+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: İsrâiliyyat

  1. #1
    Dost DirilisCagrisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    5

    Standart İsrâiliyyat

    İSRÂİLİYÂT

    --------------------------------------------------------------------------------

    İsrâîlî bir kaynaktan yazılı ya da sözlü olarak aktarılan olay ve kıssalar. İsrâiliyye kelimesinin çoğuludur. Kur'an'da zikredilen meşhur on iki Yahudi kolunun atası olan Hz. Yakub'un ismi veya lakabı İsrâil'dir. "Tevrat indirilmeden önce, İsrâil'in (Ya'kub'un) kendisine haram kıldığı şeyler dışında, İsrailoğullarına bütün yiyecekler helâldi" (Âlu İmrân, 3/93). Yahudiler Kur'an'da genellikle Benû İsrâil (İsrailoğulları) olarak anılırlar. İbranice olan İsrâil kelimesi, "kul" anlamına gelen "isra" ile, ALLAH anlamına gelen "İl"den oluşup "ALLAH'ın kulu" demektir. Ancak Tevrat'taki bir bölüme dayanarak, İsrail kelimesinin "ALLAH'la uğrasan" anlamına da kullanıldığını söyleyenler vardır. "...Ve ona dedi: Adın nedir? Ve o dedi: Ya'kub. Ve dedi: Artık sana Ya'kub değil ancak İsrail denecek, çünkü sen ALLAH'la ve insanlarla uğraşıp..." (Kitahı Mukaddes, Tekvin, 32:22-31).

    Kelimenin lügavî anlamı hangi anlama delalet ederse etsin, meseleyi sadece tefsire girmiş Yahudi kültürü olarak ifade etmek yanlış olur. İslâm'a yabancı olan her şey bu kelimenin bünyesinde mütalaa edilmelidir. Öyle ki İslâm'a, özellikle Kur'an'ın tefsirine girmiş olan Yahudi, Hristiyan ve diğer dinlere ait kültür kalıntılarıyla, dinin gerek lehine gerek aleyhine uydurulup Hz. Peygambere ve O'nun çağdaşları olan sahabeler ve sonraki nesillere izafe edilen her türlü haber, "İsrailiyyat" kavramı içine girer (Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrailiyyat, Ankara 1979, s. 6, 7).

    Yahudilerin Tevrat'ın ayetlerini bilerek değiştirdiklerine dair bir çok ayet vardır.

    "İşte bir kitap ki onu bir feyz kaynağı olarak, elleri arasındaki (Tevrat ve İncil'i) tasdik edici (ve doğrultucu) olarak... indirdik" (el-En'âm, 6/92). "(Habibim) de ki; kim Cebrail'e düşman olursa (kahrından gebersin). Çünkü kendinden evvelki kitapları tasdik edici (ve doğrultucu) ve müminler için ayn-ı hidâyet ve müjde olan Kur'an'ı ALLAH'ın izni ile sana o indirmiştir" (el-Bakara, 2/97);

    "Yahudi olanlardan kimi kelimeleri (ALLAH tarafından) konuldukları yerlerinden (kaldırıp) değiştirirler" (en-Nisa, 4/46);

    "(Yahudiler de) ALLAH'ın kadrini O'na layık olacak bir sûrette hakkıyla takdir etmediler. Çünkü,"ALLAH, hiç bir beşere, hiç bir şey indirmedi" dediler. Söyle (onlara) ki; "Musa'nın insanlara bir nur ve hidâyet olmak üzere getirdiği ve sizin de parça parça kâğıtlar haline koyup (işinize geleni gösterip) açıkladığınız, (fakat) çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin de atalarınızın da bilmediğiniz şeyler Kur'an'da size öğretilmiştir" (el-En'âm, 6/91). Aynı mealdeki diğer ayetler için bk. el-Maide, 5/13; İbn Kesir, Tefsîru'l-Kur'ani'l Azîm, II, 572, v.d).

    İsrâiliyyat'ın müslümanlar nezdinde delil olması ve kullanılması konusunda bir takım ihtilaflar olmuştur. Kur'an'da kesinlikle peygambere vahyin dışındaki bilgilere iltifat etmemesi ve sadece kendisine vahyolunana tabi olunması hakkında kesin emirler olduğu, bu konuda sahabeden kesin tavırlar rivayet edildiği halde isrâiliyyatın İSLÂM kültürüne girmesi engellenememiştir. İsrâiliyyatı İslâm'a uygunluğuna göre üç kısımda müteâla etmek mümkündür:

    1- Sıhhati bilinip Kur'an'a uygun olanlardır. Bunlar kabul edilir.

