+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Kabedeki Hakikatlar

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Kabedeki Hakikatlar

    Başınızı yere eğin” diyor rehberimiz merdivenleri çıkarken. “Sütunlar arasından görmeyin onu, tam karşısına gelince haber vereceğim, o zaman kaldırın başınızı ve o zaman yapın geri çevrilmeyecek duanızı.”

    Basamakları heyecanla çıkıyoruz. O kadar kalabalık, o kadar yoğun ki, mahşer provası dedikleri kadar var. Başka zaman olsa sürtünüp geçenlere, ayağa basanlara kızabilirdik. Burada ayaklarımız yere basmıyor ki kızalım. Uçarcasına gidiyoruz ona. Düz bir zemine çıkınca rehberimiz bizi topluyor ve ; “Şimdi, kaldırın başınızı!” diyor..

    Başımı biraz ürkekçe kaldırıyorum. Aman Allah’ım!.. Zaman duruyor. Simsiyah örtülere bürünmüş, bütün haşmetiyle karşımda sevgililer sevgilisi. O resimlerde kocaman avluya nispetle ufacık görünür. Resimlerin yalan söylediğini şimdi fark ediyorum. O kadar büyük o kadar heybetli ki; sanki üstüme üstüme geldiğini, içine çektiğini hissediyorum.

    Diyecek söz yok. Dilim tutuldu. Ne dua edeceğimi kestiremiyorum. Dilimden sadece şunlar dökülüyor: “ Beni huzuruna kabul ettin, buna layık mıyım ki?!”

    Sonrası kaleme gelecek gibi değil. “Haydi ona koşun” diyor rehberimiz. Koşuyor ve deniz dalgası gibi hiç durmaksızın çırpınan deverana katılarak tavafa başlıyoruz. Ona bakmak bile sevapmış. Ama bakamıyorum. Utanıyorum, huzura alınmışım az şey mi?..

    Tavaf, zemzem derken gruptan kopuyor; onunla baş başa kalmak üzere kapısının tam karşısına oturuyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Namaz mı kılmalı, zikir mi çekmeli, Kur’an mı okumalı?.. “Kabe’nin nafilesi tavaftır.” Hadisi geliyor aklıma. Öyle ya, namazı ülkende de kılarsın, ama buradan başka yerde tavaf edemezsin. Tekrar tavafa kalkacakken, bir el kolumu çekiştiriyor.

    - Otur, doya doya seyret onu. Vakit daha çok, tavaf ederiz.

    Beyaz ihramı içinde oldukça tuhaf bir zat. Gün ışığı görmemiş bir kulübede yıllarca garip yaşamış da bugün insan içine çıkmış gibi, üzerinden yalnızlık ve miskinlik dökülen bir adam. Görünüşü ilk bakışta ürperti verse de sakalı, bıyığı, duruşu öylesine bakımlı ki; içinin güzelliği yansımış dışına. Dilenci yada meczup denmeyecek kadar olgun bir duruşa sahip. Sen kimsin, ne hakla beni durduruyorsun, demek gelmiyor içimden. Kolumu tutan kuru ve soğuk parmaklarda özel bir samimiyet hissediyorum. Mıknatısa kapılan demir tozu gibiyim şu an.

    - Söyle! Yazıyor, anlatıyorsun! Onu en güzel tarif eden cümle, diyerek herkese anlattığın o cümleyi söyle hadi!

    Evet o cümle. Uçakta, havaalanında, otobüste hep söylediğim, ruhuma işleyen o güzel cümle. Değerli İslam Alimi Mustafa İslamoğlu’nun Kabe’yi tarif eden cümlesi:

    - İnsanoğlunun kalbi taş kesilmesin diye, taşın kalp kesildiği yerdir Kâbe!

    Güzel söylemiş, diyor yanımdaki zat. Hakkını vermiş Kâbe’nin, hakkını vermiş Kâbe dostlarının. Ya sen?.. Beytullah’a dair yazmadın, hele Ehl-i Beyti hiç anlatmadın…

    - Amaaa, diyecek oluyorum.

    - Aması yok, anlatmadın! Bilmiyorsun ki anlatasın? Bilsen atlardın hemen!

    Bilmiyorsun dedi. Ama biliyorum bir şeyler. Ne desem ki? Bilmediğimi kabul edersem bildirir mutlaka, ukalalığın lüzumu yok, kabul edeceğim:

    - Evet, bilmiyorum, Allah rızası için bildirir misiniz?

    - Aslında biliyorsun da ayna tutulmadıkça göremiyorsun kendini.

    Gözlerine ve simasına bakıyorum. Pırıl pırıl bir çehre. Aynam işte. Yüzüne dönüp soruyorum:

    - Ehl-i Beyt ile Beytullah bağlantısı?

    - Seninki de soru mu? Açık işte.. Beytullah burası Ehl-i Beyt de onun halkı…

    Oluk oluk geliyor insanlar tavafa. Bir yanda namaz kılanlar, bir yanda Kur’an okuyanlar, bir yanda kardeşlerine hurma ve zemzem ikram ederek hayırda yarışanlar. Bir derya ki bitesi değil, bir çağıltı ki dinesi değil.

    - Bana ehl-i beyti anlatın, nolur açın biraz. Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin diye çok konuştuk da, onlarla bize fark ettirilmek istenenden galiba perdelendik.

    - Önce yanlışı düzeltelim.

    - Yanlış?..

    - Hane halkını saydın, hane reisini unuttun. Ehl-i Beyt 4 değil, 5 zat. Reisleri Efendimiz (sav). Efendimiz olmasa ötekiler olmaz, ötekiler olmasa ehl-i beyt oluşmaz.

    - Eyvallah…

    Gözlerini Kâbe kapısına çeviriyor. Uzun uzun bakıyor yarı açık altın sırmalı örtüye. Mültezeme el sürenleri, Hacer-i Esvede yanaşmak için itişip kakışanları derin derin süzüyor. Kâbe’nin kapı olan yüzünü, Makam-ı İbrahim cephesini bir kitabe okurcasına inceliyor. Kim bilir az sonra neler dökülecek dilinden?..

    - İçinde kapı geçen hadisi oku bakalım.

    Pat diye gelen soruya cevap vermek güç. Ama burada dilim çözülüyor. Hemen okuyorum:

    - Ben İlmin şehriyim Ali kapısıdır! Hz. Muhammed (sav)

    - Yaaa Haydaaaarrrr! Yaaa Murtezaaaa! Yaaaa Aliiii! Ya Şah- ı Velaaaayet, diyerek yüksek sesle haykırıyor kapıya doğru.

    ŞEHRE GİRİŞ

    - Ledün şehrine Ali’den girilir. Gönül Kâbe’sine girmek isteyen önce Ali kapısını açmalı!

    - Evet ama nasıl açarım?..

    - Ali’yi tanırsan, sendeki Ali boyutuyla tanışırsan, Ali’yi kuşanır, Ali’yle barışırsan!

    - Nolur Ali’yi anlat bana!

    İkindi ezanına daha çok. Uzun uzun anlatsın istiyorum.


    NEREDE DOĞDU? İLK GIDASI?

    - Ali farklıdır tüm sahabeden. O özeldir. Daha en başta doğumu ile özeldir.

    - Nerede doğdu?

    Eliyle Kâbe’yi işaret ediyor:

    - İşte buranın içinde!

    - Yaaaaa!!!

    - Annesi Fatıma Hatun çok sancılanır bir gün. Henüz İslami tebliğ başlamamış.

    Muhammedimize danışır ve girer Kâbe’ye. Sancıları dinsin diye. 3 gün kalır içeride. 3 gün sonra kucağında bebekle çıkar kapıya.

    Bebek yanaşanı tırmalıyor. Adeta aslan gibi pençe atıyor. Ne annesini emiyor, ne başkasına yanaşıyor. Alemlerin Efendisi gelir. Serçe parmağını mübarek ağzından ıslatıp verir Ali’nin ağzına… Dakikalarca emer Ali. Pençe atan bebek sakinleşir. Muhammedimiz Ebu Talip’e hatırlatır:

    - Amca söz vermiştin, bu bebek benim olacaktı.

    “Sözüm söz, bebek senindir Ya Muhammed” der Ebu Talip. Adını Ali koyar Efendimiz! Adanmış bir bebektir Ali, ailesi onu Muhammed’e adamış daha doğmadan? Annesi sancılandığında, bir büyük aslan görmüş, bütün canavarları boğan. Haydar ve Ali nidalarını da duymuş Beytullahta içten içe…Ne anladın?..

    - Kâbe’de doğmuş. Bu çok ilginç. Gözlerini evrenin kalbinde açmış dünyaya.

    - O halde?..

    - Önce gönlüne dönecek, önce gönlü esas alacaksın. Çünkü gönül; nazargâh-ı ilahidir!

    - Daha başka?..

    - İlk gıdası Risalet Pınarından! Anne sütünden önce, Efendimizin parmağı!.. Bilgi kaynaklarım, yol rehberlerim öncelikle Risalet pınarından beslenenler olacak! Referansım; ana gibi bağlandığım, vazgeçilmez sandığım, duygusal ve nefsi boyutlar değil, Risalet damarından âb-ı hayat sunanlar olacak!

