+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 18

Konu: İlk Ayet-i Kerime Niçin "Oku"? Okumaktan Maksad Nedir?

  1. #1
    MuM
    MuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Guest MuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    3.600

    Standart İlk Ayet-i Kerime Niçin "Oku"? Okumaktan Maksad Nedir?

    İlk Ayet-i Kerime Niçin "OKU"? Okumaktan maksad nedir? Bilgi verirmisiniz?

    Okumaktan maksat tefekkür etmek midir?

    Neleri kapsamaktatır.

    Bilgilerinizi paylaşırmısınız.

    esselam veddua.

  2. #2
    Vefakar Üye mislimya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    317

    Standart

    Acaba Hazreti "Muhammed Neyi “OKU”DU"?..
    Bilindiği üzere, Hazreti Muhammed iki y?l? aşk?n bir süre, içinde yaşad?ğ? düşünsel durum nedeniyle, H?ra Tepesindeki mağarada, inzivaya çekilmişti...
    Bu süreç içindeyken, Kur'an-? Kerim’in ilk âyeti olan "?KRA" hükmü kendisine tebliğ oldu Cebrail isimli melek taraf?ndan!..
    -"?KRA!.."
    -"OKU!.."
    Ama, bu tebliğ an?nda kendisine verilmiş herhangi bir yaz?l? metin yoktu!..
    "OKU"MASI isteniyordu; ancak eline verilmiş bir alfabetik yaz?t sözkonusu değildi..?
    Öyle ise neyi "OKU"YACAKTI?..
    "OKU" dendiğine; "OKU"mas? gerektiğine; ve "OKU"yacağ? herhangi bir yaz?l? alfabetik metin olmad?ğ?na göre...
    Acaba, "OKU"mas? istenilen "ŞEY" ne idi ?...
    "ÜMMÎ" olan Hazreti Muhammed (aleyhisselâm),
    "OKU”yabilenlerden değilim, okuyam?yorum" cevab?n? vermişti, Cebrâil isimli meleğe...
    Ortada, kağ?t, deri, kemik üzerine yaz?l? olarak inmiş herhangi bir metin olmad?ğ?na göre; elbette ki, burada işaret edilen husus, bizim bildiğimiz mânâda okuyup-yazma değildi !.
    Öyle ise, burada sözkonusu edilen "ÜMMÎ"lik, genelde anlaş?lan mânâs?yla, yaz?l? bir metni okuyamama değildir !..
    Bu takdirde, "ÜMMÎ"lik nedir?...
    Kimler "ÜMMÎ"dir..?
    "ÜMMΔikten kurtulman?n yolu nedir?...
    "ÜMMÎ" olduğu için "OKU"yamayan Hazreti Muhammed (aleyhisselâm) "?KRA" hükmünce "OKU"duktan sonra, hâlâ "ÜMMÎ" miydi ?...

  3. #3
    Vefakar Üye mislimya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    317

    Standart

    ümmi okumas?


    Kur'ân-? Kerim’in ilk gelen âyeti ve hükmü "?kra"d?r!...
    "?KRA" hitâb?n?n şeklen kendisine nas?l ulaşt?ğ?n? ve o anda neler hissettiğini önce Hazreti Muhammed aleyhisselam?n ağz?ndan dinleyelim...
    Cebrail
    Aleyhisselâm isimli melek nas?l gelmiş; nas?l "OKU" demiş; nas?l "SIKMIŞ"; ard?ndan neler hissedilmiş; bütün bunlar? önce umuma anlat?ş şekliyle sahih hadislerden görelim, okuyal?m...
    Sonra bugüne kadar elimize geçmiş tüm verilerin üzerinde duralim..
    Sonra da, üzerinde sesli düşünmeye başlayal?m...
    Sahihi Buhari'
    de ve Sahihi Müslim'de nakledilen hadisi şerif şöyle:
    “Rasûlu Ekrem
    sallallahu aleyhi vesellem, evvela gerçekleşen rüyalar görmeye başlam?şt?...
    Bir rüya görmezdi ki, fecri sâbit gibi zuhur etmiş olmas?n..
    Sonra halvetten hoşlan?r oldu,.. H?ra tepesindeki mağaraya çekilip, birçok gece, orada kulluk ederdi!.. Bunun için de, az?ğ?n? yan?nda götürürdü...
    Sonra tekrar hazreti Hatice'nin yan?na gelir, bir miktar az?k al?r, gene giderdi...
    Nihayet bir gün H?ra tepesindeyken, Ona, Hak geldi!...
    Şöyle ki...
    Kendisine, bir melek geldi ve “?KRA'“ - “OKU” dedi... O da...
    -Ben OKUYANLARDAN değilim!...
    Cevab?n? verdi.
    Rasûlullah şöyle buyurdu:
    -Bu cevap üzerine melek hemen beni tuttu ve vücudumu sar?p öylesine s?kt? ki, tâkât?m neredeyse tükeniyordu..

    Sonra gene sal?verdi ve “?KRA'“ - “OKU” dedi!...
    Ben de:
    "Ben okuyanlardan değilim" dedim...
    Der demez beni yine tuttu ve öyle bir s?kt? ki, can?ma tak dedi... ve sal?verdi ve tekrar;
    “?KRA'“ dedi...
    Ben de yine;
    "Okuyanlardan değilim", değilim, dedim..
    Binâenaleyh, beni üçüncü defa, yine s?kt?, sonra b?rakt?, ve derhal:
    "OKU!...Seni halk eden Rabbinin ad?yla OKU" âyetlerini okudu...
    Bundan sonra Rasûlullah evine avdet etti... Yüreği oynuyordu!... Hazreti Hatice'nin yan?na girdi; "beni örtün, örtün"; dedi... Örttüler!..
    Nihayet heyecan? geçti, o zaman HazretiHatice'ye durumu anlat?p;
    -Kendimden cidden korktum. buyurdu...
    Hatice:

