+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Îmânı Aşkla Yaşamak

  1. #1
    Pürheves Çeşm-i Giryân - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    SİDRE
    Mesajlar
    272

    Smile Îmânı Aşkla Yaşamak

    Îmân? aşkla yaşayan kahramanlar?n baş?nda gelen diğer bir grup da, “Ashâb-? Uhdûd”un diri diri ateşe att?klar? mü’minlerdir. Milâdî dördüncü as?rda Yemen’e hâkim olan yahûdî Zû Nüvâs, o zamanlar tevhîd inanc?na bağl? hristiyanlar olan Necran ahâlîsini, îtikadlar?n? değiştirmeye zorlam?ş, halk direnince de birçok insan? ateş dolu hendeklere att?rarak diri diri yakt?rm?şt?r. Bu şekilde öldürülenlerin say?s?n?n yirmi bin kadar olduğu nakledilmektedir.
    Bu zâlimler, mü’minleri yakmak için hendekler (uhdûd) kaz?p ateş yakt?klar? için “Ashâb-? Uhdûd” diye isimlendirilmişlerdir. Fakat kalblere nakşolan ve orada ebediyyen karar k?lan îmân? bu şekilde yok etmeye çal?şanlar başar?l? olamam?ş, bilâkis Allâh’?n kah?r ve gazab?na uğrayarak mağlup ve perişan olmuşlar, sonsuza dek lânetlenmişlerdir. Cenâb-? Hak şöyle buyurur:
    (Mü’minleri yakmak üzere) o tutuşturulmuş ateşle dolu hendekleri haz?rlayan Ashâb-? Uhdûd, lânetlenmiştir.” (el-Burûc, 4-5)
    Asr-? Saâdet’te îmân? aşkla yaşayarak “?slâm’?n ?lk Şehîdesi” ünvân?na nâil olan bahtiyar han?m sahâbî, Hazret-i Sümeyye Hâtun’dur. Önceleri eline bir iğnenin batmas?ndan dahî son derece çekinip korkan Hazret-i Sümeyye -rad?yallâhu anhâ-, îmân?n ulvî hazz?n? tatt?ktan sonra, müşriklerin k?zg?n demirlerle vücûdunu dağlamalar?na rağmen büyük bir tahammül göstermiş, îmân?ndan aslâ tâviz vermemiştir. Vahşî işkencelere mâruz kald?ktan sonra, bir ayağ? bir deveye, diğer ayağ? da başka bir de­veye bağlanarak canavarca parçalanm?ş, fecî bir şekilde şehîd edilmiştir. Kocas? Hazret-i Yâsir de yaşl? ve zay?f bir kimse olmas?na rağmen tahammül ötesi bir sab?r göstermiş, nihâyetinde o da şehâdet şerbetini içmiştir. Böylece Yâsir âilesi -rad?yallâhu anhüm- ?slâm’?n ilk şehîdleri olmuşlard?r.[1] Îmanlar?n?n bedelini, îmân? aşkla yaşayarak ödemişlerdir.

    {


    Hazret-i Bilâl -rad?yallâhu anh- da, azg?n ve gözü dönmüş müşriklerin ağ?r işkenceleri alt?nda âdeta bir pelteye dönmüş olan vücûdundan kanlar akarken bile dâimâ; «Ehad, ehad, ehad: Allâh birdir, Allâh birdir, Allâh birdir…» diyerek tevhîdi tebliğ ediyor, ac? ve ?zd?raptan ziyâde, îmân?n ulvî zevkini tatm?ş bir gönülle likâullâh hazz?n? yaş?yordu.[2]