    - Aklın, mantığın bırakırsa tabii…

    - Aaaahhh hiç sorma.. Bıraksın inşallah.

    - Amiiin diyor…

    Kâbe’nin yanında bu dua çıkmışsa, bu zat da âmin demişse ümitliyim… Kesmeden dinliyorum onu.

    - Yüzüme bakma, sen Kâbe’yi seyret, kulağın bende olsun!

    - Peki.


    KALP; DÖRT ODACIK

    Kâbe’yi seyre dalmışız. Cemaati gözümüz görmüyor artık. Sadece Kâbe ve ikimiz! Bu kapıya bakarak Ali’yi düşünüyoruz. İlmin kapısı Ali olduğu için Kâbe’nin 4 yüzünden bu yüzüne Ali cenahı diyorum içimden. Bir süre suskun bekleyen zat devam ediyor:

    - Kalp; kaç bölüm?.

    - 4 odacıktan oluşuyor kalp. 2 kulakçığı, 2 de karıncığı var sağlı sollu.

    - Kâbe de 4 cenaha sahip. 4 cenahın hakkını vererek tavafı tamamlarsan onunla birleşir, içine girmiş gibi tadarsın kulluk lezzetini. İçinde Muhammed’imiz bekler seni. Ama önce dördünün de hakkı verilmeli.

    - Ali diyorduk, Ali ile başlamıştık ilk yüzünü okumaya.

    - Evet Ali. Şah-ı Velayet Ali… Nübüvvet bahçesinin kudret fidanı Ali…

    Hüzün edasıyla anlatıyor. Kâbe neşesini tatmak, bunu onunla paylaşmak istiyorum.

    - Diğer yüzleri de okuyunca zevkten dört köşe olur muyuz?

    - Oluruz inşallah. Zevkin âlâsıdır ehli beyti yaşamak! Muhabbetin hasıdır onlara yârân olmak!


    ALLAH, BABAMA MI SORDU?

    - 3- 5 yaşlarında Ali. Hz. Hatice ile Efendimiz salat eda ediyorlar hanelerinde. Uzaktan görünce soruyor Alicik: “Bu yaptığınız hareketler nedir?” Efendimiz anlatıyor kendisinden tebliğ olunacak dini. Henüz açık tebliğ yok. Her şey gizli yürüyor.

    Ali önce, bir danışayım diyerek babasına yöneliyor. Birkaç adım sonra dönüyor geri: “Allah beni yaratırken babama mı sordu? Niçin ona gideyim?. Kabul ediyorum bana da öğretin” diyor. Ne anladın?..

    - Allah, babama mı sordu?.. Ve o yaşta bir çocukta bu bilinç!..

    - Bırak şimdi yaşını. Anladığını söyle.

    - İlk gıdası annesi değil. İlk yaslandığı yer de annesi değil..

    - Yani?..

    - Söyleyeceğim ama, yanlış laf etmekten korkuyorum.

    - Söyle aklına geleni!

    - Ali; LEM YELİD sırrını kuşanmış en başta. Birinden doğmamışçasına, ana diye bir bağı, bir kaydı olmamış hayata adım atarken. Birinden doğmamak, hayata ön yargılarla, ön kabullerle, peşin hükümlerle değil, öz fıtratı ile başlamak demek! Özü olan Muhammed’den emmiş ilk gıdayı. Kayda girmeden, kayıtsızlığı tatmış! Sınırlanmadan sınırsızla tanışmış!

    - Devam et susma!

    - Babasına danışmaktan vazgeçiyor. Bu da LEM YELİD sırrı çerçevesinde atalar dinine, alışılmış değerlere, algılara baş kaldırış!..

    - Özeti?..

    - Anne- baba gibi benimsenen kayıtlar elinin tersi ile itilince Ali haline kapı açılıyor.


    DURUN! YATAN O DEĞİL, ALİ’YMİŞ!

    Ali’nin çocukluk yıllarından, kardeşi Cafer ile Hz.Muhammed’in iki yanında namaz kılışlarından, Efendimizin Onu bazı seyahatlere götürmesinden bütün detayları ile bahsediyor. Sıra hicret günlerine geliyor:

    - Efendimiz hicret için yola çıkacak. Üzerinde emanetler var! Onları Ali’ye teslim ediyor ve yatağına yatırıyor. Müşrikler kılıç ve mızraklarla içeri girip tam öldürecekken yorganı açan bağırıyor: “Durun! Yatan Aliymiş!.. Reislerinden biri şaşkınlıktan küçük dilini yutmuş gibi mırıltı ile konuşuyor: “Demek yatağa Ali yatmış haaaa? Bu nasıl bir inanç, Muhammed’in yolu ne biçim bir yol, inanılır gibi değil!”

    - Yattığında çocuk ama?

    - Yanlış. Çocuk gibi anlatan tarihler yanılıyor. Çocuk olursa bilinçsizce yapılmış bir hareket olarak anlaşılır. Oysa Ali çok bilinçli yatıyor o yatağa. Ve en az 15 yaşında!..

    - Öldürülme ihtimalini göze alarak yatmak!?

    - Haydi izah et!…

    - Müşrikler; alt nefis boyutlarından kalkıp gelen vesvese, vehim ve benliğe ait kaygılarım. Onların hedefi, Özümü, Muhammedi boyutumu ele geçirmek! Saldırı ne kadar büyük ve riskli olursa olsun emin olarak sığınacağım tek yer yine Hz. Muhammed. Orası eminlik mahalli…

    - Başka?..

    - Nebevi Emanete sahip çıkacağım. Kur’ana ve Kur’anın yaşamı olarak bize naklolan hadise, sünnete!.. O yoldan gelen ilim ve hikmet ehline…

    - Daha başka?..

    - Daha başkaaaa.. Bilmem…Siz buyurun..

    - Hakikat; ölümü göze alanların yoludur! Büyük risk alamazsan, büyük lutuflara erişemezsin… Oyuncak değil bu iş! Laf salatası değil. Ciddi iş anladın mı?..

    Evet, ciddi iş. Sırf okumak, sırf zikretmek de değil. İdrak edilenin yaşamı geldiğinde eleğin üzerinde kalmak, epey bir adamlık istiyor. Ölüm ihtimali yüksek yatağa yatacak kadar cesaret istiyor.


    KAHRAMANLIK KILIÇ SAVURMAK MI?

    Hicret sonrası Medine günlerinden bahsediyor, Bedir’i, Uhud’u, Hendek’i ve Ali’nin bir dizi kahramanlıklarını konuşuyoruz. Zülfikârı savuran aslanın heybet ve azameti imanımızı coşturuyor. Destansı savaş sahneleri dinleyerek büyüdüm cami odalarında. Onlardan anlatsın, daha çok anlatsın istiyorum.

    - Kahramanlık kılıç savurmak değil sadece!

    - Ne peki?..

    - Ali’ye bakalım o söylesin bize asıl kahramanlığın ne olduğunu. Muharebede bir müşrikle vuruşuyor. Uzun hamlelerden sonra deviriyor adamı yere. Tam boğazına çökmüşken Ali’nin yüzüne tükürüyor adam. Sen, ben olsak hemen çalarız kılıcı o öfkeyle değil mi?..

    - Herhalde..

    - Ali kılıcını kınına sokuyor ve adama kalk ayağa diyor. “Seninle az önceki dövüşüm Allah içindi. Şimdi sen tükürünce nefsim galebe edecekti kılıcıma. Onun için kalk. Ve çek git.”

    Adam şaşırıyor ve böylesi bir inancın ihtişamı karşısında eriyor, kelime-i şehadet getirerek teslim oluyor!

    - Hakaretin en ağırını yapmış adam Ali’ye. Ama o öldürmemiş, niye?..

    - Kendine ait sandığın benliğin, sahiplendiğin nefsin varsa hakaret, aşağılama, kasıt vehmedersin! Ali bu, senliği benliği mi kalmış ki üstüne alınsın? Sensiz bensiz birlik hanesinde büyümüş O!..



    Sensiz bensiz bir olmak, bir olanda buluşmak. Söylemesi kolay ama uygulaması?..

    Zor gibi geliyor.

    - Bak hacılara! Burada unvan yok, burada kisve yok, burada ırk yok. Bak şu vahdet denizine, ne güzel dalgalanıyor…

    Evet , öylesine güzel bir akış, öylesine tatlı bir salınış ki, seyre doyum olmuyor.


    YÜRÜYEN KUR’AN

    Tavaf edenler azalıyor, cemaat yavaş yavaş ikindi için saf tutuyor.

    - Kalk, namaz öncesi bir daha tavaf edelim.

    Kalkıyoruz. Hacer-i Evsedi selamlayarak başlıyoruz tavafa. Ali’yi temsil eden kapının önünden Makam-ı İbrahim’e seri adımlarla ilerlerken konuşmaya devam ediyor. Aslında tavafta konuşmak doğru değil. Ama o hem yürüyor hem anlatıyor. Herhalde Kâbe’nin ruhunu anlatmak için suskunluğu tercih etmiyor, ibadet niyetiyle konuşuyor:

    - Ali yürüyen Kur’andı.

