+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Küfrün Bir Tahlili

  1. #1
    Yasaklı Üye ebu_zer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesajlar
    64

    Standart Küfrün Bir Tahlili

    <H1>KÜFRÜN BİR TAHLİLİ

    İnsanlık tarihi, birbirine taban tabana zıt, aksi istikamette giden iki çizgi üzerinde yürümüştür. Bu çizgilerden bir istikameti ve doğruluğu, diğeri ise bunun tam aksi olan, dalalet ve haktan saptırmayı temsil etmiştir. Bu iki çizginin malum ve maruf isimlerinden,

    Birincisinin adı: İman diğeri ise: Küfürdür.Bu iki isimlerin alt yolları, alt birimleri var mı? diye merak ederseniz, karşınıza, merakınızı hayrete çevirecek bir tablo ile karşılaşacaksınız, tıpkı benim gibi.
    Zira birinci çizgi olan; İman, istikamet yolunun bir alt birimi ve varyantı söz konusu değildir. Tek bir isim ve tek bir yoldur. Gayet açık ve nettir.
    Ama ikinci yol olan küfür, inkar yolu ise, kafaları karıştıracak kadar alt birimlerden meydana gelmektedir. Her biri çıkmaz bir yola giren labirentler gibi karışık ve dağınıktır. Daha çizginin başındaki bu karışıklık, netice hakkında da önemli ip uçları vermektedir. Küfrün cerbeze ve aldatma üzerine bina edildiği, çizginin dağınıklığından okunmaktadır.

    Kısacası, iman yolu tevhide, küfür yolu ise teslise,
    İman yolu birliğe; küfür yolu ise çokluğa kapı açar.
    İşaratül icazda geçen ve yukarıdaki tahlilin neticesi olan aşağıdaki ifadeleri okuyunca, sizler de iman çizgisinde yürümenin rahatlığını ve küfür çizgisinde bırakın yürümeyi, onu anlamanın dahi ne kadar sinir bozucu olduğunu anlayacaksınız. İfadeler özetle:

    “Küfür iki kısımdır. Bir kısmı, bilmediği için inkâr eder; ikincisi, bildiği halde inkâr eder. Bu da, birkaç şubedir. Birincisi, bilir, lâkin kabul etmez. İkincisi, yakîni var, lâkin itikadı yoktur. Üçüncüsü, tasdiki var, lâkin vicdanî iz'ânı yoktur”
    Şimdi bu pasajı biraz daha açmaya çalışalım:
    Cehilden gelen küfür iki kısımdır. Birisi bilmediği için küfre giriyor. Buradaki cehil, hakiki anlamında kullanılmıştır. Yani ilimsizlikten gelen bir haldir. Bu küfrü izale etmek kolaydır.

    İkincisi ise bilerek, anlayarak, üzerinde kafa yorarak küfre giriyor. Buradaki cehil, kalbin tasdik etmemesinden gelen bir cehalettir. Yoksa, bilmemekten, ilimsizlikten gelen bir cehalet değildir. Buna da mecazi cehil diyebiliriz. Zira cehilden kasıt, kalben tasdik etmemektir.

    Bu küfrün ikinci şubesi, yani bildiği halde, ilmi olduğu halde inkar etmek kısmı da kendi arasında üç kısım olarak değerlendirilmiştir. Burada ki kısımlar genel olarak ilim ve bilmek arasındaki derece, kuvvet ve farka bakar.
    Birincisi bilir, lakin kabul etmez. Bu bilmek, diğer ikisine nazaran ilim ve bilmek noktasından daha zayıf ve alt derecededir. Tıpkı ilmel yakin gibi. Ama tasdik etmediği için, bilmesi ona bir fayda sağlamaz.

    İkincisi, yakin var, lakin itikadı yoktur. Yakin, bilmeye nispeten daha kuvvetli bir katiyet ifade eder. Ittıladaki keskinliğe işaret eder. Mekke ehlinin, Hazreti peygambere olan ıttılaı gibi. Çünkü, ona olan yakınlıkları, onun hafi ve ince hallerini bilmesine vasıtadır. Bu da bir nevi aynel yakin gibi bir bilmeye bakar diyebiliriz. Lakin buna rağmen itikat etmiyorlar.

