+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 5 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 41
Like Tree2Beğeni

Konu: Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri

  1. #1
    Vefakar Üye hafız halime - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    475

    Standart Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri

    Osmanlı’nın bize bıraktığı en büyük manevi ve kudsi miraslardan… Zahir ve batın ilimlerinde kamil ve dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mahir büyük bir alimi ve ruh bilgilerinin mütehassısıdır. 1865'de (H.1281) Van vilayetinin Başkale şehrinde doğdu. 1943'de (H.1362) Ankara'da vefat etti. Kabirleri Ankara yakınındaki Bağlum'dadır.

    Babası Seyyid Mustafa Efendi ve bütün dedeleri, zamanlarının alim ve fadılları idiler. İmam-ı Ali Rıza b. Musa Kazım soyundan olup seyyid oldukları, Irak'daki şer'i mahkeme defterlerinde yazılıdır. Arvasi ailesi altıyüz seneden beri ilim yaymakla ve en üstün insanlık meziyetlerinde numune olmakla tanınmış ve halk arasında ayrılıkları gidermekte, milli birliği sağlamakta devam edegelmişlerdir.

    S. Abdülhakim Hazretleri, Seyyid Tâhâ-i Hakkâri'nin halifesi Seyyid Fehim-i Arvasi Hazretlerinden, zahiri ve batıni ilimleri tamamlamış, H.1300 senesinde irşad icazetini almışlardır. Vücutça gayet mutedil ve kusursuzdu. Buğday tenliydi. Alnı geniş ve açıktı. Kaşları birer hilal gibi olup, kabarık ince ve ölçülüydü. Nur bakışlı gözleri iriceydi. Burnu ahenkli ve normalden büyükçeydi. Yüzü zayıfça olup sakalı sıktı. Bedeni iri yapılı olup, insana mutlak surette hürmet telkin edici bir vakar ve heybeti vardı.

    Bakırköy, Kadıköy, Beyoğlu’nda Ağa Cami'i Şerifleri kürsilerinde senelerce ilim neşretmiştir. Vefa lisesinde öğretmenlik yapmış, Sultan Selim Cami'i medresesinde tasavvuf müderrisi iken "Er-riyaz’üt Tesavvufiyye" kitabını yazmıştır. Tasavvuf hakkında risale büyüklüğünde birçok mektupları vardır. Mevlit okunmasının başlangıcı ve meşruiyyeti hakkında bir risale, "Rabıta-yi Şerife" risalesi, "Sahabe-i Kiram" ve "Ecdad-ı Peygamber" risaleleri, İslam Hukuku, Keşkul ve Sefer-i Ahiret isimli eserleri, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirleri pek kıymetlidir.

    Abdülhakim Arvasi Hazretleri,1300 hicri sene başında icazet (diploma) aldı. 1914 (H.1332) Rusların Doğu Anadoluyu istilasından sonra, Recep ayında Başkale'den hicret ederek (H.1337) de İstanbul'a geldi. Eyyüb Sultan'da önce yazılı medreseye, sonra Gümüşsuyu tepesindeki Murteza Efendi tekkesine yerleşti ve Kaşgari Hanekahı meşihatına tayin oldu. Sultan Vahideddin tarafından, Medrese-i Mütehassisin denilen İslam üniversitesine ordinaryüs profesör olarak tayin oldu (8 Zilka'de 1919).

    Sultan Vahdeddin’in ricası üzerine, İstiklal (Kurtuluş) Savaşı’nda Anadolu'da çarpışan Kuva-i Milliye'nin galip gelmesi için Anadolu'daki mücahitlere para ve mal ile yardım ettikleri gibi eli silah tutanları onlara katılım için teşvik ederek, bir çok katılıma vesile olmuşlardır.

    Seyyid Abdulhakim Arvasi (ks), din bilgilerinde ve tasavvufun ince marifetlerinde derin bir derya idi. Kendilerine çözülemez sanılan sorular için gelinir, sohbetleri esnasında soruları sormaya gerek kalmadan cevaplarını alır, o bilgiyle doymuş olarak ayrılırlardı. Teveccühünü, sevgisini kazananlar sayısız kerametlerini görürlerdi. Çok mütevazi ve pek alçak gönüllü idi.