    - Evet bunu biliyorum. Sahabe arasında bazı ayetlerin açıklamasında ihtilaflar çıkınca mescidin ortasına dikilir ve haykırır: “Hangi ayet nerede, ne üzerine, nasıl inzal oldu bana sorun ey ashab! Ben yürüyen Kur’anım !..”

    - Ne demek yürüyen Kur’an?

    - Yani kendini işaretle ben Kur’anı hazmettim mi diyor?

    Hatimi, rukn-u yemaniyi geçip birinci şavtı bitiriyoruz. Yürüyen Kur’an’ı açıklıyor:

    - “Her an yeni bir şandadır” ayetini tasavvuf okuyanlar çok söyler değil mi?..

    - Evet pek severiz, çok söyleriz.

    - Ali, sistemin her an yeni şanda devam ettiğini, Kur’anın sürekli yenilendiğini, sürekli yenilenir, yerimizde saymazsak Kur’anı okuyabileceğimizi söylüyor.

    - Her an yeni idraklere açık olmak diyebilir miyiz?

    - Ayaklarımız ve kalplerimiz mıh gibi şeriat dairesine çivili olarak turumuza devam etmek.

    Onun bu tespiti üzerine tavafın kalan kısımlarında yüksek sesle o meşhur duaları tekrarlıyoruz:

    YA MUKALLİBEL KULUB! SEBBİT KALBİ ALA DİNİKEL İSLAM.

    YA MUHAVVİLEL HAL! HAVVİL HAALENAA İLA AHSENİL HAL



    Yürüyen Kur’an Ali; “Allah var idi onunla beraber hiçbir şey yok idi” hadisi okununca; “Şu anda da öyledir!” demiş… “Perde kalksa, her şey açığa çıksa vallahi benim yakıynimde zerre kadar artış olmaz “diyecek kadar vâkıfmış hakikate!..

    Safların arasına sıkışarak kılıyoruz iki rekat tavaf namazını. İkindinin farzı için ayağa kalktığımızda Hakkın lütfu olarak yanıma verilen zata soruyorum Ali’nin sözlerini. Fısıldıyor:

    - Daha turun başındayız. Gelinecek nihai noktayı konuşmak için erken. Daha Ali’deyiz. Kâbenin öteki yüzlerini; Fatıma’yı, Hasan’ı, Hüseyin’i seyretmedik daha!

    - Sahi, Alinin evliliğini atladık!

    - Atlamadık, onu Fatıma bahsinde konuşacağız.

    - Gitmezsin hemen değil mi?.. Namazdan sonra devam eder miyiz?.

    - Müsterih ol, bugün seninleyim, diyerek gülümsüyor.

    İmam Sudeysi, ikindi için tekbir alıyor.

    Mültezeme, o muhteşem kapıya dönerek durduk ikindiye!..

    Mehmet DOĞRAMACI
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    bu yaz?lar tasavvufla ilgilidir..yazar tasavvufçudur..onun için bu gözle okumal? ki yanl?ş mana verilmiye..

    işte devam?;

    ?kindi biter bitmez başl?yor tavaf. Bulunduğumuz yerden az geri çekilip tekrar diz çöküyoruz. Bir süre gözlerini kapat?p tefekküre dal?yor ehl-i beytin manas?n? açan zat. Uzun suskunluk sürecinde kendimizi dinliyoruz. Hafifçe f?s?ld?yor:

    - Oku!…

    - Ne okuyay?m?..

    - ?kindiden sonra okunacak olan?!

    Beş vaktin peşine okunmas? ehlince önerilen sureler var. Dünya meşgalesi içinde çoğu kere ihmal ettiğim bir disiplini hat?rlat?yor. Sabah?n peşine YAS?N, Öğlenin peşine FET?H, Akşam?n peşine VAKIA, Yats?n?n peşine MÜLK sureleri… ?kindi neydi? Buldum, NEBE’ Suresi. Hafif sesle Nebe’ Suresine başl?yorum. Okuma tamamlan?nca;

    - Sadece k?raat etmek değil okumak, biliyorsun değil mi?

    - Evet.

    - K?raati düzgün ve ahenkli olmak tabi ki çok güzel. Ama gönül ister ki; bir harfi g?rtlaktan ç?karmaya harcanan emek işaret edilen manay? anlamaya da verilse! Keşke lafz? haf?zaya almak için verilen y?llar; ayetleri şuurda sezmeye de ayr?lsa!..

    - Allah Sisteminde keşke yok ama. Demek ki olmas? gereken buydu. Böyle gelişti.

    Bu ç?k?ş?ma biraz bozuluyor. Ay?p ettim galiba. Bakal?m ne diyecek?

    - Geneli konuşmuyoruz. Oluşu konuşmuyoruz. Seni konuşuyoruz seninle.

    - Evet, uzun y?llar verdim dediklerine. Bir o kadar da manay? anlamaya eğilirim bi iznillah. Geç mi kald?m yoksa?

    - Geç diye bir şey yok. Fark ettiğin an; başlar zaman! Fark ettiğinde geçmişe tak?lma, an? yaşayarak ileriye bak!

    Yerinden doğruluyor:

    - Kabe’nin ikinci vechini konuşacağ?z

    - Yani Fat?ma Annemizi.

    - Evet ama şimdi değil.

    ?çimi derin bir hüzün kapl?yor. Yoksa b?rak?p gidecek mi?.. Gelecek y?l bu vakitler konuşal?m demez inşallah.

    - Sen şimdi ikinci kata ç?k. Oradan tavaf? seyre doyum olmaz. Ben de az sonra gelirim.

    - Ama bu kalabal?kta nas?l buluşacağ?z, n’olur beraber ç?kal?m.

    - Merak etme. Seni bulurum ben. Ç?k ve Hatimin; Hicr-i ?smail’in tam karş?s?na otur, bekle.

    Peki, deyip ayr?l?yorum. Ya gelmezse tereddütü hiç gelmiyor akl?ma. Böylesi bir zat sözünü tutacak elbet. Burada vehme, burada tereddüde, burada kayg?ya yer yok! Buras? eminlik mahalli. Dünyada buradan daha emin yer mi var?

    Merdivenlerden, saflar? yara yara ç?k?yorum ikinci kata. Buradan Kâbe nas?l görünecek diye merak ederken ilk görüşte yaşad?ğ?m gene oluyor. Sanki hiç uzaklaşmam?ş?m ondan, sanki hiç yukar? ç?kmam?ş?m, sanki Kâbe de benimle yukar? ç?km?ş gibi ayn? azamet, ayn? heybet ve ayn? yak?nl?k. Bir süre aşağ?da akan tavaf selini seyre dal?yorum. Bir yandan da gözüm etraf? süzüyor. Onu görebilir miyim diye.

    HAT?M; KABE’DEN, FATIMA; EFEND?M?ZDEN!

    - Geldim, neler seyrettin bakal?m?

    Birden yan? baş?mda beliriyor. Birlikte ikinci kat?n korkuluklar?na dirseklerimizi dayayarak 2. vechi seyre başl?yoruz. Fat?ma anneyi anlat?yor:

    - Efendimiz (sav) Onunla ilgili şöyle buyurmuş: “Fât?ma benden bir parçad?r, O’nu seven beni sever, O’na düşmanl?k eden, onu üzmüş olan beni üzmüş olur.”

    - O halde Fat?ma’y? sevmek iman?n şart? gibi.

    - Gibisi fazla! Ama Fat?ma’y? sevmek; sadece şahs?n? sevmekle s?n?rl? değil. Onunla bize aç?lan? bilmek ve sevmek laz?m. Manay? sevmekten ne anl?yorsun?

    - Sevmek; sevdiğinle bir olmak, sevdiğini yaşamak, sevdiğini ta içinde duymak demek. Onun temsil ettiği manay? yaşamak; nefes al?ş?nda, kalp at?ş?nda, düşüncende, hayalinde, oturup kalkmanda hep o olmak demek.

    - O zaman düşün bakal?m, neler ç?kacak gönlünden?

    Kabe’yi seyrederken gözüm, Mescid-i Haram’?n etraf?n? çevreleyen ve her biri birer çirkinlik abidesi olarak Kabe’ye aban?rcas?na s?ralanm?ş beş y?ld?zl? otellere, saraylara dal?yor. Manzaray? hüzün ve öfke kar?ş?m? duygularla izlerken kulağ?m? çekip baş?m? öne doğrultuyor:

    - Kabe’ye bak! Hala d?şar?das?n! Vahdet ocağ?na geldin, hala Kesrettesin!

    - Ama, ama bu manzara çok kötü; diyecek oluyorum, kesiyor:

    - Hani olmas? gerekenden bahsediyordun. Hani keşke yok diye bilgiçlik sat?yordun. K?zd?rma insan? da cepheni dön Kabe’ye. Gözünle, kulağ?nla, gönlünle, her şeyinle yönel Ona!

    Kabe’ye dönüyorum. Tüm dikkatim onda. Alt?noluk, Hatim ve Hatim içinde namaz eda edenleri seyrederken uyar?yor:

    - Bütün kuvvelerinle hakikate yönelmedikçe oku- ya- maz- s?n! K?blen tek olacak. El işte, göz oynaşta olursa hava al?rs?n. Kovulursun huzurdan.

