kadar kimse gayri meşru görmemiştir.
    4) Rasulullah(sas) Efendimiz ile ilgili tevessülü İbn Teymiyye'ye gelinceye kadar kimse yasaklamadı diyorsunuz ve hatta işi daha da ileri götürerek bu konuda bir icma'nın olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu konudaki sahabe icmasını
    paylaşır mısınız? Ve ayrıca; Rasulullah'ın(sas) vefatından sonra, onunla tevessülün caiz olduğuna dair bir tanecik
    sahih nakil ve sahabe uygulaması gösterir misiniz örnek olarak?


    “(Manevi olarak) bir şey istediğin zaman Allah’tan iste! Yardım talep ettiğin zaman yine Allah’tan yardım talep et!” (Tirmizi)

    "Hiç kimsenin, Allah'tan başka biriyle Allah'a dua etmesi gerekmez. Müsaade edilen ve emredilmiş olunan dua, Allah'ın şu ayetinden(Allah'a ait güzel isimler vardır. O'nu o isimlerle çağırınız.) yararlanılarak yapılandır." (İmam Azam Ebu Hanife; Durru'l-Muhtar 2/630)


    "Falanın hakkı için veya Peygamberlerden birisinin hakkı için, Harem-i Şerif yahut Meşar-ı Haram hakkı için dua edilmesini kerih görürüm."
    (İmam Ebu Yusuf; el-Kudûrî, Şerhu'l Kerhî)

    İmam Azam(rh.a) ve öğrencisi İmam yusuf(rh.a), İbn Teymiyye'den önce yaşamamışlar mıydı yoksa???

    5) Madem insanlar Peygamber'in(sas) ölümünden sonra da tevessül ediyorlardı onunla; neden kıtlık zamanında
    yağmur duası için Hz. Abbas'ın duası ile Allah'a dua ettiler? Neden "Allah'ım! Biz hayatta iken Rasulullah'ın duası ile
    senden istiyorduk, şimdi de O'nun amcası Abbas'ın duası ile senden istiyoruz." dediler de, Rasulullah'ın(sas) aziz
    ruhları hürmetine istemediler???


    "Tevessül" konusunda "kötü" şöhret bulmuş İbnu Teymiyye
    6) İbn Teymiyye'nin "tevessül" konusunda kötü şöhret bulduğu düşüncesini öne atmışsınız; ancak kusura bakmayın da, halt etmişsiniz.

    Sırat-ı Müstagîm adlı eserinin "Duada Tevessül" başlıklı bölümünü okursanız, tevessüle mi karşı, yoksa iğrenç
    bid'atlerinize mi karşı, gayet güzel bir dille anlatılmış. Amacınız üzüm yemek değil, bağcı dövmek sanırım! Onun zamanındaki muhalifleri de, sizlerin taktiklerini uygulamış ve nice iftiralarla ömrünü hapislerde tüketmesine sebeb olmuşlardır.

    Bu konuda üzüm yemek istiyorsanız; Muhammed Ebu Zehra'nın, "İbn Teymiyye" adlı eserini bir okumanızı öneririm. Bunu okumak zorunuza giderse, en azından yine Muhammed Ebu Zehra'nın "Mezhepler Tarihi" adlı eserinde, İbn Teymiyye ile ilgili bölümü okumanızı tavsiye ederim. Tabi, başta da dediğim gibi; amacınız üzüm yemekse...