    {


    Hazret-i Ömer, hilâfeti döneminde, ilk müslümanlardan olan Habbâb bin Eret -rad?yallâhu anh-’a:
    “–Allâh yolunda çektiğin işkenceleri bize biraz anlat?r m?s?n?” demişti.
    Bunun üzerine Hazret-i Habbâb:
    “–Ey mü’minlerin emîri, s?rt?ma bak!” dedi. Onun s?rt?na bakan Hazret-i Ömer:
    “–Ömrümde böylesine harap edilmiş bir insan s?rt? hiç görmemiştim.” diyerek hayretler içinde kald?. Habbâb -rad?yallâhu anh- şöyle devâm etti:
    “–Kâfirler ateş yakarlar ve beni elbisesiz olarak üzerine yat?r?rlard?. Ateş ancak s?rt?mdan eriyen yağlarla sönerdi.”[3]
    Müşrikler ateşte k?zd?rd?klar? taşlar? Hazret-i Habbâb’?n s?rt?na yap?şt?r?rlar ve işkencenin şiddetinden mübârek sahâbînin etleri dökülürdü. Buna rağmen yine de kâfirlerin istedikleri sözleri söylemezdi. (?bn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, II, 114)
    Zîrâ îman?n lutfettiği “vuslat” heyecân?, bütün dünyevî ?zt?raplar? bertarâf ediyordu.
    Habbâb bin Eret -rad?yallâhu anh- şöyle anlat?r:
    Bir gün Allâh Rasûlü, Kâbe’nin gölgesinde iken, yan?na var?p kendi­sine müşriklerden gördüğümüz işkenceleri şikâyet tarz?nda anlatt?k. Ard?ndan da bu işkencelerden kurtulmam?z için Allâh’tan yard?m dilemesini taleb ettik.
    O da bize şöyle buyurdu:
    “Sizden evvelki nesiller aras?nda, yakalan?p bir çukura konan, sonra testere ile baştan aşağ? ikiye bölünen ve demir taraklarla etleri t?rm?klanan, fakat yine de dîninden dön­meyen mü’minler olmuştur. Allâh’a and olsun ki, O, bu dîni tamamlayacak, hâ­kim k?lacakt?r. O derecede ki, bir kişi, Allâh’tan ve koyunlar?na kurt sald?rmas?ndan başka bir korku duymaks?z?n, San’a’dan Hadramut’a kadar emniyet içinde gidip gelebilecektir. Ne var ki siz sab?rs?zlan?yorsunuz!..”(Buhârî, Menâk?bu’l-Ensâr 29, Menâk?b 25, ?krâh 1; Ebû Dâvûd, Cihâd 97)
    Zinnîre Hâtun da müşrikler taraf?ndan bin bir ezâ ve cefâ gören han?m sahâbîlerdendi. Ebû Cehil’in yapt?ğ? işkenceler yüzünden âmâ olmuştu.
    Ebû Cehil ona:
    “−Gördün mü? Lât ve Uzzâ senin gözünü kör etti!” dedi.
    Zinnîre Hâtun:
    “−Hay?r! Vallâhi, benim gözümü kör eden onlar değildir. Lât ve Uzzâ, bana ne fayda ne de zarar verebilir. Benim Rabbim, gözümü geri vermeye kâdirdir!” dedi.
    Ruhlar? ebediyyen karanl?ğa gömülü olan müşrikler, sabah olduğunda, Allâh’?n lutfuyla Zinnîre Hâtun’un gözlerinin iyileşmiş olduğunu görerek şaşk?na döndüler.[4]