    Allah korusun diyor ve nefesimi tutarak yöneliyorum Kabe’ye.

    - Bu cenah Fat?ma cenah? dedik. Bak bu tarafta Hatim var. Yar?m ay gibi. Müminler orada salat etmek için birbirini çiğniyor. Hatim yada Hicr-i ?smail… ?şte önümüzde. Neler düşünürsün?..

    - Burada Hacer annemizin kabri olduğunu duydum. ?smail (as)in kabri de burada imiş. Bir han?m ve oğlunun tavaf içine al?nmas?, Kabe’nin içinde say?lmas? muhteşem gelir bana.

    - S?radan bir han?m değil, bir Nebinin zevcesi, bir Nebinin annesi!.. S?radan bir oğul değil Beytullah?n işçisi, Teslimiyet zirvesi!..

    - Evet.

    - Hacer’i, ?smail’i, Hacc?n bat?n?n? ileride konuşuruz bol bol. Şimdi konumuz ehl-i beyt. Fat?ma diyorduk. Hatimden devam.

    - Hatim bana mi’rac? hat?rlat?yor. “Kabe Kavseyn” geçer Kur’anda. ?ki yay aras? mesafe denir. Yay gibi Hatim. Bir yak?nl?k sembolü. Yukar?da Alt?noluk o yay? çeken ok sanki. ?kisinin alt?nda salat; mirac s?rr? gibi…

    - Devam et.

    - Burada namaz eda edenler, sanki Alt?noluktan akan Rahmette ar?n?yor, Hatimin iki ucu aras?nda mirac ediyor.

    - Bu konuda sahabe sözlerini, hadisleri biliyor gibisin.

    - Yooo inan bilmiyorum, şimdi bakt?m da gönlümden bunlar ak?verdi.

    Elini omzuma at?yor. Uzun uzun yaaaa, yaaa diye söyleniyor.

    - Şimdi anlad?n m?; niçin tüm hücrelerinle Kabe’ye yönel dedim?..

    - Bağ?şla ama ben alaka kuramad?m.

    - Hep şartlanm?şs?n?z sizler. ?lim kitapta yazar, ders okulda okunur diye. Şimdi bir şey oldu burada. Hiç okumadan, sadece yönelişinle gerçeği sezdin!..

    - Aff?na s?ğ?n?yorum ama biraz aç?klar m?s?n?

    Ayağa kalk?yor. Ve kollar?n? omuz hizas?nda açarak Kabe’ye doğru tekbir al?yor: ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER. LA ?LAHE ?LLALLAHU VALLAHU EKBER.ALLAHU EKBER VE L?LLAH?L HAMD.

    Ona kat?l?yorum. Defalarca tekbir al?yoruz. Sonra salavat getiriyoruz: ALLAHUMME SALL? ALA SEYY?D?NA MUHAMMED?N?N NEB?YY?N ÜMM?YY?N VE ALA AL?H? VE SAHB?H? VE SELL?M..


    ?çinde demetlenen hüzün bulutlar? gözlerinden şebnemler s?zd?r?rken aheste aheste aç?kl?yor ne olduğunu:

    - Efendimiz (sav) mi’rac edecekleri gece Kabe’ye geldiler. Hatimin iki ucu aras?na durup salat ettiler. Sonra yan üstü yatarak Hatimde tefekküre, tezekküre dald?lar. ?şte o zaman Cebrail (as) kalbini açt? Alemlerin Efendisinin ve y?kad? zemzemle.

    - Demek burada bir ?nşirah daha yaşad? Rasülullah.

    - Evet, o inşirahtan sonra da ?sra gerçekleşti ve Mescid-i Aksa’ya yol ald?lar. Sahabenin ileri gelenleri bunu bildikleri için f?rsat buldukça burada namaz eda ederlerdi. Efendimiz sevgili zevceleri Aişe annemize buyurmuşlard?; “Beytullaha girmek istiyorsan burada salat et. Zira buras? onun parças?d?r. Senin kavmin Kabe’yi inşa ederken inşaat? k?sa tutup onu hariç b?rakt?lar. Oras? atam ?brahim’in duvar?d?r”

    - Hatimde namaz k?lan Kabe’de k?lm?ş gibi oluyorsa, Hatim Kabe’dense Fat?ma’y? fark eden de Rasülullah’? yaşayacak bir ölçüde diyebilir miyiz?

    Susuyor. Asl?nda konuşuyorum, bir şeyler buluyorum zannetsem de konuşturan hep bu zat. Düşündüklerini benden aç?ğa ç?kartt?r?yor. Resmen beynimi- kalbimi kullan?yor. Bir ara yüzüne bakacak oluyorum. Ç?k?ş?yor:

    - Duruşunu bozma! Kabe’ye bakacaks?n! Hem ne kendine ne bana pay ç?kar, ikimizi de söyleten O! Beyinlerin, kalplerin sahibi O!.. Devam et, konuş!

    Akl?ma geleni söylesem mi? Bazen çok uç şeyler gelir akl?ma, bunlar s?r kapsam?nda ise k?nanmaktan korkar?m doğrusu.

    - S?n?rs?zl?ğ?n kap?s? bura! Mekan içinde mekans?zl?ğ?n, zaman içinde zamans?zl?ğ?n, kay?t içinde kay?ts?zl?ğ?n yaşand?ğ? yer Kabe! Fenan?n Bekaya aç?ld?ğ? yer. Korkma, aç içindekini!

    - Hatime bakt?m da, sanki bu şişkin ç?k?nt? hamile bir kad?n? and?r?yor.

    Bozuldu mu diye göz ucuyla süzüyorum. Hafif bir tebessüm yay?l?yor esmer çehresine. Göz ederek devam, diye işaret ediyor:

    - Kabe; simsiyah örtüsü ile Mescid-i Haram’?n orta yerinde. Mahrem yerde, s?rlar?n merkezindeyiz. Rahman ve Rahim birlikteliği ile zuhura ç?k?ş oluyor. Besmele çekebilmek; Rahman ve Rahimi okuyabilmekle mümkün!

    - Sonra?..

    - Ön yüzde Ali; Rahman sembolü. Bu yüzde Fat?ma; Rahim sembolü. ?kisinin izdivac? ile B S?rr? zuhura ç?k?yor. Ve ikisinden çağlara ak?yor Risalet şelalesi.

    - Alt?noluktan dökülen yağmur gibi değil mi? Alt?n silsileden, temiz soydan devam ediyor Muhammedi Muhabbet…

    - Evet.

    - Yani Hatim ayn? zamanda esman?n daimi bir zuhurla ef’ale ç?k?ş?n?, kesilmeyen ak?ş? ilham ediyor değil mi?

    - Eyvallah.

    VAHDET ÜLKES?

    Alt?noluka dikkatle bak?yoruz.

    - Ne yana dönük bu Alt?noluk?..

    Sevinçle at?l?yorum:

    - Bizim ülkemize, Türkiye’ye dönük! Önceleri ağaç yada demirdenmiş. Osmanl? ecdad?m ona son şeklini vermiş, alt?ndan yapm?ş.

    - Alt?noluk Türkiye’yi işaret ediyor. Hatim de o yönde. Haydi dökül bakal?m…

    Irk? ve milliyeti ile övünme konumuna düşmekten Allah’a s?ğ?n?r?m. Hele böylesi bir yerde bunu yapmak, doğrusu çok yanl?ş olur. Ama her hak sahibinin de hakk?n? vermek gerek. Ülkemi, ülkemde zuhur edeni seviyorum:

    - Türkiye doğu ile bat?n?n orta yerinde. Ne doğuya ne bat?ya nispeti olmayan zeytin ağac?ndan ç?kan bir yağdan tutuşturulur der ya Kur’an!

    - Ne imiş tutuşan?.

    - Nur Suresi 35. ayet can?m. Allah’?n Nuru anlat?l?rken böyle bir tasvir var!

    - Evet.

    - Benim ülkemin doğuya da bat?ya da nispeti yok. Ortada, Vahdet halinde. Yada S?rat? Müstakim gibi orta yolda diyelim.

    - Eee nolmuş yani?..

    - Sülale-i Rasülden çok gönül ehli var ülkemde. Zengin bir Nebevi mirasa sahibiz. ?slami ilimleri yaymada, Muhammedi aşk? tatmada çoğu ?slam ülkesinden öndeyiz biz. ?slam bir başka yaşan?r, bir başka hissedilir benim ülkemde.

    - Nasibiniz bol olsun ehli beytin gönlünden. Feyziniz hep çağlas?n ol mübarek nesilden!

    Bu duaya yürekten amin diyorum. ?kindi güneşi tepelerin ard?na doğru çekilirken Kabe’nin gölgesi düşüyor üstümüze. Yan?m?za genç bir çift geliyor. Çekik gözlü, fidan gibi delikanl?lar. Han?m?n elleri k?nal?, beyefendinin de halinden belli yeni evli olduklar?. Malezya ve Endonezya’da hoş bir adet var. Evlenenlerin mihri Hac veya Umre oluyormuş. Gelinle damad? görünce tekrar Ali ve Fat?ma’ya dönüyorum.

    CEBRA?L N?KAH KIYMIŞ!

