+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 23

Konu: Risâle-i Nur'da Hilafette Öncelik Meselesi ve Ehl-i Sünnet-Şia Uyumsuzluğu

  1. #1
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    56
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    Risâle-i Nur'da Hilafette Öncelik Meselesi ve Ehl-i Sünnet-Şia Uyumsuzluğu
    Bediüzzaman hilafet veya imamet meselesini dinin özüne müteallik meselelerden biri olarak kabul etmez. Kelam ilminde tart?ş?lan meselelerden birisi olan hilafetin akideye dahil olmas?n? Sünni ve Şii ulemalar aras?nda cereyan eden tart?şmalara bağlar. Buna göre hilafetin ?slâm düşüncesi içerisinde bu denli yoğun tart?ş?lmas?n?n dinin özünden kaynaklanmad?ğ?n? ve hilafet tart?şmalar?n?n ?slâm tarihinde siyasi koşullar alt?nda ulema veya siyasiler taraf?ndan üretildiğini söylemek mümkündür.
    Bediüzzaman öncelikle Hz. Ali'nin ilk üç halifenin hilafetleri zaman?nda onlara şeyhülislaml?k yapt?ğ?n? ve kendisine dan?ş?lan din otoritesi konumunda olduğuna işaret etmektedir. Hz. Ali'nin bu davran?ş? ayn? zamanda Şia'n?n takiyye teorisini de çürütmektedir. Zira Hz. Ali oldukça cesaret sahibi bir şahsiyetti. Eğer ilk üç halifenin hilafetlerini meşru kabul etmeseydi bunu kimseden çekinmeden söyleyebilirdi.
    Bediüzzaman ilk üç halifenin devlet başkanl?klar? döneminde ?slâm topraklar?n?n önemli ölçüde genişlemesine ve devletin kurumsal yap?s?n?n çok sağlam temellere kavuşmas?na dikkat çekerek ilk üç halifenin "devlet başkanl?ğ?" görevinde çok başar?l? olduğunu belirtir. (Lem'alar, s. 28). Bediüzzaman'a göre bunun sebebi, Hz. Ali'ye oranla ilk üç halifenin siyasi konularda daha başar?l? olmalar?d?r. Bediüzzaman, bu durumun Hz. Ali'yi kesinlikle küçük düşürmediğine işaret eder. Çünkü, Hz. Ali dünyevi saltanattan ziyade manevi saltanata daha lay?k bir f?trattayd? ve bu özelliği O'nu tüm insanlara üstad-? küll hükmüne getirdi. (Lem'alar, s. 57). Hz. Ali tasavvuf geleneği içerisinde tüm evliyan?n ilham ald?ğ? manevi büyüklüğe sahiptir ve bu konuda Ehl-i Sünnetin itiraz? yoktur. Bediüzzaman da Hz. Ali'yi hususi üstad? olarak kabul etmektedir.
    Bediüzzaman Şiilerin Hz. Ali'ye isnat ettikleri "takiyye" teorisini kesin şekilde reddeder. Şii teorisyenlere göre Hz. Ali ilk üç halifenin hilafetleri zaman?nda onlar ile çekişmek istemediği için onlara tabi imiş gibi davranm?şt?r. Asl?nda onlar?n hilafetlerini meşru kabul etmemektedir. Ancak ilk üç halifeden çekindiği için hilafet hakk?n?n kendisine ait olduğunu ifade edememiştir. Bediüzzaman Hz. Ali'nin ?slâm tarihinde cesaret ve ilmiyle tan?nd?ğ?n? hatta "Esedullah" (Allah'?n aslan?) lakab?n? hakl? olarak taş?d?ğ?n? belirtir. Ayr?ca ilk üç halife zaman?nda Hz. Ali'nin kendisine f?khi konularda dan?ş?lan şeyhülislam konumunda olduğunu ifade eder. Bu yüzden Hz. Ali'nin takiyye metoduyla ilk üç halife ile iyi geçiniyormuş gibi görünmesi onun ne şahsiyetiyle bağdaş?r ne de itikad?yla. Hatta Hz. Ali'ye takiyye isnat etmenin onun değerini düşürmek ve onu su-i ahlak ile itham etmek manas?na geldiğini ifade eder. (a.g.e, s. 31)
    Hilafet meselesinin ?slâm aleminde Sünni-Şii ayr?m?na neden olmas?n? "manas?z ayr?l?k" olarak yorumlayan Bediüzzaman, en k?sa zamanda bu manas?z ayr?l?ğ?n bitirilmesi gerektiğini belirtir. Sünni ve Şiilerin aras?ndaki çekişmenin din karş?t? gruplar?n işine yarad?ğ?n? ve bunun ?slâm'a büyük zarar? olduğunu ifade eder. Bu iki mezhep aras?ndaki anlaşmazl?ğ?n aradaki ortak paydalarda buluşularak aş?lmas?n?n zaruri olduğuna değinir. Son yüzy?l içerisinde ?slâm toplumlar?nda determinist ve pozitivist görüşler doğrultusunda şekillenen eğitim felsefelerinin Sünni-Şii ayr?l?ğ?n? daraltmad?ğ? gerçeği önümüzde durmaktad?r. Bu yüzden Bediüzzaman'?n aradaki ortak değerlerde buluşun önerisini hayata geçirecek somut ad?mlar atman?n Müslümanlar?n birliğini sağlamada çok önemli bir rol alacağ?n? söylemek yanl?ş olmasa gerektir. Zira hilafet meselesi basit bir tart?şma gibi gözükmesine rağmen ?slâm toplumunu Sünni-Şii diye ikiye ay?racak şekilde büyütülmüş siyasi problemdir.

