Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa - Toplam 6 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 59

Konu: Büyük Zâtlardan Himmet İstememde Bir Mahzur Var mı?

  1. #1
    Dost abdiarmagan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    izmir
    Yaş
    49
    Mesajlar
    27

    Standart Büyük Zâtlardan Himmet İstememde Bir Mahzur Var mı?

    iyi günler.
    uzun zamandır formunuzu takip ediyordum. yeni üye oldum.
    kafama takılan bir sorum var.
    risaleleri okuyup, anlamaya çalışıyorum.
    size bir sorum olacak. cevap verirseniz minnatdar olurum.
    ben daha önceleri tarikat ile ilgili kitaplar okurdum. ve o eserlerde gördüğüm gibi, büyük zatlardan himmet ve istimdat ederdim. dünyevi işlerimde darda kaldığım zaman, abdülkadir geylani, veysel karani gibi zatlardan medet dilerdim. ankarada hacı bayram türbesine her sınavdan önce mutlaka gider ve yardım isterdim. çoğu zaman da bunun faydasını gördüm.
    daha sonra üniversitede bir arkadaşım, sınav konusunda benim himmet istediğimi duyunca, bunun şirk olduğunu ve hemen tövbe etmem gerektiğini söyledi ve beni ikna etti. ben de vazgeçtim.
    fakat risaleleri okuduğum zaman, böyle himmet istendiğini gördüm. siz benden daha iyi bilirsiniz o kısımları.
    şimdi kararsız kaldım.
    büyük zatlardan himmet istememde bir mahzur var mı yok mu ?
    bu konuda beni aydınlatırsanız gerçekten çok büyük iyilik yapmış olursunuz.
    acaba ben mi yanlış anladım, yoksa bu meselenin aslı nedir ?

  2. #2
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Burada niyyet esastır. Babamızdan para, annemizden yemek, hocamızdan ilim istediğimiz gibi, Üstad da cevizini Abdulkadir Geylani Hz.'den istemiştir. Bütün bunların birer vesile olduğunu bilmek, müessiriyeti Allah'a vermek şartıyla hiç bir zararı yoktur. Allah unutularak, sebepler mucidmiş gibi yukarıdaki mezkur isteklerde bulunulursa, elbette ki; şirk hesabına geçer.



    __________

    İstiğase ayrı, vesile ayrı bir şeydir. İstiğase yardım istemek anlamını ifade eder. Vesile ise gayeye vasıta olan şeydir.

    Güneş ve ay gibi hizmeti çok da olsa, Ka'be ve Hacerü'l-esved gibi mukaddes de olsa cansız veya zevilukul olmayan bir mahluktan istiğase etmek caiz değildir.

    Zevilukul olan kimseden istiğase etmek meselesine gelince, bakılır, kendisinden istiğase edilen kimse salih ve mü'min değilse, ister gaib olsun kendisinden istiğase etmek caiz değildir. Fakat salih bir kul olursa, huzurunda veya kabri başında olursa, şefaat dilemek maksadıyla ondan istiğase etmek caizdir.

    Çünkü ölü olan kimse her ne kadar berzah alemine intikal etmiş ise de kendisine has bir hayatı vardır. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Peygamberler kabirlerinde hayattadırlar.” Yine Bedir savaşinda ölmüş müşrikler hakkinda da şöyle buyurdular: "Siz bunlardan fazla işitmezsiniz; ancak cevap veremezler."

    Cumhur-u Ulemaya göre hazir olmayan bir kuldan, salih de olsa istigsade etmenin caiz olduguna dair ayet ve hadis varid olmadigi gibi seleften de bir şey sabit olmamiştir. Hazir olmayan kimse salih de olsa gaybi bilmedigine göre, istigsade edenin durumunu nasil bilip şefaat edecektir? Avam tabaka bu hususu bilmedigi için, hüsnü zandan dolayi ifrata kaçiyor. Salahin ölçüsünü bilmediginden salih olmayani salih olarak telakki ettigi gibi , dünyanin en uzak köşesinde de olsa inandigi kimseden istigase edip yardimini istiyor.

    Ehli tasavvufa göre makam sahibi olan bir veli ister ölü ister uzakta olsun ondan istigase edilir. O yardim etme yetkisine sahiptir. Özellikle ehli tasarrufun yardimi dünyada oldugu gibi dünyadan göç ettikten sonra da varfir, devam eder.

    Vesile ise, demin dedigimiz gibi, gayeye yetişmek için vasita olarak kullanilari şeydir. Bunlarin çeşitleri vardir:

    1- Cenab-i Allah'in isimlerini vesile kilip tevessül etmek: Ibni Mace, Hz. Aişe'den şunu rivayet etmiştir: Hz Peygamber bir duasinda şöyle buyurdular: "Allah'im, temiz, hoş ve mübarek ismin hakki için senden istiyorum.”

    2- Kendisiyle tevessül edilen zatın duasını vesile kılıp istemek.

