+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 16

Konu: Munafikun Suresi

  1. #1
    Yasaklı Üye katre_44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    99

    Standart Munafikun Suresi

    MUNAF?KUN SURES?

    بسم الله الرحمن الرحيم
    إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ


    Münaf?klar sana geldiklerinde biz şahidiz ki, sen Allah’?n rasulüsün, Allah’da biliyor ki sen Allah’?n rasulüsün diyorlar. Allah münaf?klar?n yalanc? olduklar?na şehadet eder. Onlar bu şehadetlerinde yalanc?d?rlar. Kelime doğru ama şehadetlerinde yalanc?d?rlar. Şu ayet bin dört yüz sene evvelinden nazil olmuş ama şimdiki zamana hitab ediyor. Alem-i islam?n içine girmiş ulema-i su ve idareciler var.

    اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ



    Yeminlerini kalkan olarak kullan?yorlar ki, müslmanlara karş? kendilerini korusunlar. Allah’?n yolunu kapat?p sed çekiyorlar. O günde öyle yapt?lar, bugünde öyle yap?yorlar. Bu k?yamete kadar geçerlidir. Münaf?k k?yamete kadar aldatmaya devam eder. Onlar?n yapt?ğ? şey en kötü şeydir. Ulema ve umera-i su birleşip ayn? şeyleri şu anda yap?yorlar. O zamanda da bir haham? medine-i münevverede cami imam? yapt?lar ve ayet nazil oldu. Olay ve hadiseler tekerrür eden hadiselerdir. O zaman cüz’i iken şimdi külli mesele haline geldi.

    ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آَمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ


    Bu onlar?n önce iman edip sonra kafir olmalar?ndand?r. Allah onlar?n kalblerine mühür vurmuştur. Onlar?n kalbleri kararm?şt?r. Onlar anlamazlar.

    وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ


    Sen o münaf?klar? görürsün ki, heykelleri büyük, çok güzel giyinir, çok güzelde konuşurlar. Münaf?k?n bir huyuda ?rkç?l?k damar?n? uyand?rmas?d?r. Abdullah ?bn Ubeyy heybetli, belağati yüksek bir insand?. Konuştuğunda sen onlara kulak verirsin. Bir peygamber bile onlar?n güzel konuşmalar?na taaccüb ediyor. onlar sanki duvara yaslanm?ş bir ağaç, bir kütük gibidir. Onlar?n heykeli büyük, dilleride güzel olmalar?na rağmen; ilim, irfan, feraset yoktur. Kupkuru ağaç gibilerdir. Şu anda alem-i islam? kaplam?ş olan umera ve ulema-i su duvara yaslanm?ş ağaç gibidir. Her sayhay? aleyhinde zannederler. Yahudilerle topland?ğ?nda devleti, mal?, saltanat?, evlad?n?n hepsi gider diye korkar. Korktuysa anla ki o münaf?kt?r. Korktuğu için kendini ittifaka mecbur bilir. Yahudi ile anlaş?p müslüman? ezer. ?nançlar? ve dayanacaklar? bir yerleri yoktur. Onlara kulak vermeyin, tatl? konuşup, güzel giymelerine bakma. Onlar düşmanalrd?r. Allah onara la’net eylesin. Bu dalavereleri nereye kadar gider?

    وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ


    O münaf?klara gelin peygamber size istiğfar etsin, sizde istiğfar edin denilse başlar?n? çevirirler. Onlar? hemen men’ olunmuş bir halde görürsün. Haktan tekebbür ederler. Rasulden murad bu zamanda kitab ve sünnettir. Gelin kitabullaha ve sünnet-i Rasulullah’a dönün, istiğfar edin denilirse başlar?n? çevirip, men’ olunurlar. Zaten biz cennetliğiz derler. Herkes cennetlikse amel, iman vs.ye gerek yoktur. O zaman dinde yoktur. Kur’an ve Hadiste tekebbür geçerse, Kur’an ve Hadis’ten yüz çevirmek muradd?r. Birde mahlukat? hor görmektir. Kalbinde zerre kadar bu varsa iman? yoktur.

    سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ أَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ لَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ


    Onlar?n üzerine ister istiğfar et, ister istiğfar etme birdir. Allah onlar? affetmez. Abdullah ?bn Ubeyy’in oğlu Rasul-i Ekrem’e istiğfar etmeleri için geldi. Ayet geldi ve onlara yetmiş defa da istiğfar etsen Allah, Ben affetmiyorum, dedi. Rasul-i Ekrem’de Allah yetmiş defa dedi, ben yetmişden fazla istiğfar edeceğim dedi. Sonra bu ayet nazil oldu ve Allah; ne kadar istiğfar edersen et Ben onlar? affetmiyorum, buyurdu. Baz? rivayetlere göre cenaze namaz?n? da k?ld?rm?ş ama o cenaze namaz?da ona fayda vermez. Şeriatin zahirine göre münaf?kda olsa fitneyi uyand?rmamak için cenaze namaz?n? k?l?n. Allah fas?k kavme hidayet etmez.

    هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لَا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا وَلِلَّهِ خَزَائِنُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَفْقَهُونَ


    O münaf?klar Rasul-iEkrem’in yan?ndakilere yemek vermeyin, ta ki dağ?ls?nlar diyorlar. Şimdide diyorlar. K?yamete kadar münaf?lar kafirlerle birleşip müslümanlar?n mallar?n? vermezler. Bunlar? fakir b?rak?n, ekmeksiz b?rak?n ki dağ?ls?nlar. Bugün müslümanlar?n mallar?n? asyan?n münaf?klar? ve avrupan?n kafirleri yiyorlar. Allah cevab veriyor; yer ve göğün hazinesi Allah’?nd?r. Kime r?z?k verileceğini O daha iyi biliyor. Ama münaf?llar bunu bilmiyorlar.

    يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ


    O münaf?klar kendilerini eaz, müslümanlar?n? ezell kabul ederler. Peygamber ve ümmetini zelil görürler, gericisiniz derler. Ak?ls?z ve mant?ks?zs?n?z diyorlar. Bu hikaye değil, Allah’?n kelam?nda bu cüz’i mesele ne için geçsin. Gaye bir örnek verip külli bir kanunun ucunu göstermektir. Her as?rdaki münaf?klar müslümanlar? aç susuz b?rak?r. ?zzet Allah’?n, Rasulü’nin ve mü’minlerindir. Allah izzeti mü’minşere verecektir. Öyle de oldu. Medinede de öyle oldu ve bütün dünyay? fethettiler. Münaf?klar ise bunu bilmezler.

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ


    Ey iman edenler! Mallar?n?z ve evladlar?n?z sizi Allah’?n zikrinden gafil etmesin. Onlar mal ve can?n?z? al?r?z, sizi fakir ederiz derler. As?l onlar fakir olacaklard?r. Siz zengin onlar fakir olacaklard?r ama dikkat edin siz zengin olduktan sonra mal ve evlad?n?z baş?n?za bela olmas?n. Yani mal ve evlad yahudi ve hristiyan? yoldan ç?kard?ğ? gibi sizde böyle olmay?n. Ahkam-? ilahiden geri olmay?n. Mal geldi, servet geldi Allah’?n zikrinden geri olmay?n. Mallar?n?z? korumas? için yahudilere yanaşmay?n. Kim bunu yaparsa tamamen onlar hüsrandad?r.



    وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ


    Size verdiğim r?z?ktan infak edin. Yan başkas?na nafaka olacak. Bilsen ki, günahda sarfedecek verme. Biz r?z?k vermişisiz minnet etmeden ver. Bu infak? ölüm gelmeden önce yap?n. Eğer ölüm gelirse, Ya Rabbi! Niçin benim ölümümü tehir etmedin. Sen tehir etseydin, infak edecektim veya sadaka verecektim. Salihlerden olacakt?m. Şimdi zekat ve teberrüatlar okula gidiyor. Bu ise infak değildir. Bu onlar?n aleyhlerine dönüyor. ?nsan sekerata girdiğnde bir daha geri dönüp zekat vereyim diyecektir. Fakirliği okuldan dolay? ise kesinlikle helal olmaz.

    وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاءَ أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ


    Allah hiçbir nefse eceli geldiğinde mühlet vermez. Allah yapt?klar?n?zdan haberdard?r. Şu anda zekat ve teberruat yahudiye gidiyor. Dolay?s?yla onlara gidiyor. Evet şu anda fen var, t?b var ama meşrulaşt?r?lm?ş değildir. ?nkar-? uluhiyet o kitablar?n içlerine girmiş. O kitablar? tasviye edip, müslümanlaşt?rd?ktan sonra okutmak gerekir. Üç yerde din ortadan kalkm?şt?r. Mahkemede, okularda ve medyada kalkm?şt?r.
    Konu Ebu Hasan tarafından (26.10.07 Saat 13:56 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Allah raz? olsun bir sureyi öğrenmiş olduk..