    Üçüncüsü: Tasdiki var, lakin vicdani iz’anı yoktur. Burada artık bilmenin zirvesine çıkmıştır Tıpkı hakkel yakin gibi, Ebu Talibin, yeğeni olan Hazreti Muhammedin(sas) en hafi haline olan vukufiyeti gibi. Ama kalben tasdik olmadığı için, iman sayılmaz. Onun için ehli sünnet alimleri Ebu Talibin yeğenine olan sevgi ve muhabbetini imandan saymamışlar.
    Kalb, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır Yani, kalbi oluşturan ve şekillendiren, vicdanın hissi iz’anı ve idraki ile dimağdan gelen, yani akıldan gelen ilimdir.

    Demek, kalpte tasdik olması için, iki unsurun birleşmesi gerekiyor. Birisi, tam bulunsa diğeri olmasa o makbul bir tasdik olmaz.
    Bu üçüncüsünde tasdikten kasıt dimağda ilmin ve bilmenin kafi dereceye ulaşmasıdır yoksa kalpte ki tasdik anlamında değildir.O müşriklerin vicdanları kokuştuğu için akıldan gelen; kati veriler bir şey ifade edemiyor İmana kafi gelmiyor. Akıl tasdik ediyor, ama vicdan ve kalp inkar ediyor.

    </H1>İnsanlık tarihi, birbirine taban tabana zıt, aksi istikamette giden iki çizgi üzerinde yürümüştür. Bu çizgilerden bir istikameti ve doğruluğu, diğeri ise bunun tam aksi olan, dalalet ve haktan saptırmayı temsil etmiştir. Bu iki çizginin malum ve maruf isimlerinden,

    Birincisinin adı: İman diğeri ise: Küfürdür.Bu iki isimlerin alt yolları, alt birimleri var mı? diye merak ederseniz, karşınıza, merakınızı hayrete çevirecek bir tablo ile karşılaşacaksınız, tıpkı benim gibi.
    Zira birinci çizgi olan; İman, istikamet yolunun bir alt birimi ve varyantı söz konusu değildir. Tek bir isim ve tek bir yoldur. Gayet açık ve nettir.
    Ama ikinci yol olan küfür, inkar yolu ise, kafaları karıştıracak kadar alt birimlerden meydana gelmektedir. Her biri çıkmaz bir yola giren labirentler gibi karışık ve dağınıktır. Daha çizginin başındaki bu karışıklık, netice hakkında da önemli ip uçları vermektedir. Küfrün cerbeze ve aldatma üzerine bina edildiği, çizginin dağınıklığından okunmaktadır.

    Kısacası, iman yolu tevhide, küfür yolu ise teslise,
    İman yolu birliğe; küfür yolu ise çokluğa kapı açar.
    İşaratül icazda geçen ve yukarıdaki tahlilin neticesi olan aşağıdaki ifadeleri okuyunca, sizler de iman çizgisinde yürümenin rahatlığını ve küfür çizgisinde bırakın yürümeyi, onu anlamanın dahi ne kadar sinir bozucu olduğunu anlayacaksınız. İfadeler özetle:

    “Küfür iki kısımdır. Bir kısmı, bilmediği için inkâr eder; ikincisi, bildiği halde inkâr eder. Bu da, birkaç şubedir. Birincisi, bilir, lâkin kabul etmez. İkincisi, yakîni var, lâkin itikadı yoktur. Üçüncüsü, tasdiki var, lâkin vicdanî iz'ânı yoktur”
    Şimdi bu pasajı biraz daha açmaya çalışalım:
    Cehilden gelen küfür iki kısımdır. Birisi bilmediği için küfre giriyor. Buradaki cehil, hakiki anlamında kullanılmıştır. Yani ilimsizlikten gelen bir haldir. Bu küfrü izale etmek kolaydır.

    İkincisi ise bilerek, anlayarak, üzerinde kafa yorarak küfre giriyor. Buradaki cehil, kalbin tasdik etmemesinden gelen bir cehalettir. Yoksa, bilmemekten, ilimsizlikten gelen bir cehalet değildir. Buna da mecazi cehil diyebiliriz. Zira cehilden kasıt, kalben tasdik etmemektir.

    Bu küfrün ikinci şubesi, yani bildiği halde, ilmi olduğu halde inkar etmek kısmı da kendi arasında üç kısım olarak değerlendirilmiştir. Burada ki kısımlar genel olarak ilim ve bilmek arasındaki derece, kuvvet ve farka bakar.
    Birincisi bilir, lakin kabul etmez. Bu bilmek, diğer ikisine nazaran ilim ve bilmek noktasından daha zayıf ve alt derecededir. Tıpkı ilmel yakin gibi. Ama tasdik etmediği için, bilmesi ona bir fayda sağlamaz.

