+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 9 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 86

Konu: İsa As. Nüzulu İle İlgili Bir Tashih

  1. #1
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart İsa As. Nüzulu İle İlgili Bir Tashih

    HAZRET-İ İSA (AS) NÜZULU

    Abdülkadir Badıllı

    Bu meseleyi de yine ancak sahib-i ahirzaman olan Bediüzzaman halletmiştir. Evet her müslümanın Hazret-i İsa'nın nüzulune inanması meburiyeti vardır. Ve İslâm akidesine göre bu vacibtir ve zaruridir. Lakin istikbalî olan diğer hadiselerde olduğu gibi, bunda da hadislerin zahirî metinleri ile değil, tevil edilmiş tarzıyla kabul etmek mümkün olmaktadır. Yoksa hadislerin zahir metinlerinde ve kısmen de ravilerin istinbatlarında görüldüğü üzere, gelen şekli ve özü ve hülalası şöyledir:

    "Hazret-i İsa (a.s) semavattan Dimeşk (Şam'da) Emeviye Camisinin doğusunda bulunan beyaz minareye iki meleğin kanadı üzerinde, alnı terle olduğu halde gelip inecektir. O günü ikindi namazını, Müslüman, Hrıstiyan ve Yahudilerin toplandığı büyük bir cemaata imam olarak kılacak. Sonra Şam'dan Kudüse gidecek, orada Mescid-i Aksa'nın 'Lüdd' kapısı önünde Deccal'ı yakalayacak ve öldürecektir. Ve orada Hazret-i Mehdi ile buluşacak ve sabah namazında Mehdi'yi imamlığa buyur edecek, kendisi de Mehdi'ye tabi olarak namaz kılacak. Daha sonra Medine'ye gidecek, evlenecek ve orada vefat edecek. Onun cenazesi Peygamberimizin kabri yanında halen boş bulunan yere defnedilecek ilh.." (El-İşaâ, Berzencî sh: 112)

    Evet Hazret-i İsa'nın nüzulu ve ifa ve icra edeceği hizmet ve vazifeleri hakkında gelen hadislerin zahirleri böyle gösteriyor, böyle haber veriyorlar. Şimdi acaba hadislerin, rivayetleri ve bekli de hadislerden çıkarılmış istinbatların zahirî metinlerinin aynını beklemek mümkün olur mu? Ve ya da zahirlerindeki ifadeleri aynılarının zuhuru, kainatta cari olan adetullahın cereyanı içinde mümkün müdür?

    Bence hayır, mümkün olamaz. Zira hem Deccal hem Süfyan ve hem de Mehdi hakkında gelen hadis ve rivayetlerin tamamı, yani öz ve zübdeleri Hazret-i Üstad tarafından tashih ve te'vil istihalesinden geçirildiği gibi; Hazret-i İsa (a.s.) hakkındaki hadis ve rivayetlerin de kısmen aynı tevillerin istihalesinden geçirilmiş ve makul ve münasib ve sırr-ı imtihana uygun tatbikatları yapılmıştır.

    Nitekim büyük İslam allemelerinden İbn-i Haldun, Hüseyn-i Cisrî, Molla Halil-i Siirdî ve İbn-ül Hazem El-Endülisî gibi zatlar diyorlar ki: "Eğer İslâm'ın kitap ve sünnetinden gelen bir meselenin nass-ı zahirisiyle hükmeylemenin imkanı yok ise, mutlaka onu tevil ediniz."

    Misal için Hazret-i Bediüzzaman'ın Muhakemat eserinde ve onbeşinci mektup risalesinde "Bir zat-ı muhakkik" diye tavsif eylediği büyük allâme Molla Halil-i Siirdî (Nehc-ül Enam) adlı eserinde Kürtçe: [Nusûsey kü dallın lışolan muhal, müevvelke mespeyre ehl-i dalal] (Eser sh:3)

    Kürtçe beytin manası: "Bazı işlere, hadiselere delalet eden nasslar, eğer zahirî alemde tatbikatları muhal ise, onu tevil edip ehl-i dalalete bırakma. Yani ehl-i dalaletin itirazlarına hedef olmalarına terk eyleme."

    Nasıl ki, Bediüzzaman Hazretleri de, Beşinci Şua mukaddemesinin sonunda: [Hakikî tevilleri ispat ve izhar edilmekle, akide-i avamı kuvvetlendirmeye mühim bir sebeb olmasını Rahmet-i Rabbanîden rica edip, hatiatımı ve ğalatatımı afv ve mağfiret altına almasını Rabb-i Rahimimden niyaz ederim] demiştir. Evet, istikbale ait hadiseleri haber veren ehadis-i şerifelerin çoğu müteşabihat nevinden olduğu için, mutlaka tevile ihtiyaçları vardır. Yani hakikatlarını insanlara anlatmak için ancak tevil ile tefhim edilebilir. Amma bu tevil işi rastgele herkesin kârı değildir. İlimde rasih olanlar ancak tevil işini yapabilirler.

    Biz burada Üstad hazretlerinin Beşinci Şua mukaddemesinin ahirindeki beyanındaki şu dersi de almalıyızki; Tevil işi her Arapça bilen insanın yapacağı bir iş olmadığı gibi; tevil yaparken de Hazret-i Bediüzzaman gibi her bir tevilin ardında istiğfar eyleyip la-ya'lam-ül ğaybe illAllah, vel ilm-ü indAllah, vAllah-ü a'lem-ü bissevab gibi ifadelerle işin hakikatını yine Allah'a tefviz eyleme öğüdünü öğrenmeliyiz.

    Şimdi bu tahkikattan sonra, Risale-i Nur Talebelerinin hepsi -bir veya iki kişi müstesna- Hazret-i İsa'nın mutlak nüzulune bila-şek iman ederler ki zaten bu iman akidece zarurîdir. Lâkin nüzul keyfiyetinin sair hadiseler gibi tevile ihtiyacı olduğundan ve Hazret-i Üstadın Nurun bazı yerlerinde kısaca, diğer bazı yerlerinde ise, tafsil vererek yaptığı tevillerden sonra, beyan ettiği tarz ile olacağından; buna da aynı şekilde ve şüphesizce iman ederiz.