    -Hay?r, vallahi Cenâb-? Allah hiç bir vakit seni perişan etmez... Sen, akrabana iyilik eder, külfetlere tahammül edersin, yoku kazan?r, yoksulu kazand?r?rs?n... Misafire ikram eder, ihtiyaç duyanlara yard?m edersin...
    Ve bundan sonra , onu al?p, amcazadesi Meleketül Nevfel'e götürdü.
    Varaka, ad?yla da bilinen Nevfel câhiliyet zaman?nda iken, nasraniyeti kabul etmiş bir zât idi... ?branice yazmas?n? bilir ve ilamaşâallah ?branice ?ncil yazard?...
    Art?k pek ihtiyarlam?ş ve a'ma olmuştu..
    Yan?na var?nca Hatice:
    -Amcazâdem, bak biraderzâdeni bir dinle... dedi.
    Varaka sordu:
    -Biraderzadem ne görüyorsun? ... dedi.
    Rasûlullah gördüklerini anlatt?r...Bunun üzerine Varaka,
    -Bu o namustur ki, Cenâb-? Allah, Musa’ya indirmiş idi!.. Ne olurdu ben genç olsayd?m ve kavminin seni ç?karacağ? zaman sağ olayd?m! ... dedi.
    Rasûlullah
    sordu;
    -Acaib !.. Onlar beni ç?karacaklar da m??.. Varaka;
    -Evet senin getirdiğin gibi bir şeyi getiren hiç bir insan yoktur ki, düşmanl?ğa mâruz kalmas?n ve bulunduğu yerden ç?kart?lmas?n..
    Eğer o gününe yetişirsem, her halde sana kaviyyen yard?m ederim.. dedi... "
    Bu olay gerçekleştikten k?sa bir süre sonra gene hitap gelmişti...
    Bu tekrar Hazreti Rasûlullah’?gene çok korkutmuştu...
    Rasûlu Ekrem,
    Hazreti Hatice' ye geldi ve şöyle dedi:
    -Ben halvette yaln?z kald?ğ?m zaman, bir hitab işittim!.. Vallahi bunun bir emir olmas?ndan cidden korktum...
    Hatice cevap verdi:
    -Maazallah, sana Allah'tan korkulacak bir şey gelmez!.. Sen emaneti korursun, akrabana iyilik edersin, doğru söylersin...
    dedi ve böylece onu teskin etti...
    Sonra Ebu Bekir geldi... Rasûlullah yoktu o s?rada...
    Hatice , Rasûlullah'
    ?nsözlerini Ebu Bekir' e anlatt? ve:
    -Muhammed ile beraber Varaka' ya git!.. dedi..
    Rasûlullah gelince, Ebu Bekir onu tutup,
    -Hadi bizi Varaka' ya götür... dedi..
    Ebu Bekir böyle deyince; Rasûlullah sordu...
    -Kim söyledi bunu sana?
    Bunun üzerine O da..
    -Hatice!... dedi..
    Birlikte Varaka' ya gittiler ve olay? anlatt?lar...
    Rasûlullah şöyle dedi:
    -Yaln?z halvette iken, arkamdan, ya Muhammed Ya Muhammed diye bir nidâ işitiyorum... Ve hemen koşup kaç?yorum...
    Varaka
    cevap verdi:
    -Öyle yapma!... Geldiği zaman söyleyeceğini iyice anlayana kadar bekle ve iyi dinle... Sonra da ne dediğini gel bana haber ver!... dedi...
    Daha sonra Rasûlullah halvete çekildiğinde bu defa şöyle hitap geldi:
    -Ya Muhammed, şöyle de:
    “Bismillahirrahmanirrahim
    elhamdulillahi rabbil âlemin” diyerek “ve laddaliyn”
    e kadar vard?... Ve bir de:
    “lâ ilâhe illalllah” diye ilâve etti...

    Bunun üzerine, o da gelip, bu olan biteni Varaka' ya nakletti!..
    Bunun üzerine Varaka da şöyle dedi:
    -Müjdeler olsun sana!... Ben şehâdet ederim ki, Sen ibni Meryem' in tebşir ettiği zâts?n!.. Ve sen, Musa' n?n namusu gibi bir namus üzeresin... Sen Nebiyyi Mürsel’sin ve cihada memur olacaks?n!”

