+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: Kur'an Talebelerine Bir Sual

  1. #1
    Yasaklı Üye katre_44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    99

    Standart Kur'an Talebelerine Bir Sual

    Sual: Cenab-? Hak bir ayet-i kerimede şöyle demektedir.

    قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا


    Yani, “nefsini tezkiye eden kurtuldu”.[1]
    Yukar?da geçen diğer ayet-i kerimede ise şöyle denmektedir:
    “nefislerinizi tezkiye etmeyiniz, yani nefislerinizi temize ç?karmay?n?z”[2] Bu iki ayet-i kerimenin vech-i tevfiki nedir?

    [1] Şems Suresi-9

    [2] Necim Suresi-32

  2. #2
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart

    TEZK?YE-? NEF?S : Nefsini temize ç?karma.
    TEZK?YE-? NEFS : Nefsini temiz bilmek. Kusuru üzerine almamak. Nefsini kusursuz addetmek. * Nefsi kötü şeylerden temizlemek, hayra yöneltmek.

    Nefsimizi temize ç?karmamam?z gerekiyor, ( “nefislerinizi tezkiye etmeyiniz, yani nefislerinizi temize ç?karmay?n?z” )

    Kötü şeylerden temizleyip ,hayra yöneltmemiz gerekiyor.. ( "nefsini tezkiye eden kurtuldu")
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  3. #3
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=10244

    Burayı lütfen okuyunuz..Sonrada :

    En tabakada yani nefsi emmaredeyken nefsi temize çıkarmamak lazım.(İkinci ayet için)

    Yukarılara çıkmak içinde nefsimizi terakkimize mani olan şeylerden temizleme gayretinde olmamız lazım anlamında. (birinci ayet için)

  4. #4
    Yasaklı Üye katre_44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    99

    Standart

    abiler yönlendirmeden ziyade kendi malumatınızdan nakil yaparsanız memnun olurum

  5. #5
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı katre_44 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    abiler yönlendirmeden ziyade kendi malumatınızdan nakil yaparsanız memnun olurum
    En tabakada yani nefsi emmaredeyken nefsi temize çıkarmamak lazım.(İkinci ayet için)

    Yukarılara çıkmak içinde nefsimizi terakkimize mani olan şeylerden temizleme gayretinde olmamız lazım anlamında. (birinci ayet için)

  6. #6
    Yasaklı Üye katre_44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    99

    Standart

    Elcevab: Tevfiki şudur; nefsin tezkiyesi onun adem-i tezkiyesidir. Yani nefsin temizlenmesi onun temize çıkarılmaması, ayıb ve kusurlarının görülüp tevbe ve istiğfar edilmesidir.
    İşte şu tarik-i Kur’anide ilk adım nefsin ayıb ve kusurlarının görülmesi, tevbe ve istiğfar edilmesi ve nefsin muhabbetinden vaz geçilmesidir. Demek nefsini beğenen, nefsini gören, nefsine güvenen ve onu müdafaa eden bu yolda ilerleyemez ve hakikate ulaşamaz. Ne vakit nefsini baştan başa acz, fakr ve kusuratla alude olduğunu ve
    nefsinin hasta ve muhtac olduğunu bilir, tevbe ve istiğfarla temizlenip Kur’an-ı Hakim’in eczahane-yi kübrasına müracaat ederse o vakit bu acz, fakr, şefkat ve tefekkür tarikinde ilk adımı atmış olur. İşte o zaman nefs-i emmare (kötülükleri emreden nefis), nefs-i levvame’ye (kendine levm ve itab eden, kendini kınayan, ayıb ve kusurlarını gören nefse) inkılab eder.
    Evet merhum Muhammed Feyzi Efendi’nin (rh) dediği gibi, Kur’an’da en düşük makam tevbe makamıdır. Tevbesi olmayanın makamı yoktur.

