+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Ülfet-Ünsiyet-İlim-Hikmet

  1. #1
    Müdakkik Üye m_safiturk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Mesajlar
    773

    Standart Ülfet-Ünsiyet-İlim-Hikmet

    Ülfet: Alışkanlık, alışmak, dostluk huy edinme…

    Ünsiyet; Alışkanlık, dostluk, ahbaplık…

    Bu iki kelime bir birinin aynısı görünmekle beraber..anlam olarak Ülfet, İnsan idrakinin Ünsiyet penceresine uzanmasına yardımcı bir merdivendir…

    Ülfet:

    İnsanın yaşayışında bulunduğu ve alakadar olduğu yerlerdeki münasebetleriyle ..eşyanın ve mekanın onun yaşayışına elverişli hale gelmesi için duyu organlarına açılmış bir sergidir…Evine sokağına işine gömleğine kadar..hem özel tasarrufunda hem çevresindeki şeyleri benimsemekle alakalı bir his, bir tanımlama, itibatlandırmaya ait bir kuvvedir…İlişkide olduğu çevrenin kapsadığı varlıkların kabiliyeti ile kendi istidadının örtüştüğü ve ihtiyaçlarının karşındaki karşılamanın kalıplarını toparlayan bir dairedir…Ve İnsan bu his ve kabullenilmiş yatkınlığı ile tümüne alışkanlık peyda eder..Eşyanın bir kısmında İradi seçiciliği, başlangıçta faydacı tutumu ile tercihlerini kullanırken,zamanla çevresinde olan şeylerle onu bütün haline getirir..Müreccih farkında lığından nazarını kaldırır.Kendi dünyasına taşıdığı, tercih ettiği şeyleri artık fark etmek kastın da olmadığından bakar görmez bir konuma gelir…

    Ne zaman o alışkanlık noktalarından bir ayrılık olsa ,o zaman onu fark eder…genelde el uzatılıp tutulan şeyler yerinde kaldıkça..ve gözle görünenler mevkilerinde bulundukça fark edilmezler..”Ağaç, sökülmeden yeri belli olmaz” halk arasında meşhurdur…

    Kısaca;Hayatını kolaylaştırmakta algı ve münasebeti olan şeylerdeki uyumunu tesis etmek..bulunduğu ortamı yabancı kalmamak için kuvvelerine takılmış bir istidattır denilebilir…

    Ünsiyet ise;

    Ülfet ile içinde bulunduğu dünyada ilgi alanlarının, idrak ile insani özelliklerine, fıtratına, hayattar denilebilecek şuurlu irtibattır denilebilir…

    Burada hem kendi istidadının münasebet tar olduğu alan..hem o alan içerinde bulunan varlıkların konumunu .. özellik olarak tanımlayan ve tanımlatan hadiseler ve hadiselere ait neticelerin hikmete çözünürlüğünün yaşamak nedenlerine kattığı..tarifçi bir niteliktir…

    Benimsemek bir ülfet ise..Benimsediğini sevmek ünsiyettir..denilebilir…

    Bu münasebette.,hem kişi hem ilgili olduğu şeyler arasında olan alış verişi hem kendi kabiliyeti hem ona göre ikinci derecede olan dış dünyasında olanların istidadı..irtibat şekline göre konumu belirler…

    Mesela güneşten bir misal versek..Ve bu misali evrende duyduğumuz işittiğimiz sesler ve gördüğümüz şeylerle genişletsek..Yıldızlardan papatyalara kadar geniş bir daireyi fikrimize misafir edersek..Fıtraten ülfetimizin..Ünsiyet algımızla bize ait neticeleri verip onlar yollarına devam ederken..biz kanaatimizi anlayışımıza almış bir şekilde..idrakimizi kabul ve hüküm defterimize yazarak o çerçeveden ömrümüzle beraber çıkarız…

    Yollar aynı yollardır yolcular başka…

    Bediüzzaman Hazretleri; Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelimeyle dört kelâm öğrendim dediği yerde,Kelimelerden maksat, mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, niyet, nazar’dır. diye söyleyerek ilgili yerde izah etmiş…


