Ülfet, günlük hayatın verdiği yoğunluk, geçim sıkıntısı, aktüalite içine girip
boğulma gibi pek çok sebeplerden dolayı dinî hayatımız adına canlılık ve
zindeliğimiz, şevk ve heyecanımız zamanla pörsüyebiliyor. Çoğu zaman
bunun farkında bile olamıyoruz ve zamanla verdiğimiz tavizlerin altında
kalıp ezilebiliyoruz.


"Taviz, tavizi doğurur" şeklinde bir ifade var. Bu ifade, ibadet hayatımız
için de geçerli. İbadetlerimizden verdiğimiz tavizler, zamanla bizi
ibadetsizliğe kadar götürebilir.
Çok sevdiğimiz bir hocamızın şu sözleri bu
hakikati güzel bir şekilde dile getiriyor: "Namazlardaki ihmal, tesbihata
gösterilen ihmalle başlar."
Yani namazlarımızdaki ihmal zincirinin veya
taviz zincirinin ilk halkası tesbihata gösterilen ihmal oluyor. Buradan
tesbihatın ibadet hayatımızda asla ihmal edilmemesi gereken bir ibadet
olduğu açıkça anlaşılıyor. Ayrıca yine bir mana büyüğümüz, asrımızda bir
mümin için asgari takva ölçüsünü verirken şu maddeleri sayıyor:

1. Büyük günahları terk etmek
2. Beş vakit namaz kılmak
3. Tesbihat

Evet, insandaki canlılığın asıl merkezi, insanın içidir, gönlüdür.
Namazlardan sonra yaptığımız tesbihat, bu canlılığı koruma adına çok
önemli bir iksirdir. Peygamber Efendimiz, bir hadislerinde bunun önemini
şu ifadelerle dile getiriyor:

"Ben size, sizi geçenlere erişebileceğiniz, sizden sonrakileri geride
bırakacağınız ve sizin yaptığınızı yapandan başka hiçbir kimsenin sizden
daha üstün olamayacağı bir şeyi öğreteyim mi?" diye buyurur. Bunun
üzerine ashab:
"Evet, ey Allah'ın Resulu (öğretiniz)" derler. Efendimiz (sas) de:
"Her namazın peşinden otuz üçer defa tesbih (subhanallah), hamd
(elhamdülillah) ve tekbir (Allahu ekber) okursunuz" buyurur. (Ebû Dâvud,
İmâre, 20; Ahmed b. Hanbel, V, 196).

Başka bir hadisi şerifte ise bu mesele şöyle ifade ediliyor:
"Kim her namazın peşinden otuz üç defa Allah'ı tesbih eder, otuz üç defa
Allah'a hamd eder ve otuz üç defa da Allah'ı tekbir eder, yüzü tamamlamak
için de: "Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh, lehülmülkü ve lehülhamdü
ve hüve ala külli şeyin kadîr" derse, deniz köpüğü kadar hata ve günahı
olsa bile bağışlanır." (Müslim, Mesacid, 144, 145, 146).

Sünnet, Efendimiz'le irtibata geçmenin adıdır

Evet, hadislerden tesbitahın ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Biz, haklı
veya haksız mazeretlerle bazı zamanlarda tesbihatı ihmallerimize kurban
verebiliyoruz. "Ne de olsa tesbihatı yapmak sünnet. Yapmasam da olur"
düşüncesini bir taviz olarak değerlendirmemiz lazım. Çünkü insanın fıtratı
buna çok müsait. Öncelikle tesbihatı terkeden, zamanla namazların
sünnetlerini terk edebilir. Ve bu durum insanı zamanla -Allah korusun-
namazdan tamamen uzaklaştırabilir.
Biz ibadet hayatımızda sünnetlere, bir
manada insanın sahib-i sünnet ile yani Efendimiz (sas) ile irtibata
geçmesinin adı olarak bakmalıyız. İnsan, sünnetlere devamı nisbetinde,
O'nunla kontak olur. İşlediğimiz sevaplarla sevinen, günahlardan dolayı
üzülen Allah Rasülü'yle devamlı irtibat halinde olmanın yolu sünnetleri
yerine getirmekten geçiyor.