    2- Yalan olduğu bilinip Kur'an'a ters düşenler; bunlar asla kabul edilmez, rivayeti caiz değildir.

    3- Sıhhatini tam olarak bilmediklerimiz. Bunlar ne kabul edilir ve ne de reddedilir (İsmâil Cerrahoğlu, Kur'ân Tefsirinin doğuşu ve buna hız veren amiller, Ankara 1965, s. 65).

    Kur'an-ı Kerim, Ashâb-ı Kehf olayını anlattıktan sonra, bir meselenin ayrıntısı konusunda peygambere şunu emreder: "Onlar hakkında bu kısaca anlatılanın dışında kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma" (el-Kehf, 18/22). Kur'an'ın öngördüğü tavrı Resulullah'ın hayatında da görüyoruz. Ebu Hureyre'nin nakline göre, Hz. Peygamber zamanında Ehl-i kitaptan Yahudiler, Tevrat'ı İbranice okurlar ve onu müslümanlar anlasınlar diye Arapça olarak tefsir ederlerdi. Durumdan haberdar olan Resulullah: "Ehl-i kitabı tasdik de, tekzip de etmeyin; sizler "biz ALLAH'a ve O'nun tarafından indirilene iman ettik" deyiniz" (el-Bakara, 2/136) buyurdu (Buhârî, Şehâdet, 29; İ'tisâm, 25).

    Yine Ahmed b. Hanbel'in ve el-Bezzâr'ın Câbir'den rivayetlerine göre, Hz. Ömer Tevrat'tan bir paça yazmıştı. Yazdığı bu parçayı Hz. Peygamber'e getirdi ve okumaya başladı. Bu esnada Hz. Peygamberin yüzü renkten renge girdi. Mecliste bulunan Ensar'dan bir zat Hz. Ömer'e; "Yazıklar olsun sana ey Hattab oğlu Ömer! Sen Resulullah'ın yüzünü gõrmüyor musun?" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber; "Ehl-i kitaba bir şey sormayın. Kendileri sapık olan bu adamlar sizi asla doğru yola iletemezler. Sizler de ya hak olan bir şeyi yalanlamış ya da batıl olan bir şeyi doğrulamış olursunuz. ALLAH'a yemin ederim ki eğer Musa sağ olsaydı, bana iman edip yoluma uymaktan başka çare bulamazdı" buyurdu (Ahmed b. Hanbel, III, 387).

    İbn Abbas, bir gün bazı müslümanlara şöyle çıkıştı: "Ey müslümanlar topluluğu! Elinizde ALLAH'ın Resulu Muhammed'e indirdiği ve okumakta olduğunuz en son ve hiç bozulmamış Kitab'ı bulunduğu halde, nasıl oluyor da Ehl-i kitaba (bazı şeyler) soruyorsunuz? Kaldı ki ALLAH Ehl-i kitabın kendilerine indirilen şeyleri değiştirdiklerini, Kitabı elleriyle tağyir edip bozduklarını haber verdi: "Onlar elleriyle Kitabı yazıp da, sonra onu az bir parayla satabilmek için, bu ALLAH katındandır dediler (el-Bakara, 2/79). Vahye dayalı olarak size gelen ilimden bunca şey, sizi onlara müracaattan alıkoymuyor mu? Andolsun ki biz onlardan hiç birinin size indirilenden sorduğunu asla görmüyoruz" (Buhârî, İ'tisâm, 25; Tevhîd, 42, 43; Şehadet, 31).

    Bunlara ve benzer bir çok rivayete rağmen, Sahabe döneminden günümüze kadar bir çok müfessirin, âlimin İsrail haberleri eserlerine aldıkları görülmektedir. Fakat bundan kendilerini koruyan âlimlerin sayısı da az değildir. Bunlar konuyu fıkhî açıdan ele alarak, Kur'an dışında kalan mukaddes kitapların -nakil şurada dursun- tetkik ve okunmasına dahi müsaade etmemişlerdir.

    Yukarıda Ehl-i kitab'tan rivayette bulunma konusundaki tavrını gördüğümüz İbn Abbas'tan buna muhalif olarak İsrâil rivâyetler nakledilmiştir. Oysa İmam Şafiî, İbn Abbas'tan tefsîre ait gelen yüz rivayetin dışında kalanların ona ait olmadığını söylemektedir. Bu da İbn Abbas'ın isminin istismar edildiğini ve uydurma bazı rivayetlerin ona isnâd edildiğini gösterir.