    3- Büyük ve salih kimsenin zatını vesile kılmak suretiyle tevessül etmek: Mesela, Allah'ım şu dileğim yerine gelmesi için Peygamberi veya Ebubekir'i vesile vesile kılıyorum demek gibi, Hz. Ömer (ra) yağmur duasında Hz. Abbas'ı (Peygamberimizin amcası) vesile kılarak şöyle dua etti: "Allah'ım, biz Peygamber'in amcasını sana vesile kılıyoruz, bunun için bize yağmur yağdır” (Buhari).


    4- İşlenen salih amelleri vesile kılarak tevessül etme: mesela, Allah'ım, senin için eda ettiğim şu hacc veya şu ibadet sana vesile kılıyorum; şu musibetten veya şu beladan beni kurtar demek gibi.

    Yukarıda saydığımız vesile çeşitleri İslam'da mevcuttur. Bunu İnkar etmek mümkün değildir. Vesile edinilen kimsenin vesile edenden üstün olması gerekmez. Hz. Peygamber (sav) Umre'ye gitmek için izin isteyen Hz. Ömer'e:”kardeşim bizi duadan unutma” dedi. Hem de Veysel-Karanı'nin kendisine dua etmesi için Hz. Ömer'e emir verdi. Yalnız peygamberi veya herhangi bir zatı bağımsız olarak tasavvur edip istiğase etmek, küfre kadar götürebilir. Buna dikkat etmek lazımdır.


    Sorularlaİslamiyet

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  3. #3
    Dost abdiarmagan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    izmir
    Yaş
    49
    Mesajlar
    27

    Standart

    somut olarak sorsam mesela.
    yolda arabam bozuldu.
    tenha bir yerde kimse yok.
    veysel karani den istimdat dilememde bir mahzur varmı..
    çünki birisi böyle yapmış ve arabası çalışmış.

    bana bu işler şirktir diyen arkadaşıma anlattım bunu..
    o da bana şeytan ve cinler ona yardım etmiştir. onu saptırmak için şeytan ve cinler ona yardım etmiştir diye cevap verdi.
    kafam çok karıştı.

  4. #4
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Alıntı abdiarmagan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    somut olarak sorsam mesela.
    yolda arabam bozuldu.
    tenha bir yerde kimse yok.
    veysel karani den istimdat dilememde bir mahzur varmı..
    çünki birisi böyle yapmış ve arabası çalışmış.

    bana bu işler şirktir diyen arkadaşıma anlattım bunu..
    o da bana şeytan ve cinler ona yardım etmiştir. onu saptırmak için şeytan ve cinler ona yardım etmiştir diye cevap verdi.
    kafam çok karıştı.

    Orada Veysel Karani'yi vesile yaparsa bir sakıncası yok. Arabasını çalıştıran Allah. Veysel Karani hz. de bunu Allah'tan istiyor, yani vesile.

    Arkadaşınızın arabayı çalıştıranın Veysel Karani olduğuna inanması durumunda şirk olur. Aksi halde bir sakıncası yoktur.
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (17.11.08 Saat 17:18 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  5. #5
    Vefakar Üye enes71 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    413

    Standart

    Şu zatın hürmetine bana şunu ihsan et denebilir. bunda bir mahzur olmasa gerek.

    Lakin bu tarz vesileler duanın şartı değildir.

    Direk Allahdan isteyene, felan zatın hürmetine demeyene de niçin demedin denilmez.

  6. #6
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    484

    Standart

    Alıntı abdiarmagan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    iyi günler.
    uzun zamandır formunuzu takip ediyordum. yeni üye oldum.
    kafama takılan bir sorum var.
    risaleleri okuyup, anlamaya çalışıyorum.
    size bir sorum olacak. cevap verirseniz minnatdar olurum.
    ben daha önceleri tarikat ile ilgili kitaplar okurdum. ve o eserlerde gördüğüm gibi, büyük zatlardan himmet ve istimdat ederdim. dünyevi işlerimde darda kaldığım zaman, abdülkadir geylani, veysel karani gibi zatlardan medet dilerdim. ankarada hacı bayram türbesine her sınavdan önce mutlaka gider ve yardım isterdim. çoğu zaman da bunun faydasını gördüm.
    daha sonra üniversitede bir arkadaşım, sınav konusunda benim himmet istediğimi duyunca, bunun şirk olduğunu ve hemen tövbe etmem gerektiğini söyledi ve beni ikna etti. ben de vazgeçtim.
    fakat risaleleri okuduğum zaman, böyle himmet istendiğini gördüm. siz benden daha iyi bilirsiniz o kısımları.
    şimdi kararsız kaldım.
    büyük zatlardan himmet istememde bir mahzur var mı yok mu ?
    bu konuda beni aydınlatırsanız gerçekten çok büyük iyilik yapmış olursunuz.
    acaba ben mi yanlış anladım, yoksa bu meselenin aslı nedir ?