    ulema Teymiyye'nin 60 kadar meselede Cemaatten ayrılarak
    7) İbn Teymiyye'nin 60 meselede icma'dan ayrıldığını iddia etmişsiniz. İbn Teymiyye, Hafız Zehebî'nin de dediği gibi
    ictihad mertebesine ulaşmış bir İmam'dır. Hafız İbn Hacer Askalânî'nin de dediği gibi; "O hiçbir eser bırakmasaydı
    dahi, öğrencisi İbn Kayyım onun büyüklüğünü kanıtlamaya yeterdi."
    Kendi zamanındaki muhalifleri dahi ilmini, takvasını, zühdünü, mücadelesini itiraf etmekten geri duramamışlarken, sizler zehirli et yemeğe, tüm cüretkarlığınızla devam edebiliyorsunuz ki; cahil cüretkar olurmuş. Bir müctehid, ictihad eder. İsabet ederse, 2 sevap, edemezse 1 sevap alır. Bu, sahih hadislerle sabittir. Yanlış ictihadları olmuştur elbet; ancak bu, O'nun sapıklık ve bid'at yolunu tuttuğunun bir delili olamaz. Ancak, sizler gibi cuhelanın dilinde sapık olarak kalır ki, sizleri de ilmî olarak kaale alacak tek kişi bulamazsınız zaten. Siz ancak sizin gibi cahilleri kandırabilirsiniz süslü cümlelerinizle.
    kendi aklına ve kendi başına uyduğunu ortaya koymuşlardır
    8) O, hiçbir zaman cemaatten ayrılıp da kendi aklına ve kendi hevasına tabi olmamıştır. İddia ettiği her meselenin
    Kur'an ve Sünnet'ten delilini sunmuştur. Ona karşı ilmî yetersizlik çekip cevap veremeyenler de, kendi zamanından
    başlamak üzere hep ona iftira etmişler ve Allah'ın izniyle cennetteki derecesini yükseltmişlerdir. Bazen 4 müctehid
    İmam'ın görüşlerine muhalif ictihadları olduğu doğrudur. Ancak dediğimiz gibi, o da bir müctehiddi. Hata da etse
    sevabını almıştır. Kaldı ki, 4 müctehid İmam'ımızın görüşlerinin aksi ictihadlarda bulunan onlarca İmam vardır.
    Hepsi Ehl-i Sünnet'in pak İmam'larıdır. Hepsini, sırf 4 İmam'a muhalif ictihadlarından dolayı bid'atçilikle mi
    suçlamak gerekiyor? Vay o zaman sizlerin haline!!! İmam Hasan el-Basrî'nin kendine ait mezhebi vardı, İmam Süfyan es-Sevrî'nin, İmam Taberî'nin, İmam İbn Hazm'ın... Daha birçok isim sayabiliriz. Bunların hepsi demek ki bid'atçi, kendiliklerinden uyduruculardandı!!! O İmamlarımızı bu gibi sözlerden sakındırırız. Bilakis bid'atçi olanlar
    sizler gibi ictihad kapısını kapayıp, her ictihad eden alime de "sapık" yaftasını yapıştıran gürûhtur! Allah tarafından
    bir deliliniz olmadığı halde, Allah adına konuşup, Allah'ın dininin güya muhafızlığını yapıyorsunuz! Allah'ın dini
    sizler gibi muhafızlara ihtiyaç duymayacak kadar sağlamdır.

    Şerrinizden Allah'a sığınırız... İftiralarınızdan Allah'a sığınırız... O ne güzel vekildir...

    vesselam...

  6. #6
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Alıntı BiLaL HaTTaB Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    esselamu aleykum ve rahmetullah kardeşlerim...

    ...
    aleykum selam ve rahmetullah ve bereketuhu kardeşim..

    tevessül hakkında sorduğun kaynaklar aşağıda linkini vereceğim sitede yer almaktadır..
    burada uzun uzun tekrar yazmaya gerek yok..Çünkü inan kardeşim, bu tür meseleler bu forumda başka forumlarda çok konuşulagelmiştir..Onun için birbirimizi kırmadan ve tahrik etmeden paylaşımda bulunursak daha iyi..
    vereceğim linkte, ayrıca sorduğun İbn Teymiyenin eserlerinde nakledilen tevessül gerçeğini de görebilirsin..
    ayrıca ibn Cevziye'den de nakiller yer almaktadır..

    Selametle kardeşim..

    http://muratyazici.blogspot.com/


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  7. #7
    Dost BiLaL HaTTaB - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    2

    Standart

    Çünkü inan kardeşim, bu tür meseleler bu forumda başka forumlarda çok konuşulagelmiştir..Onun için birbirimizi kırmadan ve tahrik etmeden paylaşımda bulunursak daha iyi..
    Yok kardeşim, amacım kesinlikle tartışmak değil. Çünkü bilirim ki, birşey isnana kutsal olarak kodlanmışsa, yapılabilecek en iyi şey o ortamı terk eylemektir. Amacım sadece kaynak öğrenmek ve İbn Teymiyye gibi bir alime insafsızca saldırıya kişisel bir tepkiydi. Molla Said-i Nûr'a insafsızca bir söylem olsa, sizler karşı durmaz mıydınız bu insafsızlığa? Peki Molla Said-i Nûr da, İbn Teymiyye de birer beşer değiller mi? Hatalı söylemleri, yanlış ictihadları olamaz mı? Benim Said-i Nûr'un bir hatasını dile getirip onu bid'atçi olarak itham etmem ne kadar abesle iştigal eylemekse, sizlerin de İbn Teymiyye gibi bir değerin hatasını dile getirip onu bid'atçi ve sapık olarak itham etmeniz aynı derece abesle iştigaldir.