    Şimdi burada görülüyor ki, ilk nâzil olan âyet; yani Hazreti Muhammed' e gelen ilk emir "OKU" emri yani "?KRA'" ...
    Ve geçmişteki hemen hemen çok büyük bir grup ?slâm âlimleri bu konuda ittifak üzereler...
    Bunun akabinde gelen âyetlerde “Besmele” ile birlikteFâtiha” yani “Elhamdu lillahi rabbil âlemindiye başlayan yedi âyet!...?lk sûre!.
    ?ş böyle olduğuna göre...
    Burada düşünülmesi gereken ilk konu, "OKU" kelimesinin neye işaret ettiğidir !..
    Eğer, bizim klasik mânâda anlay?ş?m?z üzere bir "OKUMAK" ise burada murad olan; bunun için eline bir kitap verilmesi, O'nun da eline ald?ğ? bu kitab? okumas? gerekirdi...
    Oysa eline böyle yaz?l? bir metin verilmiş değildi!.... Ne bir sahife halinde, ne bir parşomene veya deriye yaz?lm?ş bir metin kendisine verilmiş değildi!.. Yaz?l? bir metin verilmediğine göre de, burada bizim, klasik anlamda değerlendirdiğimiz biçimde bir "okumak" söz konusu değildir..
    Bu takdirde. "OKU" sözünün mânâs?n? nas?l anlamak ve değerlendirmek durumunday?z?..
    Okunacak herhangi bir metin olmad?ğ?na göre, kendisinden neyi "OKU"mas? talep ediliyordu?...
    Ne, nas?l okunacakt??...
    Bunu anlayabilmek için, meseleye çok geniş bir perspektifle bakmak zorunday?z!...
    Yani... O zamanda, toplumun hangi şartlar içinde yaşad?ğ?na; neye nas?l inand?ğ?na; ve ne tarz düşünce yap?s?na sahip olduğuna bakmak laz?m...
    Bilindiği gibi, o devirde Kâbe'de 360 adet "sanem" yani "put" vard?!.. Ve insanlar pek çok tanr?lara tap?yorlard?...
    ?nsanlar?n kimisi, yeryüzünde kimisi semâda mekân tutmuş, dünyay? yönettiğini tasavvur ettikleri tanr?lar? varsay?yorlar; onlar? övüp yüceltmek suretiyle de kendileri için bir menfaat umuyorlard?!..
    Varsayd?klar? tanr?lar? ile olan diyologlar? neticesinde, onlara yönelik olarak ortaya konulan çok değişik fiiller mevcuttu... Adaklar; kurbanlar; tap?nmalar; yalvar?p yakarmalar!..
    O devirde, içinde yaşad?klar? toplum gibi düşünmeyen, saneme tap?nmayan; semada bir tanr? düşünmeyen; ancak ve sadece yerleri ve gökleri meydana getiren sonsuz-s?n?rs?z yarat?c? bilinçli güce inanan sekiz-on kişilik de bir grup vard?...
    Bunlara, "HANÎF"ler deniliyordu!..
    "HANÎF" diye adland?r?lan bu küçük grubun üyelerinden birisi Hazreti Ebu Bekir; bir diğeri de Hazreti Muhammed Mustafa idi !..
    Varl?ğ?n ve yaşam?n içinde gökte bir tanr?n?n yeri olmad?ğ?n? tesbit eden Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, konuyu tam anlam?yla çözüme ulaşt?ramaman?n getirdiği bir s?k?nt? içindeydi!... Bu s?k?nt?, O'nun yaşam?n? oldukça önemli bir şekilde etkilemeğe başlay?nca, ticareti yan?ndakilere b?rakarak, az bir az?k al?p, bir mağarada inzivaya çekilmek ve orada derin tefekküre girmek zorunluluğunu hissetti!..
    Ve bir gün...
    Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselâm, içinde bulunduğu mağarada MUTLAK GERÇEĞ? bulmak için çeşitli düşünsel çal?şmalar yaparken; bir gün ans?z?n hayat?n?n dönüm noktas?n? oluşturan olağanüstü olayla karş?laşt?.
    Karş?s?na âniden bir "melek" ç?kt? ve O'nu şiddetle “SIKTI”; sonra da;
    -"IKRA' !..." ... "OKU" dedi...
    Burada, kendisinden istenilen şey, "OKU"mas? idi!...

  4. #4
    Vefakar Üye mislimya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    317

    Standart

    “ÜMMΔler K?MLERD?R?


    Neyi...?
    Hazreti Muhammed kendi beyan?na göre, "oku"yam?yordu!...
    "OKU"mas? gereken şeyi "OKU"yam?yordu!... Çünkü, "ÜMM?" idi!...
    "ÜMM?" ne demekti?...
    Birbiri ard?nda yaz?l? olan harfleri okuyamamak m??..
    Esasen, Kur'ân-? Kerim’e göre, Araplar bu konuda iki s?n?fa ayr?l?yorlard?:
    1-''EHL? K?TAP"... Yani okuyanlar!... Yani, Tevrat ve ?ncil'i okuyanlar ve yazanlar.
    2- "ÜMM?LER"... OKUMAYANLAR!... Yani, Tevrat ve ?ncil'i okumayanlar -yazmayanlar- yani yaz? yoluyla çoğalt?lmas?nda görev almayanlar-.(1)