    Mânâ-yı ismî, bir anlamda ülfeti tanımlayan bir ibaredir…

    Mânâ-yı harfî ise ünsiyeti gerçek manasıyla tesis eden bir hakikattir…

    Niyet;Altını kömüre çevirebilirken..Kömürü de elmas yapan şuurlu bir meyildir…
    Nazar ise;Aynı ülfet ile niyet arasındaki irtibat gibi bir ilişkiyi içerir..Nasıl bakarsa öyle görür..Ya da nasıl göründüğünü anlamaya çalışan bir niyet bakışıdır… Manzara ise o nazar ve niyete göre şekillenir… Mahiyeti değişmediği halde algısı halden hale başkalık gösterir…

    Hayat bu manaların, yaşamak yanında mutlak var olan penceresinden görünmektedir..Dünya geliş ve gidişe kadar olan süre bu alış veriş üzerine müessestir…

    Ülfet ile Ünsiyet manalarına ilmin talebinde baktığımızda..Talip olunan ilim nevine göre ülfet ve ünsiyetin kalıpları da kanaati şekillendiriyor…

    Malumat denilen günlük yaşama ait bilgilenmekte ülfet ,otobüs durağından şehrin sokaklarına kadar bir tanımlama ile haritayı çizer..Ünsiyet bu çizgiler üzerinde algı ve farkındalıkla yürümenin hissi boyutunu ..alakadarlık dairesinin içeriğini, gelir gider fikirleri ile temin eder…

    Hem bilmenin malumat nevinden, olanlarına insan iştigal ettiği mesleki pozisyonuna göre de Ünsiyet eder..alışır…

    Ünsiyet, Mana-yı harfi boyutunda gerçeğin yaşanırlığını sevimli bir hal ile hayata sunarken..Aynı ünsiyet hissi, mana-yı isminde..eşyanın görünen yüzünde ülfet ile müptelalık olur…Sahiplerini niyet ve nazarlarıyla bakıp gördükleri alemlere göre şekillendirir..Mutluluğu tesis ettiği gibi mutsuzluğu çelişkiyi huzursuzluğu gösteren bir açıdır…

    İnsanın hayatında dünyevi ihtiyaçlarını karşılamakta öğrenmesi gereken, sanattan ziraata mühendislikten doktorluğa kadar olan bilmeleri, geçimini temin edeceği gibi..diğer insanlarla muhtaç olduğu çalışma alanlarının mesleki değişikliği ile de tesis edilen medeniyetin içtimai içeriğinde konumunun belirlenmesidir…

    Fakat felsefi bilimlerin hayatı tar,if etmelerindeki kanaatleri..toplum yapılarının şekillenmesinde önemli rol oynar..Mesela hayat bir mücadeledir diye yaşama yapılan bir teklif..Kuvvetlileri zulümler etmeye ..Zayıfların ise o vahşetler içinde inlemelerini temin eder…Ve Tahrip kolay olmasından onda başarılı olan zümre çoktur..ve bir birine destek olurlar..Bir araya gelmek için kolay olan bir şeyi yapmakta aralarında bir alçak bir ünsiyet ile birliktelik sağlarlar…her şeyi göründüğü kimliği ile değerlendiren bir nazar ve kendinde bir güç iktidar gören bir anlayış alemi ifsad edecek bir kabiliyettedir…Üstad Bediüzzamanın otuzuncu sözde ifade ettiği gibi;

    Evet, nasıl mîrî malından kırk parayı çalan bir adam, bütün hazır arkadaşlarına birer dirhem almasını kabul ile hazmedebilir; öyle de, "Kendime mâlikim" diyen adam, "Her şey kendine mâliktir" demeye ve îtikad etmeye mecburdur.

    Ve aynı sözün bir haşiyesinde geçen;

    Evet, Nemrudları, Firavunları yetiştiren ve dâyelik edip emziren eski Mısır ve Babil'in, ya sihir derecesine çıkmış, veyahut hususi olduğu için etrafında sihir telâkkî edilen eski felsefeleri olduğu gibi, âliheleri eski Yunan kafasında yerleştiren ve esnâmı tevlid eden felsefe-i tabiiye bataklığıdır. Evet, tabiatın perdesi ile Allah'ın nurunu görmeyen insan, her şeye bir ulûhiyet verip, kendi başına musallat eder.