    Gerçi Hazret-i İsa cism-i beşerisiyle semavatta ikibin senedenberi yaşamasıyla ve yine Hazret-i Üstadın tabriyle bir "cesed-i necmî" (yani melekî bir cesed) vaziyetini kesbetmiş olmasıyla; onun nüzulu bir melek veya ruh tarzında olacağını da işaret buyurmuştur. (Bkz. Birinci Mektub) Buna göre, Hazret-i İsa'nın nüzul hikmetinin asıl ve birinci hedefi; Hrıstiyanları Müslümanlaştırmak olduğundan, büyük ihtimalle şimdi ruh hafifliğindeki onun cesed-i necmîsi, yeri semavat olsa da, yeryüzüne sık sık nüzul etmekte olduğuna ve Hrıstiyanlar içinde başka suret ve şekillerde görünerek hizmetinin mukaddematını hazırlamakla meşgul olabildiğine büyük ihtimal vardır.

    Bu hususu tekid bakımından merhum, ehl-i kalb ve velî insan doktor Sadullah Nutku'dan bizzat dinlediğim şu hatırayı "mahrem iken" kaydediyorum. Demişti ki:

    "Ben Üstadımızı ziyaretimin birisinde, bir ara fırsat bularak şöyle bir sual tevcih eyledim: 'Efendim, Hazret-i İsa nüzul etmiş midir?' Hazret-i Üstad az bir düşündü ve sertçe: 'Evet, inmiştir' dedi. Ben suali yeniledim: 'Efendim şimdi acaba nerededir??' Hazret-i Üstad yine biraz düşünür gibi yaptıktan sonra, daha biraz sertçe: 'Ya Avrupa’da ya Amerika’dadır' dedi.

    -----------------------------------------------------------

  2. #2
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Alim bir zat olan Hüseyin Avni Kansızoğlu Hoca, "Hz. İsa As. Gelecek mi?" ismini verdiği bir çalışmasında şunları yazmıştır:

    (Hocaya ulaşmak için e-mail adresi: h_avni_35@mynet.com )

    Hz. İSA GELECEK Mİ?

    Besmele, Hamdele, Salvele ve Selam'dan sonra...

    Bu yazımızda, Ehl-i Sünnet düşmanı olan bid'atçıları bid'atın son noktasına ulaştıracak bir mevzuu inşallah ele alacağız: İsâ aleyhisselâm'ın kıyametin kopmasından önce göklerden tekrar inmesi...

    Mevzunun, etraflı tertipli ve düzenli olması düşüncesiyle, bahsimizi bir mukaddime, dokuz mesele ve bir neticede inceleyeceğiz.

    Mukaddime, mevzunun yeniden ısıtılıp Mü'minlerin önüne sunulmasındaki maksadın ne olduğu; birinci mesele, neden bu mevzuu ele aldığımız; ikinci mesele, ilmi üslubun neyi gerektireceği ve bu mevzuda önceki ilim adamlarının yazdıkları; üçüncü mesele, bu mevzunun inanç mevzuu olup oLmadığı; dördüncü mesele, İsâ aleyhisselâm'ın öldürülüp öldürülmediği ve ölüp ölmediği; beşinci mesele, isâ aleyhisselâm'ın ahir zamanda inip inmeyeceği; altıncı mesele, Hafız Muhaddis Ğumarî'den, İsâ aleyhisselâm'ın ineceğine dair rivayetle alakalı bir tahlilin nakli; yedinci mesele, İsâ aleyhisselâm'ın ineceğini kabul etmeyenlerin delilleri; sekizinci me*sele, İsâ aleyhisselâm'ın ineceğini kabul edenlerin delilleri ve bunu inkar edenlerin şüphelerine cevapları;

    dokuzuncu mesele, İsâ aleyhisselâm'ın geleceği ile alakalı hadisleri tevil edenlerin kimler olduğu, tevilleri ve bunun ne mana ifade edeceği;

    netice de, İsâ aleyhisselâm'ın geleceğini ka*bul etmek ve etmemenin neyi hasıl edeceği ve neyle noktalanacağı hakkındadır.

    Tevfîk (başarıya ulaştırmak) sadece Allah'tandır.

  3. #3
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    (Konuyu uzatmamak için doğrudan Dokuzuncu mesele'yi yazıyoruz. Çünkü ilk nakilde Badıllı'nın tevil etmeye ve Hz. İsa As'ın nüzuluna ilişkin söylediklerinin cevabı bu haistedir. İsteyen olur ise yazmadığımız kısımları da bilahare ekleyebiliriz.)

    DOKUZUNCU MESELE

    İsâ Aleyhisselâmın İneceğinin Te'vîl Edilmesi Ve Te'vîl Edenler Kimlerdir?

    Bu meseleyi, yedi bahiste ele alacağız.

    Birinci bahis, te'vîl ne demektir?

    İkinci bahis, te'vîlin hassasiyeti ve hükmü nedir?

    Üçüncü bahis, te'vîlin geçerli ve câiz olmasını şartları nelerdir?

    Dördüncü bahis, Bu şartlar, îsâ aleyhisselâm'ın nüzûlünü bildiren haberlerin te'vîli için mevcut mudur?

    Beşinci bahis, nüzûl haberleri mücmel midir?

    Altıncı bahis, bu haberler, islam âlimlerince te'vîl edilmiş midir? Edildiyse, kimler tarafından te'vîl edildi?

    Yedinci bahis, Saîd Nursî, nüzûlü te'vîl etti mi? Nasıl?

  4. #4
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Birinci Bahis: Te'vîl Ne Demektir?

    Ebû'l Bekâ, şöyle diyor:

    "Te'vîl, lügatta, ya "evl" (kökün)'den gelir ki bu, ayrılıp dönmek, demektir. Tevîl babına sokulup, "te'vîl" yapılması, müteaddilik (geçişlilik) ma'nası verdirmek içindir. (Yani, "dönmek", "döndürmek" ma'nasına çevrilsin diye, bu kök, sözü edilen şu kalıba sokulur.) Veya, "eyl" (kökün)den gelir ki bu "ayırtmak" demektir. Bu takdirde, tef'il babina sokulup "te'vîl" haline getirilmesi, çokluk ma'nası ifade etmesi içindir. Böylece ma'na, (sözü, görünürdeki ma'nasından) çokça ayırtmak ve uzaklaştırmak olur."