    Kur’ân-? Kerim, o gün yaşamakta olan Araplar? ve diğerlerini, Tevrat ve ?ncil'i okuyanlar ve okumayanlar olarak ikiye ay?r?yor; ve bu kitaplar? okumayanlar? ise "ÜMMÎ" olarak nitelendiriyordu.
    Bu husustaki yaklaş?m şuydu;
    Bir k?s?m insanlar vard? ki, bunlar sadece Tevrat'? veya hem Tevrat'? hem de ?ncil'i okuyor; ve dahi baz?lar?, bu kitaplar? yazarak çoğaltmay? görev biliyorlard?..
    Bir k?s?m insanlar ise bu kitaplar? okumuyorlar ve Kâbe'deki çeşitli putlara tap?yorlard?..
    Pek küçük bir grup da, ne kitaplar? okuyup-yazarak çoğalt?yor; ne de putlara tap?yorlard?; ki bunlara da "HANÎF"ler denmekteydi..
    ?şte gerek Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselâm, gerekse Ebu Bekir S?dd?k bu "HANÎF" ler grubuna dahil olarak, "ÜMMÎ"ler diye adland?r?lan ve "EHL? K?TAP" olmayan kimselerdendi!. Yani,Tevrat ve ?ncil’i okuyup-yazm?şlardan değillerdi!.
    Bu sebepten dolay?d?r ki, Kur'ân-? Kerim’de ilgili âyetlerde Efendimiz Muhammed Mustafa Aleyhisselâm’a ,
    O, ÜMMÎ B?R NEB?’D?R..(7-158)
    Diye tavsif edilip;
    “EHL? K?TAB’A VE ÜMM? ARAPLARA SOR” (3-20)
    “BUNDAN ÖNCE B?R K?TAP OKUMUYORDUN; SAĞ EL?NLE DE O’NU YAZMIYORDUN!” (29-48)
    diye de hitap edilmekteydi!.
    Şâyet dikkatle ve peşin hükümsüz olaya yaklaş?rsak, görürüz ki, sadece "ehli kitaba ve ümmi Araplara sor" âyeti dahi, o gün için yaşayanlar?n, Kur'ân anlay?ş?nda ikiye ayr?lm?ş olduğunu; Tevrat ve ?ncil'i okuyanlar?n "ehli kitap"; buna karş?l?k Tevrat ve ?ncil okumam?ş olanlar?n ve bunlara inanmayanlar?n da “ümmi” diye adland?r?ld?klar?n? rahatl?kla fark ederiz!..
    Kur’ân'da Hazreti Resuli Ekrem’e "sen ümmilerden olduğun halde onlara Kitab? ve hikmeti öğretirsin" gibi tan?mlaman?n getirilmesinin mânâs? ise şudur:
    "Sen, Daha önce Tevrat ve ?ncil'i okumad?ğ?n halde, bu Kutsal Kitaplarda yaz?l? olan bilgilere uygun bir şekilde, geçmiş olaylara dair haberleri onlara ulaşt?rmaktas?n!...
    Bu da senin, O Kitaplar?n kaynağ?ndan bu haberleri ald?ğ?n?, yani vahye dayal? bir biçimde, Nübüvvet görevi dolay?s?yla diğer Nebiler gibi ayn? kaynaktan beslendiğini ispat eder!..
    Şayet sen Ümmi olduğun, yani daha önceden Tevrat ve ?ncil'i okumam?ş olduğun halde, O kitaplarda yaz?l? olanlar? biliyor ve onlara anlat?yorsan, bu demektir ki, sen de bir Nebi olarak Musa ve ?sa' n?n ald?ğ? kaynaktan vahiy almak suretiyle gerçekleri toplumuna iletiyorsun!"
    Yani, netice olarak burada ortaya ç?kan gerçek şudur ki;
    O devirde insanlar "Ehli Kitap" ve "ÜMM?"ler olarak ikiye ayr?lmaktayd?;
    ?ncil ve Tevrat'? okuyanlar ve elle yazarak çoğalt?lmas?nda görev alanlar, “EHL? K?TAP”;
    buna karş?l?k bu kitaplar? yazmayanlar, ve dahi okumam?ş olanlar da “ÜMMΔler olarak isimlendiriliyordu..
    Hazreti Muhammed Mustafa dahi bu kitaplar? okumam?şlar grubundan bir fert olarak genel tan?mlama içinde "ÜMMÎ" diye nitelendiriliyordu!... Bu bir...
    Bir de işin diğer yan? var;
    "OKU"MA ya da "OKUYAMAMA”" kavramlar?n?n burada taş?d?ğ? anlam !...
    "?KRA" yani "OKU" hitâb?nda işaret edilen mânâ neydi acaba?..
    "?KRA" sözünün Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’a söylendiği an?, yeri ve şartlar? göz önüne getirelim...
    Yer, H?ra Tepesindeki bir mağaran?n önü!.. Zaman yaklaş?k l400 küsur y?l evveli!.. Ve elde olan hiç bir yaz?l? metin yok!..
    Şimdi bu hususa lütfen çok dikkat edin!..
    Cebrail isimli melek taraf?ndan, Hazreti Muhammed Mustafa'ya hitap ediliyor:
    -?KRA!.. yani, "OKU"!..
    Ama bu hitapla birlikte de olsa, eline hiç bir yaz?l? metin verilmiyor!...
    Şayet bir yaz?l? metin verilse idi!... Ama kağ?t üzerine; ama deri üzerine; ama kemik üzerine; ama taş üzerine; her ne üzerine yaz?l? bir metin olursa olsun; şayet bir yaz?l? metin verilmiş olsayd?...!
    Ve Hazreti Muhammed de buna karş?l?k;
    Ben ümmiyim, onun için bunu okuyamam” deseydi; bu olay? Hazreti Muhammed'in bildiğimiz anlamda okuma-yazma bilmeyişine işaret olarak alabilirdik belki!... Ancak ne var ki, olay asla böyle cereyan etmiyor!..
    Cebrail Aleyhisselâm’?n;
    -"?KRA" !... Yani , “OKU
    hitâb?na, Hazreti Muhammed şu cevab? veriyor:
    -Mâ ene bikariyyun!..
    -OKUYAB?LENLERDEN DEĞ?L?M! (2)
    (2)Bak?n?z: Hamdi Yaz?r' ?n "Hak Dini Kur' an Dili " tefsiri cilt 8..
    Burada önce şu hususa dikkatinizi çekelim...
    Bir kişiye durup dururken "OKU" deseniz, bu isteğe karş? alacağ?n?z cevap kim olursa olsun, şu olacakt?r:
    - Neyi okuyay?m?
    Çünkü, o kişi sizin neyi oku dediğinizi bilmediği için tabii olarak neyi okumas?n? istediğinizi soracakt?r...
    Şayet, "OKU" hitâb?na karş?l?k olarak, "NEY? OKUYAYIM" sualiyle karş?laşmam?şsak; bu durum bize şunu gösterir:
    Hitâb edilen kişi, kendisinden neyi okumas? istenildiğini bilmektedir!..
    Evet, nitekim Hazreti Muhammed dahi, kendisine "?KRA", yani "OKU" dendiğinde, neyi okumas? gerektiğini biliyordu!..
    Ancak ne var ki, "OKUYAMIYORDU" !..
    Bu "okuyamama"n?n anlam? yaz?l? her hangi bir metni eline al?p da harfleri deşifre edememek değildi!..
    "Okuma-yazmas? olmamak" anlam?nda okuyamamak değildi!..
    Öyle ise neydi?..
    Konu mislimya tarafından (11.11.07 Saat 23:07 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    Vefakar Üye mislimya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    317