    Allah hepimizi şirkten korusun. Amin.

    Ancak bundan önce de bazı konularda geçtiği gibi vehhabilik düşüncesine kapılan bazı adamlar büyük zatları, hatta evliyaları redde kadar gittiğinden bu tür meseleleri şirk saymışlardır. Ancak bu adamlar hayatlarına baksalar:
    Hastalandıklarında doktora giderler bu şirktir.(Şifayı Allah verir)
    Yemek yemek için Lokantaya giderler, bakkaldan alışveriş yaparlar bu şirktir( Rızkı yalnız Allah verir)
    Bir haksılığa uğradıkları zaman yargıya başvurur bu şirktir( Oysa Adil Allah'tır)
    vesaire. İşte bu adamlar bu kadar şeye şirk demiyorlar. Neden. Çünkü bunların sebebler olduğunu biliyorlar. Ama sorduğunuz meselenin de aynı olduğunu kavrayamıyorlar veya kavramak istemiyorlar. Yani, o zatlardan istimdat dilerken istimdat dileyen adam yardımın yalnız Allahtan geleceğini biliyor. Ancak duasına başka mübarek ellerin de katılmasını istiyor. Bunun neresi şirk. Üstad "Yâ Rab! Nasıl büyük bir sarayın kapısını çalan bir adam, açılmadığı vakit, o sarayın kapısını, diğer makbul bir zâtın sarayca me'nûs sadâsıyla çalar- tâ ona açılsın" derken buna da cevap vermiş oluyor ayrıca...

    Çok karışık olduğunun farkındayım. Kusura bakmayın...

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


  7. #7
    Ehil Üye Barla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    1.108

    Standart

    İ'lem eyyühe'l-aziz! Velilerin himmetleri, imdatları, manevi fiilleriyle feyiz vermeleri hali veya fiili bir duadır. Hadi, Muğis, Muin, ancak Allah'tır. Fakat insanda öyle bir latife, öyle bir halet vardır ki, o latife lisanıyla her ne sual edilirse-velev ki fasık da olsun-Cenab-ı Hak o latifeye hürmeten o matlubu yerine getirir. O latife pek uzaktan bana göründü ise de, teşhis edemedim.
    Nurlarla alâkadar olduğum zamanlarda, dünyevî bütün lezzetlerin fevkinde büyük bir zevk ve havâssımda azîm bir şevk hissediyorum...

  8. #8
    Dost Şehid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    15

    Standart

    Rasullerin, nebîlerin ve velilerin, vefatlarından sonra da yardımları vardır. Çünkü peygamberlerin mucizeleri ve velilerin kerametleri ölümlerinden sonra kesilmez. Zira birçok sağlam hadîs-i şerîfte varid olduğu üzere, peygamberler kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar, hacca giderler, dolayısıyla onların yardımları mucizelerinden sayılır. Şehitler de diridirler, gündüz gözüyle âşikâre kâfirlerle harbettikleri açıkça görülmüştür. Velilerin yardımı ise onların kerametleridir



    Evvelki yazımızda tevessülün çeşitlerine dair bazı örnekler ve deliller zikrettiysek de, ihtilaf edilen 4,7, 8, 9 ve 10. maddeyle alâkalı delilleri bu yazımıza havâle etmiştik. Bu arada birçok engelle, özellikle hastaneye kalkacak derecede hastalıklarla boğuşmama rağmen yine de size verdiğim sözde durmak gayesiyle ve gayretiyle bu yazımı hazırlamaya beni muvaffak kılan RABBİMe hamd-ü senâlar ve vefâtından sonra da bizim her halimize şahit olduğuna ve bizden himmetini esirgemediğine inandığım Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’e ve âl-i ashâbına salât-u selâmlar, talim ve terbiyeleriyle Ehl-i Sünnet çizgisinde kalmaya muvaffak kılındığımız kıymetli Üstâdımız Hacı Mahmud Efendi (Kuddise sirruhû) Hazretlerine hayırlı uzun ömür, sıhhat-ü âfiyet ve fevka’t-tecellîler ile dualardan sonra konuya girecek olursak; 4. maddede zikredilen: Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve salihler ile Allâh’a ant verilmesinin meşrûiyetinin delili: “Şüphesiz Allâh’ın öyle kulları vardır ki, (herhangi bir konuda) Allâh’a ant verseler, mutlaka Allâh onları doğru çıkarır (istediklerini yapar)” meâlindeki hadîs-i şeriftir. (Buhârî, Tefsîr, 113, no:4335, 4/1685-86; Hâkim, el- Müstedrek, no: 7932, 7/15-16) Bu zatların kendileri adına Allâh’a ant vermeleri meşrû iken, bu zatları Allâh için sevenlerin onlar adına Allâh’a ant vermeleri nasıl câiz olmasın?

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diğer peygamberleri vasıta etmiş midir?