    Önceden hristiyan veya yahudi olan bazı kimselerin İslâm'a girdikten sonra eski kültürlerini, bilgilerini bir müslüman olarak anlatması sonucu bir çok İsrail rivayet İslâm'a girmiştir. Bu rivayetlerin dine girmesinin bir başka etkeni de insanların merak duygusu ve daha çok ayrıntıyı bilme isteği olmuştur.

    Kur'an'ın özlü, güzel bir tarzda anlattığı kıssalarla ilgili birçok şeyler düşünülmüş nakledilmiş ve yakıştırılmıştır. Kur'an'da ayrıntıya girilmemiştir. Ayrıntılı bilgiler bazı kimseler tarafından Tevrât ve İncil'den tenkit süzgecinden geçirilmeden nakledilmiş ve tefsir kitaplarına ek bilgi kabilinden kaydedilmiştir. Daha sonra ise, bu hurâfeler dinin aslından zannedilmiş ve böylece Kur'an'da anlatıları kıssalardan oldukça farklı sonuçların ortaya çıkmasına neden olunmuştur. Halbuki geçmişle ilgili bilinmeyen konulardaki tartışma yasaklanmıştır. Kur'an'da bildirilmeyen geçmiş ümmetler ve medeniyetler hakkındaki hiç bir bilgi kesin ilim ifade etmez; zan ve tahmine dayanır. Bu çeşit tahmini bilgiler de dinin temel esaslarını ilgilendiren konularda bir ölçü kabul edilmez.

    Abdullah YÜCEL

    Şamil İSLÂM Ansiklopedisi

  2. #2
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    ?slami inanca, iman esaslar?na ve dini hükümlere ters düşmeyen mubah olan haberleri anlatmak yasak değildir. Mezhepsizlere göre ?srailiyat asl? olmayan hadisler demektir. Halbuki Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
    (Beni ?srail’den naklen baz? şeyler söyleyin, bunda vebal yoktur. Çünkü onlarda duyduklar?n?zdan daha acayip şeyler geçmiştir.) [?mam-? Şafii, ?bni Men?ğ]

    (Bildirdiğim âyeti [ve hadisi] tebliğ edin. Beni ?srail’den de söyleyin. Yaln?z bana, bilerek yalan isnat eden kimse Cehennemdeki yerine haz?rlans?n.) [Buhari, Tirmizi, ?bni Hibban]

    Demek ki ?srailiyat’tan bahsetmekte mahzur yoktur, hatta dinin emridir. Yasak olan Peygamber efendimizin bildirmediği şeyleri, Resulullah bildirdi diye söylemektir.

    Bu bak?mdan muhaddis âlimlerin bildirdikleri hadis-i şeriflere bu ?srailiyat demek çok çirkin bir iftira olur. Doğru olarak ?srailiyat’tan bahsetmek dinin emridir. Mesela hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    (Ne yaz?k beni ?srail’e ki, kendilerine iç yağ? haram edildiği halde, onu al?p satt?lar, bedelini yediler. ?şte bunun gibi size de içkinin al?p sat?lmas? haramd?r.) [Taberani]

    (Beni ?srail‘den iki kişi arkadaş idiler. Birisi günahkâr, diğeri ise çok ibadet eden bir âbid idi. Abid, diğerini günah işlediğini gördükçe “Vaz geç” diye ikaz ediyordu. Onu yine bir gün bir günah işlerken görüp ona “Bu günahlardan vaz geç” dedi. Günahkâr olan “Beni yaln?z b?rak, Rabbim seni bana gözcü mü gönderdi?” dedi. Abid, “Vallahi Allah seni mağfiret etmez ve Cennetine koymaz” dedi. ?kisi de ölüp Rabbül âleminin huzurunda buluştular. Allahü teâlâ, [günahlar?n?n ezikliği içinde k?vranan] günahkâra “Git rahmetimle Cennete gir” buyurdu. [?badetiyle ucba kap?lan ve günahkâra Cehennemlik diye yemin eden] Abid için de, “Bunu da Cehenneme götürün” buyurdu.) [Ebu Davud, ?.Ahmed]

    (Beni ?srail’den Kifl isimli biri vard?. Günahtan pek sak?nmazd?. Ona [paraya ihtiyac? olan] bir kad?n geldi. Durumunu bildirdi. Kifl, onunla ilişkide bulunmak şart?yla kad?na altm?ş alt?n verdi. Kad?nla kapal? bir yere geldiler. Kad?n zang?r zang?r titriyordu. Sonra ağlamaya başlad?. Adam, “Neden ağl?yorsun, seni zorlad?m m??” dedi. Kad?n, “Hay?r, ama ben şimdiye kadar böyle bir şey yapmad?m. Bu çirkin işe beni ihtiyac?m sürükledi” dedi. Kifl, “Madem ki sen yapmad?ğ?n işi ihtiyac?ndan dolay? yapmak zorundas?n, öyleyse git, para da senin olsun” dedi. Kifl ayr?ca yemin ederek “Vallahi bundan sonra ben de bu çirkin işi bir daha yapmam” dedi ve o gece de öldü. Sabahleyin kap?s?na şöyle yaz?lm?ş olduğu görüldü:
    “Allah, Kifli mağfiret etti.”) [Tirmizi, ?.Ahmed, ?bni Ebi Şeybe, Taberani, Hakim]
    ----
    http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=810