    - Ali ve Fat?ma’n?n nikah?n? konuşmad?k. O nikahta bana ilginç gelen bir yön var!

    - Neymiş söyle bakal?m.

    - Efendimiz ikisinin nikah?n? k?ymadan önce semavatta Cebrail (as) k?ym?ş nikahlar?n?. Mukarreb Melekler, Gayb Ehli ak?n ak?n gelmiş o düğüne. Bilemediğimiz, göremediğimiz boyutlarda dillere destan bir düğün, muhteşem bir seyran olmuş. Ama hem o alemde hem bu alemde nikahlanmalar?, arzdaki nikahtan önce Cebrail’in nikah?, düşünülesi geliyor bana. Bunu nas?l anlamal??..

    Derinlere dal?yor gözleri. Uzun uzun süzüyor aşağ?da durmaks?z?n dönen insan selini. Ve hafifçe dudaklar?n? aralarken sanki bu konuyu konuşmak istemezcesine, isteksizce soruyor:

    - Eee, bunu nas?l düşünüyorsun?..

    Doğrusu içime doğan? aç?p açmakta tereddütlüyüm. Onun birden içe kapanmas? ve durgunlaşmas? da etkiledi beni. Ama gene de ç?kt?ğ? kadar? ile birkaç cümle edeyim:

    - B s?r? ile Besmeleyi okumak; Rahman ve Rahim boyutlar?n? kendimizde birleştirmek, dengeli olarak aç?ğa ç?karmakla mümkün.

    - Evet.

    - Ali; ?lim ve Kudreti ile Rahman boyutu dersek; Fat?ma; Aşk ve Gönlüyle Rahim timsali. Bu izdivaç; B s?rr? ile okunan? aç?ğa ç?kar?yor da nesillere devrediyor ilim ve muhabbet.

    - Tamam da sözü getireceğin yer neresi?..

    - Yani diyorum ki hepimiz ya Rahman yada Rahimden birini ağ?rl?kla taş?yarak doğuyoruz. Bir yar?m?z bizde ama öteki yar?y? tamamlamak bir başka mahal ile mümkün!..

    - Biraz? doğru, biraz? yanl?ş!

    - Doğrusu?

    - Her iki boyut da var bizde. Ama perdeler biriyle yaşamaya mahkum ediyor. Perdeyi açan, öteki boyutunu tan?yor, ama o boyut d?şar?da değil gene bizde. Şimdi devam et.

    - Eyvallah. Diyeceğim o ki; B s?rr?n?n zuhur edeceği baz? mahaller; baz? üst bilinçler, daha onlar birbirini bu alemde tan?mazdan önce, Rabbani bir el taraf?ndan, nikahlan?rcas?na birleştiriliyor. Cebrail’in nikah k?ymas?n? böyle anlad?m. Buna misaller verebilirim…

    Birden sözümü kesiyor:

    - Sus!.. Sak?n konuşma!… Ağz?n? açma!..

    Müthiş Celallendi. Hiç bu kadar ç?k?şacağ?n? ummam?şt?m. Kolumdan tutup;

    - Yürü, aşağ? iniyoruz, diyor.

    Neye uğrad?ğ?m? anlam?yorum. Merdivenlerde soruyorum:

    - Bir kusur mu ettim? Niye bu kadar Celal?..

    Az daha sakin ama gene tonu yüksek bir sesle:

    - Sus!.. Sözün bittiği yerler var. Söz bitti. Öteye bir ad?m daha atarsan yanars?n! Ne diyordu Aşk?n Sultan? Mevlana? “S?rr?n gönlünde kals?n! S?rr?n gönlünde kal?rsa maksuduna çabuk var?rs?n!”


    Susuyorum. ?kindi harareti yerini akşam serinliğine b?rak?rken tekrar tavafa kat?l?yoruz.

    ?S?MDEN MÜSEMMAYI KUŞANMAK

    Tavaf?n son şavt?n? tamamlay?p Hacer-i Evsedi de öptükten sonra bu defa Hacer-i Esved köşesine doğru dönerek safta yerimizi al?yoruz. Akşam ezan?na 5-10 dakika kald?. Hz. Fat?ma’n?n muhtelif isimleri olduğunu zikrederek;

    - Hat?r?nda kald?ğ? kadar? ile isimlerini söyle bakal?m, diyor.

    - En başta Fat?ma. Sonra Betül- Azra- Tahire- Zehra- Marziye- Eşrefünnisa- Seyyidetünnisa isimlerini hat?rl?yorum.

    - Manalar? ne?

    Mana deyince elbette sözlük anlam?ndan öte, içsel baz? anlamlar istiyor. Sözlük anlam?n?

    basamak yap?p tefekkür binas?na ç?kmaya çabal?yorum.

    - Fat?ma; Fa-Ta-Me kökünden. Fatame; kesen, ay?ran, iki şeyin aras?n? açan, kendini beri tutan demek. En basit anlam? da çocuğun sütten kesilmesi.

    Bu anlam? bir hadisle destekliyor:

    - “K?z?m? Fât?ma diye adland?rmam?n tek sebebi, Allah’?n onu ve onu sevenleri cehennemden uzak tutacağ? gerçeğidir.” Buyurdu Efendimiz! Demek Fat?ma olmak; şeriat dairesine ayk?r? hallerden uzak kalmak, günah ve haramla aras?na set çekmek, kendini nefsin şeytani ataklar?ndan uzak tutmakm?ş. Sütten kesilmek de, manen rüştünü ispat edip kendi ayaklar? üstünde duracak cesareti temsil ediyor. Fat?ma zaten öyle! Diğer isimler?..

    - Betül; erkekten uzak kalan kad?n demek.

    - Ama Fat?ma evli.

    - O zaman bunun cinsiyetten öte anlamlar? olmal?.

    - Konu erkekten yada kad?ndan uzakl?ktan öte; duygu ve düşüncelerini nefsaniyetin, şehvetin yönlendirmesine izin vermemek! Bu da epey bir yürek ister.

    - Evet. Azra; kirden ar?nm?ş manas?na. Hayat?n? incelerken dikkatimi çekti; Fat?ma annemiz; hay?z ve nifastan beri imiş. Bunlar? hiç yaşamam?ş. Hikmeti ne ola?..

    - Derin… Söze gelmez… Geç öteki isme..

    - Zehra; çiçek gibi, gül yüzlü demek. Efendimiz onu pek severmiş, okşarm?ş, koklarm?ş da “Fat?ma’y? gördükçe mirac?m? ve cennet hurilerini hat?rlar?m “dermiş. Seyyidetünnisa, Eşrefünnisa buyurmas? da onu cennet han?mlar?n?n reisi, efendisi olarak saymas?ndan.

    - Tahire ve Zekiye?

    - Bunlar da hem d?ş hem iç dünyas? ar?nm?ş, temiz demek. Yani hem çevre ile hem kendisiyle bar?ş?k. Gönlünde sükûneti bulmuş demek.

    - Kesret Vahdet dengesini kendinde kurmuş diyebilir miyiz?

    - Eyvallah…

    Akşam ezan? başlad?ğ?nda namaz için saflar beliriyor ve tavafa yavaş yavaş sona eriyor. Ezan ve kamet aras?nda:

    - Marziyeyi de söyle sonra namaza dural?m.

    - Oldukça üst nefs boyutu. Allah’?n kendisinden raz? olduğu kimse demek.

    - Haydi Raziyeyi az bir şey anlar?z. Hepsini hoş görüyor, her şeyi hak biliyorsak raz?y?zd?r. Allah’?n bizden raz? olduğunu nas?l anlar?z?..

    Ağ?r bir soru. Ne desem bilmem ki…

    - Bilmiyorum, nas?l anlar?z?

    - Haf?zan?n bir köşesine at, elbet cevab? ç?kar bir gün.

    Namaza duruyoruz. Manzara öyle hoş ki! Herkes ayn? noktaya yöneliyor. Karş? saftakilerin yüzü bize bak?yor. “Kabe’yi al?ver aradan, insan insana secde eder! ?nsan; insandaki halife s?rr?na secde eder” sözü de hayli ibretli…


    Akşam?n farz? biter bitmez tavaf tekrar başl?yor ayn? heyecanla. Yan?ndaki bidondan bana zemzem doldurup veriyor:

    - ?ç, Kabe’nin zevkiyle iftar? unuttuk. Aç orucunu.

    Sahi ezanla açabileceğimiz halde unutmuşuz iftar?. Zemzem içiyorum kana kana. ?ki de hurma, yetti işte. Bulunduğumuz yerde çok güç duruyoruz.

    - Hatime girelim, orada salat edelim, diyor.

    - Ama görmüyor musun polis salm?yor, nas?l geçeriz?..

    - Gel sen, elbette görüyorum, kör değilim.

    Peşinden güç ad?mlarla yaklaş?yorum Hatime. O gelince polis aç?yor bariyeri, içeri geçiyoruz. Konuşulanlardan sonra burada salat! Gönlüm kanatlan?yor sanki.

    Birinci rekât? tamamlam?ş?z ki yağmur çiseliyor. ?kinci rekât?n sonuna doğru, ka’deye oturduğumuzda baş?m?za dökülen sularla irkiliyoruz. Alt?noluktan rahmet ak?yor. ?nsanlar kenara kaç?ş?rken o yerinden k?p?rdam?yor. ?yiden iyiye ?slan?yoruz.