    Abdülhakim Arvasi hazretleri siyasete hiç karışmamış, siyasi fırkalara bağlanmamıştır. Ayrıca, bölücülüğe de karşıydı. Talebeleri kendisine tekkelerin kapatılması ile ilgili olarak sorduklarında:

    "Hükümet, tekkeleri değil, boş mekanları kapattı. Onlar kendi kendilerini çoktan kapatmışlardı" demiştir. Kanunlara uymakta çok titiz davranır, konuşmalarında da bunu tavsiye ederdi. Talebe ve sevenlerinden Hüseyin Hilmi Işık ve Necip Fazı Kısakürek gibi bir çok tanınmış sima vardır. Allah-u zülcelal, hayrından bizleri mahrum etmesin, sırlarını artırsın. (Amin)

    Ahlakı ve Hali

    Abdülhakim Efendinin yemesi, içmesi, yatması, kalkması, konuşması, susması, gülmesi, ağlaması hep İslamiyet’e ve Resulullah Efendimizin (sav) hâline uygundu. Onun yemesini gören sanki âdet yerini bulsun diye yiyor zannederdi. Az yer, lokmaları küçük alır ve yavaş yerdi.

    Yakınları onu otuz senedir kaylule yaparken veya yatarken bir defa olsun sırt üstü veya sol tarafına dönüp yatmadığını söylemişlerdir. Hep sağ yanı üzerine yatar, sağ elinin içini sağ yanağı altına

    koyar, öyle yatardı.

    Her hâli istikamet üzere idi. "İstikamet, yani Allah-u Teâlâ’nın beğendiği doğru yol üzere olmak kerametin üstündedir" sözünü sık sık

    tekrar ederdi.

    Çok mütevazi, pek alçak gönüllü idi. Ben dediği hiç işitilmemişti. İslam âlimlerinin adı geçtiği zaman: "Bizler o büyüklerin yanında hazır olsak sorulmayız, gaib olsak aranmayız." Ve, "Bizler o büyüklerin yazılarını anlayamayız. Ancak bereketlenmek için okuruz" buyururdu. Halbuki kendisi bu bilgilerin mütehassısı idi.

    Kıymetli Sözlerinden Bazıları

    Bir keresinde: "Son zamanlarda, tekkeler cahillerin eline düştü. Dinden, imandan haberi olmayanlara şeyh denildi. Din düşmanları da, bu şeyhlerin sözlerini, oyunlarını ele alarak dine hurafeler karışmıştır, dedi. Halbuki bozuk tasavvufçuların sözlerini, işlerini din sanmak, bunları tasavvuf büyükleri ile karıştırmak, çok yanlıştır. Dini bilmemek, anlamamaktır. Dinde söz sahibi olmak için, Ehl-i sünnet âlimlerini tanımak, o büyüklerin kitaplarını okuyup, iyi anlayabilmek ve bildiğini yapmak lazımdır. Böyle bir âlim bulunmazsa, din düşmanları, meydanı boş bulup, din adamı şekline girer. Vaazları ile kitapları ile gençlerin imanını çalarak millet ve memleketi felakete götürürler."

    "Temiz ve yeni elbise giyiniz. Gittiğiniz yerlerde, ahlakınızla, sözlerinizle, İslam’ın vekarını, kıymetini gösterdiğiniz gibi, giyiminizle de saygı ve ilgi toplayınız."

    "Allah-u teâlâ, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları diyoruz. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lazımdır. Mesela buğday hasıl olması için, tarlayı sürmek, ekmek, ekini biçmek lazımdır. İnsanların bütün hareketleri, işleri, Allah-u teâlânın bu âdeti içinde meydana gelmektedir. Allah-u teâlâ sevdiği insanlara iyilik, ikram olmak için ve azılı düşmanlarını aldatmak için bunlara, âdetini bozarak sebepsiz şeyler yaratıyor."

    "Tek vakit namazımı kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih ederim."

    "Bizim meclisimizde bulunanlar, sükut içinde otursalar ve sükuttan başka bir şey görmeseler bile, din bahsinde âlim geçinenlerin hatalarını keşfederler, bir bir çıkarırlar."