    Te'vîl, lafzın muhtemel olan ma'nalarından birini, tefsîr de konuşanın konuştuğundan ne demek istediğini açıklamaktır.

    Ebû Mensûr el-Mâturîdî, şöyle demiştir:

    "Tefsîr, bu sözden anlatılmak istenenin şu olduğunu kesin söyleyip, Allah'ın (şu) sözle, şunu kastettiğine dair, O'na karşı şahadette bulunmaktır. Bu yüzden, eğer bunun böyle olduğuna dair elde kesin delîl varsa, yapılan tefsîr doğrudur. Yoksa, bu, "reyle tefsîr" demektir ki dince yasaklanan işte budur.

    Te'vîl de, muhtemel ma'nalardan birini, kesin ifade kullanmadan ve Allah'a karşı bir şahitlik yap-madan tercih etmektir." (Ebû Mansur'un sözü burada bitti)

    Sûfîlerin, Kur'ân (âyetleri) için söyledikleri (işâri) sözleri tefsîr değildir.

    İmâm Nesefi, Akâid'inde, "nasslar, görünürdeki manalarıyla alınırlar. O görünen manalardan vazgeçip, Bâtınîlerin iddia ettikleri ma'nalara dönmek, ilhaddır" demektedir. (Ebûl Beka, Külliyat: 261)

    Keşşâf sahibi Tânevî, şöyle diyor:

    "Te'vîl", "evl" kökünden türetilmedir. O da dönmek demektir. (Te'vîl haline çevrilince "döndürmek" demek olmuş oluyor.)

    Usulcülere göre, "te'vîl, tefsîrin eş ma'nalısıdır" da denmiştir. "Te'vîl, denilmek isteneni zannetmek, Tefsîr ise kesin söylemektir" dahi denilmiştir. O halde, (tafsilata ve ayrıntıya gitmeden, "topluca söylenen" ma'nasında olan) mücmel bir söz, Haber-i Vâhid gibi zan bildiren bir delîl ile açıklanırsa te'vîl edilmiş, kesin delîli ile açıklanırsa tefsîr edilmiş olur. (Tânevî, Keşşâf-ı Istılâhât-ı Funûn:1/89)

  5. #5
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    İkinci Bahis: Te'vîlin Hassas Oluşu Ve Hükmü Nasıldır?

    Allame, Muhaddis Ğumâri, şöyle diyor:

    Her bir yoldan ve dinden çıkmanın temelinde te'vîl yatar. İlahlık, Peygamberlik ve Mehdilik iddiasına kalkışan sahtekarların hallerini şöyle bir göz önüne getir. Mu'tezile, Murcie, Karâmita, Bâtıniyye ve diğerlerine bir bak. Tamamının girdiği kapının te'vîl olduğunu göreceksin.

    Ehl-i Sünnet âlimleri, te'vîl dairesini zaruret haliyle sınırlı tuttukları (yapacak başka bir şey bulamadıkları zamanlarda te'vîl'e gittikleri) için sapmamaya muvaffak kılınmışlardır. Te'vîli, zarureti taşmayan bir ruhsat mesabesinde görmüşlerdir. Aklın câiz görüp, Kur'ân ve Sünnetin de câiz gördüğü her şeyi görünürdeki ma'nasında almaya dair bir kaide koymuşlardır. Bu kaideyi, İbn-i Munîr, Hadid Sûresi'nden söz ederken, allâme Senûsi de Şerh-i Kübrâ'da, açıkça ifade ettiler. Bu kaide, Ehl-i Sünnet âlimleri arasında söz birliğiyle kabul edilen bir kâidedir.

    Nitekim bu, Ebû Bekr b. Arabi'nin Ahkam-ul Kur'ân'ında, Kadı İyad'ın Şifasında ve Muslim Şerhi'nin değişik yerlerinde, Nevevfnin Muslim şerhinde, İbn-i Hacer'in de Feth-ul Bâri'sinde yer alan sözlerinden alınır. (Ğumari'nin sözü bitti)

    İmâm Subkî "Cem-ul Cevâmi'de" ne güzel demiş:

    (Te'vîl), görünürün, mercûh olan (hafif ve uzak görülen) muhtemel ma'naya yorulmasıdır. Bu yorma, bir delîlden dolayı ise, doğrudur. Eğer delîl zannedilen bir şeyden dolayı ise, fasiddir. (Bozuk ve yanlıştır). Bir şeyden dolayı değilse, (nasslarla) oynamaktır. (Zebîdi, Tâc-ul Arûs: 14/32)

    Demek ki te'vîl'in makbul olanı ve olmayanı vardır.

    Acaba nüzûl haberlerini te'vîl etmek makbul olan te'vîl'den midir, değil midir? Yahut, delîl zan*nedilen bir şey mi var? Yoksa, bu haberlerle oynanmak mı isteniyor? Göreceğiz...



    Üçüncü Bahis: Te'vîlin Câiz Ve Geçerli Olmasının Şartları Nelerdir?

    Bu bahis için allâme Ğumari bir takım kaideler zikrediyor ve bunları şöyle sıralıyor:

    Birinci Kaide : Kitabın ve Sünnetin zahirine (görünen ma'nasına) tutunmak, kesinlikle gerekli olan bir şeydir.

    İkinci Kaide : (Zâhir ma'naya engel olan) Mâniler ve şartlar bulunduğu zaman, Kitab ve Sünnetin zahirinden (görünürdeki ma'nasından) dönülebilir. (Bu ) maniler, üç şeyden biridir:

    Birinci Mâni: Muâriz-i Aklî (bu, görünürdeki ma'naya akli bir karşıt delîl). Yani, akılların anlaşmazlığa düşmeyeceği ve aklen kabul edilmiş bir kaide. Bir şahsın aklının, bir sözü anlayamaması halinde (ise), te'vîl câiz olmaz. (O zaman, onu anlayamayan) kişi, (kendi) aklını suçlamalıdır. İmâm Ğezâlî, Kânun-i Te'vîl'de şöyle diyor:

    Bilinsin ki Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in anlatmak istediğine bütün, görünürü içinden çıkılmaz zorlukta olan meselelerde, âlimin, muttali olabileceğini iddia etmesi, aklının çokluğundan değil, kısalığındandır.