    Evet kainatın bir biri ile olan rabıtalarını felesefe-i tabiyye ile yok sayan bir anlayış..Ve hayata Nemrudane bir insafsız yaklaşış..Bütün o yüksek bağları kopartır.Her şeyin her şeyle bağlı bir uyum içerinde hareket ettiği bir çarka müdahale etmekle de o işleyişin ahengine mani olup tahrip eder…Yılan gibi zehirlemekten lezzet alır…


    Hakiki hikmetin..Hayat bir dayanışma ve yardımlaşmadır dediği yerde…Hayat her şeyi ile bir uygunluk ve mutlak bir fayda ve huzur içerisinde görünür…Güzel amaçlar burada yer alır..İnsani özellikler ortaya çıkar ve yapıcılık üretkenlik var’a, vücuda çalışır..Bu çalışmakta ise yardımlaşma ve dayanışma kaçınılmaz fıtrattır..Ünsiyet burada işlerin tanzimi ve işleyişinde kaynaştırıcı birleştirici bir manevi bir unsurdur…Ve hayat dairesi sonsuzdur..Dünyada sulhu temin ettiği gibi..İnsanların akıl ve kalplerinde ruhlarında huzuru temin eder..Çünkü yaratılış gerekçesi ve işleyiş reçetesi bu hakiki tenasüptür..Ve Hilkat gayesine münasip hareket etmektir..

    Bu Ünsiyeti tesis eden ise İnsaniyet-i Kübra olan İslamiyet’tir…

    Evet felsefi ilimlerin hikmetsiz olan bölümünde aslında terakki yoktur..Yok denilen bir şeyin üzerinde yokun yokluğunu isbat etmeye çalışmak haddi zatında bir varı yok etmek için uğraşmaktır…Dolayısıyla var olanın yokluğuna mesai harcayan..ve mükemmellikleri hiçliğe atmak için yüksekliğini anlaşılmazlığı ile göstermek hamakatında bulunan..kopmuş bağların yerine fanteziyelerden rafyalar çeken hakikatten fukara fayda dan beri varlıklarının Yaşaması için aklını kaybeden akılsız iddialarını alçak hisleri tahrik ederek hortlatmaya devam etmektedirler…Hayatı hakikatiyle tarif edemediklerinden tabilerini dehrin derelerinde boğmuşlar..Ülfet ettikleri alçaklıklara ve ünsiyet ettikleri alışkanlıklarıyla insaflarını da kaybedip, bedbaht boyunlarına yükledikleri hükümleriyle.. Eski gidenlerin ardından yeni gideceklerle beraber, bir büyük mizan o kanaatleri sahipleriyle beklemektedir…

    Fakat Hakiki hikmet ile olan seyahatte..varlıkların ve varı var eden var’ın maksadını tanımak hayatın neden niçini anlamaya çalışmak..ve Kainatı tefsir eden Fıtrat kanunlarının Hilkat kitabı olan Kur’anın tarif ettiği hakikatin sesine kulağını vermekle elde edilen ünsiyet..Ülfet hayattarlığa ünsiyet ile de hayata kazandırır…

    Bilinmesi sonsuzluk kabiliyetinde olan bir ebedi manaya..hali hazır idraklerin tamam hükmüyle bakılmaz..Çünkü Sonsuzluğu anlatan sonsuzu anlatan bir marifet tamam ile hüküm altına alınamaz..Faraza olsa o sonsuzluk sonsuz olmaz…Dolayısıyla İlimlerin şahı padişahı denilen ilimlere Ülfet ile yaklaşılmaz…Belki Ünsiyetin o Sonsuz maarifte daimi genişleyen ve ortaya çıkan anlayışların nedenleriyle beraber bekaya dökülen manaları seyir ve idrak ile..O hilkatte o vücuda getirmekte o göze göstermekteki niçinler şevk ile takip etmekten ibarettir…