  7. #7
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart

    Şu Dört Hatvenin kısa bir izahı şudur ki:
    Birinci Hatvede âyeti işaret ettiği gibi, tezkiye-i nefs etmemek. Zîrâ insan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle, nefsini sever. Belki, evvelâ ve bizzat yalnız zâtını sever; başka herşeyi nefsine fedâ eder. Mâbuda lâyık bir tarzda nefsini metheder, mâbuda lâyık bir tenzih ile nefsini meâyibden tenzih ve tebrie eder. Elden geldiği kadar, kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez; nefsine perestiş eder tarzında, şiddetle müdâfaa eder. Hattâ fıtratında tevdî edilen ve Mâbud-u Hakîkinin hamd ve tesbihi için ona verilen cihazât ve istidâdı kendi nefsine sarf ederek -1- sırrına mazhar olur; kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir. İşte şu mertebede, şu hatvede tezkiyesi, tathîri; onu tezkiye etmemek, tebrie etmemektir.
    İkinci Hatvede dersini verdiği gibi; kendini unutmuş, kendinden haberi yok; mevti düşünse, başkasına verir; fenâ ve zevÂli görse, kendine almaz. Ve külfet ve hizmet makâmında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifâde-i huzûzât makâmında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmârenin muktezâsıdır. Şu makamda tezkiyesi, tathîri, terbiyesi; şu hÂlin aksidir. Yani, nisyân-ı nefs içinde nisyan etmemek; yani, huzûzât ve ihtirasâtta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek.
    Üçüncü Hatvede dersini verdiği gibi; nefsin muktezâsı dâimâ iyiliği kendinden bilip, fahr ve ucbe girer. Bu hatvede, nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp, bütün mehâsin ve kemâlâtını, Fâtır-ı Zülcelâl tarafından ona ihsan edilmiş nîmetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür ve temeddüh yerinde hamd etmektir. Şu mertebede tezkiyesi, -2- sırrıyla şudur ki: Kemâlini kemâlsizlikte, kudretini aczde, gınâsını fakrda bilmektir.
    Dördüncü Hatvede dersini verdiği gibi; nefıs, kendini serbest ve müstakil ve bizzat mevcut bilir. Ondan bir nevî rubûbiyet dâvâ eder. Mâbuduna karşı adâvetkârâne bir isyânı taşır. İşte gelecek şu hakîkati derk etmekle ondan kurtulur. Hakîkat şudur ki: Her, şey nefsinde mânâ-i ismiyle fânîdir, mefkuttur, hâdistir, mâdumdur; fakat mânâ-i harfiyle ve Sâni-i Zülcelâlin esmâsına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık îtibârıyla Şâhittir, meşhûddur, vâciddir, mevcuddur.
    Şu makamda tezkiyesi ve tathîri şudur ki: Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır. Yani kendini bilse, vücud verse, kâinat kadar bir zulümât-ı adem içindedir. Yani, vücud-u şahsîsine güvenip, Mûcid-i Hakîkiden gaflet etse, yıldız böceği gibi bir Şahsî ziyâ-i vücudu nihayetsiz zulümât-ı adem ve fıraklar içinde bulunur, boğulur. Fakat enâniyeti bırakıp, bizzat nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakîkinin bir âyine-i tecellîsi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudâtı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Zîrâ bütün mevcudât esmâsının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcibü'l-Vücudu bulan bir kalp, herşeyi bulur.



    1- Nefsinin arzusunu kendisine mâbud edinip onun her emrine uyan kimse... (Furkan Sûresi: 43.)
    2- Nefsini qünahlardan arındıran kurtuluşa ermiştir.(Şems Sûresi: 9.)

    http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1147
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  8. #8
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Nefsin Yedi Mertebesi
    1-Nefs-i emmare
    2-Nefs-i levvame
    3-Nefs-i mülhime
    4-Nefs-i mutmainne
    5-Nefs-i râdiyye
    6-Nefs-i merdıyye
    7-Nefs-i kâmile
    Nefs-i emmare,nefsin terbiyeden geçmemiş ham halidir. Böyle bir nefis şiddetle ve ısrarla kötülüğü emreder, günahlara dalmak ister. Ulvi şeylerden gafil, süfli şeylere ise müştak olur. Yusuf suresi 53. ayeti, nefsin bu yönünü nazara vermektedir.
    “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.
    "Ben nefsimi tebrie etmiyorum, nefsim her fenalığı ister. Fakat şu fâni dünyada, şu muvakkat misafirhânede, ihtiyarlık zamanında, kısa bir ömürde, az bir lezzet için; ebedî, daimî hayatını ve saadet-i ebediyesini berbad etmek, ehl-i aklın kârı değil. Ehl-i aklın ve zîşuurun kârı olmadığından, nefs-i emmarem ister istemez akla tâbi olmuştur.16. mek
    Nefs-i levvame, yaptığı hatalardan, işlediği günahlardan pişmanlık duyan nefistir. Kıyame suresi 2. ayet nefsin bu mertebesine işaret eder. Bu mertebedeki nefis hata ve günahlarını görerek bunlardan rahatsız olur, tevbe ve istiğfarla kurtulmaya çalışır. Bu makamda acı ve yakıcı gözyaşı vardır. Kişi kabz ve bast hallerini yaşar. Yani zaman zaman daralır, sıkılır, zaman zaman ise manen müferrah olur.
    (Kusurlarından dolayı kendini) kınayan nefse de yemin ederim (ki diriltilip hesaba çekileceksiniz).
    Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki, nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan takdis etsin. Evet şeytanı dinliyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir.