    Az sonra o kalk?nca ben de peşinden kalk?yorum. Revakl?, kapal? k?sma doğru yürürken hoş bir şey söylüyor:

    - Az önce demiştin, Alt?noluktan akan rahmetle y?kanmak. Hatimde mi’rac yaşamak!

    - Evet dedim!

    - Herkes, The Secret peşinden koşa dursun, sen “Ameller niyete göredir” “ Kulumun zann? üzereyim” hadislerini bir kere daha düşün olmaz m??..

    (Sürecek)

    Mehmet DOĞRAMACI
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Mescid-i Haram?n revakl? k?sm?nda oturuyoruz bir süre. Öğle namaz?ndan bu yana aç?lan s?rlardan öylesine doluyum ki; yeni idraklerle ruhen yaşad?ğ?m gönül genişliği, bedenimde müthiş bir yorgunluk olarak kendini gösteriyor. Bir sütuna yaslan?yorum. Bitkinliğimi görünce;

    - Kestir biraz, diyor.

    - Ama buras? mescid, olur mu?

    - Buras? en emin yer, buras? gönlümüz, buras? bizden içre biz. Niçin olmas?n?

    Biraz kendimden geçmişim. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama Yats? ezan?na doğru uyand?r?l?yorum. Abdest tazelemek için Babü’s- Selamdan lavabolara doğru geçiyorum. Döndüğümde Mescid-i Haram ?ş?l ?ş?l. Büyük spotlar alt?nda Beytullah?n siyah örtüsü ve o aln?nda kuşaklanan alt?n s?rmal? şerit ruha sevinçler saçan bir armoni oluşturuyor. Siyah ve sar? bu kadar m? birbirini tamamlarm?ş, hayran hayran izliyorum.

    Yats?ya bu defa Rukn-u Yemani cihetinde duruyorum. Namazdan sonra gözlerim onu ar?yor.

    Arka saflardan geliyor usul usul. Tavaf epeyce genişlediği için gerilere diz çöküp Rukn-u Yemani’ye yöneliyoruz.

    BEYTULLAHTAN GÖNÜLE

    Kabe’nin dört cenah?ndan ilhamla Ehl-i Beyti konuşuyorduk. Asl?nda gönül denen o emin, o muhteşem saraya s?ğ?nman?n, özümüzde mevcut Beytullahla bütünleşmenin yollar?n? konuşuyoruz. Ehl-i Beytten de anlad?ğ?m?z; Gönül Ehli. Yani gönülce yaşam?n ana unsurlar?. Neyi, nas?l düşünür, nas?l hisseder, nas?l uygularsak gönülce bak?ş?n engin huzuruna kavuşuruz?.. Aray?ş?m?z bunun için. Yoksa Kabe’nin dört cenah?n? sadece dört zat ile s?n?rlamak değil niyetimiz. Zaten konuştuklar?m?z da zat ad? alt?nda hakiki manalar!..

    Kabe’de Rasülullah’?n selamlad?ğ?, hürmet gösterdiği, öptüğü yegane cenah; Hacer-i Esved. Bir ikinci köşe de Rukn-u Yemani. Kabe örtüsünün sanki b?çakla kesilmişçesine çok az aç?ld?ğ? bu yeri de selaml?yor ve öpüyor tavaf edenler. Rasülullah buray? selamlam?ş, burada RABBENA DUALARI n? okumuş.

    Birinci cenahta kap?dan ilham al?p Hz. Ali (k.v) ile aç?lan manalar?, ikinci cenahta Fat?ma annemizle doğan idrakleri konuştuk. Şimdi 3. cenah? konuşacağ?z. Yan?mdaki zat Rukn-u Yemani’yi göstererek başl?yor:

    - 3. ve 4. cenah?n kesiştiği yer bura. Yemen köşesi; Rukn-u Yemani. Neler düşünürsün?

    - ?ki cenah? birleştirip konuşacağ?z san?yorum. 3. cenah? başl? baş?na konuşmayacak m?yd?k?

    - Hasan’? Hüseyin’den, Hüseyin’i Hasan’dan ay?rabilir misin?.. Rasülullah onlar? dizlerine oturtup severmiş. Onun için iki cenah? bir köşede buluşturup konuşal?m.

    Eyvallah, diyorum.

    ?K? CENNET REYHANES?

    Hasan ve Hüseyin’i anlat bana dediğimde çocuksu bir tebessüm kapl?yor simas?n? ve başl?yor:

    - Onlar? dizine oturtmuş Efendimiz. Karş?l?kl? severmiş. Ve ashaba şöyle buyurmuş: “Bunlar

    benim dünyada öpüp koklad?ğ?m iki reyhanemdir. Ya Rab! Ben bunlar? seviyorum, sen de sev! Bunlar? sevenleri de sev!”

    - Hasan ve Hüseyin’i biz de seviyoruz, diyorum.

    Biraz önce yüzüne yay?lan nurlu tebessüm hüzne dönüşüyor. Titrek sesle devam ediyor:

    - Efendimiz onlar? severken Cebrail (as) göründü, elinde sar? ve k?rm?z? iki gömlek vard?. Ya Muhammed! Onlar?n ikisi de şehit olacak, sar?y? Hasan’a, k?rm?z?y? Hüseyin’e getirdim. Giydir onlar?!

    - Tam severken gelen habere bak!

    - Bize göre kötü ve korkunç. Ama Rasülullaha göre iki goncan?n da şehadet haberi bu! Ona göre müjdenin has?, ona göre goncan?n gül olup açmas?!

    Gözlerinden yaşlar süzülüyor. Birden içimi kaplayan hüznün kalbimi titrettiğini hissediyorum. Duygusal paylaş?mlara girişecekken yine kesiyor:

    - Rukn-u Yemani’ye, Kabe’ye bak. Bana bakmayacaks?n. Kaç kere dedim. Gözünü ay?rma Kabeden, bağ?n? çözme gönülden, hitaba kulak ver, seslenince özünden!..

    RAHMANDAN RAH?ME, CELALDEN CEMALE

    - Ali ile Rahmani boyutu, Fat?ma ile Rahimiyyet boyutunu anlamaya çal?şt?k. Hasan ve Hüseyin neyi temsil ediyor?

    - Bana sormayacaks?n, soru da cevap sende, kendinde bulacaks?n o manay?.

    Hasan ve Hüseyin’in hayatlar?ndan ilhamla sesli düşünüyorum:

    - Hz. Hasan’?nn belden yukar?s?, Hz.Hüseyin’in de belden aşağ?s? Rasülullaha benzermiş. ?lginç değil mi?..

    - ?lginç değil. Gayet doğal. Yüzleri de çok benzerdi. Ama birinin belden yukar?s?na, ötekinin belden aşağ?s?na benzemesi manidar. Düşün, bir şeyler bulursun sen.

    - Şöyle düşündüm. ?nsan?n belden yukar?s?nda kalp, sine ve beyin mevcut. Yani belden yukar?s? daha çok ilim, ak?l, şefkat, merhamet, k?saca gönül sembolü.

    - Belden aşağ?s??..

    - Belden aşağ?s?nda da hemen akla gelen; ayaklar! Ayak; kudret sembolü. Ayağa kalk?yorsan?z kudretlisinizdir. ?kame etmek derken dahi ayakta durmaya işaret var !

    - Şimdi dönelim gül goncalar?na. Hasan belden yukar?da Rasulullaha benziyordu değil mi?..

    - Evet!

    - Nas?l bir hale, duruşa sahip Hasan?..


    Hz. Hasan’?n hayat?na dair bildiklerim sayfa sayfa ak?yor zihnimden. Hepsini özetlemek gerek. Hikayeden çok, sat?r aras?nda mevcut karakteri okuyabilirsem, ondan yans?yan manay? kavram?ş olacağ?m.

    - Hz. Hasan oldukça Halim. Yumuşak, şefkatli, merhametli bir zat. O bu haliyle Raz? olmuş mümin duruşunu hat?rlat?yor. Raz? olmuş, iç dünyas?ndaki kavgay? bitirmiş, herkesle bar?ş?k, sulh ve birliği yans?tan bir zat.

    - Yani?..

    - O sanki Efendimizin CEMAL boyutunu alm?ş!..

    - Zaten hadis var. “Bu benim oğlum seyyiddir. Ümit edilir ki Allahu Teala onun vesilesiyle ümmetimden iki taraf?n aras?n? bulur.” Nas?l aras?n? bulmuş anlat bakal?m. ?slam tarihinden hat?rl?yorsundur.


    Hasan ve Hüseyin’in hayat? denince derin bir ac?, yoğun bir üzüntü kapl?yor her yan?m?. ?nsan?n hat?rlamak istemeyeceği sahneler. Dayanabilirsem özetleyeceğim.

    - Hilafet Hz. Ali’nin vefat?ndan sonra Hz.Hasan’a geçmiş. Kufe ahalisi Hz. Hasan’a biat etmiş. Diğer yandan Şam’da da Muaviye halife!.. Bu durum tabii ki gerginlik oluşturacak.