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  3. #3
    Vefakar Üye sultanhani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    435

    Standart

    Alıntı katre_44 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ


    Size verdiğim rızıktan infak edin. Yan başkasına nafaka olacak. Bilsen ki, günahda sarfedecek verme. Biz rızık vermişisiz minnet etmeden ver. Bu infakı ölüm gelmeden önce yapın. Eğer ölüm gelirse, Ya Rabbi! Niçin benim ölümümü tehir etmedin. Sen tehir etseydin, infak edecektim veya sadaka verecektim. Salihlerden olacaktım. Şimdi zekat ve teberrüatlar okula gidiyor. Bu ise infak değildir. Bu onların aleyhlerine dönüyor. İnsan sekerata girdiğnde bir daha geri dönüp zekat vereyim diyecektir. Fakirliği okuldan dolayı ise kesinlikle helal olmaz.

    Kardeş bu konuyu birazdaha açıklayabilirmisin? Lütfen 4 mezhebin dışında bir açıklama olmasın.
    Ey derde derman isteyen, yetmez mi dert derman sana” diyen zat gibi bizde “Ey bu asrın manevi elemini nefsine çektiren ...kardeş; Yetmez mi Kur’an ve iman hizmeti sana?”diyoruz.
    Hulusi Ağabey


  4. #4
    Yasaklı Üye aön - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    320

    Standart

    Ben DEVAMLI olarak birinden bize garip ifitralar geldiği için bu sözde Fethullah Gülen Cemaati okullar?na pay düşür diye aç?klama yapma gereği duydum...


    Bizim okullar?m?zda kesinlikle zekat paras? gelmez ki ?slam f?kh?n? bilenler(ehli sünnetin mesela Hz.Aliye,Ebu hanifeye Bidatçi demiyenler)zekat?n vak?flara veya başka kurumlara verilemiyeceğini sadece kuranda belirtilenlerin hakk? olduğunu bilir...Eğer burdan kas?t okuldaki öğrencilerin ald?ğ? SADAKA ise ÖRENC?N?N ALTIN TASTAN SU ?ÇSE B?LE SADAKA ALAB?LECDEĞ?N? B?L?R...

    Sadakan?n hay?r bak?m?ndan katlanmas?
    normal sadaka 7 kat
    müslümana yap?lan 70 kat
    Akrabaya yap?lan 700 kat
    ?limle uğraşan talebeye yap?lan ise 7000 katla çarp?l?r...


    Okulara yap?lan hay?r hay?r değil demek ki onlar çünkü toplumun faydas?na değil,bir köprüden,çeşmeden daha az yaral?...Ki insaf ehli iyi bilirki bizim okullar camiler kadar faydal?d?r neyse...


    EFEND?M?Z GELEN HED?YELER?N SADAKALARIN ÇOĞUNU SUFFE ASHABINA GÖNDERM?Ş VE BUNLAR ?SLAMIN YÜKSELMES?NDE BÜYÜK FAYDA SAŞLAMIŞ AMA B?Z BUNU YANLIŞ ANLAMIŞIZ...

    TAB? KATRE KARDEŞ SEN?N KURANI TEFS?R GÜCÜNÜ B?RAZ KÜÇÜMSED?MDE ?T?RAZ ETT?M SEN?N G?B? B?R MÜÇTEH?DE AYIP OLDU SEN KURANI TEFS?R EDECEK SEV?YEDES?N AMA KUSURA BAKMA SEF?L ?T?RAZLAR KABUL ET...
    Konu aön tarafından (26.10.07 Saat 14:23 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    Yasaklı Üye aön - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    320

    Standart

    PAYI OAN ALSIN K?MSEY? ?THAM ETM?YORUM EĞER BÖYLE B?RŞEYE KALKIŞAN OLSA ZARAR GÖRÜR D?YE BEL?RTEY?M.

    Kuran? kendi reyiyle tercüme eden kafirdir...
    Konu aön tarafından (26.10.07 Saat 13:51 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    Yasaklı Üye aön - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    320

    Standart

    ?tizar:Eskiden sallad?ğ?n?zda en az?ndan meal veriyordunuz art?k oda yok...