    Standart


    Evet, o ana kadar "okuyamam?ş"...
    "Okuyamaman?n" s?k?nt?s? içinde olan...
    "Okumak" için aylar boyu mağaraya inzivaya çekilen Hazreti Muhammed Mustafa'n?n "okumak" istediği şey ne idi?
    Ayr?ca, burada bir de şunu hat?rlayal?m...
    Söz konusu edilen şey şayet bildiğimiz basit mânâda okuma-yazma olsayd?....
    Okuma-yazma
    bir mağaraya çekilmek suretiyle tek baş?na m? öğrenilir?...
    Yoksa, okuma-yazma bilen bir kişinin karş?s?na geçilip, ikinci bir şah?stan m? elde edilir, toplum içersinde!..,
    Üstelik bir de bu kişinin y?llard?r ticaretle, hesap-kitapla uğraşt?ğ?n? düşünürsek!...
    Geçmişte, birtak?m insanlar, olay?n derinliğine girmedikleri için, ancak okuma-yazmas? olmayan bir Nebi’nin tebliğ edeceği Kur'ân ’?n mucize olacağ?n?, sanm?şlar; ve dolay?s?yla da işin derinliğine hiç inmeden; hatta baz? gerçeklere giden yollar? dahi t?kayarak; "okumak ve yazmak bilmeyen" anlam?na bir "ÜMMÎ NEB?" kavram?na saplan?p, herkese bu imaj? yerleştirmişlerdir...
    Zannetmişlerdir ki, böylelikle Allah Rasûlu daha bir büyüyecektir!!!..
    Bu hazreti Rasûlu Ekrem'in getirdiklerinin, bildirdiklerinin azâmetini ve O'nun gerçek büyüklüğünü kavrayamaman?n sonucudur!.
    Onlar?n anlay?ş?na göre, çöl ortas?ndan ç?kan bir Nebi okuma-yazma bilmemelidir ki, getirdiği bilgiler, açt?ğ? yepyeni düşünce ufuklar? mucize say?labilsin!!!.
    Sanki bu Nebi, okuma yazma bilseydi, getirdikleri mucize olmazd?!!!.
    Bu tart?şma s?ras?nda şunu da dikkatimizden kaç?rmayal?m...
    Biz, MUHAMMED MUSTAFA 'n?n "RASÛLULLAH VE SON NEB? " olduğuna iman etmekle mükellefiz!... O'nun okuma-yazma bilmesinin ya da bilmemesinin iman şartlar? ile de hiç bir ilgisi yoktur..
    Esasen takip eden sayfalarda göreceksiniz ki, zaten olay?n “bizim bildiğimiz anlamda okur-yazar olmakla” dahi hiç bir ilgisi yoktur!..
    Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’?n "ÜMMÎ" oluşunun anlam?, onun "ehli kitap" olmay?ş?d?r!. Bu, konunun zâhirdeki anlam?d?r!...
    Yani, Yahudi veya H?ristiyan dinine mensup iken, daha sonra Nebi olup da yeni bir din getirmemiştir.
    Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’?n “ÜMMΔ oluşunun bir de bat?n?, yani iç ya da "SIR" anlam? vard?r; ki bu çok daha önemlidir!.


  6. #6
    Vefakar Üye mislimya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    317

    Standart


    Hazret Muhammed Aleyhisselâm “ÜMMΔ olmas?n?n; yani, hâlâ kitab? "okuyamamas?n?n" s?k?nt?s? içindeydi!..
    Bu s?k?nt? öylesine büyük boyutlara ulaş?yordu ki; günlerle, haftalarla kimseyi görmüyor, görmek istemiyor; sadece düşünce dünyas?ndaki o muazzam sorunu nas?l çözebileceğini düşünüyordu...
    Zira, kafas?nda oluşmuş bulunan suallerin hiç birinin cevab?n? sözü edilen dinlerde ve putperestlikte bulam?yordu!..
    Orijinal düşünce şekli kaybolmuş Yahudilik veya H?ristiyanl?k ile, düşünen insana hiç bir şey vermeyen ilkel PUTATAPARLIK, o devirde dahi Hazreti Muhammed Mustafa, Ebu Bekir gibi baz? Zevâta hiç bir şey ifade etmiyordu...
    O yüzden de, bu zevat "EHL? K?TAP" d?ş?ndaki “ÜMM?”ler s?n?f?nda yer al?yorlard?...
    Ne var ki, iş bu kadarla kalm?yor, "EHL? K?TAP" içinde yer almad?klar? gibi, putataparlar aras?nda da bir yerleri bulunmuyordu!... Çünkü “ÜMM?”ler aras?ndaki “HANÎF”ler grubunu oluşturuyorlard?..
    “HANÎF”
    ler... Dini ?brahim, yani "Tevhid" anlay?ş? üzerine olanlard?!...
    Bize ulaşan bilgilere göre...
    ?DR?S Nebi, görev süreci içinde, insanlara, yeryüzünde olup-bitenler üzerinde gök cisimlerinin tesirlerinden bahsetmiş; yani “BURÇLAR iLM?N?” aç?klam?şt?...
    Ancak, kendisi bu aç?klamay? yaparken, elbette ki bütün bu güçlerin idaresinin de Allah'?n ilim, irade ve kudretiyle meydana geldiğini bildiriyordu...
    "ASTROLOJ?" yani eskilerin deyişiyle "BURÇLAR iLM?" denilen sistem, ?DR?S Aleyhisselâm taraf?ndan aç?kland?ktan sonra; derin düşünce yeteneğinden mahrum insanlar olay?n kökündeki ve sistemdeki ana güçten perdelenerek; tesirlerini kesinlikle tespit ettikleri "BURÇLAR" ilmine sar?l?p, her şeyin yarat?c?s? ana kudret olarak y?ld?zlar? kabullendiler!..
    Bu yanl?ş tespit, daha sonralar?, dar görüşlü insanlar?n, bu gök cisimlerini "TANRILIK TAHTINA" oturtmalar?na; ve böylece birer tanr? kabul ettikleri gezegen ve burçlara tap?nmaya kadar uzand?!..
    Esasen her Nebinin getirdikleri, o toplum içindeki dargörüşlüler taraf?ndan zaman içinde sapt?r?lm?ş, sistem içindeki doğruluk noktas?ndan kayd?r?larak; lokalize doğruluk veya yerel doğruluk noktas?na oturtulmak suretiyle deforme edilmiştir..
    ?şte, "BURÇLAR iLM?"nin (astroloji) konusunu oluşturan "ALLAH'?n varediş sistemi içindeki bu mekanizma"n?n yanl?ş kavran?lmas? sonucu; gök cisimleri, toplumlar taraf?ndan tanr?laşt?r?lmaya başlan?nca, bu kavramlar ad?na putlar yap?lmaya başlanm?ş ve nihayet ay?n, güneşin, y?ld?zlar?n birer tanr? olduklar? ve bunlara tap?n?lmas? görüşü o devir toplumlar?na yerleştirilmiştir..
    Böyle bir ak?ş içinde iken insanlar, bu defa ?BRAH?M Nebî gerçekçi düşünce yoluyla bu y?ld?zlar?n, ay?n, güneşin tanr? olduğu yolundaki iddialar?n üzeride derin düşünceye girmiş ve bunlar?n tanr? olamayacağ? gerçeğine ulaşm?şt?r..
    Bu eriştiği gerçek neticesinde de hâlini şöyle dile getirmiştir:
    -?nni veccehtu vechiye lilleziy fatIres semâvati vel ard? HAN?Fen ve ma ene minel müşrikin!.. ( 6-79 )
    -VECH?M? O VECHE DÖNDÜRDÜM K?, YERYÜZÜNÜN VE GÖKTEK?LER?N HEPS?N?N FÂTIR’IDIR!..HANÎF OLARAK..Ş?RK EHL?NDEN DEĞ?L?M!.
    "VECH" “yüz” anlam?na gelir... Ama bildiğimiz “surat”, ya da “sima”, yani "sûret, olarak görünen yan?m?z" kastedilmiyor burada!. "?ÇYÜZ"ümüzdür bahis konusu olan!..
    Meselâ bir insan için deriz ki "ikiyüzlü"!.. Burada anlat?lmak istenen "ikiyüz" nedir?... Diyelim ki , iki kişilik.. Ya da "binbiryüzlü" deriz... Yani, çok kişilikli, anlam?na!...
    "VECH", “kişilik yüzü” anlam?na kullan?lmaktad?r burada... Buna, "mânevi yüz" de denebilir!.... Keza, kişinin "düşünsel kişiliği" de demek uygundur.... Ya da, başka bir ifade ile, "şuursal kişilik" de diyebiliriz!...
    Öyle ise, ?brahim Aleyhisselâm’?n "vechimi" deyişini, "düşünsel kişiliğimi" gibi anlay?p;
    -Düşünsel yap?mla, O mânevi VARLIĞA döndüm ki, gökteki bütün yarat?lm?şlar?n ve yeryüzündekilerin "FÂTIR"? O'dur!..
    şeklindeki bu ifadeyi deşifre etmeye başlayabiliriz..