    İkinci Mâni: Ondan daha kuvvetli veya onun gibi başka bir naklî delîlin bulunması.

    Üçüncü Mâni: O sözden mecâz murad edildiğine dair karine bulunması gibi, görünürdeki ma'naya engel bir karinenin bulunması. (Bütün bunlardan evvel gerekli olan), "şart" da, çelişki bulunduğunda, çelişen delîllerden hepsinin barıştırılmasının (cem'in) imkansız olmasıdır. Herhangi bir şekilde cem mümkün ise, ona gitmek (cem etmek) vaciptir.

    Üçüncü Kaide : Te'vîl, bir delîl ile, lafzı, muhtemel bir ma'naya çevirmektir. Doğru te'vîl işte budur. Sonra o, delîlin, zahirinden daha ağırlıklı olması gerekir. Ondan daha aşağı veya onun gibi olursa, te'vîl fâsid (bozuk) olur. Delîli bulunmazsa, bu, te'vîl değil, oynamak olur. İbn-i Burhân şöyle demiştir: Te'vîl mevzuu, usûl ilminin en faydalı ve en büyük mevzuudur. Ayağı kayanlar, hep bu te'vîl ile sürçegelmiştir.

    Dördüncü Kaide : Nass te'vîl kabul etmez çünkü o ma'nasında kesindir. Zâhirler de böyledir, eğer birden çok olur ve kendinde kati olan bir ma'nayı anlatmak üzerine gelmişlerse (bu zâhirler) te'vîl kabul etmezler.

    Beşinci Kaide : ibn-i Teymiyye şöyle dedi: Aklî ve naklî delîllerden her biri, ya kesindir ya değildir. Kesin iseler, çelişmeleri imkansızdır ki biri diğerini ağır bassın. O, akli ve nakli delîllerden zann bildiren, kesin olan ile çelişirse, kesin olan mutlaka ağır basar. Zan bildirenle çelişirse, naklî olanı akli olana tercih ederiz. Çünkü, Allah'in ve Resulü'nün sözüyle beraber olan ağırlıklı zanla idrak edeceğimiz (anlayıp kavrayacağımız), yanlışın cidden çok daha fazla bulunacağı akli görüşlerimizden olan ağırlıklı zandan, uyulmaya daha layıktır.

    Konu karuban tarafından (17.01.09 Saat 08:43 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Dördüncü Bahis: Nüzûl Haberlerinde Te'vîl İçin Gerekli Şartlar Var mıdır?

    İsâ aleyhiselam'ın ineceğinde sünnet âlimlerinin söz birliği vardır. O'nu te'vîl eden bidatçiler ve kâfirler, nasslarla oynayan ve batıla dalan kimselerdir. Çünkü, îsâ aleyhisselamın ineceği; Allah'ın kudretinde câiz bir iştir. Deli olmayan hiçbir kimse bunun, bir muhal-i akli (aklın imkansız bulduğu bir şey) olduğunu iddia etmemiştir ve asla etmeyecektir.

    Demek ki (zâhir ma'naya engel) akli bir muarız (aklen çelişen bir şey) yoktur. Böylece zâhir ma'nanın anlaşılmasına engel olabilecek birinci engel, ortadan kalkmıştır.

    Bu nüzûl haberlerine ters nakli bir delîl var mıdır? Olabilir ki bunun varolduğunu çok zayıf bir zanla zannedebilirler. O da, nübüvvetin (peygamberliğin) bittiğini ve peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellemden sonra peygamber gelmeyeceğini gösteren nasslar'dır. Ancak, nüzûl haberleriyle bunları barıştırmak mümkündür. Kısaca şöyle deriz:

    İsâ aleyhisselâm bir Nebî ve resul sıfatıyla değil peygamberimize bir tâbi ve yardımcı sıfatıyla gelecektir. Çünkü peygamberliğini bitirdi ve yerine getirdi. "O ümmetimin içinde, benim halifemdir." (Taberânî, Evsat ve Sağîr) ve "... ve kırk sene kalacak ümmetimin içinde Allah'ın kitabı ve sünnetim ile amel edecek , sonra da ölecektir" (Ebû's-Şeyh, Fiten) hadîsleri bunu göstermektedir.

    Üstelik, "Nebî (peygamber) gelmeyecek" hadîsi, sonradan gelecek sahte peygamberlerin önünün kesilmesi için söylenmiş, meselemizle alakası olmayan bir hadîs olup, bununla nüzûl haberleri arasında çelişki yoktur.
    (Gumârinin sözü bitti.)


    Beşinci Bahis: Nüzûl Haberleri Mücmel Midir, Değil Midir?

    Nüzûl haberlerinin mücmel olduğunu, dolayısıyla te'vîl edilebileceğini söyleyen câhiller de vardır. Biz, önce "Mücmel" in ne demek olduğunu açıklayalım:

    Sözden anlatılmak istenen gizli kalırsa, sözün ma'nasının gizliliği, ya sözün kendisinden veya (onun dışından olup) arızi olan bir şeyden dolayıdır. İkincisi (dışındaki bir şeyden dolayı ma'nası gizli kalan söz) "Hafî" diye isimlendirilir.

    Birinci (ma'na gizli kendisinden kaynaklanan söz bulunduğu) taktirde, anlatılmak istenen, akılla ya anlaşılır veya anlaşılmaz. Birincisi (akılla anlaşılabilen) "Müşkil" diye isimlendirilir. İkincisi (akılla anlaşılmayan) olursa, bundan anlatılmak istenen, ya nakille anlaşılır ya da anlaşılmaz. Birincisi "Mücmel", ikincisi de, "Müteşâbih" diye isimlendirilir. (Teftâzânî, Telvih'den naklen. Tânevî, Keşşâf 1/251)

    Veya Mücmel, bir şekilde kapalı olup açıklama ve te'vîle muhtaç olan söz demektir.