    . maddeyle ilgili konuşacak olursak; Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in ve velilerin hakkı ile tevessülde bulunmak, bunun meşrûiyetinin delili, İbn-i Mâce’nin Bilâl ve Ebû Sa’îd el-Hûdrî (Radıyallâhu anhüma) gibi zatlardan naklettiği namaza çıkma duasıdır. Buna göre Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) namaza çıkarken: “Ey Allâhım! Ben Senden, Senden isteyenlerin hakkı hürmetine ve Sana (ibadete) doğru şu yürüyüşümün bahşı hürmetine… İstiyorum ki, beni ateşten sığındırasın, beni cennete sokasın ve benim günahlarımı bağışlayasın, çünkü günahları Senden başkası affedemez” derdi ve bunu okuyanlara büyük mükâfatlar vaad ederdi. (İbn-i Mâce, Mesâcid, 14, no:778, 1/256) Selef-i sâlihîn (geçmiş büyükler) ve onların peşi sıra gelenler bu dua ile amel ederlerdi ve buna kimse itiraz etmezdi. Yine böylece Taberânî, İbn-i Hıbbân ve Hâkim’in sahih kabul ettiği bir rivâyete göre Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Hz. Ali’nin annesi Fâtıma binti Esed (Radıyallâhu anha) ’ i kabre indirirken yaptığı duada: “Ey Allâh! Peygamberin ve ondan önceki peygamberler hakkı için annem Fâtıma binti Esed’i bağışla ve kabrini genişlet” demiştir. (Taberânî, el- Mu’cemü’l-kebîr, no:871,24/352) Zaten “Onların hakkı” demek onların Allâh katındaki derece ve makamları demektir, yoksa Allâh-u Te’âlâ’ya bir şey vacip olur anlamında değildir. 8. maddede konu edilen “Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in ve Salihlerin zatlarıyla tevessülün eşrûluğunun deliline gelince, Yahudilerin evvelce Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hürmetine düşmanları olan kitapsızlara karşı yardım istedikleri: “Onlar daha (Muhammed gönderilmeden) önce fetih istiyorlardı” (Bakara:89) âyetiyle açıklanmıştır. Nitekim Celâleyn gibi en kısa tefsîr dahil bütün tefsîrlerde ittifakla zikredildiği üzere; Yahudiler bir harpte zora düşseler Tevrât’ı çıkarıp, parmaklarını Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’ in ismi ve vasfı geçen yerin üzerine koyarak:“Ey Âllâh! Âhir zamanda gönderilecek peygamber hürmetine bize yardım et” diye dua ederler ve mutlaka icâbet olunurlardı. Allâh-u Te’âlâ onların bu duasından dolayı kendilerine kızmamış, bilakis bu kadar net bir şekilde tanıdıkları o zat kendilerine geldiğinde onu inkâr ettikleri için onları lanetlemiştir. (Bakara:89)

    Efendimizin (sav) âmâya öğrettiği duaneydi?