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  3. #3
    Dost DirilisCagrisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    5

    Standart

    Alanyalşi Kardeşim Allah razı Olsun inşAllah

    Kardeşler Örnek Verecek Olan Varsa Versin inşAllah

  4. #4
    Dost zeynelabidin hudabin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    35

    Angry Hayır

    Alıntı alanyali Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İslami inanca, iman esaslarına ve dini hükümlere ters düşmeyen mubah olan haberleri anlatmak yasak değildir. Mezhepsizlere göre İsrailiyat aslı olmayan hadisler demektir. Halbuki Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
    (Beni İsrail’den naklen bazı şeyler söyleyin, bunda vebal yoktur. Çünkü onlarda duyduklarınızdan daha acayip şeyler geçmiştir.) [İmam-ı Şafii, İbni Menığ]

    (Bildirdiğim âyeti [ve hadisi] tebliğ edin. Beni İsrail’den de söyleyin. Yalnız bana, bilerek yalan isnat eden kimse Cehennemdeki yerine hazırlansın.) [Buhari, Tirmizi, İbni Hibban]

    Demek ki İsrailiyat’tan bahsetmekte mahzur yoktur, hatta dinin emridir. Yasak olan Peygamber efendimizin bildirmediği şeyleri, Resulullah bildirdi diye söylemektir.

    Bu bakımdan muhaddis âlimlerin bildirdikleri hadis-i şeriflere bu İsrailiyat demek çok çirkin bir iftira olur. Doğru olarak İsrailiyat’tan bahsetmek dinin emridir. Mesela hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    (Ne yazık beni İsrail’e ki, kendilerine iç yağı haram edildiği halde, onu alıp sattılar, bedelini yediler. İşte bunun gibi size de içkinin alıp satılması haramdır.) [Taberani]

    (Beni İsrail‘den iki kişi arkadaş idiler. Birisi günahkâr, diğeri ise çok ibadet eden bir âbid idi. Abid, diğerini günah işlediğini gördükçe “Vaz geç” diye ikaz ediyordu. Onu yine bir gün bir günah işlerken görüp ona “Bu günahlardan vaz geç” dedi. Günahkâr olan “Beni yalnız bırak, Rabbim seni bana gözcü mü gönderdi?” dedi. Abid, “Vallahi Allah seni mağfiret etmez ve Cennetine koymaz” dedi. İkisi de ölüp Rabbül âleminin huzurunda buluştular. Allahü teâlâ, [günahlarının ezikliği içinde kıvranan] günahkâra “Git rahmetimle Cennete gir” buyurdu. [İbadetiyle ucba kapılan ve günahkâra Cehennemlik diye yemin eden] Abid için de, “Bunu da Cehenneme götürün” buyurdu.) [Ebu Davud, İ.Ahmed]

    (Beni İsrail’den Kifl isimli biri vardı. Günahtan pek sakınmazdı. Ona [paraya ihtiyacı olan] bir kadın geldi. Durumunu bildirdi. Kifl, onunla ilişkide bulunmak şartıyla kadına altmış altın verdi. Kadınla kapalı bir yere geldiler. Kadın zangır zangır titriyordu. Sonra ağlamaya başladı. Adam, “Neden ağlıyorsun, seni zorladım mı?” dedi. Kadın, “Hayır, ama ben şimdiye kadar böyle bir şey yapmadım. Bu çirkin işe beni ihtiyacım sürükledi” dedi. Kifl, “Madem ki sen yapmadığın işi ihtiyacından dolayı yapmak zorundasın, öyleyse git, para da senin olsun” dedi. Kifl ayrıca yemin ederek “Vallahi bundan sonra ben de bu çirkin işi bir daha yapmam” dedi ve o gece de öldü. Sabahleyin kapısına şöyle yazılmış olduğu görüldü:
    “Allah, Kifli mağfiret etti.”) [Tirmizi, İ.Ahmed, İbni Ebi Şeybe, Taberani, Hakim]
    ----
    http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=810