    Ülfeti, Ünsiyet-i hakikiyeye çevirecek olan mana-yı harfi denilen onların mahiyeti maneviyelerin de gösterdikleri Bani-i Hakikiyelerinin bedi’olan taarrüfünü nazarı ile müşahede etmek niyeti külliye ile mukabele-i ubudiyette bulunmaktır..Düşünmek..takdir etmek..teşekkür etmek..Yad etmek..Anmak demektir…

    İlmi İmaniye..Genişliği itibariyle muhatabını o zaviyeye taşıma kabiliyetindedir..Muhatabının istidadı o kabiliyetin işlemesi onun kendini işlettirmesi münasebetiyle inbisat eder..O Manaları anlayacak kıvama gelir..Çünkü Allah vermek istediğinde Kabiliyetin darlığına bakmaz denilmiştir…Burada çıkan netice o dur ki..talebinde samimi bir isteyiş hacminin çok üstünde bir iz’anı taşıyacak kalp demektir ki asıl mesele-i intikal olan İstihdam denilen emniyet kalesine girmektir…

    Samimi istemek..samimi olmak kasd edilse malum Niyet fıtri ahvalin ölümüdür..İhlaslı olmayı istemek ihlaslı olmadığına alamettir..Burada hassas nokta lazımların elzemiyetini ifadeden ve ibarelerden uzak durup vicdanın o fıtri sesine kulak vermektir…

    Emri uygulamaktaki itaat emri idrak etmekle olan meyildir..Bu meyli temin eden bu emri verenin mahiyetinin tespitinden nebaan eden bir kabul meselesidir..İhlas sadece emri işlemektir..Füyüzat ihlas demek değildir..Belki kabulüne bir emare olabileceği hususiyeti ile birlikte aslı itibariyle, O emrin uygulanmasındaki vicdani telezzüzün sair letaif tarafından hissedilmesidir..Ki şevk denilen bu işlemek imtizacının matiyesi, taşıyıcısıdır..İçinde şuur olmayan bir fiilin ameli kanaati daim olmaz..lezzeti gidince şevketi kaybolur..O nedenle Şuuri İmani denilen “Tahkiki İman” Bu manayı şehadetiyle şekillendirip, müşahedeyi sadakte ile ram eden.. Bilerek meydana gelen kanaatler katiyetinin manzumesidir…

    Evet, Ulum-u İmaniye ebedi ve daimi olan bir nurun halk ettiği alemler içinde şuuru davet ettiği..tevhidi kabul..Ve sair tevhidin tevhid ettiği emir ve tariflerin makul münasip mahiyetlerini görüp şahit olmanın içeriğini evsafıyla keşf eden ilimdir…Hakiki maksad ve o maksad ile talep edilen matlap nedir..netice nasıl olacaktır gibi..İnsaniyetin soracağı bütün soruları..-ki o sorular Marifetullah denilen Allah’ı tanımak için serbest bırakılmış meraklardır-cevaplayan ..ve o arayışında “daha yok mu” ?isteği ile hareket eden araştırıcı..Ölçücü tartıcı..ayrıştırıcı..Hidayet denilen hakla batılı bir birinden ayıran bir nazar-ı hakikattir…

    Evet, mahiyeti sonsuz olan bir manaya ulaşmaktaki formülasyonda ki;

    Acz,Fakr,Şefkat ve Tefekkür gibi Alemde hakiki ünsiyeti ve istifadeyi temin eden kısa kolay ve güçlü adımlardır…

    Ve hayat ve içindekilerin nazari zaviyesini gösterirken;


    “…mevcudâtı kendileri hesâbına hizmetten azlederek, Fâtır-ı Zülcelâl hesâbına istihdam edip, Esmâ-i Hüsnâsının mazhariyet ve âyinedarlık vazifesinde istimâl ederek, mânâ-i harfî nazarıyla onlara bakıp, mutlak gafletten kurtulup huzûr-u dâimîye girmektir; her şeyde Cenâb-ı Hakka bir yol bulmaktır.Elhâsıl, mevcudâtı mevcudât hesâbına hizmetten azlederek, mânâ-i ismiyle bakmamaktır.”