    - Nas?l çözülmüş peki?

    - Kufe’den güçlü bir ordu ile yola ç?km?ş Hz. Hasan. Diğer yandan da kalabal?k bir kitle ile Muaviye!.. Karş?laşt?klar? anda, Araplar?n dört dâhisinden biri olan Muaviye, ince politika ile Hz. Hasan ordusunda fitne ç?karm?ş. Ordu içindeki ayr?şmalar ile durumun kötüye gittiğini, fitnenin ayaklan?p ayr?l?k oluşacağ?n? ve kan akacağ?n? sezen Hasan Efendimiz Muaviye’ye teslim etmiş hilafeti.

    - Niçin direnmemiş?

    - Hadis var ya, fitne an?nda iki büyük grubu bar?şt?racak, kan akmas?na mani olacak demiş Efendimiz. O yüce Rasülün öngördüğünü icra etmiş.

    - Sonra?

    - Sonra kendisi Medine’ye dönmüş. Burada ikamet etmiş.

    - Medine halk? k?namam?ş m? onu?

    - K?nam?şlar, hatta “Sen baş?m?z? yere eğdirdin, bizim utanc?m?zs?n” diyerek çok ileri gidenler bile olmuş. Ama o şöyle demiş: AR; NARDAN HAYIRLIDIR !..

    - Yani?

    - (DÜNYADA) UTANÇ; (AH?RETTE) ATEŞTEN (CEHENNEMDEN) DAHA HAYIRLIDIR!


    Bu sözü uzun uzun düşünüyorum. Utanç pahas?na bar?şç? olmak!.. Aşağ?lanma pahas?na ümmetin selametini istemek! Hakk? olandan vazgeçmek, kendinden çok başkalar?n? düşünmek. Çok büyük, çok erdemli, çok yüce bir davran?ş!.. Diğerkâml?ğ?n, fedakârl?ğ?n zirvesi bu!

    - Hasan, Hakikat boyutunda seyretmiş olay?. Onun için Raz? olmuş ezelde Efendimiz taraf?ndan bildirilen sahnedeki rolüne.

    - Eyvallah!

    - Kendi program?nda mevcut Cemali, R?zay?, Şefkati, Sulhu aç?ğa ç?kararak kulluğunu icra etmiş değil mi?..

    - Evet!

    - Nas?l tan?r?z kendi program?m?z??

    - Sana nelerin kolaylaşt?ğ?na bak ve tereddütsüz onlar? icraya koyul.

    - Etraf ne der kayg?s?na düşmeden değil mi?..

    - Kabeye bakan, gönle yönelen etraf görmez ki zaten.

    - Eyvallah!

    Hz. Hasan’?n ortaya koyduğu r?za halinin neticelerini düşünüyorum. Büyük bir savaş, dehşet bir fitne duraklam?ş. Ne yaz?k ki saltanat düşkünlerinin h?rs? hiçbir zaman bitmeyeceği için yine de rahat verilmemiş Hz. Hasan’a.

    - Ölümü nas?l Hz. Hasan’?n?..

    - Zehirlenmiş! 40 gün hasta yatm?ş. Başta kardeşi Hüseyin olmak üzere Medine’liler ne kadar zorlad?larsa da kendini zehirleyeni söylememiş. Örtmüş hep.

    - Kimmiş zehirleyen?..

    - Muhtemelen Muaviye taraf? ile irtibatl? olan kar?s?!..

    - Niçin söylememiş?.. Söylese de şöyle iyi bir ceza alsayd? bunu yapan!

    - Kaderini okuyan?n sebeplerle işi olmaz ki!.. Kudretten seyreden Hikmete bakmaz ki!.. Kaderini okuyan; kaderine koşar!

    ……..

    Vakit gece yar?s?na doğru ilerliyor. Gündüz ki kadar olmasa da tavaf edenlerin azald?ğ? söylenemez. Daha geç vakitleri bekliyorum. Hacer-i Evsedi öpmek, Ruknu Yemaniyi selamlamak için. Ama yoğunluk 24 saat sürecek gibi geliyor. Ben Hz. Hasan’? anlat?rken yoğun bir tefekkürle gözlerini kapat?yor. Göz kapaklar?n? aralad?ğ? bir anda:

    - Vefat? ve defni nas?l?

    - Sormasan olmaz m?? Dayanam?yorum.

    - Anlat, diye üsteliyor. Anlat?yorum:

    - Vefat etmeden önce Hz. Aişe annemize haber salm?ş. ?zin verirse dedem Rasulullah’?n yan?na gömüleyim demiş. Annemiz izin vermişler. Ama ne yaz?k ki Emevilerin Medine valisi karş? ç?kt?ğ? için, Baki kabristan?na defnedilmiş.

    - Başka ne gibi özellikleri var Hasan’?n?

    - Neleri yok ki?..15 kere hac yapm?ş. Hem de yürüyerek gitmiş Medine’den Mekke’ye… 47 y?ll?k ömre 15 hac s?ğd?rmak! Sonra çok hay?rsever. Çok cömert. Mal?n? öyle bir dağ?t?rm?ş ki; iki kere elinde hiçbir şey kalmayas?ya fakir düşmüş.

    - Vecizelerinden, öğütlerinden hat?rlad?ğ?n var m??

    - Onu da siz lütfetseniz.

    Biraz düşündükten sonra ilim hakk?ndaki sözünü naklediyor: “?lim için çal?ş?n?z! Ezber zorunuza gidiyorsa yaz?n?z. Yazd?klar?n?z? evlerinize de taş?y?n?z!”

    - Yazd?klar?n? eve götürmeyi iki türlü anlad?m.

    - Nas?l, aç bakal?m.

    - Yazd?klar?n?, ilmini gönlüne yerleştir, hazmet ve uygula birinci anlam. ?kincisi de d?şar?da kendin bir şeyler okuyup öğrenmişsen bunu eşinle, çocuklar?nla, akrabanla, komşunla da paylaş!

    - Güzel…

    Biraz da Hüseyin’i konuşal?m diyor ayağa kalkarken.

    - Madem ki Hüseyin ayaklanman?n, k?yam?n, direnişin, ikamenin sembolü, onu ayakta konuşacağ?z. Boş boş ayakta durmayal?m gel girelim tavafa.

    GÖKLER?N VE YER?N SÜSÜ

    Saat gecenin 02 sini gösterirken tekrar tavafa dahil oluyoruz. Gündüz ki kadar olmasa bile ak?ş h?z kesmiyor. Ama biraz daha rahat dönüyoruz şavtlar?. Son şavtta Rukn-u Yemanide duruyoruz. Diz çöküp alt?n halkalara tutunarak aç?yor Hüseyin bahsini:

    - Hüseyin hakk?nda Kerbela’ya işaret eden hadis var değil mi?..

    - Evet Rasulullah önceden bildirmiş.

    - Hasan’? öğrendik, Hüseyin hakk?nda neler doğar gönlüne?..

    Kabenin 3. vechine ellerimi day?yorum. Örtüden yay?lan koku misk ü amber gibi. Avuçlar?m? aç?p ellerimi yap?şt?rd?m Kabeye!

    - Hüseyin, Hasan gibi infak ehli. O da bulduğunu dağ?tm?ş etrafa. Paylaş?m? zirvede yaşam?ş. Babas? Hz. Ali’nin bedeni kuvveti sanki Hüseyin’e geçmiş!

    - Sadece bedeni kuvveti mi?

    - Kudret ve ?radesi de. Elbette ilmi de.

    - Başka?..

    - Rasülullah CELAL yüzünü Hüseyin’den göstermiş ümmete. Sorgulayan, nebevi düsturlar çerçevesinde hesap soran ve ?slam ad?na demir yumruk olunmas? laz?msa o yönüyle de öne ç?kan bir mücahid Hüseyin!

    - Yani şeriatin, kulluk boyutunun hakk?n? vermede oldukça hassas değil mi?..

    - Elbette.

    - Rasülullah GÖKLER?N VE YER?N SÜSÜ demiş Hüseyin’e… Bunu nas?l anlars?n?..

    - Bilmem, pek bir şey gelmiyor akl?ma.


    Yan?m?zdan bizi s?k?şt?rarak geçişiyor müminler. S?k?şmak yada ezilmek gibi bir kayg?m?z yok. Ehl-i Beyt s?rr?n? açan zat Rukn-u Yemaniyi çocuğunu okşayan bir baba gibi okşayarak şöyle diyor:

    - Süs; güldür. Gül, aşk?n sembolü! Gül, k?rm?z?. Gül; Rasülullah?n özü! K?rm?z? gül demetleri yay?l?r Hüseyin’in yüreğinden. Yay?l?r da ümmete şehadet ve k?yam bilinci baki kal?r!.. Gül; Muhammedi bahçenin en hoş çiçeği. Seman?n ve arz?n, bilinç katmanlar? ile bedeni kuvvelerin birleştiği, kişinin tek noktaya odakland?ğ? yerdedir Gül. Beşeriyetin insaniyetle bütünleştiği anda doğar Şehadet. ?şte o zaman açar gönül gülleri.