    İkincisi, yakin var, lakin itikadı yoktur. Yakin, bilmeye nispeten daha kuvvetli bir katiyet ifade eder. Ittıladaki keskinliğe işaret eder. Mekke ehlinin, Hazreti peygambere olan ıttılaı gibi. Çünkü, ona olan yakınlıkları, onun hafi ve ince hallerini bilmesine vasıtadır. Bu da bir nevi aynel yakin gibi bir bilmeye bakar diyebiliriz. Lakin buna rağmen itikat etmiyorlar.

    Üçüncüsü: Tasdiki var, lakin vicdani iz’anı yoktur. Burada artık bilmenin zirvesine çıkmıştır Tıpkı hakkel yakin gibi, Ebu Talibin, yeğeni olan Hazreti Muhammedin(sas) en hafi haline olan vukufiyeti gibi. Ama kalben tasdik olmadığı için, iman sayılmaz. Onun için ehli sünnet alimleri Ebu Talibin yeğenine olan sevgi ve muhabbetini imandan saymamışlar.
    Kalb, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır Yani, kalbi oluşturan ve şekillendiren, vicdanın hissi iz’anı ve idraki ile dimağdan gelen, yani akıldan gelen ilimdir.

    Demek, kalpte tasdik olması için, iki unsurun birleşmesi gerekiyor. Birisi, tam bulunsa diğeri olmasa o makbul bir tasdik olmaz.
    Bu üçüncüsünde tasdikten kasıt dimağda ilmin ve bilmenin kafi dereceye ulaşmasıdır yoksa kalpte ki tasdik anlamında değildir.O müşriklerin vicdanları kokuştuğu için akıldan gelen; kati veriler bir şey ifade edemiyor İmana kafi gelmiyor. Akıl tasdik ediyor, ama vicdan ve kalp inkar ediyor.

  2. #2
    Vefakar Üye __tİryakİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Bulunduğu yer
    hakkari
    Yaş
    34
    Mesajlar
    404

    Standart

    kardesim yazdıgın yazılarda KAYNAK belırtmen daha ıyı olacaktır..Allah razı olsun
    Alemin
    küfre göre hem başı
    hem sonu
    HİÇ
    İki HİÇ arasında
    varlık olur mu ki hiç?

    NECİP FAZIL KISAKÜREK


  3. #3
    Dost gazimurat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    1

    Standart

    bİLGİLER İÇİN SAĞOL..........

  4. #4
    Yasaklı Üye _tahsiye_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesajlar
    26

    Standart

    küfre rıza küfür olduğu gibi; dalalete, fıska, zulme rıza da fısktır, zulümdür, dalalettir.

    (Emirdağ - 2 - 175)


    Şimdi zemin yüzünde zulüm ve tahribat, küfür ve isyan ile nev'-i beşer, tam tokada kendini müstehak etti ve dehşetli tokatlar yedi. Elbette bir parça hissemiz de olacak.

    İkinci Nokta: Hadîste var ki: "Hattâ deniz dibindeki balıklar dahi günahkâr ve zalimlerden şekva ediyorlar ki; onların yüzünden yağmur kesilir, hattâ bizim de nafakamız azalır" derler. Evet bu zamanlarda öyle günahlar, zulümler oluyor ki; rahmet istemeye yüzümüz kalmıyor; masum hayvanlar da azab çekerler.

    (Emirdağ - 1 - 33)




    Küfür ile iman ortası yoktur. Bu memlekette İslâmiyet'e karşı komünist mücadelesi ortası olamaz. Sağ ve sol, ortası üç meslek îcab ettirir. Eğer İngiliz, Fransız deseler hakları var. Sağ İslâmiyet, sol komünistlik, ortası da Nasraniyet diyebilirler. Fakat bu vatanda küfr-ü mutlaka karşı iman ve İslâmiyet'ten başka bir din, bir mezheb olamaz. Olsa, dini bırakıp komünistliğe girmektir. Çünki hakikî bir Müslüman hiçbir zaman Yahudi ve Nasrani olamıyor. Olsa olsa dinsiz olup tam anarşist olur.

    (Emirdağ - 2 - 59)

    "Münafık öldükten sonra namazı kılınmaz" mealindeki âyet, o zamandaki ihbar-ı İlahî ile bilinen kat'î münafıklar demektir. Yoksa zan ile, şübhe ile, münafık deyip namaz kılmamak olmaz. Madem "Lâ ilahe illallah" der, ehl-i kıbledir. Sarih küfür söylemese veyahut tövbe etse, namazı kılınabilir. O Aliköy'de Alevîler çok olduğunu ve bir kısmı Râfızîliğe kadar gidebilmesi nazarıyla, onların en fenası da, münafık hakikatına dâhil olmamak lâzım gelir.