  7. #7
    Vefakar Üye mislimya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    317

    Standart


    Evet, devam edelim...
    "FÂTIR"...?
    Bu kelimenin anlam?na girmeden önce, hemen iki ayeti hat?rlayal?m; ve bu âyetler ?ş?ğ?nda “HANÎF” ve "FÂTIR" kelimelerinin işaret ettiği mânây? farketmeye çal?şal?m...
    Anlatt?klar?m?za kaynak olarak Diyanet işleri'nin bast?rtm?ş olduğu Hamdi Yaz?r merhumun "Hak Dini Kur’ân Dili" isimli tefsirinden yararlan?yoruz...
    "-Feak?m vecheke liddiyni HANÎFA... F?tratallahilletiy fetaran nâse aleyha!.. Lâ tebdiyle lihalk?llah... Zâlike diynül kayy?m... Ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya'lemun. “ (30-30)
    -O halde yüzünü dine bir HANÎF olarak tut; o ALLAH FITRATINA ki, insanlar? onun üzerine yaratm?şt?r, ALLAH yarat?ş?na bedel bulunmaz, doğru ve sabit din odur, velâkin insanlar?n ekseriyeti bilmezler!...
    Bu mefhum ile örfte ?brahim milletine ismolmuştur ki, “HANÎF”, başka dinlerden, bat?l mabudlarda çekinip, yaln?z Allah’a eğilen muvahhid demektir..
    -Sen yüzünü dine HANÎF olarak tut...
    -Allah'?n FITRATINA!.. yani; FITRAT OLAN ALLAH D?N?’NE; ALLAH’?n o f?trat?na, o yarat?ş?na sar?l.
    FITRAT D?N?, ALLAH D?N?, HANÎFL?K, ?SLÂM'd?r!...
    DIN, FITRATI DEĞ?ŞT?RMEK ?Ç?N DEĞ?L, FITRATTAK? UMUM? SELÂMET? ?NK?ŞAF ETT?RMEK iÇ?ND?R...
    Velâkin insanlar?n çoğu bunu bilmezler,
    dini f?tratta değil, âdette ararlar veya hevâlar?na uyarlar...
    Dinin iki kaynağ? vard?r;
    Biri f?trat, biri kesib...
    F?trat, s?rf ilâhidir. Bir sevki Hak't?r
    !....Kesb, enfüsi âfâki muhtelif şerait içinde hissin teheyyücleri, zihnin tefekkürleriyle alâkadar olduğundan f?trat?n istikametine muhalif hevâlara, zararlara, haks?zl?klara, isyan ve şirke sürükleyebilir...
    -Her doğan f?trat üzere doğar.....
    hadisi Ebu Hureyre' den...
    -Fât?r Allah insanlar? o f?tratla oluşturmuştur ki, hepsi de yarat?l?şlar? itibariyle Allah dini üzeredirler...
    hadisi Enes rad?yallahu anh’ten bize naklolmuştur...
    FItrat, ilk yaratmak demek olan yarat?l?ş?n ilk tarz ve heyetini ifade eder"
    Şimdi bu aç?klamalar ?ş?ğ?nda geniş planda olay? görmeye çal?şal?m:
    Acaba niçin âyette "HÂL?K" kullan?lmam?şt?r da "FÂTIR" kullan?lm?şt?r... Aradaki fark nedir?. Özellikle bu âyette niçin "FÂTIR" seçilmiştir?
    "HÂL?K" Türkçe’deki karş?l?ğ?yla "YARATAN" anlam?nad?r... “Öyle bir şey ortada yok iken, o şeyi vareden, ortaya ç?kartan” anlam?nad?r...
    Ama, nas?l, hangi ölçüde, hangi gayeye yönelik olarak dedik mi, burada karş?m?za "FÂTIR" ç?kar...
    "TAKD?R, tasar?m, planlama, düzenleme, ölçümleme, zamanlama, s?ralama" gibi "yaratma" öncesi kavramlarla birlikte "yaratma" sözkonusu olduğunda, hep ayn? anlama işaret eden şu isimle yüzyüze geliriz... "FÂTIR" !..
    "FÂTIR", dilediğini gerçekleştirmek üzere, birimleri o gayeyi oluşturacak biçimde yaratand?r!...
    "F?trat dini" ise, yarat?l?ş program?na kay?ts?z şarts?z uyum zorunluluğudur!...
    -Duman halindeki semâya iradesini yönelterek ona ve yeryüzüne dedi: isteyerek veya istemeyerek hükmüme gelin!... ikisi de, isteyerek geldik; dediler..
    (41-11)
    Göklerin ve yerin "FÂTIR"?n?n ALLAH " olup; onlar? “f?trat” üzere yaratm?ş olduğunu düşünürsek; elbette ki, onlar?n, f?tratlar?na göre yarat?l?ş görevlerini, yerine getirmemeleri düşünülemez!...
