"Hayatı anlamlı kılan nedir?" diye bir soru sorulsa, bir cümleyle "Bakış açısıdır" diye cevap vermek mümkündür. Çünkü iyimser bir bakış açısıyla hayata bakan insanın her şeyi iyi ve güzel, kötümser bir bakış açısıyla bakan insanın da her şeyi çirkin ve kötü görmesi kadar tabiî birşey olamaz. Bu bakış açısını sağlayan da çam kozalağı gibi olan bir et parçasından başka birşey değildir. Resûl-i Ekrem (asm) dikkatlerimizi hep o et parçasına çekip buyururlar ki: "Dikkat ediniz! Bedende öyle bir et parçası vardır ki o iyi olduğu zaman bütün vücut iyi olur. Bozulunca da bütün vücut bozulur. Dikkat ediniz o kalbtir."1

Demek bütün mesele kalpte düğümleniyor.

Maddî bedeni idare eden, hayat saçan kalp olduğu gibi mânevî dünyamızın da başkanı odur. Kalp öyle bir duygu menbaıdır ki hislerine vicdan, düşüncelerine de akıl tercüman olur.

Beden için geçmiş, gelecek karanlık ve ölü hükmünde iken kalp için aydınlık ve canlıdır.

Bedenin dünyaya sığmayan arzu ve istekleri olduğu gibi kalbin de sonsuza uzanan emel, arzu ve istekleri vardır. Bir çiçeği istediği gibi baharı, baharı istediği gibi Cenneti, Cemalullahı, orada ebediyen yaşamayı arzu eden kalbin doygunluğu ancak mârifetle, yani Allah'ı tanımakla mümkündür.

Evet, kalp pompaladığı kanla vücuda hayat dağıttığı gibi, kalpteki hayat düğümü olan marifetle de sayısız duygu, emel ve meyillere hayat dağıtır.

İnsan nasıl kâinatın küçük bir modeli, küçültülmüş bir şekli ise kalp de binler mânevî âlemleri içine alan bir çekirdek hükmündedir.

Mesnevî-i Nûriye'de belirtildiği gibi2 kalp ancak Esmâ-i Hüsnânın nurlarına muhtaçtır. Ancak sonsuz zengin olan Ganiyy-i Mutlak ve sonsuz koruyucu olan Hafiz-ı Hakikiyla doyar. Tek ve bir olan Vahid-i Ehad'den başka birşeyi içine yerleştirmez. Sonsuzluktan başka birşeyle de tatmin olmaz.

Hutbe-i Şâmiye'de ise davranış ve hareketlerin kaynağının kalp olduğuna dikkat çekilir. Bu davranış ruhun ihtiyacından doğar. Ruh da iman nuruyla harekete geçer. Hayır ise yapar, şer ise kendini çekmeye çalışır. Artık kör hisler onu yanlış yola sevk edip mağlûp edemez.3

Kalp, kulluk ve ihlâs altında İslâmiyet suyuyla sulanarak intibaha gelir.

Ve yine kalp ne kadar uyarılır, vicdan tahrik edilir, ruh duygulandırılırsa lezzet o ölçüde artar; ateşi nura; kışı yaza döner. Vicdanda Firdevs Cennetlerinin kapısı açılır, dünya Cennete döner.4

Demek bütün mesele her şeyi güzel, sevimli, canayakın gösteren şeffaf, berrak, nurânî iman gözlüğüyle bakıp kalbi hareket geçirebilmek.

Dipnotlar:
1- Buhârî, Büyu: 13; Müslim, Müsakat: 108.; 2- Mesnevî-i Nuriye, s. 100.; 3- Hutbe-i Şamiye, s. 82.; 4- Sözler, s. 684.


Şaban DÖĞEN