    {


    Sa’d bin Ebî Vakkas -rad?yallâhu anh-, annesine karş? son derece itaatkâr bir evlât idi. ?slâm’a girdiği zaman annesi:
    “–Ey Sa’d! Sen ne yapt?n? Eğer sen, bu yeni dîni terk etmezsen, yemin olsun ki, ben yemem, içmem, nihâyet ölürüm. Sen de benim yüzümden «Hey anas?n?n kâtili!» diye kötü bir isimle çağr?l?rs?n!” dedi.
    Sa’d -rad?yallâhu anh-:
    “–Yapma anneciğim, ben bu dîni hiçbir şey için terk edemem!” deyince, anas? iki gün, iki gece yemedi ve iyice kuvvetten düştü. Bunu gören Hazret-i Sa’d (çok sevdiği annesini bu inad?ndan vazgeçirebilmek için tam bir kararl?l?kla):
    “–Anneciğim! Vallâhi yüz can?n olsa da hepsi birer birer ç?ksa, ben bu dîni hiçbir şey için terk edemem, bunu böyle bilesin!..” dedi. Oğlunun kararl?l?ğ?n? anlayan annesi de inad? b?rak?p yemeye başlad?.
    Bu hâdise üzerine şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:
    “Biz insana, ana-babas?na iyi davranmas?n? tavsiye etmişizdir. Çünkü anas?, onu nice s?k?nt?lara katlanarak taş?m?şt?r. Sütten ayr?lmas? da iki y?l içinde olur. (?şte bunun için de) önce Bana, sonra da ana-babana şükret, diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banad?r. (Bununla beraber) eğer onlar, seni, hakk?nda bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme! Onlarla dünyâda iyi geçin! Bana yönelenlerin yoluna tâbî ol! Sonunda dönüşünüz ancak Banad?r. O zaman size, yapm?ş olduklar?n?z? haber veririm, (amellerinizin iyi veya kötü karş?l?ğ?n? al?rs?n?z).” (Lokmân, 14-15) (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 43-44, ?bn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, II, 368)
    Îmân? aşkla yaşaman?n Çanakkale cephesindeki tezâhürleri de pek muhteşemdir. Çanakkale muhârebelerinde kumandanl?k yapm?ş ve yaralanm?ş emekli bir subay hât?rât?nda şöyle anlat?yor:
    “Çanakkale Harbi’nin devâm ettiği günlerden birindeydik. O gün akşama kadar devâm eden savaş, düşman?n maddî bak?mdan nisbetsiz üstünlüğe karş? yine zaferimiz ile netîcelenmek üzereydi. Gözetleme yerinde muhârebenin son safhas?n? heyecanla takip ediyordum. Mehmetçiklerin “Allâh Allâh...” nidâlar? âfâk? titretiyor ve bu müthiş hayk?r?şlar, korkunç bir medeniyetin bütün heybetini temsil eden top seslerini bile bast?r?yordu.
    Bir aral?k yan?mda bir ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce Ali Çavuş ile karş?laşt?m. Sapsar? olmuş yüzünde müthiş bir ?zt?rap okunuyordu. Daha neyin var demeye kalmadan, o herşeyi anlatmaya yetecek olan kolunu bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kolu bileğinin dört parmak kadar yukar?s?ndan ald?ğ? bir isâbetle hemen hemen tamamen kopacak hâle gelmişti ve elini yere düşmekten ancak zay?f bir deri parças? al?koymakta idi. Ali Çavuş dişlerini s?karak ?zt?râb?n? yenmeye çal?ş?yordu. Sağ elindeki çak?y? bana uzatt?:
    «–Şunu kesiver kumandan?m!» dedi.
    Bu üç kelimelik cümle, öyle müthiş bir istek, öyle bir mecbûriyet ifâde ediyordu ki, gayr-i ihtiyârî çak?y? ald?m ve derinin ucunda sallanan eli koldan ay?rd?m. Bu tüyler ürpertici vazîfeyi yaparken de:
    «–Üzülme Ali Çavuş, Allâh vücûduna sağl?k versin!» diye moral vermeye çal?ş?yordum.
    Çok geçmeden Ali Çavuş, vatan uğruna yaln?z elini değil, mübârek vücûdunu da fedâ etti. Gözlerini hayâta yumarken de:
    «–Vatan sağ olsun! Allâh îmandan ay?rmas?n!.. Can?m vatana fedâ olsun!..» cümlelerini tekrarlayarak son nefesini vermiş, etraf? küçük bir kan gölü hâline gelmişti.”
    ?şte Çanakkale’de sînesi îmanla dolu Mehmetçik, vatan müdâfaas?n? îman muktezâs? bir borç biliyor ve bu borcu can?yla ödemekten çekinmiyordu. Bu yüzden de silâhlar? gibi dinlerine, îmanlar? gibi de silâhlar?na sar?l?yorlard?…