    Nesâî, İbn-i Mâce ve Tirmizî gibi bir çok muteber kaynakta Osman ibn-i Huneyf (Radıyallâhu anh)’dan rivâyet edilen âmânın hadîsi de bu maddenin en büyük delilidir. Şöyle ki, bir âmâ Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek: “Yâ Rasûlüllâh, Allâh’a dua et de, bana âfiyet versin” dedi. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) “İstersen dua edeyim, istersen sabret” buyurdu. O, “Dua et” deyince, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona abdest almasını ve güzelce abdest aldıktan sonra, iki rekat namaz kılarak: “Ey Allâh! Ben Senden istiyorum ve rahmet peygamberi olan Muhammed Peygamberin ile Sana yöneliyorum. Ey Muhammed! Ben bu isteğimin yerine gelmesi hususunda seninle RABBİMe yöneldim! Ey Allâh! Onun benim hakkımdaki şefaatini kabul et” diye dua etmesini emretti. İbn-i Huneyf (Radıyallâhu anh) şöyle anlattı: “VALLAHi biz henüz meclisten ayrılmamıştık, çok da uzun konuşmamıştık, o âmâ kişi yanımıza geldiğinde sanki onda hiçbir hastalık yokmuş gibi gözleri açılmıştı.” (İbn-i Mâce, İkamet, 189, no:1385, 1/441; Tirmizî, De’avât, 119, no: 3578, 51569; Ahmed ibn-i Hanbel, el-Müsned, no: 17240-41, 6/106; Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, no:8311, 9/30; Hâkim, el-Müstedrek, no: 1180, 1909, 4/ 458,700) Bu hadîsi büyük hadîs hafızları kitaplarında zikretmişlerdir ki, İbn-i Huzeyme, Tirmizî, İbn-i Mâce, Hâkim, Nesâ’î, Taberânî, Beyhakî, İbn-i Hıbbân, Ebû Nu’aym ve Münzirî (Rahimehümüllâh) bunlardan bir kaçıdır. Tevessülü yasaklayanların başı olan İbn-i Teymiyye bile bir çok kitabında bu hadîsin sahih olduğunu söylemeden edememiştir. Bu duanın Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in huzurunda yapıldığını söylemek davasız delildir, aksine âmânın abdest almaya gitmesi ve râvinin: “Yanımıza geldiğinde gözü açılmıştı” demesi Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in huzurunda yapılmadığının delilidir. Yine böylece bunu Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in sağlığına bağlamanın bir delili yoktur. Aksine hadîsin râvisi Osman ibn-i Huneyf, Hz. Osman (Radıyallâhu anh) zamanında ona bir işi düşen, fakat Osman (Radıyallâhu anh)’ın ilgisine nâil olamayan kişiye bu abdesti, namazı ve duayı yaptıktan sonra Osman (Radıyallâhu anh)’ın yanına gitmesini tavsiye etmiş; adam bunu yapıp halifenin kapısına gidince, kapıcı gelip elinden tutarak onu halifenin huzuruna sokmuş, Osman (Radıyallâhu anh) da onu alıp yanına oturtmuş ve işini görmüştür. Hatta o kişi Osman ibn-i Huneyf’in Osman (Radıyallâhu anh)’la kendisi hakkında konuştuğunu sanmış, konuşmadığını duyunca da şaşırıp kalmıştır. Taberânî ve Beyhakî bu ilâvenin de sahih olduğunu söylemişlerdir. Zaten Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu duayı kendi huzuruna ve hayatına tahsis etmemiş, bilakis “Bir ihtiyacın olursa, yine böyle yap” buyurmuştur. (Ebu’l Haseneyn el-İdrîsî, er-Resâil fî tahkîki’l-mesâil, 1/35) Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu hadîs-i şerîfte dara düşenlere, kendisine nidâ etmelerini emretmektedir. Çünkü Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) o kişiye “Ey Allâh!” demesini emretmekle yetinmemiş, bilakis onun ardından: “Sana rahmet peygamberi Muhammed peygamberinle yöneliyorum” demesini emretmiş, bununla da iktifâ etmeyip bizzat kendisini muhatap alarak ona nida etmek üzere: “Ya Muhammed! Ben Seninle RABBİMe yöneliyorum” demesini emretmiştir ki bunun, ondan tam anlamıyla şefaat istemeyi ve himmet-meded talep etmeyi emretmekten başka manası yoktur. Âlimler, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in, ümmetinden birine yaptığı emrin, bütün zamanlarda bulunan, huzurundaki ve gıyabındaki, hayatındaki ve vefatından sonraki tüm ümmetlere yönelik olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Ancak bu emrin özelliğine dair bir delil bulunması müstesnâ ki, konumuzda böyle bir şey söz konusu değildir. Aksine Osman ibn-i Huneyf gibi bir sahâbînin anlayışına bakılırsa böyle bir tahsisin olmadığı, dolayısıyla bu emrin Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından sonra da geçerli olduğu kolaylıkla anlaşılır. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bir mucize olarak sağlığında ve vefatından sonra ümmetine yetişmektedir. İbn-i Teymiyye’den önce hiç bir âlimin tevessüle şirk dediği, haramlık bir yana, mekruh bile dediği işitilmemiştir. Aksine Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’i aracı yapmanın, ona salavât okumak gibi duanın sünnetlerinden olduğunu söylemişlerdir. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in ümmetine şirk olacak ya da şirke sebebiyet verecek şeyleri öğretmiş olmasını bir Müslüman nasıl düşünebilir? Bilakis onun öğrettiği tevessül, istiğâse, istişfâ’ ve teberrük (aracı yapmak, yardım istemek, şefaat talep etmek ve bereketlenmek) gibi mefhumların tamamı kâmil imanı mûcip olan üstünlüklerdir. Osman ibn-i Huneyf’in Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından sonra başkalarına bu duayı öğretmesini sünnete muhalif sayanlar İbn-i Ömer (Radıyallâhu anhüma) nın yaptığına ne diyecekler? Nitekim bir kere onun ayağı uyuştuğunda ona: “En sevdiğini an” denilince, “Yâ Muhammed!” diye Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’e nida etti ve uyuşması hemen geçti. (Buhârî, el-Edebü’l –Müfred, no:993, sh:261-262) Bu câhiller sünneti bu yüce sahabîlerden daha iyi bildikleri iddiasındaysalar, zaten muhatap alınmaya değer değildirler. Bilmediğini bilmemek demek olan cehl-i mürekkepten Allâh’a sığınırız.

    Müridânın Şeyhinden himmet talebi caiz midir?