    Talebelerinden

    Talebelerinden Hafız Hüseyin Efendi anlatır: “Tahsilimi İstanbul'da yaptım. Arabi ve Farisi'yi iyi bilirdim. Her toplulukta söz sahibiydim. Bir gün beni Abdülhakim Arvasi Hz.ne götürdüler. Maksadım orada da söz sahibi olmaktı. Kendisine çok yakın bir sandalyeye oturdum. Sohbete başladı. Hemen sonra sandalyede oturmaktan haya edip, yere indim. Sohbette, hiç bilmediğim, duymadığım şeyleri anlatıyordu. Yakınında yere oturmaktan da haya edip biraz geri çekildim. Biraz daha biraz

    daha derken nihayet kendimi kapının önünde buldum. Nerede ise kapıdan dışarı çıkacak hâle gelmiştim. Ben yıllarca şeyhlik postunda oturmuş, talebeleri olan biriydim. Seyyid Abdülhakimi görünce ancak talebe olacağımı anladım ve talebelerime:

    ‘Seyyid Abdülhakim Efendiyi görünce, tanıyınca şeyhliğin ne olduğunu anladım, eteğine yapışmaktan başka işim kalmadı’ dedim. O büyük zata talebe olmakla şereflendim.”

    Necib Fazıl Kısakürek anlatır: “Sene 1941... Almanlar sınırımızda. Ben, bir gazetede çıkan yazılarımda da üstüne bastığım gibi, İkinci Dünya Harbine girmemizin bir an meselesi olduğuna kâniim. Bu meseleyi huzurlarında savunuyorum. Lütfen dinliyorlar. Etraflarında yakınlarından birkaç kişi ve avukat Mahmud Veziroğlu isminde kendisini sevenlerden bir zat... Harbe sürüklenmek mecburiyetimizi riyazi bir vâkıa hâlinde gösteriyor ve anlatıyorum. Sonuna kadar dinledikten sonra buyurdular ki: "Harbe girilmez. Yalnız, Birinci Cihan Harbinde olduğu gibi pahalılık olmasa, vesika usulü çıkmasa (bari)." Buyurdukları gibi oldu. Harbe girmedik. Fakat pahalılık, vesika usulü milleti kavurdu. Mahmud Bey, bana bu kerameti sık sık tekrar eder

    ve; "Müthiş, müthiş!.. herkes harbi beklerken; "Harbe girilmez" ve kimse vesika usulünü beklemezken "O olacak" buyurmaları büyük keramet" derdi.

    Bayezid Camiinde; Erzincan zelzele felaketinden bir hafta kadar önce: "Allah-u teâlâ, zinanın aşikâr olduğu yerlere zelzele ile ceza verir. Erzincan gibi" buyurmuşlar. Kimse o esnada bu manayı anlayamamış, ama bir hafta sonra, duyanlar bu büyük bir kerametti, anlayamadık demişlerdir.

    Talebelerinden Tahir Efendi anlatır: “Kapalıçarşı'dan geçerken karşılarına tanıdıkları bir dükkancı çıktı. Adam hal hatır faslından sonra: "Efendim. Duâ edin de Allah-u teâlâ ümmet-i Muhammed'i kurtarsın.’ deyince, o da cevâben:

    ‘Siz bana o ümmeti gösterin. Ben de kurtulduğunu haber vereyim. Hani nerede o ümmet!’ buyurdu.”



    M. EMİN NEBİOĞLU
    Aşk imiş her ne var alemde
    İlm bir kil ü kal imiş ancak !
    Fuzuli

  2. #2
    Pürheves gündüzalp_58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    176

    Standart

    Allah hizmetlerinden dolayı O'ndan, bu yazıyı paylaştığınız için de sizden razı olsun muhterem kardeşim. Teşekkür ederim.

    Ma'as-selam.

  3. #3
    Gayyur kamyoncu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    64

    Standart

    Aziz, sıddık Risale-i Nur şakirtleri kardeşlerim,
    Risale-i Nur şakirtlerinin zayıf kısımlarına zarar veren, hatıra gelmeyen, ihtiyar bir zat tarafından bir itiraz münasebetiyle ve o gibi itirazların esasını kesecek bir hakikati beyan etmeye mecbur oldum. Evvelce birisine dediğim gibi bunu tekrar ediyorum.