    {


    Çanakkale Harbi’nde, Rumeli Mecidiye Tabyas?, korkunç bir düşman sald?r?s? neticesinde neredeyse tamâmen imhâ edilmişti. Cephâneliğin büyük k?sm? havaya uçmuş, on alt? topçumuz şehîd olmuştu. Koca Tabya’dan geriye kalan; bir yüzbaş?, iki nefer, bir de vinci k?r?lm?ş, ağz?na mermi alamayan tek bir top idi.
    Yüzbaş?, etraftaki birliklere durumu haber vermek için uzaklaşm?şt? ki, erlerden Koca Seyyid, denizin üzerinde ateş ve ölüm püskürerek ilerleyen düşman gemilerine bakarak derin derin içini çekti. Gözleri doldu. Mahzun yüreği, düşman karş?s?nda âciz kalman?n ?zt?râb? içinde ç?rp?n?rken ellerini yüce Mevlâ’ya kald?rd? ve:
    “Yâ Rab! Ey kudret sâhibi Allâh’?m! Bana şu an öyle bir kuvvet ver ki, hiçbir kulun benden daha güçlü olmas?n!” diyerek Rabbine s?ğ?nd?, O’ndan yard?m istedi.
    Koca Seyyid, dünyâ âleminden s?yr?lm?şt? âdeta ve sâdece Rabbinin huzûrunda idi. Gözlerinden akan yaşlar yanaklar?ndan aşağ? süzülüyordu. Vird hâlinde bir müddet: “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” dedi.
    Sonra birden «Yâ Allâh!» diye hayk?rd? ve arkadaş?n?n hayret ve şaşk?nl?k dolu bak?şlar? aras?nda 215 okkal?k (yaklaş?k 276 kiloluk) mermiyi kavray?p kald?rd?. Demir basamaklar? üç kez inip ç?kt?. Göğüs ve omuz kemiklerinin çat?rt?lar? duyuluyordu. Koca Seyyid, bir taraftan sel gibi ter dökerken diğer taraftan da çatlam?ş dudaklar?yla:
    “Allâh’?m! Benden kuvvetini esirgeme!” duâs?na devâm ediyordu.
    Nihâyet topun ağz?na sürdüğü meşhur üçüncü mermiyle savaş?n kaderi değişti. ?ngilizler’in “Oşin” isimli z?rhl? gemisi vurulmuş ve denizin üzeri cehennemî bir aleve bürünmüştü.
    Hâdiseyi öğrenip Cenâb-? Hakk’a şükreden Cevat Paşa, Koca Seyyid’i tebrîk ederken ondan ayn? ağ?rl?kta bir başka mermiyi tekrar kald?rmas?n? istedi. Koca Seyyid ise, şu cevâb? verdi:
    “–Paşam! Ben bu mermiyi kald?r?rken gönlüm Allâh’?n feyziyle dopdolu ve te’yîd-i ilâhîye mazhar idi. Kendimde bir başkal?k hissetmekteydim. Cenâb-? Hakk’a yapt?ğ?m duâlar?n mukâbilinde O’nun nusret ve inâyeti tecellî etmişti. Bu, o âna mahsûstur. Şimdi kald?ramam kumandan?m; mâzur görün!..”
    Seyyid’in bu sözleri üzerine Cevat Paşa:
    “–Evlâd?m! Büyük bir iş başard?n. Bir mükâfât iste benden?” dedi.
    Allâh’a kulluktan başka her şeyi gönlünden silmiş olan fedâkâr yiğit, rûhundaki ikinci kahramanl?ğ? da şu sözleriyle sergiledi:
    “–Kumandan?m! Hiçbir talebim yoktur; lâkin ben pehlivan yap?l? olduğumdan günde bir somun yetmiyor. Düşman karş?s?nda daha güçlü olmam için emretseniz de bana iki somun verseler!..”
    Bu isteğe tebessüm eden Cevat Paşa, onu onbaş?l?kla mükâfatland?rd?.
    Akşam olup herkese bir, Seyyid Onbaş?’ya ise iki somun verildiğinde, büyük îman kahraman?n?n gönlü buna râz? olmad?. Yiyecek k?tl?ğ?n?n hüküm sürdüğü bir zamanda arkadaşlar?ndan farkl? olmak istemedi. Kendisine verilen somunlar?n birini iâde etti ve bir daha da almad?.
    Ne kadar saf ve berrak bir gönül… Şüphesiz ki Koca Seyyid’in bu hâli, îman celâdetiyle, ihlâs ve samîmiyetin müşahhas bir ifâdesinden ibârettir.



    [1] Bkz. ?bn-i Hacer, el-?sâbe, Beyrut1328, Dâru ihyâi’t-Türâsi’l-Arabî, III, 648; Zemahşerî, Keşşâf, tahk. Muhammed Mersi Amir, Kahire 1988, III, 164.

    [2] Bkz. Ahmed, I, 404; ?bn-i Sa’d, III, 233; Belâzurî, Ensâbu’l-Eşrâf, M?s?r 1959, I, 186.

    [3] ?bn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, Kâhire 1970, II, 115.


    [4] ?bn-i Hişâm, Sîretü’n-Nebî, Beyrut 1937, Daru’l-Fikr, I, 340-341; ?bn-i Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, Beyrut 1979-1982; II, 69; Üsdü’l-Gâbe, VII, 123)
    Konu Ebu Hasan tarafından (09.11.07 Saat 13:03 ) değiştirilmiştir.

    Sual: En mühim hakaik-i Kur’âniye ve îmaniye ile meşgul olduğun halde neden onu muvakkaten bırakıp en ziyade mânâdan uzak olan huruf-u hecâiyenin adedlerinden bahsediyorsun?


    El-cevab: Çünkü Bu meş’um zamanda Kur’ân’ın bir temel taşı olan hurûfuna hücum ediliyor ve onun tebdiline çalışılıyor!


    (Rumuzat-i Semaniye, 50)


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir!!!
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 28.12.14, 08:44
  2. .. ve onun nur-u imanı parladı, zeminden göklere çıktı.
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.10.14, 04:45
  3. Tahkikî imanı elde etmesi...
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.10.13, 11:21
  4. İnsanın elbisesi eskidiği gibi, imanı da eskiyebilir.
    By ıslak seccadem in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 07.07.12, 16:55
  5. Imanı mı, Islam'ı mı Anlatalım?
    By seyyah_salih in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 27.09.08, 10:24

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0