    Nitekim, aşağ?daki âyet de, her şeyin, “f?tratlar? sonucu olarak kendi varoluş programlar? doğrultusunda fiiller ortaya koyduğuna”, işaret eder..
    -"Kul, küllün ya'melu alâ şâk?letihi !..." (17-84)
    -De ki: HEPS? DE PROGRAMLARI DOĞRULTUSUNDE F??LER ORTAYA KOYARLAR!.
    Yani, "ALLAH"?n "FÂTIR" olmas?, tüm, canl? ve cans?z diyerek bize göre ay?r?m yapt?ğ?m?z varl?klar?n, yarat?l?ş programlar? gereği olarak "kulluk" etmekte olduklar? sonucunu ortaya koymaktad?r....
    Bu konuya en büyük aç?kl?ğ? getiren şu âyeti hemen hat?rlayal?m:
    -"Kada rabbüke ella ta'büdu illa iyyahu" .... (17-23)
    -RABBIN HÜKMETT? K?, KEND?NDEN GAYRINA KULLUK ED?LMEYE! (17-23)
    Şimdi burada dikkat edelim;
    -"RABBIN HÜKMETT? K?"; denilmekte....
    Peki, "RAB"b?n "HÜKMÜ", yani, " KAZASI " değişebilir mi?
    Hemen Hazreti Rasûlulllah Aleyhisselâm’?n duas?n? hat?rlayal?m:
    -Allahumme lâ mânia lima a'teyte, ve lâ mut?e limâ manâ'te, ve lâ râdde limâ kadâyte!
    -Allah’?m, verdiğine mâni olamaz; vermediğini verecek de yoktur; KAZÂNI yani HÜKMÜNÜ reddedecek, yani değiştirecek, bir güç de mevcut değildir... (hadîs)
    Yani, "RAB"b?n "KAZÂSI"="HÜKMÜ" asla değişmez!. Ve kesinlikle yerine gelir!..
    -Semâda ve yerde ne varsa hepsi O'nundur!... HER ŞEY HÜKMÜNE BOYUN EĞMEKTED?R! (30-26)
    Eğer, Allah, kendinden gayr?ya kulluk edilmemesini hükmetmiş ise, -ki böyledir-, art?k hiç bir birimin, O'ndan gayr?na kulluk etmesi mümkün olmaz!..
    Ki, geçmişte yaşam?ş değerli “öze ermişlerden” birisi bu konuda şunu söylemiştir:
    -Allah, kendisinden gayr?na kulluk edilmemesini KAZA ettiği içindir ki, bütün varl?klar? kendi esmas?yla yaratm?şt?r!... Tâ ki, kim, neye kulluk ederse etsin, gerçekte, hep, daima, bütün kulluklar O'na yap?la!...
    ?şte "FÂTIR", gökleri ve yeri hangi gaye uğruna, hangi işlevi yerine getirmek için programlayarak yaratm?ş ise, o yarat?lm?ş olanlar?n da o gayenin d?ş?na ç?kan işleri yapmas? asla mümkün olamaz!...

    Şimdi ?brahim Aleyhisselâm’?n "ALLAH"a yönelişindeki bilinci ifade şekline dönelim:
    -Şuurumu (vech?m?) semân?n ve arz?n FÂTIR'I olan Veche döndürdüm! (6-79)
    Yani, "farkettim ki, göklerde ya da yerde tanr?l?ğ?-ilâhl?ğ? kabul edilesi bir nesne yoktur ki, ben onu put edinip, ona tap?nay?m!... Bu sebeple, ben şuurumla, gökleri ve yeri dilediği şekilde meydana getirip onlar?n hepsi üzerinde her an hükmü geçerli olan FÂTIR'a yöneldim..."
    -HANÎFEN... (6-79)
    “HANÎF” olarak!. Yani, göklerde ya da yerde “tap?n?lacak bir tanr? olmad?ğ?” bilinci içinde!.. Putlar?, tanr?lar? kabul edemeyecek bir idrâka ermiş olarak... Tüm varl?ğ?, tüm evreni, tüm sistemi, tüm düzeni dilediği gibi ve hükmü her an geçerli bir şekilde var eden s?n?rs?z ilmi ve Gücü idrâk ettiğim için, ötede tap?n?lacak bir tanr? olmad?ğ? bilincinde olarak!...
    -Müşriklerden değilim!...
    ALLAH, VÂH?D-ül AHAD” olduğu halde; ben “Allah yan?s?ra tanr? kabul edenlerden” değilim!... Mutlak varl?k, " ALLAH" olduğu halde; ben, tanr? kavram?n? kabul edenlerden ve böylece de şirke düşenlerden değilim!... "ALLAH" yan?s?ra TANRI kabullenmek, ya gökte ötede birini kabullenmek şeklinde olur, ya da firavun. Nemrut, Deccal gibi kendilerinin TANRI , RAB olduğunu iddia edenlerin, bu iddialar?n? kabul etmek suretiyle olur.