    -Risale-i Nur Enstitüsü-

  2. #2
    Müdakkik Üye visal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    892

    Standart

    Şîa-i velayet eğer dese ki: Hazret-i Ali'nin (R.A.) kemalât-ı fevkalâdesi kabul olunduktan sonra Hazret-i Sıddık'ı (R.A.) ona tercih etmek kabil olmuyor.
    Elcevap: Hazret-i Sıddık-ı Ekber'in ve Faruk-u Azam'ın (R.A.) şahsî kemalâtıyla ve veraset-i Nübüvvet vazifesiyle zaman-ı hilafetteki kemalâtı ile beraber bir mizanın kefesine, Hazret-i Ali'nin (R.A.) şahsî kemalât-ı harikasıyla, hilafet zamanındaki dâhilî bilmecburiye girdiği elîm vakıalardan gelen ve sû-i zanlara maruz olan hilafet mücahedeleri beraber mizanın diğer kefesine bırakılsa, elbette Hazret-i Sıddık'ın (R.A.) veyahût Faruk'un (R.A.) veyahût Zinnureyn'in (R.A.) kefesi ağır geldiğini Ehl-i Sünnet görmüş, tercih etmiş. Hem Onikinci ve Yirmidördüncü Sözlerde isbat edildiği gibi: Nübüvvet, velayete nisbeten derecesi o kadar yüksektir ki; Nübüvvetin bir dirhem kadar cilvesi, bir batman kadar velayetin cilvesine müreccahtır. Bu nokta-i nazardan Hazret-i Sıddık-ı Ekber'in (R.A.) ve Faruk-u Azam'ın (R.A.) veraset-i Nübüvvet ve tesis-i ahkâm-ı Risalet noktasında hisseleri taraf-ı İlahîden ziyade verildiğine, hilafetleri zamanlarındaki muvaffakıyetleri Ehl-i Sünnet ve Cemaatçe delil olmuş. Hazret-i Ali'nin (R.A.) kemalât-ı şahsiyesi, o veraset-i Nübüvvetten gelen o ziyade hisseyi hükümden iskat edemediği için, Hazret-i Ali (R.A.) Şeyheyn-i Mükerremeyn'in zaman-ı hilafetlerinde onlara şeyhülislâm olmuş ve onlara hürmet etmiş. Acaba Hazret-i Ali'yi (R.A.) seven ve hürmet eden ehl-i hak ve sünnet, Hazret-i Ali'nin (R.A.) sevdiği ve ciddî hürmet ettiği Şeyheyni nasıl sevmesin ve hürmet etmesin? Bu hakikatı bir misal ile izah edelim. Meselâ: Gâyet zengin bir zatın irsiyetinden evlâdlarının birine yirmi batman gümüş ile dört batman altun veriliyor. Diğerine beş batman gümüş ile beş batman altun veriliyor. Öbürüne de üç batman gümüş ile beş batman altun verilse; elbette âhirdeki ikisi çendan kemmiyeten az alıyorlar, fakat keyfiyeten ziyade alıyorlar. İşte bu misal gibi Şeyheynin veraset-i Nübüvvet ve tesis-i ahkâm-ı Risaletinden tecelli eden hakikat-ı akrebiyet-i İlahiye altunundan hisselerinin az bir fazlalığı, kemalât-ı şahsiye ve velayet cevherinden neş'et eden kurbiyet-i İlahiyenin ve kemalât-ı velayetin ve kurbiyetin çoğuna galib gelir. Müvazenede bu noktaları nazara almak gerektir. Yoksa şahsî şecaatı ve ilmi ve velayeti noktasında birbiri ile müvazene edilse, hakikatın sureti değişir. Hem Hazret-i Ali'nin (R.A.) zatında temessül eden şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt ve o şahsiyet-i mâneviyede veraset-i mutlaka cihetiyle tecelli eden hakikat-ı Muhammediye (A.S.M.) noktasında müvazene edilmez. Çünki orada Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sırr-ı azîmi var. Amma şîa-i hilâfet ise, Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı mahcubiyetinden başka hiçbir hakları yoktur. Çünki bunlar Hazret-i Ali'yi (R.A.) fevkalâde sevmek dâvâsında oldukları halde tenkîs ediyorlar ve sû-i ahlâkta bulunduğunu onların mezhebleri iktiza ediyor. Çünki diyorlar ki: "Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (R.A.) haksız oldukları halde Hazret-i Ali (R.A.) onlara mümâşat etmiş, Şîa ıstılahınca takiyye etmiş; yâni onlardan korkmuş, riyakârlık etmiş." Acaba böyle kahraman-ı İslâm ve "Esedullah" ünvanını kazanan ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zatı, riyakâr ve korkaklık ile ve sevmediği zatlara tasannu'kârane muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade havf altında mümâşat etmekle haksızlara tebaiyeti kabul etmekle muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali (R.A.) teberri eder. İşte ehl-i hakkın mezhebi hiçbir cihetle Hazret-i Ali'yi (R.A.) tenkis etmez, sû-i ahlâk ile ittiham etmez. Öyle bir harika-i şecaate korkaklık isnad etmez ve derler ki: "Hazret-i Ali (R.A.), Hülefâ-i Râşidîn'i hak görmeseydi, bir dakika tanımaz ve itaat etmezdi. Demek ki onları haklı ve râcih gördüğü için, gayret ve şecaatini hakperestlik yoluna teslim etmiş."