    وَ عَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلِيلَةٌ {


    sırriyle: Nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur. Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Âlîşan, اُبَرِّئُ نَفْسِى اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّى وَمَا dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir? Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstehak olur. 13. lema

    Nefs-i mülhime, iyiliği ilham edici nefistir. Nefis iyi bir terbiye ile kötülük ve günah yerine iyilik ve sevabı ilham edici bir seviyeye gelebilir. Şems suresi 8. ayet nefsin bu mertebesine işaret eder.
    Ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki
    Hem o şuur-u îmanî ile ebedî bir beka ve daimî bir hayat veren Bâki-i Zülcelal'in bekasına ve vücuduna îman ve îmanın a'mal-i sâliha gibi neticeleri, bu fâni hayatın bâki meyveleri ve ebedî bir bekanın vesileleri olduğunu bildim. Meyvedar bir ağaca inkılab etmek için kabuğunu terkeden bir çekirdek gibi, ben de o bâki meyveleri vermek için bu beka-i dünyevînin kabuğunu bırakmağa nefsimi kandırdım. Nefsimle beraber حَسْبُنَا اللَّهُ و نِعْمَ الوَكِيل, Onun bekası bize yeter" dedim.4. şua

    Nefs-i mutmainne, itminana kavuşmuş sükunete ermiş nefistir. Böyle bir nefis Allah’a muhabbet ile huzur hali yaşar. Dalgaları yatışmış deniz misali şehveti- gadabı sükunet halindedir. Bu makama gelen birinin ahlakı istikrar bulur, şahsiyeti oturur.
    Ey kardeşlerim! Sizler biliyorsunuz ki; bizim mesleğimizde benlik, enaniyet, şan ü şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsas eden hâlâttan şiddetle ictinab ediyoruz. Elbette burada, altı-yedi sene gözünüzle ve yirmi seneden beri tahkikatınızla anlamışsınız ki, ben şahsıma karşı hürmet ve makam vermek istemiyorum. Kast lahk.
    Nefs-i râdiyye, Allah’tan gelen her şeye rıza gösteren nefistir. Böyle bir nefis sahibi “Allah’tan gelen her şey güzeldir” hükmünce bela ve musibetleri de güzel görür, gülerek karşılar. Bu insan, Allah katında aziz ve mükerrem, insanlar arasında makbul ve muhteremdir.
    Bu mübarek ayların hürmetine ve pekçok sevab kazandırmalarına itimaden sabır ve tahammül içinde şükür ve tevekkül etmek ve مَنْآمَنَبِالْقَدَرِاَمِنَمِنَالْكَدَرِ düsturuna teslim olmak elzemdir, vazifemizdir. 14.şua
    Evvelâ: اَلْخَيْرُفِيمَااخْتَرَهُاللّهُ sırrıyla, inşâallah mahkememizin te'hirinde ve tahliye olan kardeşlerimizin yine mahkeme gününde burada bulunmalarında büyük hayırlar var.14. şua
    Nefs-i merdiyye, Allah’ın kendisinden razı olduğu nefistir. Şüphesiz Allah’ın kulundan razı olması en büyük bir mazhariyettir ve mertebelerin en yücesidir. Fecr suresi 27 ve 28. ayetler nefsin bu üç mertebesine işaret etmektedir.
    (Allah şöyle der “Ey huzur içinde olan nefis!”
    “Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”
    Hem o şuur-u îmaniyle, netice-i hayatım ve sebeb-i saadetim ve vazife-i fıtratım olan Resâil-ün Nur dahi ziya'dan, mahvdan, faidesiz kalmasından ve manen kurumasından kurtulmalarını ve meyvedar bâki kalmalarını o intisab-ı îmanî ile bildim, hissettim, kanaat getirdim. Kendi bekamın lezzetinden çok ziyade bir manevî lezzet duydum, tam hissettim. Çünki îman ettim ki: Bâki-i Zülkemal'in bekası ve varlığıyla Resâil-ün Nur yalnız insanların hâfızalarında ve kalblerinde nakşolmuyor; belki hadsiz zîşuur mahlukatın ve ruhanîlerin bir mütalaagâhları olmakla beraber rıza-i İlahîye mazhar ise Levh-i Mahfuz'da ve elvah-ı mahfuzada irtisam ederek sevab meyveleriyle tezeyyün eder. Ve bilhassa Kur'ana mensubiyeti ve kabul-ü Nebevî ve -inşâallah- marzî-i İlahî cihetiyle bir anda vücudu ve nazar-ı Rabbaniyeye mazhariyeti, umum ehl-i dünyanın takdirinden daha ziyade kıymetdar bildim.4. şua
    İhlası kazanmak ve muhafaza etmek ve mânileri defetmek için, gelecek düsturlar rehberiniz olsun.
    BİRİNCİ DÜSTURUNUZ: Amelinizde Rızâ-yı İlâhî olmalı. Eğer O râzı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse te'siri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabûl ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir. 21. lema
    …Birbirinden nihayet derecede baîd, hattâ biri tembelliğin ünvanı, diğeri hakikî ihlâsın sadefi olan iki tevekkülü-ki, biri, meşietin muktezâsı olan esbab arasındaki nizama karşı temerrüd hükmünde olan, tertib-i mukaddemattaki bir tevekkül-ü tembelâne; diğeri, İslâmiyetin muktezâsı olan, netice itibarıyla gerdendâde-i tevfik olarak vazife-i ilâhiyeye karışmamakla terettüp-ü neticede mü’minâne tevekküldür-ikisini birbiriyle iltibas eden… münz.