    Birde din alimlerinin yorumunu alal?m,Kendinden müçtehitlerin değil

    KURAN'I KER?M TEFS?R?
    (ELMALILI MUHAMMED HAMD? YAZIR)


    a{text-decoration:none;color:white;}a:hover{color:red;}


    63-MÜNAF?KUN:
    1. Sana geldikleri vakit. Buradaki hitap Resulullah'ad?r. Yani ya Muhammed! Senin meclisine gelip haz?r olduklar? vakit o münaf?klar dediler. Münaf?k, Bakara Sûresi'nin baş?nda izah edildiği gibi d?ş? müslüman, içi kâfir olan iki yüzlü ve bir şeye karar veremeyen kimse demektir ki duruma göre değişiklik gösterir. Her münaf?k riyakâr fakat her riyakâr münaf?k değildir. Çünkü riya imana muhalif olmayarak baz? amellerde de olabilir. As?l münaf?kl?k ise, inanc?n tersine, imandaki riyakârl?kt?r. Bununla beraber s?rf amelî olan münaf?kl?k da vard?r. Bu yönden nifak ile riya birbirine yak?nd?r. Bir sahih hadiste buyurulmuştur ki: "Münaf?ğ?n alâmeti üçtür. Konuştuğu zaman sözüne yalan kar?şt?r?r. Düşmanl?k ettiği zaman edebsizlik eder. Bir şey emanet edildiği zaman h?yanet eder." Tefsirlerin aç?klamas?na göre burada münaf?klardan maksad, Abdullah b. Übeyy ve yandaşlar?d?r. Onlar Resulullah (s.a.v)'?n yan?na geldikleri zaman şöyle dediler: Şahitlik ederiz ki şüphesiz sen Allah'?n resulüsün. Şahitlik, kesin bir ilim ile yakinen bildiği bir şeyi Allah'?n huzurunda bulunduğuna inanarak dosdoğru haber vermektir. Onun için fakihler demişlerdir ki: "Şehadet, yemin mânâs?n? içeren hususi bir haberdir. "Her ihbar ve duyuru şehadet yerine geçmez. Ancak söylediğini bilerek "eşhedü" (şehade ederim) diyen şahide, yemin vermek de fazla ve tekrardan ibarettir. Bundan anlaş?lmaktad?r ki ibaresinde iki cümle ve iki cümleye ait üç te'kid vard?r. Birincisi, neşhedü cümlesinin ifade ettiği yemin, ikincisi , üçüncüsü d?r. Peygamber'e iman? göstermek için "şehadet ederiz ki, şüphesiz sen Allah'?n resulüsün" yahut "şehadet ederim ki, şüphesiz Muhammed Allah'?n resulüdür." demek de kâfidir. Cümlede fazla te'kid edat? kullanmak, muhatablar?n ziyade inkar? durumunda takviye etmek suretiyle ikna için olur. ?şte münaf?klar, Resulullah'? ikna etmek için sözü üç şekilde te'kid ederek söylemişlerdir. Fakat bu iknan?n hedefi nedir? Bu iki cümlenin hangisine aittir? Te'kidler ikinci risalet cümlesine yönelik olduğu için ikna kasd?n?n da ona yönelik olmas? gerekir. Halbuki Resulullah'? inkâr edici konumunda kabul ederek iknaya çal?şmak mânâs?zd?r ve edebsizliktir. Münaf?klar?n da as?l maksatlar? bu değil, kendilerinin buna iman ve şehadetleri davas?nda Resulullah'? iknaya çal?şmakt?r. As?l şüpheli gördükleri ve inand?rmak istedikleri budur. Bu cihetle te'kidin hedefi, haberin gereği demek olan iman davas?yla cümlesinin olmas? iktiza ederdi. Onlar ise bunu te'kid etmemekle beraber şehadet ediyoruz diyerek yalan söylüyorlard?. Allah Teâlâ da bu iki noktay? mükemmel bir şekilde ay?rdederek buyuruyor ki, Allah biliyor ki hakikat, sen O'nun şüphesiz resulüsün. Binaenaleyh sözü esasen dosdoğru bir hakikatt?r. Bununla beraber Allah şehadet ediyor ki doğrusu münaf?klar, içi d?ş?na uygun olmayanlar elbette yalanc?d?rlar. O hakikate şehadetleri samimi değildir. Mümin olmad?klar? halde iman ettiklerini iddia etseler, doğruya inanmazlar ve hakikati yalan telakki ederler. Sonra da o yalan sayd?klar? şeye şehadet ederiz diye yalan söylerler ve yalan söylediklerini bildikleri halde vicdanlar?n?n aksine yemin ederler.