    Hikmetsiz felsefenin tam aksine bir bir mahiyeti olan marifet yürüyüşü ..hakiki bilmekler ve hakikati bilmeklerde nihayet yoktur..Bu bilmekleri bildiren ilimlerin..Taarrüflerini ve tariflerle ortaya çıkan ,hikmetler güzellikleri sevmeye geçişleri..sermedi manzaralara gidebilecek daimi yolları aceleci kanaatlerle kapamamaya gayret gösterilmedir…

    Kendi ebediliğinin hazinesini açıp akıl sahiplerini temaşaya davet eden bir ebediliği..Anlamak zanlarıyla fikrinde hapse çalışmak..kendi idrak istiabını zanla doldurmak demektir…Kat’i hükümleri olan meseleleri had ile bağlamak ifade ile mümkündür..Ama “İlmel yakin”den “Aynel Yakin”e aynel yakinden “Hakkal Yakin”e kadar mertebesi olan ve tanımak için meydana çıktığı Zatın Özelliklerini gösteren İsim sıfat seyahatini icraatlarıyla müşahedesinde evvel hükümlerle ahir varidatı engellememek gerekmektedir..

    Taam aç olana verilir… Sonsuz açlık hissini marifette duyanlar muhabbet musluğuna kalplerinin mağzını dayadıklarında asla susuzluklarını gidermek istemezler…

    Mahiyetinde ülfetin perdesine sarılmak olmayan bir niteliği idraki zan ile ünsiyetine almak..ve o ünsiyeti ülfete kalbetmek, meselenin kabuğundan kalmanın peşin hükmünü verip iz’anına devam hükmünü verdirmemekle talini kapamaktır…

    Ve fikri olan bu kanaat idraki bir istidractır… Kendinde istikametli bir yan görmek ve ihtiyaç dairesinin sessizliği, aslında bu durağanlığın habercisidir

    Evet;


    Muhakemat

    On İkinci Mukaddeme de demiş;


    Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur.

    Hakikati tanımayan, hayalâta sapar.

    Sırat-ı müstakîmi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer.

    Muvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır.


    Hakikatin unsurlarından bahsetti bu muhakemeden bazı kısımlarda demiş;

    Halbuki, akıl ve hikmet nazarlarında herbiri kudretin en bâhir mu’cizelerinden olan hakaik-i âlemde olan hüsn-ü intizam ve kemâl ve ulviyet, o derece dest-i hikmetle nakşolmuş ki, bütün hayalperestlerin ve mübalâğacıların hülyalarından geçmiş olan harikulâde hüsün ve kemâle nisbet olunsa, o harikulâde hayaller gayet âdi ve o âdâtullah gayet harikulâde bir hüsün ve haşmet gösterecektir.

    Fakat cehl-i mürekkebin hemşiresi ve nazar-ı sathînin annesi olan ülfet, mübalâğacıların gözlerini kapatmıştır. Böyle gözleri açmak içindir: Me’lûf( alışılmış, ülfet edilmiş )olan âfâk (insanın kendi dışında olan herşey, bütün kâinat)ve enfüste(insanın kendi iç dünyasına ait şeyler) dikkat-i nazara, Kitab-ı Hakîm emreder.

    Evet, gözleri açan, yalnız nücûm-u Kur’âniyedir.( Kur’ân’ın yıldızları; âyet-i kerîmeler)

    Öyle nücum-u sâkıbedirler ki, (ışığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar)

    cehlin zulmünü ve nazar-ı sathînin zulümatını def ettikleri gibi;

    âyât-ı beyyinat, yed-i beyzâ ile,( ap açık âyetler, beyaz, parlak el )

    Ülfet ve sathiyetin hicaplarını ve zahirperestliğin perdesini parça parça ederek, ukulü, âfâk ve enfüsün hakaikine tevcih edip irşad etmişlerdir…

    Evet birkaç satır altında;

    Vakta beşer, nazar-ı sathîyle kâinat kaplarında ülfet kapağı altında olan gıdâ-yı ruhânîyi zevk edemediğinden, kabı ve kapağı yalamakla usanmak ve kanaatsizlik…………….