    Nefs-i kâmile, nefsin kemaliyle terbiye olmuş halidir. Bazıları bunu “nefs-i zekiyye” yani “arınmış nefis” şeklinde ifade ederler. Şems suresi 9. ayeti “Şüphesiz nefsini arıtan kurtulmuştur” ifadesi ile nefsin bu mertebesine işaret eder.
    Evet «Ene», zaman-ı Âdemden şimdiye kadar âlem-i insâniyetin etrafına dal budak salan nuranî bir şecere-i tûba ile, müthiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir. Şu azîm hakikata girişmeden evvel, o hakikatın fehmini teshil edecek bir mukaddime Beyân ederiz……
    İşte mahiyyetini şu tarzda bilen ve iz'an eden ve ona göre hareket eden قَدْاَفْلَحَمَنْزَكّيَهَاŞems suresi 9. ayeti beşaretinde dahil olur. Emaneti bihakkın edâ eder ve o enenin dürbünüyle, kâinat ne olduğunu ve ne vazife gördüğünü görür ve âfâkî mâlûmat nefse geldiği vakit, ene'de bir Mûsaddık görür. O ulûm, nur ve hikmet olarak kalır. Zulmet ve abesiyyete inkılâb etmez. Vaktâki ene, vazifesini şu Sûretle ifa etti; vâhid-i kıyâsî olan mevhum rubûbiyyetini ve farazî mâlikiyetini terkeder. لَهُ الْمُلْكُ وَ لَهُ الْحَمْدُ وَ لَهُ الْحُكْمُ وَ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ der. Hakikî ubâdiyyetini takınır. Makam-ı «ahsen-i takvîm»e çıkar. 30. söz

  9. #9
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart

    Birinci hatve: ?nsan yarat?l?ş?nda kendi nefsine muhib olarak yarat?lm?şt?r. Hatta bizzat nefsi kadar birşeye sevgisi yoktur. Kendisini, ancak mabüda lay?k senalarla medhediyor. Nefsini bütün ay?plardan, kusurlardan tenzih etmekle-hakl? olsun haks?z olsun-kemal-i şiddetle müdafaa ediyor. Hatta Cenab-? Hakk? hamd ü sena için kendisinde yarat?lan cihazat?, kendi nefsine hamd ve sena için sarf ediyor ve -1-'deki -2- şümulüne dahil oluyor. Bu mertebede nefsin tezkiyesi, ancak adem-i tezkiyesiyle olur.
    ?kinci hatve: Nefis hizmet zaman?nda geri kaçar. Ücret vaktinde ileri safa hücum ediyor. Bu mertebede onun tezkiyesi, yapt?ğ? fiili aksetmekle olur. Yani işe, hizmete ileriye sevk edilmeli, ücret tevziinde geriye b?rak?lmal?d?r.
    Üçüncü hatve: Kendi nefsinde, torbas?nda, kusur, naks, acz, fakrdan maada birşeyi b?rakmamal?d?r. Bütün mehasin, iyilikler, Fat?r-? Hakim taraf?ndan in'am edilen nimetler olup hamdi iktiza eder. Fahri istilzam etmediklerini itikad ve telakki edilmelidir. Bu mertebede onun tezkiyesi, kemalinin adem-i kemalinde, kudretinin aczinde, g?nas?n?n fakr?nda olduğunu bilmekten ibarettir.
    Dördüncü hatve: Kendisi istiklaliyet halinde fani, hadis, madum olduğunu ve esma-i ?lahiyeye aynadarl?k ettiği halde şahit, meşhud, mevcut olduğunu bilmekten ibarettir. Bu mertebede onun tezkiyesi, vücudunda ademini, ademinde vücudunu bilmekle -3-'yü kendisine vird ittihaz etmektir.

    http://www.risaleara.com/oku.asp?id=2461&a=TEZK?YE%20ADEM
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bediüzzaman'dan Talebelerine ...
    By ebu_ducane in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 15.10.08, 18:20

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0