Namaz tesbihatı

Yukarıda hadisi şerifte ifade edilen namazlardan sonra yaptığımız herkesin
bildiği tesbihatın dışında bir de "Namaz tesbihatı" diye meşhur, diğerine
göre biraz uzunca olan bir tesbihat daha vardır. Mana büyüklerimiz
tarafından Kur'an ve hadis edalı tesbih lafızları bir araya getirilerek
oluşturulan bu tesbihatta, bilinen ve camilerde okunan tesbihata ek olarak
okunması hadislerle tavsiye edilen dualar, salavatlar, esmâ-i hüsna ve ism-i
âzam duaları yer almaktadır. Aslında kendimizi tesbih mevzuunda
kısıtlamadan namazlardan sonra bu tesbihatı yapmamız çok daha bereketli
olacaktır.

Rabbimizi gönlümüzden gele gele tesbih etmeliyiz

Rabbimizi tesbih ederken dil ucuyla değil de gönlümüzden gele gele tesbih
etmeliyiz. Hani insan ister ki, Allah'ın sevgili kullarına müyesser olduğu
gibi öyle bir tesbih çeksin ve bir tesbih, binlerce "sübhanallah"ı sığdırsın..
bir defa desin; ama binlerce tesbihi birden demiş gibi kalbi açılsın. Esasen
bu hal mümkündür ve zamanla insan, böyle bir ufku yakalayabilir. Allah'ı
böyle dolu dolu tesbih eden kulları, kendilerine verilen nimetlerin
farkındadırlar. Farkında olmak, o nimette bir enginlik hasıl eder onların
gönlünde. Yapıp ettikleri fiilî, kavlî ve fikrî hiçbir şükrü yeterli görmezler
ve "Ben bu nimetlerin şükrünü eda edemem.." der ve devamlı şükrü daha
iyi eda edebilme yolları ararlar.

Tesbih için "şu kadar yeter" dememeliyiz

Evet, biz Cenâb-ı Hakk'ı ne kadar anarsak analım yine de O'nun nimetlerine
karşı şükür, hamd ve tesbih mukabelesini gereğince yerine getirmiş
olamayız. Bu sebeple, "Yâ eyyuhellezîne âmenüzkürullâhe zikran kesîrâ;
Ey İman edenler! Allah'ı çok zikredin, O'nu sık sık anın" denilip Allah'ın
çokça anılması söylendikten sonra "ve sebbihûhu bükraten ve asîlâ; Sabah-
akşam onu tesbih ve takdis edin" (Ahzab, 33/41) denilerek Cenâb-ı Hakk'ı
tesbih ve takdis etme, O'nun noksan sıfatlardan uzak olduğunu anlatma
mevzûu nazara verilmektedir. Biz de bunun için sabah-akşam "Sübhâneke
Yâ Allah, teâleyte Yâ Rahman, ecirnâ mine'nnâr, bi afvike Yâ Rahman"
veyahut "Ya Cemil Ya Allah, Ya Karib ya Allah, Ya Mücib Ya Allah..."
diyerek O'nu tesbih etmeliyiz. Rabbimizi tesbih etme mevzuunda "şu kadar
yeter" dememeli, O'nu ne kadar anarsak analım yine de O'nun bize olan
nimetleri karşısında zikir ve şükürde bulunamadığımız düşüncesini
hatrımızdan çıkarmamalıyız.

"Beni anın ki ben de sizi anayım!"

Diğer taraftan, Cenâb-ı Hak, "Beni anın ki ben de sizi anayım!" (Bakara,
2/152) buyuruyor. Yani biz, Allah'ı ibadet ve tesbihlerimizle anacağız, O da
bizi teşrîf ve tekrîmle anacak.. biz duâ ve tesbihlerle O'nu mırıldanıp
duracağız, O da icâbetle bize lütuflar yağdıracak.. biz dünyevî işlerimizin
arasında O'nu unutmayacağız, O da bizi her iki dünyada da
şereflendirecek.. biz yalnız kaldığımız dönemlerde de O'nunla dolup
taşacağız, O da yalnızlıklara itildiğimiz yerlerde bize yakın olacak.. biz
rahat olduğumuz zamanlarda O'nu dilden düşürmeyeceğiz, O da rahatımızı
kaçıran hâdiseler karşısında rahmet esintileri gönderecek.. biz O'nun
yolunda ihlâslı olacağız, O da bizi gözlerin görmediği, kulakların
işitmediği, insan tasavvurunu aşan hususî iltifatlarla şereflendirecek.