    Demek ki Mücmel kendisinden, sahibinin maksadı gizli kalıp, anlaşılmayan ve ancak naklî bir delîlle anlaşılabilen söz demektir.

    Bu nüzûl haberlerinin murad edilen hangi ma'naları gizli kalıp anlaşılamıyor da, ancak, nakli delîl veya delîllerle anlaşılabiliyor?! Bu nakli delîl veya delîller nelerdir?! Delilenmemek elde değil! Bu denli açık delîllere, Mücmel diyebilmek için câhil veya ard niyetli olmak lazımdır.

    İmâm Keşmîrî'nin ileri gelen talebelerinden olan Allâme Muhammed Şefî', et-Tasrîh isimli eserin mukaddimesinde, nüzûl haberlerinin te'vîl edilmesinin imkansız olduğunu söylüyor.

    Hadîslerdeki, te'vîle mani, açık ifadelerden bazıları... Ahir zamanda inecek olan Mesih'in;

    İsmi, lakabı, nesebi, anasının ismi, anasının anasının (nenesinin) ismi, şekli, rengi, boyu, heyeti, saçının rengi, kime benzediği, kendini başkalarından ayıran özellikleri, babasız doğduğu, anasını ona hamile kalmasını meleğin üflemesiyle olduğu, çocukken beşikte konuşması, Allah'ın izniyle ölüleri diriltmesi Allah'in izniyle körlerin gözlerini açması, sedef hastalığını iyileştirmesi, göklere çıkartılması, göklerden inerken bulunan heyeti, elbisesi, başındaki külahı, inerken üzerinde bulundurduğu halleri, nefesini hisseden kâfirin öleceği, nefesinin gözünün görebildiği yere kadar ulaştığı, gökten inişinin nasıl olduğu, iki elini iki meleğin kanatları üzerine koyduğu, elinde mızrak bulunduğu, ineceği memleketler, o memleketlerde nerelere ineceği, ineceği yerin hangi taraf olduğu, o zaman insanlardan orada hazır olacak olanlar, sayılan o zamanki işleri, o zamanki imâmlarının ismi, Mehdî aleyhisselâm ile arasında geçen konuşma, iniş vakti, indikten sonra yeryüzünde duracağı müddet, evleneceği, çocuğunun olacağı, Haç'ı kırmak gibi indikten sonra neler yapacağı, Feccu'r-Revhâ denilen ve Peygamberimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medîne'den Bedir'e giden yolda konaklayacağı, oradan hac edeceği, Medine'de Peygamberimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellemin kabrine gideceği, Efendimizin Onun selâmını alışı, İslâm dışındaki bütün inançların onun zamanında yok olacağı, insanlara namaz kıldıracağı, Deccâl'a beddua edeceği, onu geberteceği, nerede geberteceği, zamanındaki insanların halleri, işleri, kin ve nefretlerin kalplerden gideceği, gökten yere bereket yağacağı, Rumların Halep ile Antakya arasında Amk denilen yerde konaklayacağı, Medîne ordusunun onlarla harbetmek için çıkacağı, üç parçaya ayrılacağı, birisinin İstanbul'u fethedeceği, Arapların da az olacağı, hepsinin Beyt-i Makdis'de bulunacağı, yeryüzünde emniyetin olacağı, her zehirli varlığın zehirlerinin çıkarılacağı, yırtıcı hayvanların ve haşerelerin zarar vermeyeceği ve kurdun sürü içinde bir köpek gibi bulunacağı, yeryüzünün Müslümanlarla dolacağı, zekat toplamak için kimsenin adım atmayacağı, sözü edilen kıtlığın ve genişliğin müddeti, Müslümanların dağa sığınacağı, şiddetli açlığa maruz kalacakları, muhasara edilecekleri, o zamanki Hindistan muharebesi ve başlaması, insanların onunla yetinip başka harp yapmamaları, zamanında olacak en meşhur hadîseler, Deccâlin çıkması ve sol gözünün kör olması, sağ gözünde ise kalın bir et bulunduğu, iki gözü arasında her yazan ve yazmayanın okuyabileceği kâfir kelimesinin yazılı olduğu, yeryüzünde çıkaracağı bozgun, şu Deccâlin, semâya emredince yağmur yağdıracağı, viranelere, "hazinelerini çıkar!" diye emredecek olması ve o hazinelerin, onun (Deccalin) peşine takılacağı, genç bir adama emredecek olması ve onu kılıçla ikiye ayırıp sonra da onu çağıracağı, onun (ikiye bölünüp birleşenin) da güle güle çıkıp geleceği, (Deccal) yanında yetmiş bin Yahûdî olacağı, İsâ aleyhisselâma baktığında sudaki tuzun eridiği gibi eriyip gideceği, îsâ aleyhisselamın Deccali, Ludd kapısında yakalayıp öldüreceği, Allah'ın Yahûdîleri hezimete uğratacağı, hiçbir taşın ve ağacın ardındaki Yahûdîleri gizlemeyeceği, Allah'ın o taşı veya ağacı konuşturacağı ve "Ey Müslüman! gel burada bir Yehûdî var, onu öldür" diyeceği, zamaninda Ye'cûc ve Me'cûc'ün çıkacağı, İsâ aleyhisselamın Müslümanları Tûr dağında toplayacağı, onun Müslümanlara yapacağı duâ, sonra kimilerinin, boyunlarına gönderilen, deve ve davar burnundaki kurtlarla ölecekleri, sonra İsâ aleyhisselamın dağdan ineceği, ölülerin kokusuyla yaşamalarının çekilemez hale geleceği, Allah'ın kuş sürüsü gönderip O'nun dileyeceği yere, kuşların o cesetleri atacakları, sonra yeryüzüne bereketin ineceği, insanların İsâ aleyhisselâmdan sonra Muk'ad denilen birini halef seçmelerini emredeceği, sonra da Müslümanların önünde öleceği, cenâzesini Müslümanların kıldıracakları, Peygamberimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellemin kabri yanında gömüleceği, insanların Muk'ad'i onun yerine getirecekleri, Muk'ad'ın ölümünden üç sene sonra Kur'ân'ın hafızalardan silineceği, kıyâmetin kopuşunun, ondan sonra, hamilelik aylarını dolduran hâmile kadının doğurmayı beklediği ve doğumunun ne zaman olacağını bilemeyeceği gibi, ansızın olacağı... v.d.