    Mânâdan da anlaş?lacağ? üzere bu âyetten baz?lar?, yalan?n itikada ve vicdana, baz?lar? da hem gerçeğe hem itikada muhalefet demek olduğu mânâs?n? anlamak istemişlerse de, bunun doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Doğrusu, yalan?n gerçeğe uygun olmamas?d?r. Burada münaf?klar?n yalan beyanlar?nda kendi itikad ve vicdanlar?na muhalif söz söylemiş olmalar?, sözlerinin sadece itikadlar?na muhalefetten kaynaklanmay?p, iman konusunda gerçeğin yerinin kalb ve vicdandaki itikad olmas?, ve şehadet meselesinde de kesin bilgi ve samimiyyetin şart bulunmas? hasebiyledir. Yani onlar kendisiyle şehadet edilen sözünde yalanc? değiller, lakin ona gerçekte inanmad?klar? halde inanm?ş gibi yaparak imanlar?n? aç?ğa vurma şehadetleri olmad?ğ? halde diye yalan söylemelerinde ve bu suretle yeminde bulunmalar?nda yalanc?d?rlar. Bir insan inanmad?ğ? bir şeye inan?yorum dediği zaman şüphesiz yalan söylemiş olur. Bu sözün yalan olmas? da onun, s?rf şahs?n itikad ve vicdan?na muhalif olmas?ndan değil, haber verdği şeyin gerçekte onun vicdan?nda bulunmamas?ndand?r. Şu halde o şeyin şahs?n itikad?ndan çevrilmesiyle doğru olmas?, onun itikad etmediği halde itikad ediyorum demesinde yalanc? olmas?na mani olmad?ğ? gibi, burada da ayn? şekildedir. ?şte münaf?klar?n sözü böyle olduğu için yalanlar? bir taraftan haberin faydal? olmas?na, bir taraftan da şehadet ve yemin mânâlar?na bağlanm?şt?r.
    2. Bunlar?n yalanc?l?klar? ve yalan söylemelerinin sebebi şu şekilde izah ediliyor: Onlar yeminlerini bir kalkan, bir siper edindiler. Burada yeminin beyan edilmesi, aşağ?da gelecek olan aç?k yeminlere nazaran dahi olabilirse de, şehadetin mânâs? içerisinde de yeminin bulunduğuna bir işaret say?labilir. Yani şehadet getirmek ve yemin etmekle d?ştan mümin görünüp onu kendilerine bir siper edinerek dünyada mallar?n? ve canlar?n? korumak istediler. Bu suretle Allah yolundan yüz çevirdiler, kaç?nd?lar, yan çizdiler, yahut baz? zay?f halk?, gizli gizli şaş?rt?p hak dinden ve Peygamber'e uymaktan men ettiler. Buna göre âyetteki fiili, yüz çevirmek mânâs?na "sudud"dan da, men etmek mânâs?na "sad"den de olabilir. Her iki mânâda da tefsir edilmiştir ki ne fena yap?yorlard?, yani öyle yeminlerini kalkan yap?p da yalan dolan, sahtekarl?k ve münaf?kl?kla Allah yolundan yüz çevirmeleri veya men etmeye kalk?şmalar? ne fena bir iş, ne kötü bir ahlaks?zl?kt?r.
    3. Bunlar?n yalanc?l?klar? ve yalan söylemelerinin sebebi şu şekilde izah ediliyor: Onlar yeminlerini bir kalkan, bir siper edindiler. Burada yeminin beyan edilmesi, aşağ?da gelecek olan aç?k yeminlere nazaran dahi olabilirse de, şehadetin mânâs? içerisinde de yeminin bulunduğuna bir işaret say?labilir. Yani şehadet getirmek ve yemin etmekle d?ştan mümin görünüp onu kendilerine bir siper edinerek dünyada mallar?n? ve canlar?n? korumak istediler. Bu suretle Allah yolundan yüz çevirdiler, kaç?nd?lar, yan çizdiler, yahut baz? zay?f halk?, gizli gizli şaş?rt?p hak dinden ve Peygamber'e uymaktan men ettiler. Buna göre âyetteki fiili, yüz çevirmek mânâs?na "sudud"dan da, men etmek mânâs?na "sad"den de olabilir. Her iki mânâda da tefsir edilmiştir ki ne fena yap?yorlard?, yani öyle yeminlerini kalkan yap?p da yalan dolan, sahtekarl?k ve münaf?kl?kla Allah yolundan yüz çevirmeleri veya men etmeye kalk?şmalar? ne fena bir iş, ne kötü bir ahlaks?zl?kt?r.