    Hem mucib-i taaccüp, hem medar-ı teessüftür ki, ehl-i hakikat, ittifaktaki fevkalade kuvveti zayi ettikleri ve ziya' ile mağlûp oldukları halde, ehl-i nifak ve dalâlet, meşrebine zıt olduğu halde ittifaktaki ehemmiyetli kuvveti elde etmek için ittifak ediyorlar. Yüzde on iken, doksan ehl-i hakikati mağlûp ediyorlar. Ve en ziyade medar-ı taaccüp ve medâr-ı hayret şudur ki:
    En ziyade muavenet ve teşvik beklediğimiz ve onlar da, o yardıma İslamiyetçe ve meslekçe ve vazife-i diniyece mükellef oldukları bize yardımı yapmayıp, bilâkis, yanlış anlamasına binaen, Risale-i Nur'un hizmetine fütur verecek bir tarzda, mevki-i içtimaiyelerinin ehemmiyetine istinaden itiraz etmişler. Bir hakikate dair beyanata itiraz etmişler.
    Ben bilmiyorum, hangi meseledir, hangi ayete dairdir. Olsa olsa, gayet mahrem kısmından olan Birinci Şua namında, İşârât-ı Kur'aniyeden bir meseleye dair olacaktır. Bu aciz kardeşiniz, hem o eski dost zâta, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki: Kur'an-ı Mucizü'l-Beyânın feyziyle, Yeni Said, hakaik-i imaniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatçe bürhanlar zikrediyor ki, değil Müslüman uleması, belki en muannid Avrupa filozoflarını da teslime mecbur ediyor ve etmektedir.
    Amma, Risale-i Nur'un kıymet ve ehemmiyetine işari ve remzî bir tarzda, Hazret-i Ali (r.a.) ve Gavs-ı Âzamın (k.s.) ihbârâtı nev'inden, Kur'an-ı Mucizü'l-Beyânın dahi bu zamanda bir mucize-i manevisi olan Risale-i Nur'a nazar-ı dikkati celb etmesine mana-yı işârî tabakasından rumuz ve imaları, i'câzının şe'nindendir ve o lisan-ı gaybın, belagat-ı mucizekârânesinin muktezasıdır.
    Evet, Eskişehir Hapishanesinde, dehşetli bir zamanda ve kudsi bir teselliye pek çok muhtaç olduğumuz hengâmda, manevi bir ihtarla, "Risale-i Nur'un makbuliyetine dâir eski evliyalardan şahit getiriyorsun. Halbuki 62. sırrıyla en ziyade bu meselede söz sahibi Kur'andır. Acaba, Risale-i Nur'u, Kur'an kabul eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?" denildi. O acip sual karşısında bulundum.
    Ben de Kur'an'dan istimdat eyledim. Birden, otuz üç ayetin mana-yı sarîhinin teferruatı nev'indeki tabakattan, mana-yı işârî tabakasında ve o mana-yı işârî külliyetinde dahil bir ferdi Risale-i Nur olduğunu ve duhulüne, medâr-ı imtiyazına bir kuvvetli karine bulunmasını, bir saat zarfında hissettim ve bir kısmı, bir derece izah ve bir kısmı mücmelen gördüm. Kanaatimde hiçbir şek ve şüphe ve vehim ve vesvese kalmadı. Ben de, ehl-i imanın imanını, Risale-i Nur'la muhafaza niyetiyle o kat'î kanaatimi yazdım ve has kardeşlerime mahrem tutulmak şartıyla verdim.