    Hâsılı, yüz civarında ayrıntı...


    Bütün bunlara rağmen, İsâ aleyhisselamın nüzûlü, şahsı ile midir, değil midir? Ma'nevî midir, maddî midir? noktasında, mücmellik (kapalılık, gizlilik, bilinmezlik ve üstü örtülü olma) varsa, mücmel olmayan nedir ve nasıl olur? Doğrusu çok merak ediyorum.

    Bunca ayrıntı ve açıklığa ragmen, bu haberleri niye te'vîl edelim? Mu'cizelere inanamama belâsı ve hastalığından dolayı mı? Hasbunellah... İnna lillah... Sübhanellah... Rabbim!.. Sadece kalbimizle değil, beynimizle, hatta bütün zerrelerimizle de senden gelene akıllarımıza yatmasa bile îmân ettik...

  7. #7
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Altıncı Bahis: Bu Nüzûl Haberlerini Kimler Te'vîl Etmiştir?

    İsâ aleyhisselamın nüzûlünü te'vîl edenler, Teftazani'nin dediğine göre, felsefecilerdir. O, şöyle diyor:

    "Felsefeciler iddia ettiler ki ' ... İsâ aieyhisselâmın inişi, şer ve fesadın yok olması, hayır ve salâhın ortaya çıkması ile olacaktır' ". (Şerh-i Mekasıd , 2/226 dan naklen, Kevserî, Nazratun bireh: 124-125 )

    Allâme muhaddis, Yusuf el-Bennûrî, şöyle diyor:

    "(Sahte peygamber Ğulam Ahmed Kadiyânî) sonra yükseldi, semâdan ineceği vaat edilen Mesih olduğunu iddia etti. Nihâyet, nebî ve resul olduğunu da söyledi. Kendine yapıldığını iddia ettiği vahyi Kur'ân gibi kabul etti. Kur'ân-ı Kerimin âyetlerini alıp kendine tatbik ediyordu. ("Şu şu âyetler, benden veya yaptıklarımdan, yahut da kitaplarımdan bahsetmektedir" gibi sözler sarf ediyordu.) Tabirlerinde, Batınîlerin ve zındıkların yolunu tuttu. Lanetlik fırkalardan Bâbîler ve Behâîlere uydu. Avamın aklını bulandırmak istedi. Mevzu ile alakasız meselelere girdi. İsâ aleyhisselâmın öldüğünü ve inmeyeceğini iddia etti. (Bu husustaki) rivâyetleri te'vîl etmeye ve Kur'ân âyetlerini tahrif edip onları yerlerinin dışında kullanmaya başladı. (Takdimet-u Akîdet'il islam: 13)

    Allâme Muhaddis Keşmîrî de şöyle diyor:

    İsâ aleyhisselâmın misâlinin (benzerinin) geleceğini, yakın asırlardaki bir takım Avrupa Hıristiyanları söylemiştir. Onlardan kimisi, İsâ aleyhisselâmın ineceği ile anlatılmak istenenin, "şahsın inmesi değil de rûhânî ilimlerin zuhûr'u olduğu" görüşündedir. Bunu diyen ve diyene uyanın her ikisi de, bu görüşü, Sâr Ahmed Hân'ın Kur'ân Tefsîrinden çaldılar. Sâr Ahmed Hân, İslamiyet ile Hıristiyanlığın arasını barıştırmak istiyordu. Mu'cizelerin hepsini, Mütevâtirlerden bir çoğunu, meleklerin ve Na'îm cennetlerinin varlığını ve Hadîs-i Şerîf'i (Sünnet'in tamamını) inkar etti. Ayetleri tefsîr ve te'vîl etmekte sapıtıp gitti. Kur'an'ı istediği gibi değiştirdi. Bu (mel'un) dahi, bu görüşlerinin bir kısmında, Tabip Muhammed Hasan Emrûhî'ye (birkaç yüz yıl önce Hindistan'da yaşamış bir zındıka) uyuyordu. Emrûhî, her bir hakka ve batıla inanırdı. (Akîdet'ül-islam, 334-335)

    İsâ aleyhisselâmın inişinin (inkarının yanında) te'vîl de edilebileceğini söyleyenlerden bir kaçı da, Abduh ile çömezleri Reşîd Rıza, Meraği, M. Şeltût ve onların fotokopileridir. (Tefsîr-i Menâr)

  8. #8
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Yedinci Bahis: Sâîd Nursi, Nüzûl Haberlerini Te'vîl Etti mi, Nasıl?

    Sâîd Nursi merhum, risâlelerinin bazı yerlerinde, İsâ aleyhisselâmın şahs-ı ma'nevisinin Mevlâ Teâla'nın rahmet semâsından ineceğini, bir yerinde de bizzat (fiziki) şahsının ineceğini açıkça ifade etmiştir. O, şöyle diyor:

    Alem-i semâvatta (gökler aleminde) cismi beşerîsi (insânî cismi) ile, bulunan şahs-ı İsâ aleyhisselâm (O'nun maddî şahsı), o, Din-i hak (hak Din olan islâm) cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sâdık (doğru haber veren Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bir Kâdir-i Külli Şey'in (her şeye kadir olan Allah'ın) va'dine istinad ederek (verdiği söze dayanarak) haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır (doğrudur). Madem Kadir-i Külli Şey (her bir şeye gücü yeten Allah) va'ad etmiş, elbette yapacaktır. (Mektubat: 61)

    Kitaplarının hiçbir yerinde, maddî şahsının inmeyeceğini söylememiştir. Öyleyse, önümüzde akli bir taksim ile dokuz ihtimal vardır. Bir onuncusu imkansızdır.

    Birinci İhtimal

    Kitaplarında değiştirme vardır ve doğru olan, ma'nevî şahsının da, maddî şahsının da geleceğini söylememiş olduğu ve bu sözlerin kitaplarına sokuşturulmuş sözler olduğudur.