  8. #8
    Vefakar Üye mislimya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    317

    Standart

    kardeşim
    www.okyanusum.com
    hz muhammed neyi okudu kitab?ndan al?nt?d?r
    inşallah işinize yarar

    tevafuk oldu
    mail olarak bana site tan?t?m? gelmişti
    incelerken karş?ma bu ç?kt?.hay?r vard?r inşallah

  9. #9
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Nerede ve ne zaman kitap okuma, ilim vs. üzerine konuşuluyorsa, muhakkak şu da söylenir: “Yüce dinimiz de okumaya büyük önem vermiştir. Nitekim, Kuranın ilk emri oku! olmuştur.”

    Doğrudur. Kuranın ilk emri okumaktır. Ne var ki, bu ilk Kuranî kelimenin devamını okumayı, hemen her zaman ihmal ediyoruz.

    Ümmi (okuma yazma bilmeyen) Peygambere (asm.) ve Onun elçiliğiyle hepimize gelen “oku!” emrinden kasıt nedir? Okuma - yazma bilmek midir? Mesela Hz. Peygamber bu emre muhatap olur olmaz okuma - yazma öğrenmeye mi başlamıştır? Değilse, “oku!” emrinden aldığı ders nedir? Hem bu emir, “Ne okuduğun, nasıl okuduğun önemli değil, yeter ki oku.” anlamına mı gelir?

    Bütün bu soruların cevabını bulmak için “ikra” ile başlayan bu ayetin devamını okumak gerekiyor.

    “İkra’ bismi rabbikellezi hâlak.” Yani, “Yaratan rabbinin adıyla oku.”

    Kuranın kastı rasgele bir “okuma” değildir. Muhakkak yazılı bir kitabı okumak da değildir. İster bir kitabı okusun, ister her cümlesi ve her bir harfi sonsuz hikmetler ve manalar yüklü olan şu kâinat kitabını okusun “yaratan rabbinin adıyla” okumaktır.

    Bu emrin ilk kez kendisine verildiği Hz. Peygamber (asm.) ayeti tam da bu manada okumuş; o andan sonra her anı ve her şeyi “rabbinin adıyla” okuma gayretiyle yoğrulmuştu. Öyle ki, Alman şair Rilkenin deyimiyle, “meleklerin bile hayran kaldığı” bir okumaydı bu. O, ümmi bir peygamberdi, okuma yazma bilmiyordu. Ama kâinat kitabını, fıtrat kitabını ve Kuranı en güzel o okumuştu.


    Alaaddin Başar (Prof.Dr.)


  10. #10
    Vefakar Üye mislimya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    317

    Standart

    Alıntı acizizfakiriz Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    O, ümmi bir peygamberdi, okuma yazma bilmiyordu. Ama kâinat kitabını, fıtrat kitabını ve Kuranı en güzel o okumuştu.
    demişsiniz ama kardeşim
    bu yazıda "ÜMMİ" ne demekti?...nin cevabı ise
    Birbiri ardında yazılı olan harfleri okuyamamak mı?..

    Esasen, Kur'ân-ı Kerim’e göre, Araplar bu konuda iki sınıfa ayrılıyorlardı:
    1-''EHLİ KİTAP"... Yani okuyanlar!... Yani, Tevrat ve İncil'i okuyanlar ve yazanlar.
    2- "ÜMMİLER"... OKUMAYANLAR!... Yani, Tevrat ve İncil'i okumayanlar -yazmayanlar- yani yazı yoluyla çoğaltılmasında görev almayanlar-.

    Kur’ân-ı Kerim, o gün yaşamakta olan Arapları ve diğerlerini, Tevrat ve İncil'i okuyanlar ve okumayanlar olarak ikiye ayırıyor; ve bu kitapları okumayanları ise "ÜMMÎ" olarak nitelendiriyordu.
    Bu husustaki yaklaşım şuydu;

    Bir kısım insanlar vardı ki, bunlar sadece Tevrat'ı veya hem Tevrat'ı hem de İncil'i okuyor; ve dahi bazıları, bu kitapları yazarak çoğaltmayı görev biliyorlardı..
    Bir kısım insanlar ise bu kitapları okumuyorlar ve Kâbe'deki çeşitli putlara tapıyorlardı..
    Pek küçük bir grup da, ne kitapları okuyup-yazarak çoğaltıyor; ne de putlara tapıyorlardı; ki bunlara da "HANÎF"ler denmekteydi..
    İşte gerek Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselâm, gerekse Ebu Bekir Sıddık bu "HANÎF" ler grubuna dahil olarak, "ÜMMÎ"ler diye adlandırılan ve "EHLİ KİTAP" olmayan kimselerdendi!. Yani,Tevrat ve İncil’i okuyup-yazmışlardan değillerdi!.

    bana da zaten ticaretle uğraşan çok zeki birinin o dönemde okuma yazmasının olmaması garip gelmiştir.
    bu açıklama bana daha mantıklı geldi

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. "Ene" ve "Zerre"den İbaret Bir "Elif" Bir "Nokta"dır.
    By Ene-Zerre in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 29
    Son Mesaj: 21.04.17, 20:29
  2. Hayatıyla bir "Elif" yazar, "Vav" vuslatıyla yürür, yüreği "Hu" okur..
    By gamze-i_dilruzum in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 21.04.17, 20:28
  3. "Enaniyet" ile "öz güven" arasındaki fark nedir?
    By _vatan_ in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 24.04.14, 17:39
  4. Bana "Sen şuna buna niçin sataştın?" diyorlar. Farkında değilim...
    By fanidünya... in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.12.13, 20:09
  5. "Okumak" Hakkında Ayet,Hadis,Özlü Söz Arıyorum?
    By ZERO_M_ in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 25.11.07, 21:48

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0