    Ve o risalede, biz demiyoruz ki, "ayetin mana-yı sarîhi budur;" ta hocalar "Fihi nazarun" desin.
    Hem dememişiz ki, "Mânâ-yı işârînin külliyeti budur." Belki diyoruz ki, mana-yı sarîhinin tahtında müteaddit tabakalar var; bir tabakası da, mana-yı işârî ve remzîdir. Ve o mana-yı işârî de, bir küllîdir; her asırda cüz'iyatları var. Risale-i Nur dahi bu asırda o mana-yı işârî tabakasının külliyetinden bir ferttir. Ve o ferdin kasten bir medar-ı nazar olduğuna ve ehemmiyetli bir vazife göreceğine, eskiden beri ulema beyninde câri bir düstur-u cifrî ve riyaziyle karineler, belki hüccetler gösterilmişken, Kur'an'ın ayetine veya sarahatine değil incitmek, belki i'câz ve belağatine hizmet ediyor. Bu nevi işârât-ı gaybiyeye itiraz edilmez. Ehl-i hakikatın, nihayetsiz işârât-ı Kur'aniyeden had ve hesaba gelmeyen istihracatlarını inkâr edemeyen, bunu da inkâr etmemeli ve edemez.
    Amma, benim gibi ehemmiyetsiz bir adamın elinde böyle ehemmiyetli bir eserin zuhur etmesini istiğrab ve istib'ad edip itiraz eden zat, eğer buğday tanesi kadar çam çekirdeğinden dağ gibi çam ağacını halk eylemek azamet ve kudret-i İlahiyeye delil olduğunu düşünse, elbette bizim gibi acz-i mutlak, fakr-ı mutlakta ve böyle ihtiyac-ı şedit zamanında böyle bir eserin zuhuru, "vüs'at-i rahmet-i İlahiyeye delildir" demeye mecbur olur.
    Ben, sizi ve muterizleri Risale-i Nur'un şeref ve haysiyetiyle temin ediyorum ki, bu işaretler ve evliyanın imalı haberleri, remizleri beni daima şükre ve hamde ve kusurlarımdan istiğfara sevk etmiş. Hiçbir vakitte, hiçbir dakika, nefs-i emmareme medar-ı fahir ve gurur olacak bir enaniyet ve benlik vermediğini, size bu yirmi sene hayatımın göz önünde tereşşuhatıyla ispat ediyorum.
    Evet, bu hakikatle berebar, insan kusurlardan, nisyandan, sehivden hâli değil. Benim bilmediğim çok kusurlarım var. Belki de fikrim karışmış, risalelerde hatalar da olmuş. Fakat, Kur'an'ın hurufât-ı kudsiyesinin yerine, beşerin tercümesini ikame perdesi altında, noksan huruflarla, yeni hat altında, tahrifkârâne, ehl-i dalâletin tevilât-ı fâsideleri âyâtın sarâhatini incitmelerine bakmıyor gibi; biçare, mazlum bir adamın, kardeşlerinin imanını kuvvetleştirmek için, bir nükte-i i'câziyeyi beyan ettiği için, hizmet-i imaniyesine fütur verecek derecede itiraz, elbette değil öyle zatlar, belki zerre miktarı insafı bulunan itiraz edemez.
    Benim şahsım için mucib-i hayrettir ki, o itiraz eden zat, benim silsile-i ilimde en mühim üstadım olan Şeyh Fehim'in (k.s.) tilmizi ve en ziyade merbut olduğum İmam-ı Rabbânî (r.a.)'ın bir talebesi olduğu halde, herkesten ziyade kusurlarıma, eski karışık hayatlarıma, taşkınlıklarıma bakmayarak bütün kuvvetiyle imdadıma koşmak lazım iken, maatteessüf, ondan tereşşuh eden bir itiraz, bazı zayıf arkadaşlarımıza fütur ve ehl-i dalâlete bir senet hükmüne geçtiğini çok teessüfle işittik. O ihtiyar zattan, çabuk bu su-i tefehhümü izale etmek için tamire çalışmasını, hem duasıyla, hem tesirli nasihatiyle yardımını bekleriz.
    Bunu da ilâveten beyan ediyorum:
    Bu zamanda, gayet kuvvetli ve hakikatli milyonlar fedakarları bulunan meşrepler, meslekler bu dehşetli dalâlet hücumuna karşı zahiren mağlubiyete düştükleri halde, benim gibi yarım ümmî ve kimsesiz, mütemadiyen tarassut altında, karakol karşısında ve müthiş, müteaddit cihetlerle aleyhimde propagandalar ve herkesi benden tenfir etmek vaziyetinde bulunan bir adam, elbette dalâlete karşı galibane mukavemet eden ve milyonlar efradı bulunan mesleklerden daha ileri, daha kuvvetli dayanan Risale-i Nur'a sahip değildir. O eser, onun hüneri olamaz ve onunla iftihar edemez. Belki, doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakimin bu zamanda bir mucize-i maneviyesi, rahmet-i ilâhiye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşıyla beraber o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil, Risale-i Nur'un öyle parçaları var ki, bazı altı saatte, bazı iki saatte, bazı bir saatte, bazı on dakikada yazılan risaleler var. Ben yeminle temin ediyorum ki, Eski Said'in kuvve-i hafızası beraber olmak şartıyla, o on dakikalık işi, on saatte fikrimle yapamıyorum. O bir saatlik risaleyi, iki gün istidadımla, zihnimle yapamıyorum. Ve o altı saatlik risale olan Otuzuncu Sözü, ne ben, ne de en müdakkik dindar filozoflar, altı günde o tahkikatı yapamaz. Ve hâkezâ...
    Demek, biz müflis olduğumuz halde, gayet zengin bir mücevherat dükkânının dellalı ve birer hizmetçisi olmuşuz. Cenab-ı Hak, fazl ve keremiyle, bu hizmette halisane, muhlisâne bizi ve umum Risale-i Nur şakirtlerini daim muvaffak eylesin. Amin. (Kastamonu Lâhikası)


    62."Yaş ve kuru ne varsa ap açık bir kitapta yazılmıştır." En'âm Sûresi: 6:5.