    Diye devam etmiş..buistifadesizlik kanaatsizliğin insanı mübalağalı hayallere gibi maksadından uruc etmiş hallere giriftar ettiğini izah etmiş…

    Hem;Cehl-i mürekkebi intaç eden, nazar-ı sathîyi tevlid eden ülfet..demiş…

    Kur’an-ı Hakîm’in Ayet ve hakikatlerinin yüzeysel bakışlarla oluşmuş kanaat ve alışkanlıkları kaldırdığı..Altlarındaki Hakikatin hakikatli yüzünü gösterdiğini müteaddit yerlerde ispat etmiş…

    Evet:

    İman ve esaslarının mutevaları ve gerçekleri hakkındaki öğrenme gayretleri..İlmin özelliğine uygun bir tutumdur..Hem İlmin isteyene verileceği ifade edilen Kudsi hadisler hem yine efendimizin ASM;


    İnsanın fiillerine bakan ciheti ile buyurmuş;

    "Dünya ve dünyada olan herşey Allah’ın rahmetinden uzaktır. Ancak dünyada Allah’ı zikretmek, sevap kazandıran faydalı ameller yapmak, ilim öğretmek ve ilim öğrenmek bundan hariçtir. Bunlar kişiyi Allah’ın rahmetine ulaştırır."

    (İbn-i Mace, Beyhaki, Tirmizi)

    Mesnevi-i Nuriye Şeme de ifade etmiş ki;


    İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanları fikren dalâlete atan sebeplerden biri, ülfeti ilim telâkki etmeleridir. Yani melûfları olan şeyleri kendilerince mâlum bilirler. Hattâ, ülfet dolayısıyla âdiyâta teemmül edip ehemmiyet vermezler. Halbuki, ülfetlerinden dolayı malûm zannettikleri o âdi şeyler, birer harika ve birer mu’cize-i kudret oldukları halde, ülfet sâikasıyla onları teemmüle, dikkate almıyorlar; ta onların fevkinde olan tecelliyat-ı seyyâleye im’ân-ı nazar edebilsinler. Bunların meseli, deniz kenarında durup, denizin içerisindeki hayvanata ve sair garip hâlâtına bakmayarak, yalnız rüzgârla husule gelen dalgalara ve şemsin şuââtından peydâ olan parıltısına dikkat etmekle Mâlikü’l-Bihar olan Allah’ın azametine delil getiren adamın meseli gibidir.


    Sözler 25/ 1. Şule

    Elhak, bütün bu câmiiyet içinde şu intizamla beraber, geçmiş yirmi dört adet Sözlerde izah ve ispat edildiği gibi, cehl-i mürekkebin menşei olan âdiyat perdelerini keskin beyanatıyla yırtmak, âdet perdeleri altında gizli olan harikulâdeleri çıkarıp göstermek ve dalâletin menbaı olan tabiat tâğutunu burhanın elmas kılıcıyla parçalamak ve gaflet uykusunun kalın tabakalarını ra’d-misal sayhalarıyla dağıtmak ve felsefe-i beşeriyeyi ve hikmet-i insaniyeyi âciz bırakan kâinatın tılsım-ı muğlâkını ve hilkat-i âlemin muammâ-yı acibesini fetih ve keşfetmek, elbette hakikat-bîn ve gayb-âşinâ ve hidayet-bahş ve haknümâ olan Kur’ân gibi bir mu’cizekârın harikulâde işleridir.


    Evet Lahikalardan bir Güzel Lahika ;

    Babacan Mehmed Ali’nin fıkrasıdır.