    Gelelim müritlerin şeyhlerinden “Yâ Şâh-ı Nakşibend! Yetiş!”, “Yâ Abde’l-Kâdir-i Geylânî! Himmet et!” gibi sözlerle himmet istemelerine: Şâfi’î ulemâsından Allâme Şihab er-Remlî (Rahimehullâh)’a, “Bazı insanlar zorluklarla karşılaştıklarında: ‘Ya Şeyh filan!’ gibi nidalarla, peygamberlerden, velilerden, âlimler ve salihlerden istiğâsede bulunuyor (meded dileniyor)’lar, bu câiz midir? Bu zatların, vefatlarından sonra bir iğâseleri (yardımları) var mıdır?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Rasullerin, nebîlerin ve velilerin, vefatlarından sonra da yardımları vardır. Çünkü peygamberlerin mucizeleri ve velilerin kerametleri ölümlerinden sonra kesilmez. Zira birçok sağlam hadîs-i şerîfte varid olduğu üzere, peygamberler kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar, hacca giderler, dolayısıyla onların yardımları mucizelerinden sayılır. Şehitler de diridirler, gündüz gözüyle âşikâre kâfirlerle harbettikleri açıkça görülmüştür. Velilerin yardımı ise onların kerametleridir.” (Fetâve’r-Remlî, fî hâmişi’l- Fetâve’l-Kübrâ, libni Hacer el-Heytemî, 4/382, el-Fetâve’l-Hayriyye, fî hâmişi’l- Ukûdi’d-Dürriyye fî Tenkîhi’l-Hâmidiyye, 2/279-280, Tehânevî, Ahkamü’l-Kur’an, 3/67, Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak, sh:141) İnşâallâh bundan sonraki yazılarımda sırasıyla “Tevessül edilen kişinin ölü veya diri olmasının fark etmeyeceği”, “İstiğâse (peygamberler ve velîlerden yardım istemek”, “Müşriklerin putlara ibadetiyle müminlerin tevessülünün hiçbir alâkası olmadığı”, “Teberrük (peygamberlerin ve velîlerin sakalı, sarığı vesâir kutsal emânetleriyle bereketlenmek)” gibi önemli konuları tafsîlatıyla ele almaya çalışacağım. Muvaffakiyetim ancak Allâh’ın yardımıyladır. Ancak O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yönelirim. Yazılarımızı dikkatle takip edenler, imanlarını arttıracak, rağbetlerini kuvvetlendirecek, rahmetlere koşturacak ve icâbet eserlerini gösterecek nice ilimlere ulaşacaklardır. Allâh’a, Rasûlüne ve dostlarına emanet ederim!

    Ahmet Mahmud ÜNLÜ
    "Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden,
    Sonunda ne dünya kaldı ne din..Hepsi gitti elimizden...."

  9. #9
    Dost Şehid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    15

    Standart

    ALLAH-u Teâla’ya, Zat’ının celaline yakışır şekilde hamd-ü senadan, Resûlü Muhammed Mustafa’sına, kendisini bizden razı edecek şekilde salât-ü selamdan ve âl-i ashâbını bu salavâta kattıktan sonra; bu sayıda yazmaya başlamak istediğim konu, günümüz Müslümanlarının kafaları karıştırılarak itikatlarının bozulmak istendiği tevessül konusudur.
    Maalesef Ehli Sünnet olarak tanıdığımız ve kendilerine güvendiğimiz Müslümanların bir kısmı, kendilerini selefi diye tanıtan Ehli Sünnet dışı bir takım akımlara kapılarak Rasûlüllah (sallALLAHu Aleyhi Vesellem) Efendimizin bile vefatından sonra bir şeye gücü yetmediği, dolayısıyla ne ondan, ne de başka hiçbir peygamber ve veliden ölümlerinin ardından bir fayda gelmeyeceği şeklinde yanlış bir inanca sahip olmuşlardır. Hatta peygamberlerin ve velilerin yüzü suyu hürmetine ALLAH-u Te’âlâ’dan bir şey istemenin şirk olduğunu savunacak kadar büyük bir batağın içine sürüklenmişlerdir.
    Bu gibi yanlış görüşleri savunanların bir kısmı ilim ehli geçinmekte cahil buldukları masum halkı kandırma kastıyla ve Rasûlüllah (sallALLAHu Aleyhi Vesellem)’e ait Hırka-i Şerif ve Sakal-ı Şerif gibi kutsal emanetleri ziyaretin bile onları dinden çıkaracağı görüşünü yaymakta, böylece Müslüman Türk milletini ve diğer Müslüman halkları on dört asırdır amel ederek bereketlendikleri güzel tatbikatlardan uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar.
    Tabi ki bize düşen, ilmî delillerle konuya açıklık getirmek ve bu hususta kafalara sokulmak istenen şüpheleri ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Bu vesileyle tüm okurlarımı hakkı bulma ve doğruya erme niyetiyle yazılarımı dikkatlice okumaya davet eder ve hepimiz hakkında Rasûlüllah (sallALLAHu Aleyhi Vessellem)’in: “Ey ALLAH’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle, batılı da batıl olarak göster de ondan sakınmaya muvaffak eyle!” duasıyla dua ederim. Yazımı “Tevessülün mahiyeti ve çeşitleri”, “Tevessülün âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf’ten delilleri”, “Tevessül edilen zatın diri veya ölü olması arasında bir fark bulunmadığı”, “İbadetin hakikati”, “Müşriklerin ibadetiyle müminlerin tevessüllerini mukayese etmenin yanlışlığı”, “Rasûlüllah (sallALLAHu Aleyhi Vessellem)’in mübarek saçı, sakalı, cübbesi, kabr-i şerif-i ve sair kutsal emanetleri ile teberrük” başlıkları altında sürdürmeye çalışacağım. ALLAH-u Te’âlâ bizlerden güzel anlatım, sizlerden de güzel anlayış nasip eylesin.