    Said Nursî


  4. #4
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Evet, özellikle Kur'an'a ebced hesapları uygulamasında ve Risaleyi ispatta Abdulhakim Arvasi Efendi, Said Nursi merhumu tenkid etmiştir. Yukardaki yazı bunu anlatıyor olmalı... Yanlış hatırlamıyorsam "ihtiyar bir zat" ile kastedilen Arvasi efendidir. "İşârât-ı Kur'aniyeden bir meseleye dair" "mantıkça ve hakikatçe bürhanlar" "Acaba, Risale-i Nur'u, Kur'an kabul eder mi? Ona ne nazarla bakıyor? denildi" "Birden, otuz üç ayetin ... " "bir düstur-u cifrî ve riyaziyle karineler, belki hüccetler gösterilmişken" denilen yerler de bu ebced hesaplamalarına ve cifr ile işaret çıkarmalara dair olmalı.

  5. #5
    Ehil Üye Medresetü'zZehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Bulunduğu yer
    Eskişehir
    Yaş
    31
    Mesajlar
    1.934

    Standart

    Allah razı olsun..
    Hüsn-ü Aşk...



    Gayr-ı Meşru Bir Muhabbetin Neticesi Merhametsiz Bir Adavettir.


  6. #6
    Gayyur kamyoncu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    64

    Standart

    Alıntı karuban Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yanlış hatırlamıyorsam "ihtiyar bir zat" ile kastedilen Arvasi efendidir. .
    Evet kardeş doğru hatırlıyorsunuz!

  7. #7
    Vefakar Üye hafız halime - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    475

    Standart

    Ya kardeşler ben anlamadım şimdi...ortada bir tezatlık söz konusu..konuyu daha fazla bilgisi olan açabilir mi?Tevafuka bakın ki Kurn-ı Kerim risale-i nur'u kabul edermi sorusunu çok önceden ben sormuştum...şaşırdım...
    Aşk imiş her ne var alemde
    İlm bir kil ü kal imiş ancak !
    Fuzuli

  8. #8
    Gayyur kamyoncu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    64

    Standart

    Alıntı hafız halime Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ya kardeşler ben anlamadım şimdi...ortada bir tezatlık söz konusu..konuyu daha fazla bilgisi olan açabilir mi?Tevafuka bakın ki Kurn-ı Kerim risale-i nur'u kabul edermi sorusunu çok önceden ben sormuştum...şaşırdım...
    Neye şaşırdınız kardeşim? Üstelik tezatlığı nerede gördüğünüzü açıklarsanız belki bildiğimiz bir şey varsa paylaşırız.

  9. #9
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Ortada bir tezatlık yok esasında abdulhakim arvasi hz.leri gerçekten seyyidler cemaatinden bir mübarek zattır.
    Fakat bazı noktalarda üstad hz.lerinden farklı düşünmüştür ve üstadın bazı tavırlarının aleyhinde yer almıştır cifr hesapları ve sakal bırakmamak gibi ve bunu da açıkça dillendirmiştir.
    Ben bu düşüncesini o mübareğin dini hassasiyetinden kaynaklandığını düşünüyorum.
    malum içtihad eden hata etse bile bir sevabı var...
    hem üstad hz. leri kendisine hakkını helal etmiştir...
    ehl-i imanla brliktelk noktasında bu gibi konuları gündeme getirmenin doğru olmadığını düşünüyorum
    yani uhuvvetiize ve muhabbetimize zarar gelmesin

  10. #10
    Vefakar Üye hafız halime - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    475

    Standart

    Yani böyle imanın en yüksek mertebelrini yaşamış bi insan sanki risali-i nur u tenkid ediyomuş manasını çıkardım...bilmiyorum acaba yanlış mı anladım...daha önce bu zat hakkında bir bilgim yoktu okudum ve paylaştım...
    Aşk imiş her ne var alemde
    İlm bir kil ü kal imiş ancak !
    Fuzuli

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Mevlana Hazretleri ve Şems Hazretleri hakkında önerebileceğiniz eserler nelerdir?
    By bekliyoruz in forum Kitap, Dergi, Albüm Tanıtımları ve E-Kitap Paylaşımları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 23.07.12, 18:09
  2. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ve Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 24
    Son Mesaj: 11.11.09, 02:30
  3. Seyyid Osman Nuri Bağdadi Hazretleri
    By Ebû Dücâne in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.07.08, 12:31

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0