    Şimdi bir başka dünyaday?z. Bir yan?yla kan ve gözyaş?, diğer yan?yla k?yam ve şeriat! Bir yan?yla cennet gülleri, diğer yanda yürekten s?zan kanla tazelenen yara! Söz Kerbela’ya geldi dayand?. Şimdi o anlat?yor:

    - Şam’da hüküm süren saltanat odakl? hilafet, Medine’de yaşayan Hüseyin’e huzur vermeyecektir. Kendisine yönelik komplolar? duyunca ailesi ve sevenleri ile birlikte emin yere; Mekke’ye göç eder Hüseyin. Buras? emindir, en az?ndan burada cana kastedilmez diye düşünür.

    - Rahat b?rak?rlar m? peki?

    - B?rakmazlar. Birkaç defa hac? k?l?ğ?nda suikastç?lar yollan?r Hüseyin’i öldürmek için! Bunlar yakalan?r, kurtulur ama art?k burada da eminliğe darbe vurulacağ?n? sezmiştir.

    - Ne yapar peki?..

    - Sevenlerini, ileri gelenleri toplar ve onlara bir konuşma yapar:

    “ Korkar?m ki biz buraday?z diye gözünü h?rs bürüyenler Kabe’nin, Mescidi Haram?n izzetine, eminliğine de kast edecekler! Bizim yüzümüzden Beytullaha halel gelmesin! Biz buradan ayr?l?yor ve şehadete yürüyoruz!”

    ?leri gelenler, yapma, gitme dedilerse de Hüseyin: “ Korkmay?n! Şehadetimizi biliyoruz. Dedem Rasülullah?n hadislerinden biliyoruz. Biz zulme r?za göstermeme, haks?zl?ğa baş kald?rma geleneği başlatmak için gidiyoruz” der ve ailesi, çocuklar?, ehlibeyt sevenleri ile yola ç?kar!

    Kerbela denen mevkide kalabal?k bir ordu kendisini kuşatmaya al?r. Biat et, baş eğ çağr?lar?na karş? ç?kar. Günlerce susuz ve çaresiz kald?ktan sonra çemberin iyice darald?ğ? günlerde bir gece vakti çevresindekileri toplar ve :” Bizim sonumuz malum! Sizler bizimle kalmak zorunda değilsiniz. Size k?r?lmay?z. ?steyen yurduna dönebilir.” Der.

    Bu sözler üzerine çoğunluk tekrar bağl?l?k gösterirken, bir k?s?m menfaat ehli gece oradan ayr?l?r. Ertesi gün ailesiyle birlikte Şehadet şerbetini içer Hüseyin!..

    Saltanata, arza egemen olmak isteyen ego kökenli h?rslara baş kald?rmakt?r Hüseyni duruş! Egona başkald?r?rsan erersin Şehadete!..


    O bunlar? kâh gözyaşlar? kâh iştiyak dolu bir imani heyecanla anlat?rken Rukn-u Yemani hakk?nda zihnimde şimşekler çak?yor.

    RUKNU YEMAN?; N?Ç?N AÇIK?

    - Rukn-u Yemani k?sm?nda Kabe örtüsü neden aç?k?

    - K?blenin henüz Mescidi Aksaya dönük olduğu günlerde Rasülullah namaz? buraya dönerek eda etmiş. Buraya dönünce Kabe ve Kudüs ayn? doğrultuya geliyor ve ayn? anda ikisine de yönelmiş oluyor.

    - Aksa; en uzak demek. Harem de en mahrem, en içsel. Yani bu tavr?; insan?n varacağ? en uzak alg? ile en iç hissedişin birliği diye düşünebilir miyiz?.. Uzak boyutlarla, d?şar?daki geniş alanla; afakla, içte olan?n, enfüsün bütünleşmesi diyebilir miyiz?..

    - Deriz de Hüseyin ve Hasan’?n fonksiyonunu unuttun!..

    - Haaa o da şu; Hasan’la öne ç?kan R?za, Hüseyin’le öne ç?kan ?kame hali bizde birleşirse Ruknu Yemaniye yöneliş kemal bulur diye düşündüm.

    - Ama as?l düşündüğün bu değildi, daha basit bir imaj yakalam?şt?n?..

    Hayret gene içimi okudu. Evet, yakalam?ş ama söylememiştim. Şimdi vakti geldi:

    - Rukn-u Yemanide Kabe örtüsü b?çakla kesilip oyulmuş, yaralanm?ş gibi.

    - Yani?..

    - Hasan ve Hüseynin şahadetini söyler gibi…

    - Daha başka?..

    - Raz? bir kul olman?n, şeriatin hakk?n? vermenin; göze al?nmas? çetin bir mücadele ve hal olduğu!.. .Ölümü, s?n?rs?z vermeyi göze alanlar?n hakiki kul olacağ?!…


    Bu ifadelerimle mest olduğunu seziyorum. Ruknun bir başka boyutunu aç?yor:

    - Yemen’e dönük bu köşe! Yemen deyince neler gelir akla?..

    Bunu ondan dinlemeliyim. Siz buyurun nolur diye ?srar ediyorum. Aç?kl?yor:

    - “Rabbim bana Yemen taraf?ndan bir delikanl? suretinde göründü” diyor Efendimiz. Bir de büyük velilerden Üveys El Karani (ks) Yemen’li… Bunlar? da unutmayal?m. Ve düşünelim tabii Yemen’le işaret edileni.


    A’MADA SEYRETT?K ALEM ?ÇRE ALEM?

    Rukn-u Yemaniden Hacer-i Esvede geliyoruz. Hacer-i Evsedi öpmek art?k kolay. Çünkü yoğunluk epeyce azalm?ş. Öpüyor ve baş?m? sokuyorum cennetten gelen taşa. Tavaf seline kendimizi b?rak?p Makam-? ?brahim karş?s?nda k?yama duruyoruz.

    - Gözlerini yum, diyor.

    - Ama namazda göz yummak caiz değil, secde mahallini görmeliyim.

    - Gözlerini yum ve ben aç diyene kadar da açma!

    Gözlerimi yumuyorum. Tavaf selinden yay?lan dönüş h?ş?rt?s?, etraftan gelen sesler ve kalabal?ğ?n etkisi bir anda kalk?yor omuzlar?mdan. Aç dediğinde gözlerimi aç?yorum. Ama her yer alabildiğine karanl?k.

    - Şimdi salata dur!

    - Ama k?bleyi göremiyorum, ne yana duracağ?m?..

    - Sus, d?ş gözünle değil, kalp gözünle göreceksin şimdi. Yönler, köşeler, cenahlar bitti art?k. Yüzünü ne yana dönersen k?ble oras? şimdi!..

    Baştan ayağa üşüyorum. Yapayaln?z ve alabildiğine karanl?ktay?m. Sonra birden alev alev s?cakl?k sar?yor her yan?m?. Ne düşünce, ne hayal, ne ak?l, ne aşk, sanki hepsi nötrlendi şimdi. Tekbir ald?ğ?mda madde kay?tlar?ndan s?yr?lm?ş, hafiflemiş gibiyim. Sanki ayaklar?m yerde değil. D?ş gözle görmekten geçtim. Ya içimde hissettiklerim? Hepsi durdu. Bambaşka bir şey oldu.

    Eda ettiğim iki rekat salattan selamla ç?kt?ğ?mda yine Makam-? ?brahim önündeyiz. Yan?mdaki zat son sözlerini söylüyor:

    - Buraya kadard?. Ben gidiyorum. Bunu al, beni hat?rlars?n!

    Baş?m? döndüğümde yok art?k. Gitmiş. Göremiyorum. Elimde yeşil bir mendil. Çevresi k?rm?z? işlemeli bir küçük ve nazenin bir hat?ra.

    Anl?yorum. Kimdi, niçin geldi?.. Anl?yor ve tam sevinçten uçuyorken yan taraftan bir çocuk el at?yor mendile. Pakistanl? bir hac?n?n çocuğu. 4-5 yaşlar?nda. Kendi lisan?nca onu bana ver, dercesine çekiştiriyor. O bana muhteşem bir hat?ra diyecek oluyorum, sonra vazgeçip veriyorum.

    Zat gitmekle kalm?yor, hat?ras? da gidiyor.

    Benliğimle, nefsimle sevdiğim, övünç duyduğum ne varsa al?n?yor bu yolda.

    Kabe’ye bak?yorum tekrar tekrar! Hacer annenin tevekkülü, ?brahim baban?n feragati, ?smail atan?n teslimiyeti dökülüyor zemzem çeşmesinden!…

    Kana kana içiyorum…

    Ab-? hayat niyetine…

    Mehmet DOĞRAMACI
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    evet, bu başl?ğ? başka forumda görmüştük. oraya da eklemiştiniz..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    evet ruhefza..son k?sm? okudun mu..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    henüz değil, göz att?k sadece..ama buradaki bilgilerin kaynağ?n? cidden merak ediyoruz..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Aminlerimiz Kabedeki Aminlere Karışsın
    By vertyucek in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08.02.14, 18:19
  2. Kabedeki ve Mescidi Nebevideki Günlük Namazların Verildiği Site
    By kaya in forum Ezgi, İlahi ve Kur'an-ı Kerim Tilavetleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 28.11.08, 17:07
  3. Hakikatlar
    By ebu_zer in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.10.08, 15:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0