    Hadîsçe Hazret-i Ali'nin (R.A.) şîası hakkındaki sena-yı Nebevî, Ehl-i Sünnete aittir. Çünki istikametli muhabbetle Hazret-i Ali'nin (R.A.) şîaları, ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Hazret-i İsa Aleyhisselâm hakkındaki ifrat-ı muhabbet, Nasara için tehlikeli olduğu gibi; Hazret-i Ali (R.A.) hakkında da o tarzda ifrat-ı muhabbet, Hadîs-i sahihte tehlikeli olduğu tasrih edilmiş.
    Konu visal tarafından (16.12.07 Saat 22:35 ) değiştirilmiştir.
    Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber... O bürhân-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i îmânâ imam, bütün insanlara hatib, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkeb bir halka-i zikrin serzâkiri...

  3. #3
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Hz.Ali'yi k.v. sevmeyen ehl-i sünnet olabilir mi?

  4. #4
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Alıntı nazende Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hz.Ali'yi k.v. sevmeyen ehl-i sünnet olabilir mi?
    olamaz..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  5. #5
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Kardeşler, en güzeli dişleri bilemeden risale-i nurlar kaynağından, bulandırmadan konuya bakmak:



    Dördüncü Nükte


    Üçüncü Nükte münasebetiyle, Şîalarla Ehl-i Sünnet ve Cemaatin medar-ı nizâı, hattâ akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye sırasına girecek derecede büyütülmüş bir meseleye kısaca bir işaret edeceğiz.


    Mesele şudur:


    Ehl-i Sünnet ve Cemaat der ki:

    "Hazret-i Ali (r.a.) Hulefâ-i Erbaanın dördüncüsüdür. Hazret-i Sıddık (r.a.) daha efdaldir ve hilâfete daha müstehak idi ki, en evvel o geçti."


    Şîalar derler ki:

    "Hak Hazret-i Ali’nin (r.a.) idi. Ona haksızlık edildi. Umumundan en efdal Hazret-i Ali’dir (r.a.)."

    Dâvâlarına getirdikleri delillerin hülâsası:

    Derler ki, Hazret-i Ali (r.a.) hakkında vârid ehâdis-i Nebeviye ve Hazret-i Ali’nin (r.a.) "Şah-ı Velâyet" ünvanıyla, ekseriyet-i mutlaka ile evliyanın ve tariklerin mercii ve ilim ve şecaat ve ibadette harikulâde sıfatları ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ona ve ondan teselsül eden Âl-i Beyte karşı şiddet-i alâkası gösteriyor ki, en efdal odur. Daima hilâfet onun hakkı idi, ondan gasp edildi.