    Hepsi ilim deryasının damlalarıydı. Ve biz hepsinden çok güzel şeyler öğrenip, bu damlalarla serinledik.

    "Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin!" buyuran Rabbimize kulak vermenizi istiyorum sadece. Bunu da nefsim için istemiyorum; yine sizler için istiyorum. Alimlerin eti gerçekten zehirlidir. Onların hatalarını beyan etmekle, onları olur-olmaz şeylerle itham etmek arasında uçurumlar vardır.
    vereceğim linkte, ayrıca sorduğun İbn Teymiyenin eserlerinde nakledilen tevessül gerçeğini de görebilirsin..
    Şu ne idüğü belirsiz internet ortamındaki "link"lerle dininizi, düşüncelerinizi şekillendiriyorsanız, yazık ki ne yazık... Link'lere ihtiyacım yok kardeşim; asıllara talibim... Başını sonunu almadan, aradan bir cümle seçilip de net ortamında insanlara pazarlanabiliyor. İbn Teymiyye, bir eserinde müşebbihe fırkasına reddiye yaparken, onların görüşlerine dair uzun aktarımlar yapmakta ve akabinde reddiyesini sunmakta. Ancak; "alıntı" ve "link" zihniyetli insanlar, sırf onun kendi eserinde geçiyor diye, bu ifadeleri ona nisbet edip, onun müşebbihe fırkasından olduğunu da iddia edebilmekteler.

    Allah'tan korkun, Allah'a sığının... Bir zatı tanımak, "link"lerden değil; kendi eserlerini okumaktan geçer...

    Murat Yazıcı...

    Klavuzu karga olanın... Gerisini söylemeyeyim kardeşim...

    Bir vesile ile okudum bu konuyu ve yazmam gerektiğine inandıklarımı yazdım; gereken cevabı da aldım. Aranızda durucu değilim. Zaten durucu olsam da, pek durdurtacağınızı sanmıyorum. Zira sitenin açılışına dahi "Risale-i Nur Eksenli" ifadesini koymuşsunuz ki; bu, Risale-i Nur eksenli olmayan herkese kapalıyız anlamı çağrıştırdı bende.

    Teşekkür ediyorum en azından kardeşliği çok görmeyip, kardeşim diye hitab ettiğinizden dolayı.

    Allah'a emanetsiniz.

    vesselamu aleykum ve rahmetullah...

  8. #8
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Alıntı BiLaL HaTTaB Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Teşekkür ediyorum en azından kardeşliği çok görmeyip, kardeşim diye hitab ettiğinizden dolayı....


    estağfirullah kardeşim.."Müminler ancak kardeştir" hükm-i ilahisi bunu gerektirir..
    bahsettiğim linkte tevessül konusunda İbn teymiyeden uzun alıntılar şeklinde nakiller var..kitabın sayfa resimleri de eklenmiş ayrıca..

    Alıntı BiLaL HaTTaB Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah'a emanetsiniz.


    vesselamu aleykum ve rahmetullah...
    aleykum selam ve rahmetullah ve bereketuhu kardeşim..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  9. #9
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Alıntı karuban Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hz. Ömer efendimizin hazinedarından (Malik İbnu Dar'dan) rivayet edilen Bilal Bin Müzeni Hz.lerinin "Kıtlık senesinde" Resulullah Efendimizin kabrine giderek "Ümmetin kıtlıktan kırıldı, dua et ya Resulullah!" dediği ve arkasından Resulullah Efendimizi rüyasında görerek tevessülünün kabul olduğunu bildirdiği olay, meşru tevessülün sadece yaşayanlarla değil; geçmiş büyükler ile de olabileceğinin delillerindendir.

    Bu hadiseyi "Tevessül" konusunda "kötü" şöhret bulmuş İbnu Teymiyye dahi naklederek onu zayıflatmamıştır. (Sırat-ı Mustakim eserinde) İbnu Teymiyye'nin meşhur öğrencilerinden müfessir İbnu Kesir, bahsedilen olayı Tefsirine alarak "isnadı sahihtir" demiştir.