    Bu ihtimal, vehim mertebesinde çok zayıf bir ihtimal olup, neredeyse muhâl seviyesindedir. Zâten, bunu söyleyen de duyulmamıştır.

    İkinci İhtimal

    Kitaplarında değiştirme vardır. Doğrusu, ma'nevî şahsının geleceğini söylediğidir. Maddî şahsının geleceğini söylediği, kitabına sokuşturulmuştur.

    Bu ihtimal de doğru değildir. Üzerinde durup çürütülmeğe değmeyecek mertebede zayıftır.

    Üçüncü İhtimal

    Kitaplarında değiştirme vardır. Doğru olan, maddî şahsının geleceğini söylediğidir. Ma'nevî şahsının geleceğini söylediği iddiası, kitaba sokuşturulmuştur.

    Bu ihtimal de, yukarıdaki ihtimal gibi yanlışlığı apaçık bir ihtimaldir.

    Dördüncü İhtimal

    Nüzûl'ün ma'nevî bir şahısla mı yoksa, maddî bir şahısla mı olacağına dair kanaati tamamen oturmamıştır ama ma'nevî olarak geleceği düşüncesi ağırlıklıdır.

    Bu ihtimal de, her ne kadar taraftarlarından olduğunu söyleyen bir takım vatandaşlar tarafından kabul edildiyse bile, doğru olmayan bir ihtimaldir. Zîrâ, maddî şahsının geleceğini ifade eden sözleri te’vil kabul etmez açıklıkta olmasına rağmen, manevi şahsıyla geleceğine dair sözleri her bakımdan yoruma açıktır.

    Beşinci İhtimal

    Görüşleri oturmamıştır. Ma'nevî şahsının mı, maddî şahsının mı geleceğinde tereddüdü vardır ve iki zıt ihtimal birbirine denktir. Yâni bu hususlardaki kanaati şek mertebesindedir.

    Bu ihtimal de son derece yanlıştır. Çünkü, ifadelerindeki mahiyet buna müsait değildir.

    Altıncı İhtimal

    Önce maddî zatının geleceğine inanırken, kanaati değişti ve ma'nevî şahsının geleceğine inanmaya başladı.

    Bu ihtimal de tamamen boş ve asılsızdır.

    Yedinci ihtimal

    Görüşleri oturmamıştır. Ancak bizzat şahsıyla geleceğine inancı daha ağırlıklı olup, ma'nevî şahsıyla geleceğine dair olan kanaati zayıftır.

    Bu ihtimal de doğru değildir. Çünkü böyle bir tercihe gitmek için, elde yeterli, hatta hiçbir delîl yoktur.

    Sekizinci İhtimal

    Önce ma'nevî şahsının geleceğine inanırken inancı değişti ve bizzat maddî şahsının geleceğine kesin inanmaya başladı.

    Bu ihtimal kabul edilebilir bir ihtimal olmakla beraber, dokuzuncu ve sonuncu ihtimale göre, biraz sonra da görülebileceği gibi zayıf bir ihtimaldir.

    Dokuzuncu ihtimal

    Hem ma'nevî şahsının hem de maddî şahsının geleceğine inanıyor. Şahs-ı ma'nevîsinin inmesi, maddî şahsının inmesinden daha önce gerçekleşecek olup, bir nevi ona hazırlık türünden bir şey olacaktır.

    Bizce, bu ihtimal, husn-i zannın da îcabı olan, tek doğru ihtimaldir. Zîrâ, her iki sözün te'vîl edilmesi mümkün iken ve tercih sebebi mevcut değil iken, bir tercihe gitmek, nefsin arzusuna mesnetsiz ve delîlsiz olarak uymaktan ibarettir. Öyleyse, kesin doğru olan, dokuzuncu ihtimaldir. Üstelik, diğer ihtimalleri teyit edecek delîl olma değerinde hiçbir delîl yok iken, bu dokuzuncu ihtimale dair, kendi açık beyanı en büyük bir burhandır.

    Hatta diyebiliriz ki onun te'vîli varsa, bu te'vîl, İsâ aleyhisselâmın nüzûlünde olmayıp, nüzûlünden sonraki yapacağı şeylerdedir. Nitekim, eserlerindeki sözleri, alt alta konduğunda, bu dediğimiz açık seçik görülecek ve anlaşılacaktır. Her ne kadar, bu husustaki te'vilerin bir çoğu söz kaldırsa da çok büyük bir tehlike arz etmez.

    Kaldı ki bu husustaki görüşü, Ehl-i Sünnet'e, hatta bid'at ehlinin de dahil olduğu icmâ'ya ters olsa bile, bunu hiç bir şekilde kabul etmeyip, hatasını göstermek, ilim sahibi kimselerin hakları olmasının ötesinde, vazifeleri olduğu gibi, taraftarı olduğunu söyleyenlerin, bunu kabul etmeleri de, ilim ve samimiyetleri gereğidir.

    Bir yanda, Muhyiddin İbn-i Arâbi'ye, "Şeyh-i Ekber" demiş olmasına ragmen, öte yanda, O'nun, "Cehennem'in zamanla tabiatının değişeceği ve kâfirlerin artık ondan lezzet almaya başlayacağına dair Ehl-i Sünnet'e ters olan kanaatinde, O'nu, kıyasıya tenkit eden İmam-ı Rabbânî, Saîd Nursî'nin de "Üstâdım" dediği bir zat değil midir?

  9. #9
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    NETÎCE

    İsâ aleyhisselâmın nüzûlu çerçevesinde söylenecek daha çok şey ve irdelenecek başka nice noktalar var. Bunların ele alınacağı bir çalışmanın, ismini verdiğimiz kitaplarla ve ayrıca, yedinci hicri asır âlimlerinden Yûsuf Bin Yahya el-Makdisî es-Sulemi'nin "İkdud-Durer fî Ahbar-il Muntezar", İbn-i Kesir'in en-Nihâye, Berzenci'nin "el -İşâe", İmam Keşmiri'nin "İkfâr-ul Mulhidîn" isimli eserlerinin tamamı ile, Şeyh-ül islam Mustafa Sabri Efendi'nin "Mevkif-ul Akl Ve'l İlm" nâmındaki kitabının bahsimizle alakalı uzunca yazılı olan kısmının süzülüp kitaplaştırılmasının cidden faydalı olacağı kanaatindeyim.