    Ey benim ruh-u canım Üstadım Hazretleri,

    Size karşı hakkıyla talebelik vazifesini ifâ edemiyorum ve Risale-i Nur’a tam hizmet edemiyorum. Çünkü Risale-i Nur’la tezahür eden kuvvet ve kudret, zekâvet, esrar ve envarı düşündükçe, tefekkür ettikçe kendimden geçip, bîhuş kalıyorum. Öyle yüksek yerlere çıkamıyorum. İnşaallah, Cenâb-ı Hakkın izniyle, kullarına bahşetmiş olduğu en kıymettar cevahirden bin kat ziyade kıymetli bulunan Kur’ân-ı Hakîmin sırlarını izhar eden risalelerden gücüm yettiği kadar istifadeye çalışacağım. Gündüz derd-i maişetle vakit bulamadığımdan, gecenin bir kısmını o Nurlarla ışıklandıracağım.

    O Nurları yazdıkça kalemim ve kalbim gayet şirin ve ruhânî bir sevinç hissediyorum. Cenâb-ı Hakka nasıl hamd ve şükredeceğimi bilemiyorum. Bazan o Risale-i Nur’un envârına karşı ihtiyarım elimden gidiyor. Gafletli geçmiş zamanımı düşündükçe mahzun ve mükedder bulunuyorum. Bu Nurları bulduktan sonra istikbalimi gördükçe kahkahayla gülüyorum, ferah oluyorum ve müferrah oluyorum. On beş senedir böyle bir hizmeti arzu ediyordum. Dünyanın çok safahat-ı hayatını ve zevkiyatını gördüm. Bu ebede karşı arzuyu tatmin ve işbâ etmiyordular.

    İşte tam o arzuyu tatmin ve temin edecek gıdayı Risale-i Nur’da buldum, elhamdü lillâh. Şimdiye kadar nefsim dünyanın zahirî zevklerine kapılmış ve beni diğer bir âlemin zindanlarına kadar sevk etmeyi kurmuş ve bir derece muvaffak olmuştu ve bana binmişti. Şimdi 1 وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ olan Cenâb-ı Mevlâ ve Tekaddes Hazretlerine hadsiz hamd ve şükrediyorum ki, Said isminde bir zâtın vasıtasıyla esrar-ı Kur’âniyeyi benim imdadıma yetiştirdi. Nefs-i emmarenin o beliyesinden kurtuldum. On beş senedir, hakikate giden yolu aramak için çok kapılar çaldım. Çoklarında dünyaya ait ziynetleri gördüğümden geri çekildim. Fakat lillâhilhamd, tam bir kapı buldum. Cenâb-ı Hak beni o kapıya tam hizmetkâr yapıp sebat versin. Bu zulmetli asırda hakaik-i imaniyenin envarını neşreden Risale-i Nur, ne derece parlak olduğu ve herkese menfaatli bulunduğu inkâr edilmez. İnkâr edilse, bilmemezlikten ve anlamamazlıktandır. Anlayana sivrisinek saz gelir, anlamayana davul zurna az gelir. Cenâb-ı Hak gözlerimizin perdelerini kaldırsın, hakaiki hakkıyla bize göstersin. Âmin.
    Babacan Mehmed Ali



    Selam ve dua ile


    m_safiturk



    Yâni: Sakalımın beyazlanmakla parlaması seni korkutmasın. Zîra nûr-u mütecessim gibi dimağdan erimiş sakaldan mecra bulup kendini gösteren fikir ve edebin tebessümüdür.



    Bediüzzaman



    Muhakemat


  2. #2
    Vefakar Üye Mutella - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    372

    Standart

    Allah razı olsun çok faydalı bir yazı..
    Eşhâsın keyfine tebaiyet edilmez
    ve etmeyiz!


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ülfet Tehlikesi... Ne Yapabiliriz ?
    By gulsah in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 44
    Son Mesaj: 21.08.15, 17:41
  2. Hakikatların Engeli: Ülfet!
    By yozgati in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.10.13, 11:01
  3. Ülfet Nedir?
    By ademyakup in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 79
    Son Mesaj: 27.02.09, 16:22
  4. Zulme Ülfet
    By NurTalebesi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.02.09, 16:18
  5. Ülfet-Ünsiyet
    By Şahide in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.08.08, 16:18

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0