    Elcevap: Hazret-i Ali (r.a.) mükerreren, kendi ikrarı ve yirmi seneden ziyade o hulefâ-i selâseye ittibâ ederek onların şeyhülislâmlığı makamında bulunması, Şîaların bu dâvâlarını cerh ediyor.


    Hem hulefâ-i selâsenin zaman-ı hilâfetlerinde fütuhat-ı İslâmiye ve mücahede-i a’dâ hadiseleri ve Hazret-i Ali’nin (r.a.) zamanındaki vakıalar, yine hilâfet-i İslâmiye noktasında Şîaların dâvâlarını cerh ediyor.


    Demek Ehl-i Sünnet ve Cemaatin dâvâsı haktır.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  6. #6
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Eğer denilse:

    Şîa ikidir. Biri Şîa-i Velâyettir, diğeri Şîa-i Hilâfettir.

    Haydi, bu ikinci kısım, garaz ve siyaset karıştırmasıyla haksız olsun.

    Fakat birinci kısımda garaz ve siyaset yok.

    Halbuki Şîa-i Velâyet, Şîa-i Hilâfete iltihak etmiş. Yani, ehl-i turuktaki evliyanın bir kısmı Hazret-i Ali’yi (r.a.) efdal görüyorlar, siyaset cihetinde olan Şîa-i Hilâfetin dâvâlarını tasdik ediyorlar.


    Elcevap:

    Hazret-i Ali’ye (r.a.) iki cihetle bakılmak gerektir.


    Bir ciheti şahsî kemâlât ve mertebesi noktasından, ikinci cihet Âl-i Beytin şahs-ı mânevîsini temsil ettiği noktasındandır. Âl-i Beytin şahs-ı mânevîsi ise Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bir nevi mahiyetini gösteriyor.


    İşte, birinci nokta itibarıyla, Hazret-i Ali (r.a.) başta olarak bütün ehl-i hakikat, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’i (r.a.) takdim ediyorlar.

    Hizmet-i İslâmiyette ve kurbiyet-i İlâhiyede makamlarını daha yüksek görmüşler.


    İkinci nokta cihetinde, Hazret-i Ali (r.a.) şahs-ı mânevî-i Âl-i Beytin mümessili ve şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt bir hakikat-i Muhammediyeyi (a.s.m.) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez.

    İşte, Hazret-i Ali (r.a.) hakkında fevkalâde senâkârâne ehâdis-i Nebeviye bu ikinci noktaya bakıyorlar.

    Bu hakikati teyid eden bir rivayet-i sahiha var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: "Her nebînin nesli kendindendir. Benim neslim Ali’nin (r.a.) neslidir."


    Hazret-i Ali’nin (r.a.) şahsı hakkında sair hulefâdan ziyade senâkârâne ehâdisin kesretle intişarının sırrı şudur ki:

    Emevîler ve Haricîler ona haksız hücum ve tenkis ettiklerine mukabil, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak, onun hakkında rivâyâtı çok neşrettiler. Sair Hulefâ-i Râşidîn ise öyle tenkit ve tenkise çok maruz kalmadıkları için, onlar hakkındaki ehâdisin intişarına ihtiyaç görülmedi.



    Hem istikbalde Hazret-i Ali (r.a.) elîm hâdisâta ve dahilî fitnelere maruz kalacağını nazar-ı nübüvvetle görmüş, Hazret-i Ali’yi (r.a.) meyusiyetten ve ümmetini onun hakkında sû-i zandan kurtarmak için, -1- gibi mühim hadislerle Ali’yi (r.a.) teselli ve ümmetini irşad etmiştir.


    Hazret-i Ali’ye (r.a.) karşı Şîa-i Velâyetin ifratkârâne muhabbetleri ve tarikat cihetinden gelen tafdilleri, kendilerini Şîa-i Hilâfet derecesinde mes’ul etmez.

    Çünkü, ehl-i velâyet, meslek itibarıyla, muhabbetle mürşidlerine bakarlar. Muhabbetin şe’ni ifrattır. Mahbubunu makamından fazla görmek arzu ediyor. Ve öyle de görüyor. Muhabbetin taşkınlıklarında ehl-i hal mâzur olabilirler.


    Fakat onların muhabbetten gelen tafdili, Hulefâ-i Râşidînin zemmine ve adâvetine gitmemek şartıyla ve usul-ü İslâmiyenin haricine çıkmamak kaydıyla mâzur olabilirler.