    Tevessülün Mahiyeti Ve Çeşitleri
    Tevessül; bir şeyi bir şeye aracı etmek, bir şeye ulaşmak için bir şeyi vesile edinmek gibi anlamlara gelmektedir ki, İslam’da bunun bir takım çeşitleri vardır.
    1- ALLAH-u Te’âlâ’nın isimlerinden herhangi bir isimle tevessül. Nitekim Âişe (RadıyALLAHu Anhâ)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifteki duasında Rasûlüllah (SallALLAHü Aleyhi Vesellem): “Ey Allâh’ım! Ben Senden temiz ve pak olan, Sana en sevgili olan o mübarek isminin hürmetine isterim ki onunla dua olunduğunda kabul edersin, onun hürmetine bir şey istendiğinde verirsin…” buyurmuştur. (İbn-i Mace, Dua, No : 3859, 2/1268)
    2- Salih amellerle tevessül. Buna örnek olarak, içinde bulundukları mağaranın kapısına kaya yuvarlanarak mağarada mahsur kalan üç kişinin kıssasını anlatabiliriz. Nitekim İbn-i Ömer (RadıyALLAHu Anhûma)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte beyan edildiği üzere: “Bu üç kişiden biri, ana babasına yaptığı iyilik hürmetine, ikincisi, bütün fırsatları elde etmişken zinadan uzaklaşması vesilesiyle, üçüncüsü de, emanete riayeti ve başkasının malını koruyup tam olarak sahibine ödemesi hürmetine Allâh-u Te’âlâ’dan o kayayı mağaranın ağzından kaldırmasını niyaz etmişler, Allâh-u Te’âlâ da, onların bu iyi amellerini dualarının kabulüne vesile kılarak her bir tevessülün peşine kayayı biraz daha açmış, sonunda onları tamamen kurtarmıştır.” (Buhârî, Buyû’, 98, No: 2102, 2/771; Müslim, Zikir 27, No: 2743, 4/2099) Zaten bu iki madde Müslümanlardan hiçbir kimsenin meşruluğu hakkında ihtilaf etmediği konulardır. Tevessül meselesinde bir takım anlayışsızların karşı çıktığı hususlar ise bundan sonra zikredilecek olan kısımlardır ki, biz bu yazımızda fırsat bulduğumuz ölçüde bu bölümleri örneklendirerek izah edeceğiz. İnşâallâh bir sonraki yazımızda da bunların meşruiyetinin delillerini gün gibi ortaya koyacağız.
    3- Rasûlüllah (SallALLAHü Aleyhi Vesellem)’in ismiyle tevessül. Nitekim İbn-i Kesîr’den nakledilen: “Yemâme vâkasında Müslümanların şiarı (kendilerini tanıtıcı vasıfları): ‘Ey Muhammed! (Bize yetiş!)’ demeleriydi” (el-Bidâye ve’n-Nihaye, 6/324) rivayeti, sahabe-i kiramın Rasûlüllah (SallALLAHü Aleyhi ve Sellem)’in ismi hürmetine ALLAH-u Te’âlâ’dan yardım istediklerinin en büyük delili ve örneğidir.
    4- Rasûlüllah (Sallalahu Aleyhi Vesellem) ve sâlihlerle ALLAH’a ant vermek. Mesela bir kişinin: “Ey ALLAH’ım! Sana Rasûlüllah (SallALLAHü Aleyhi ve Sellem) ile ant veriyorum ki benim şu dileğimi mutlaka yerine getiresin.” Veya: “Falan veli ile hürmetine senden istiyorum ki mutlaka hastama şifa veresin” demesi bunun örneğidir. ALLAH’a ant verme konusunun meşruluğuna dair deliller bir sonraki yazımızda inşâallâh zikredilecektir.
    5- Rasûlüllah (SallALLAHü Aleyhi Vesellem)’den ve sâlihlerden dua isteyerek onlarla tevessülde bulunmak. Bir kimsenin: “Ey ALLAH’ın peygamberi! Ben senden ihtiyacımın görülmesi için dua etmeni istiyorum” demesi bu kabildendir. Nitekim Ömer (RadıyALLAHu Anh) umreye gitmek için Rasûlüllah (sav)’den izin istediğinde, Rasûlüllah (sav) ona: “Ey kardeşim! Bizi duandan unutma” diyerek tevazu göstermiştir. (Ebû Davûd, Salât 358, No: 1498, 1/470) Salihlerden dua isteme hususunda daha birçok hadis-i şerif mevcuttur.
    6- Rasûlüllah (SallALLAHü Aleyhi Vesellem)’in veya herhangi bir velinin makamı ya da hürmeti ile tevessülde bulunmak. Nitekim bir kimsenin : “Ey ALLAH’ım! Ben peygamberinin hürmetiyle sana tevessül ediyorum.” demesi, “Ben onun yüce makamını ve Senin katındaki yüksek mertebesini ihtiyacımın görülmesi için sebep kılıyorum” anlamına gelmektedir.
    7- Rasûlüllah (SallALLAHü Aleyhi Vesellem)’in ya da velilerin hakkı ile tevessülde bulunmak. Bir kişinin : “Ey ALLAH’ım! Ben peygamberin hakkı hürmetine sana tevessülde bulunuyorum” demesi, Rasûlüllah (sav)’in hürmetine ALLAH-u Te’âlâ’dan bir şey istemesi demektir, yoksa ALLAH-u Te’âlâ’ya bir şey vacip olur (zorla yaptırılabilir) anlamında değildir. Salihlerin hakkı ile ALLAH-u Te’âlâ’ya tevessülde bulunmanın meşruiyetinin delilleri de inşâallâh bir sonraki yazımızda açıklanacaktır.
    8- Rasûlüllah (SallALLAHü Aleyhi Vesellem)’in, veya diğer peygamberlerin ya da velilerin zatıyla tevessülde bulunmak. İşte bu kişinin : “Ey ALLAH’ım! Ben Senden peygamberin Muhammed (sav) hürmetine dileğimi yerine getirmeni isterim” diyerek Rasûlüllah (sav)’in zatını veya diğer salih kimselerin zevatını aracı yapmasıdır.
    9- Rasûlüllah (SallALLAHü Aleyhi Vesellem)’den şefaat istemek. Bir mütevessilin : “Ya RasûlALLAH! Bana şefaat et!”, “Senden bana şefaat etmeni isterim”, “Ey ALLAH’ım! Peygamberini bize şefaatçi kıl” gibi sözlerle şefaat talep etmesidir ki bu kısmın izahı da bir sonraki yazımızda yapılacaktır.
    10- Tevessül çeşitlerinden biri de bir işi bizzat vesileye isnat ederek ondan istemektir ki bir manada bu, vesile olan şahıstan, o işin görülmesi için ALLAH-u Te’âlâ’ya yönelmesini istemektir. Zira ALLAH ile birlikte kimsenin yapma veya bırakma hakkı yoktur. Aracı edilen zat ise bir şefaat ve dua sebebi olmaktan öte geçmez.
    Ahmet Mahmut Ünlü
    "Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden,
    Sonunda ne dünya kaldı ne din..Hepsi gitti elimizden...."