    Bu konuda bir de Üstadımızın Muhakemat adlı eserine başvurulmalıdır.Elbette hadisleri bazı beyinsizlerin istekleri doğrultusunda atacak değiliz.Ancak Yahudilerin geçmişten beri bilerek dinimizin içine hakikati bulandırmak için attıkları hakikati olmayan israiliyyatı da hiçbir şekilde kabul edemeyiz.
    Onlardan gelenlerin çoğu dini yaşanmaz hale getirmekten başka bir işlev görmüyor.Örnek suya düşen basit bir elma ( ki hükmen lakita dır ve islamda ki
    hükmü bellidir) için yıllarca bahçe sahibine kölelik yapan adam misali. Ki zerre kadar İslam la bağdaşmaz fakat Yahudilerce adeta mütearife hükmüne getirilmiştir.

  5. #5
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Alıntı hudabino Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu konuda bir de Üstadımızın Muhakemat adlı eserine başvurulmalıdır.Elbette hadisleri bazı beyinsizlerin istekleri doğrultusunda atacak değiliz.Ancak Yahudilerin geçmişten beri bilerek dinimizin içine hakikati bulandırmak için attıkları hakikati olmayan israiliyyatı da hiçbir şekilde kabul edemeyiz.
    Onlardan gelenlerin çoğu dini yaşanmaz hale getirmekten başka bir işlev görmüyor.Örnek suya düşen basit bir elma ( ki hükmen lakita dır ve islamda ki
    hükmü bellidir) için yıllarca bahçe sahibine kölelik yapan adam misali. Ki zerre kadar İslam la bağdaşmaz fakat Yahudilerce adeta mütearife hükmüne getirilmiştir.
    hudabino kardeşim; "hakikatı olmayan İsrailiyatı" sen nasıl kabul etmezsen ve nasıl kabul etmek senin itikadınca merduddur,Aynen öyle de bu dini senden daha çoook düşünen ehl-i sünnet alimleri ve derin ilim sahibi ehl-i sünnet alimleri ve muttaki alimler de kabul etmemişler, ve o hakikat olmayan İsrailiyatları tespit edip almamışlar..Onun için hangileri sağlamsa tespit etmişler..
    Ayrıca hudabino kardeşim, "bahçe sahibine yıllarca kölelik yapan adam" diye bahsettiğin olay, israiliyat değil..
    O olay, tabiinden Sabit adlı mübarek bir kişinin başından geçmiştir,yıllarca hizmet etmiştir ve bir kızla evleniştir, mübarek bir çocukları olmuştur,o çocuğun adı Numan ibni Sabit'tir yani İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri..
    Bir elma meyvesini sebep yapan Allahü teala ,İmam-ı Azam gibi bir İslam alimini böyle ulvi bir sebep sonucunda dünyaya getirmiş..Bunun neresi israiliyat..
    zahire bakan göz ve kendi aklına göre tartan zarar eder kardeşim..Lütfen iyi muhakeme yapıp yanlışa girmeyelim kardeşim..Allah razı olsun..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  6. #6
    Dost said72 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    36

    Standart

    Tenbih

    ?ltizam-? hilâf ve taassub-u bârid ve meylü't-tefevvuk ve hiss-i taraftarl?k ve vehmini bir asla ircâ ile kendine özür göstermek, arzusuna muvaf?k olan zay?f şeyleri kavî görmek ve gayr?n tenkîsiyle kendi kemalini göstermek ve gayr? tekzip veya tadlil etmekle kendi s?dk ve istikametini ilân etmek gibi sefil ve süflî emirlerin menşei olan hubb-u nefisle böyle makamlarda mugalâta ederek çok bahaneler bulabilir.


    -1-

    On ?kinci Mukaddeme

    Lübbü bulmayan, k?ş?r ile meşgul olur. Hakikati tan?mayan, hayalâta sapar. S?rat-? müstakîmi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Muvazenesiz ve mizans?z olan çok aldan?r, aldat?r. muhakemat

  7. #7
    Yasaklı Üye TURKUAZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    628

    Standart

    kuran dışı islama sokulmak istenen düşünceler ve hatta ibn ebil auca adlı zındığın zamanında boynu vurulmak için götürülürken söğlediği haramı helal,helalı haram kıldığım 4bin hadis diyebilmişti açık yüreklilikle
    zamanında ebu derda müslümanların yaşayışlarını ortaya koyan şu tespitte bulunmuştur:müslümanların cemaatle kılınan namazdan başka peygamber devrini hatırlatan hiç bir şey kalmadı,sanırım ebu derda bu sözleri söğlerken üzüntü içinde olayın vehametini dile getiriyordu

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0