    İslam düşmanları, Müslümanların içindeki, câhil, beyinsiz ve zındıklaşmış maşaları vasıtasıyla, artık birçok temel fıkhî, hatta, tâli akîdevî meseleri, bir çok kimselere nisbetle çürüttüler. Şimdilerde, şartlann tahakkuk ettiğine ve zamanının geldiğine kanaat getirdikleri için, artık temel imanî meseleleri, yani İmanın altı temel esasını budayıp kuşa çevirmenin münasip olacağına iyiden iyiye inanmış olmalıdırlar ki düğmeye bastılar, tartışma zeminleri hazırladılar ve tartışmalar başlattılar; "Peygamberlere îmân etmek Mü'mîn olmak için gerekli mi değil mi ?"

    "Şüphesiz ki Allah'ı ve Rasullerini inkar eden, Allah ('a iman etmek) Rasulleri ('ne iman et-me) nin arasını ayırmak isteyen, bazısına iman eder, bazısını da inkar ederiz diyen ve bunun arasında bir yol edinmek isteyenler (yok mu?) İşte onlar hakikaten kafirlerin tâ kendileridir. Ve Biz, kafirler için zelil ve perişan edici bir azap hazırladık." ( Nîsâ sûresi, 150-151)

    âyetini, yüksek akademik yorumları ile, mesela, "bu, çiftçilerin ta kendileridir, ma'nasındadır. Zira, kâfir örten demektir. Çiftçiye, tohumu toprakla örttüğü için çiftçi denilmiştir" derlerse şaşırmam. Çünkü, câhillik geri zekalılık ve şirretlikte sınır ve ölçü tanımayanlardan her şey beklenir. "Utanmıyorsan dilediğini yap" sözü, Efendimiz'in Sallallahu Aleyhi ve Sellemin söylediği, ilk peygamberlerden kalma, vahiy kaynaklı çok büyük ve ma'nalı bir sözdür.

    Peygambere îmân etmek, Mü'min olmak için gerekli değilse, O'nun getirdiği kitaba îmân etmek için mutlaka lüzumlu değilse, daha doğrusu, son nebi, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ve getirdiği Kur'ân'a îmân etmek Mü'min olmak için mutlaka lazım değilse ve bunlara îmân etmeden Mü'min olunabiliyor ve dahi Cennete girilebiliyorsa, iş tamam, Ehl-i Kitapla ve her türlü islâm düşmanı ile diyalog rüyaları ve sevdalarının önündeki engellerden çok mühim iki tanesi kalktı, Müslümanlar, usta bir biçimde dinsizleştirildi ve İslâm düşmanları binlerce yıllık hedeflerine ulaştı demektir.

    Önce, Müctehid imamları ve Fakîhleri, sonra, Sünnet'i, daha sonra da, Kur'ân'ı ortadan kaldırma yolunu tuttular. Müctehidlerin ictihadlarını, olanca câhillik ve geri zekalıklarına rağmen tartışma mevzuu yapıp devre dışı bıraktılar. Böylece sırayı Sünnete getirdiler. Müctehidler ortadan kalkınca, Sünnet artık anlaşılamaz olup şaşkınlık hasıl oldu. İşin yolunu, onda vesveseler uyandırarak, ortadan kaldırmakta buldular. Bunu da yaptılar. Şimdi artık önleri iyice açılmış oldu. Kur'ân'ı tahrif edip yok etmek için, önlerinde, nihâyet hiç bir engel kalmadı. Şimdilerde Kur'ân'ı iptal etmekle uğraşmaktadırlar. Bunu, Müslüman gibi gözüken ama İslâm'la alakası olmayan, akıllı gibi bilinen, ama geri zekalı olan ve âlim gibi gösterilen, lâkin, ilimden nasîbi bulunmayan, câhil piyonlar vasıtasıyla sürdürmektedirler.

    Ve, Müslümanlar hâlâ uyumakta... Hesaplarını dünyalıklar kapmak üzerine kurabilirken vicdanları sızlayamamakta, kalpleri titreyememekte, Allah'ın huzurunda bir cânî olarak dikilip hesap vermekten, ne yazık ki bîrazcık da olsa korkamamakta...

    İnnâ Lillahi ve innâ ileyhi raciûn... Allah Celle Celalühu tezden kazâsız ve belâsız bir şekilde uyandırsın...

    Ve sallallahu aleyhi ve ala âlihi ve selleme teslimen ve'lhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn...

  10. #10
    Pürheves İhlas_neşriyat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    168

    Standart

    Muhterem karuban kardeşim iy yazmışsın hoş yazmışsın ama Üstad HZ.İsa nın cismen ineceğini reddetmiyor ki şahsı manevisi üzene duruyor ama cismen ineceğini belirtiyor

    maalesef risale konusunda yorum yapan farklı meşrepteki zatlar risaledeki bir bölümü anlamaya çalışırken risaleyi bir bütün olarak okumuyor sadece bir bölümünü okuyarak hüküm veriyor dolayısıyla ynlış yorum yapıyorlar

    ben sana istersen risaleden Hz.İsa nın cismen ineceğine dair yerleri getiririm ,risalede bir konu araştırılmak isteniyorsa tüm külliyatda o konu ile geçen her bölüm okunmalı yoksa sadece belli bölümler okunarak risalede üstad böyle diyor diye yoru yapılırsa yanlış olur

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Tashih Mes’elesi ve Nazar-ı Tedkikle Bakmak
    By bilâl-tunç in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.01.09, 17:09
  2. Üyelikle İlgili...
    By Mübtela_68 in forum İstek, Öneri ve Forum Yardımı
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 20.11.08, 13:42
  3. Serçe ile İlgili...
    By Lebid24 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 17.06.08, 17:12
  4. Yaradılışla İlgili
    By Lebid24 in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 28.11.07, 22:26

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0