  10. #10
    Dost abdiarmagan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    izmir
    Yaş
    49
    Mesajlar
    27

    Standart

    yazılanları okudum. bir kısmını anladım. bir kısmını anlayamadım.
    anladığım kadarıyla, bana bu işler şirk diyen arkadaşımın sözü yanlış.
    ben rahatlıkla ne zaman bir sıkıntım olsa, hacı bayram hazretlerinin türbesine gidip ondan isteyebilirim. zaten hep böyle yapıyordum. bundan sonrada hep böyle yapacağım.
    veysel karaniden, gavsı geylaniden yardım dilemeden nasıl maksadıma ulaşırım. ben kimimki doğrudan Allah'tan isteyeyim. Ancak o büyüklerin himmetiyle yardım isteyebilirim.
    zaten ben kendi kafamda meseleyi böyle çözmüştüm. ilmi izahlara ihtiyacım vardı. çünki, ne zaman meded "ya veysel karani" diye istimdat eylesem, o arkadaşım gibi bunun şirk olduğunu söyleyen biri çıkar korkusuyla hep gizli gizli korka korka istimdat ederdim.
    artık elimde bu ilmi deliller varken kimseden korkmama gerek kalmadı.
    beni bu konuda aydınlatan ilim erbabı hocalarıma teşekkür ederim.
    gavsı azamın himmeti üstünüzden eksik olmasın.

Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Halbuki küçük Sahabelere, büyük velilerden daha büyük deniliyor?
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.08.14, 05:21
  2. Madem sizde büyük bir himmet ve kuvvetli bir iman...
    By fanidünya... in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.12.13, 16:36
  3. Himmet ve Gayret-i Diniye
    By gamze-i_dilruzum in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 14.08.13, 11:05
  4. Son Şahitler'den Ali Himmet Berki Anlatıyor...
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.08.11, 17:51
  5. Himmet Dede
    By MütevekkiL in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.09.08, 00:37

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0