    Resulullah Efendimizin kabrine ziyaret onunla teberrük ve tevessülü ise İbnu Teymiyye'ye gelinceye kadar kimse gayri meşru görmemiştir. İbnu Teymiyye, icmadan bu konuda da ayrılarak başka bir bid'at yolunu tutmuştur. (Zira ulema Teymiyye'nin 60 kadar meselede Cemaatten ayrılarak kendi aklına ve kendi başına uyduğunu ortaya koymuşlardır. Esasen onun ilmi aklından büyük idi denmiştir. Hatta onun ilmi aklından büyüktü diyenin dahi insaf ettiği söylenmiştir.) Tabi onu izleyenler de peşinden...

    Hakikat şu ki:Malik ed Darr hadisi ne "Selefiler"in dedigi gibi zayıftır ne de Telefilerin dedigi gibi kabre gidip ondan yardım istemeye delildir.(*)

    Kabirdekinin işitecegi itikadı şu delillerle sahihtir:

    Abdullah b. Ömer (r.a)'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber Bedir gazvesinden sonra yerde yatan Kureyş büyüklerinin cesetlerine karşı:

    "Rabbinizin va'dettiği azabın doğru olduğunu anladınız mı?" diye seslenmişti. Hz. Ömer'in: "Ey Allah'ın Resulu! Bu duygusuz cesetlere mi hitap ediyorsunuz?" demesi üzerine, Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur: "Siz bunlardan daha fazla işitici değilsiniz. Fakat bunlar cevap veremezler" buyurmuştur. [Ahmed b. Hanbel, 2, 121]

    Allah Resulü kabre gittiginde şöyle dua ve selam ederdi:

    "Ey müminler ve Müslümanlar diyarının ahalisi, sizlere selâm olsun. İnşaallah, biz de sizlere katılacağız. Allah'tan bize ve size âfiyet dilerim." [Müslim, Cenâiz, 104; İbn Mâce, Cenâiz, 36]<Hz. Âîşe'den>

    "Ey kabirler ahâlisi, size selâm olsun! Allah bizi ve sizi mağfiret eylesin. Sizler, bizden önce gittiniz, biz de sizin ardınızdan (geleceğiz.) [Tirmizi, Cenâiz, 58, 59]<
    İbn Abbâs'tan>

    Kabirdeki selam veremiyecegi haldeyken selam vermek makul olmadığına göre kabirdekiler elbette selama mukabele etmektedirler.Selama mukabele eden ise Allah dilediginde elbette dua edebilecektir.

    "Selefiler"in Malik ed Darr hadisini tevhide aykırı bulduklarından senedine ilişmeleri tefritine mukabil,Telefiler de taassup ve cehaletlerinden bu rivayeti "kabirdekinden -şimdi yapıldığı üzere- yardım istemeye" delil getirerek metninin manasını şişirme ifratına düştüler!

    Halbuki Malik ed Darr'ın muvahhid bir mü'min olarak Allah Resulünden dua istemesi tevhide aykırı degildir.Bu noktada Selefiler hata etmiştir.

    Telefiler ise bu rivayeti batıl davalarına delil getirdiler.Halbuki Malik ed Darr "Ya ResulAllah yağmur yağdır" demeyip yağmur yağması için dua etmesini istedi.Bu tevhide aykırı degildir.

    Telefiler ise kabre gidip "Ya şeyhim şu müşkilimi hallet" bid'atına düşüyorlar ve bu tezellülü tevessül diye yutturuyorlar!

    (*)Buradaki tevessülden kasıt kabirdeki büyükten dua istemek ise buna delil olabilir.Kasıt şimdiki telefilerin yaptığı gibi sıkıştığında Semi' ve Basir olmuyan şeyhine uzaktan "Ya Şeyhim himmet et!" ya da kabre gidip "Ya Şeyhim şu müşkilimi hallet!" demek tevessül degil
    tezellüldür!

    Rab Tealadan istikametimizi isteriz.

    Allah en iyi bilendir.

    Vesselam.


  10. #10
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Şihab'er Remli hz.lerini bilir misiniz? Ene Zerre kardeşim.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Haşir haktır ve muhakkaktır.
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15.10.14, 06:24
  2. Şefaat Haktır
    By ASHAB-I BEDR in forum Program İndirme
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.11.11, 22:08
  3. Şefaat Haktır
    By nesl_hn in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 05.02.09, 04:32
  4. Kur'an'ın Şefaati Haktır
    By herem in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 10.11.06, 14:05

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0