    Şîa-i Hilâfet ise, ağrâz-ı siyaset, içine girdiği için, garazdan, tecavüzden kurtulamıyorlar, itizar hakkını kaybediyorlar. Hattâ,

    " Maksat Hz. Ali’ye duyulan sevgi değil; Hz. Ömer’e duyulan kindir."

    cümlesine mâsadak olarak, Hazret-i Ömer’in (r.a.) eliyle İran milliyeti ceriha aldığı için, intikamlarını hubb-u Ali suretinde gösterdikleri gibi, Amr ibnü’l-Âs’ın Hazret-i Ali’ye (r.a.) karşı hurucu ve Ömer ibni Sa’d’ın Hazret-i Hüseyin’e (r.a.) karşı feci muharebesi, Ömer ismine karşı şiddetli bir gayz ve adâveti Şîalara vermiş.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  7. #7
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı Şîa-i Velâyetin hakkı yoktur ki, Ehl-i Sünneti tenkit etsin.





    Çünkü Ehl-i Sünnet, Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkis etmedikleri gibi, ciddî severler.





    Fakat hadisçe tehlikeli sayılan ifrat-ı muhabbetten çekiniyorlar.




    Hadisçe Hazret-i Ali’nin (r.a.) şîası hakkındaki senâ-yı Nebevî, Ehl-i Sünnete aittir.




    Çünkü istikametli muhabbetle Hazret-i Ali’nin (r.a.) şîaları, ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir.




    Hazret-i İsâ Aleyhisselâm hakkındaki ifrat-ı muhabbet Nasârâ için tehlikeli olduğu gibi, Hazret-i Ali (r.a.) hakkında da o tarzda ifrat-ı muhabbet, hadis-i sahihte, tehlikeli olduğu tasrih edilmiş.


    Lemalar
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  8. #8
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Elhasıl: Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir.

    İstikamet ise, hadd-i vasattır ki, Ehl-i Sünnet ve Cemaat onu ihtiyar etmiş.

    Fakat, maatteessüf, Ehl-i Sünnet ve Cemaat perdesi altına Vahhâbîlik ve Haricîlik fikri kısmen girdiği gibi, siyaset meftunları ve bir kısım mülhidler, Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkit ediyorlar.

    Hâşâ, siyaseti bilmediğinden hilâfete tam liyakat göstermemiş, idare edememiş diyorlar. İşte bunların bu haksız ithamlarından, Alevîler Ehl-i Sünnete karşı küsmek vaziyetini alıyorlar.

    Halbuki, Ehl-i Sünnetin düsturları ve esas-ı mezhepleri, bu fikirleri iktiza etmiyor, belki aksini ispat ediyorlar.


    Haricîlerin ve mülhidlerin tarafından gelen böyle fikirlerle Ehl-i Sünnet mahkûm olamaz. Belki Ehl-i Sünnet, Alevîlerden ziyade Hazret-i Ali’nin (r.a.) taraftarıdırlar.


    Bütün hutbelerinde, dualarında Hazret-i Ali’yi (r.a.) lâyık olduğu senâ ile zikrediyorlar. Hususan, ekseriyet-i mutlaka ile Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebinde olan evliya ve asfiya, onu mürşid ve Şah-ı Velâyet biliyorlar.

    Alevîler, hem Alevîlerin, hem Ehl-i Sünnetin adâvetine istihkak kesb eden Haricîleri ve mülhidleri bırakıp ehl-i hakka karşı cephe almamalıdırlar.

    Hattâ bir kısım Alevîler, Ehl-i Sünnetin inadına sünneti terk ediyorlar. Her ne ise, bu meselede fazla söyledik; çünkü ulemanın beyninde ziyade medar-ı bahis olmuştur.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  9. #9
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    bu k?s?mlar?n geçtiği sayfalar? ve kitab? belirtseniz..

  10. #10
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat!

    Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler!


    Çabuk bu mânâsız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizâı aranızdan kaldırınız.


    Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek.


    Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de kıracak.


    Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mâbeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz’î meseleleri bırakmak elzemdir.

    Lemalar 32


    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Sünnet-i Seniyye POSTER Çalışmam (Risale-i Nur)
    By Besnili in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 18.07.13, 10:41
  2. Sünnet-i Seniyye ve Risale-i Nur
    By fakrime in forum Sahabeler ve Sünnet-i Seniyye
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.09.12, 07:57
  3. Risale-i Nur ve Sünnet-i Seniyye Işığında Çocuk Eğitimi
    By hatice büşranur in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 19.04.09, 23:21
  4. Risale-i Nur ve Son Müceddid Meselesi
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 283
    Son Mesaj: 24.08.08, 12:41
  5. Risale-i Nur Sünnet-i Seniyye'yi Nasıl İhya Edecek
    By Seha in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 72
    Son Mesaj: 23.02.07, 20:30

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0