    (Emirdağ - 1 - 78)





    Bu millet, hâşâ dinsiz midir? Bu millet yüzyıllar boyunca dinden ve imandan hâşâ mahrum bir vaziyette en sefih millet midir? Bu millet ve bu milletin parlak tarihini altunla yaldızlayan bir ecdad, bütün hayatlarında dünyaya sefahet ve dalalet dağıtan küfür yolu üzerinde mi yürümüşler? İstanbul'u feth ile dünya hayatında yeni bir devir açan, şarka-garba Kur'anın bayrakdarlığı vazifesiyle nur-u hidayet, ilim ve fazilet saçan, Avrupa'ya hakikî medeniyeti ders veren ve İslâmî medeniyetin ziyasıyla beşeriyeti aydınlatan ve koskoca bir tarih, onların kahramanlığıyla dolu olan Yıldırımlar,
    Fatihler, Selimler ve Süleymanlar ve onların mensub olduğu bir millet, yazdığının tamamen aksine olarak; maneviyatı sönmüş, dinden haberi yok, İslâmiyet'i neşreden başka millet, o kumandanlar başka bir milletin tarihinde, tarih yalan söylüyor, Türkler İslâmiyet'in kahramanı olarak Kur'anın bayrakdarlığını bütün milletler üstünde bir şeref tacı olarak taşıdıkları yalandır, öyle mi? Veyahut bu millet, hakikat-ı İslâmiyeden aldığı bir ders ile kadınlarını ve kızlarını âdâb-ı Kur'aniye zînetiyle zînetlendirip kadınlığın haysiyet ve şerefini muhafaza ederek onların âdi ve kıymetsiz olmalarına mani' olduğu, yalan! Uzun asırlarda İslâm-Türk kahramanları namıyla maruf olmuş ve ahlâk ve namusun, haysiyet ve şerefin kemaline yetişmiş bildiğimiz ve iftihar ettiğimiz ecdadımız, annelerimiz, bizim iftiharımızın aksine olarak emr-i Kur'an'a ittiba etmemişler, güzelliğin hakikatını terbiye-i İslâmiye dairesinde âdâb-ı Kur'aniye zînetiyle zînetlenmek değil, vücudlarını çıplak olarak teşhir etmekte bilmişler, öyle mi?

    Ey ehl-i insaf ve ey tarihiyle, mukaddesatıyla, kahraman ve mübarek ecdadıyla iftihar eden nesl-i hazır! Geliniz, görünüz. Tarihinizi ve İslâmiyetinizi tahkir eden bir sû'-i kasd vesikasını yazan ve imza edenlere hayatınızın hayatı, ruhunuzun ruhu bildiğiniz İslâmiyetiniz namına ve kâinatı ondört asır ışıklandıran ve kudsî ve İlahî düsturlarıyla bin seneden beri milyonlar ecdadınızı nurlandıran ve ebedî saadete sevkeden Kur'anınız namına ve o düstur-u Kur'ana ittiba' eden yüzer milyon ecdadınız namına, ahlâk-ı hasene ve namus muhafazası yolunda İslâmî terbiyenin ziyasıyla nurlanan ve terbiye alan ve kadınlığın hakikî manasını ve hakikî güzelliğini yaşayışlarıyla ve giyinişleriyle ve hayatlarıyla gösteren annelerinizin ve ninelerinizin ve hemşirelerinizin namına o müfterilere, o tezyif ve tahkir savuranlara teessüfünüzü, tekdirinizi ve reddinizi bildiriniz.

    (Emirdağ - 2 - 136)



    (Emirdağ - 2 - 135)




+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Makamat Tahlili
    By muhibbülkurra in forum Ezgi, İlahi ve Kur'an-ı Kerim Tilavetleri
    Cevaplar: 70
    Son Mesaj: 17.01.10, 20:21
  2. Karakter Tahlili
    By 1kul in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 04.01.10, 15:16
  3. Küfrün Mahiyeti
    By yakaza in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.07.09, 08:16
  4. Hoşgörü Sürecinin Tahlili
    By aön in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 19.01.08, 16:40
  5. Bu Dünyanın Tahlili
    By TURKUAZ in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 02.09.07, 10:34

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0