“Bir Kere Saldık, Şimdi İçeri Alamıyoruz!”

İffetsizlik söz konusu oldu mu, hemen ve öncelikle kadınlar suçlanır. Ancak, onları sadece birer cinsel obje olarak gören ve böyle olmaya da teşvik eden erkekler de suçlu değil mi? Hatta suçun büyüğü onlarda değil mi?

Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti Ağabeyim öyle derdi: “Kadınları kafes arkasından, evde hapsolmaktan kurtardık” deyip, sokağa salanlar, onları sokakta kafeslemek isteyenlerdir.”

Rahmetli Mehmed Akif dedemize Berlin’de bir Alman hanımefendi sormuş: “Siz, kadınlarınızı hiç sokağa salmazmışsınız, doğru mu?” Akif merhum demiş ki: “Hanımefendi, biz de sizin gibi acıyıp bir kere saldık dışarıya hanımları, şimdi de içeriye alamıyoruz.”

Rahmetli Akif dedemiz, daha sonra, dışarıyı mekân seçenlerin akıbetini ne hazin anlatır:

Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde,
Meğer ne yüzler örtermiş bir incecik perde!

Başkasının Günahına Ağlayan Adam ünvanıyla andığımız Bediüzzaman Hazretleri, 50’li yılların başında İstanbul’a gelmiş. Tek başına çıktığı bir şehir gezisinden sonra, talebesi Abdülmuhsin el-Konavi’ye demiş ki:

“Kadınların açılıp saçılmasında, asıl suç erkeklere aittir. Baktım, tramvaya açık saçık bir kadın binince, erkekler eskiden Osmanlı paşalarına yapılan hürmeti o kadına gösteriyorlar. Bu suretle, onları daha çok açılmaya ve süslenmeye teşvik ediyorlar.”

Evet, “Sebep olan, yapan gibidir.”

“Geçmişten kalma bir sözdür ki, ‘Eğer hayâ etmezsen, dilediğini yapmakta serbestsin!’
Göz yasağını ve ona bağlı edep ve hayâ duygusunu anlayabilmek, derin bir terbiye ve irfan işidir…”

Şimdi göz önüne serilen mahremiyetler, nasıl da dertlendirir Şairler Sultanı Üstad Necip Fazıl’ı:

Burnunu göstermekten sakınırdı sütninem
Kızımın gösterdiği kefen bezine mahrem.

Mü’min, ne bakışların odağı olacak şekilde giyinip çıkar sokağa, ne de öyle dışarı uğramış olanlara diker gözlerini…