    4. Ve onlar? gördüğün vakit cisimleri tuhaf?na gider. D?ştan bak?nca giyimleri kuşamlar?, ş?kl?klar?, irilikleri, güzellikleri ile bedenlerinin süsü ve manzaras? hoşuna gider. ?mreneceğin tutar. Ve konuşurlarsa konuşmalar?na kulak verirsin, dillerininin fesahat?, sözlerinin ak?c?l?ğ? ve tatl?l?ğ? ve konuşma sanat?na olan merak ve yatk?nl?klar? hasebiyle güzel laf ederler. Konuşmaya başlad?klar? zaman mecliste bulunanlar?n dinleyesi gelir. Medine münaf?klar?n?n başlar? olan Abdullah b. Übeyy, Mugis b. Kays, Cedd b. Kays ve arkadaşlar? hep böyle iri vücutlu, yak?ş?kl?, giyim ve kuşamlar?na itina gösteren, düzgün konuşan, dilleri ve d?ş görünüşleri al?ml? kimseler idiler. Ya Resulallah diye söze başlad?kça Hz. Peygamber de sözlerini dinlerdi. Onlar ise kendilerine söz söylendiği zaman resmî bir tav?rla ve d?ştan ağ?r başl? bir vaziyette dinler gibi sessizce dururlar, ancak kulaklar?na söz girmez, öyle ki sanki onlar dayanm?ş keresteler gibidirler. Oturduklar? yerde dayanm?ş ahşap keresteler gibi d?şlar?, endamlar? düzgün, hareketsizce kurulur otururlar. Ancak içleri bilgi ve şuurdan, yetişme ve gelişme kabiliyetinden mahrum, sağlaml?k ve dayan?kl?l?ktan uzak, boş kuru tahtalara ve direklere benzerler. Öyle ruhsuzdurlar ki, istifade edilmesi laz?m gelen sözler kulaklar?na girmez, ondan faydalanmazlar. Öyle cans?z ve yüreksizdirler ki her sayhay? aleyhlerinde zannederler. Her işittikleri kuvvetli bir sesi mutlaka kendi aleyhlerinde san?r korkarlar. Lehlerinde söyleneni bile aleyhlerinde telakki ederek ürker kaçmaya çal?ş?rlar. Sertçe bir öksürükten şüphelenirler, hemen hemen pöh denilse korkacak hale gelirler. Çünkü içleri kurtlu haindirler. Hainler ise, h?yanetin ucu yüreklerinde sapl? olduğu için "hain korkak olur" meselince her zaman s?rlar? aç?ğa ç?kar endişesiyle korku ve kuşku içinde bulunduklar?ndan, her şeyden nem kapar ve her sesten ürkerler. Yalan söylemeye de al?şk?n olduklar?ndan lehlerinde söyleneni de yalan kabul ederek hep aleyhlerinde mânâ ç?kar?rlar. Onlar kat?ks?z Hak düşman?d?rlar onun için onlardan sak?n! Zira düşman?n en tehlikelisi, gülerek sokulup yürekte patlayand?r.
    Yakt? nice canlar o nezaketle tebessüm
    Şîrin dahi kasdetmesi cana gülerektir.
    "O nezaketle gösterilen tebessüm nice canlar? yakt?. Aslan bile cana gülerek kasdetmektedir.
    Bir de:
    Afat-? bat?niyyedir asl? musibetin.
    "Musibetin asl?, gizli belalard?r."
    Allah onlar? çarps?n, yani onlar böyle duaya müstehakt?rlar. Bu cümle şu şekilde de terceme edilebilir: Allah'?n k?l?c?na rastgelsinler, yahut Allah kahredesiler nas?l çevriliyorlar? Haktan bat?la nas?l dönüyorlar? Bu istifham (soru) onlar?n hallerine hayret bak?şlar?n? çekmek içindir. Yahut nereden sap?yorlar? Nereden dönüyorlar? Hiç Allah'tan kurtulup da kaçmak mümkün müdür ki, yalan dolanla s?yr?l?p kurtulmak istiyorlar.
    5. Hem onlara denildiği zaman yani hainlikleri meydana ç?k?p da kendilerine nasihat yoluyla gelin Resulullah sizin için istiğfar ediversin günahlar?n?z?n aff?na dua ediversin diye söylendiği vakit başlar?n? çevirdiler, kafa tuttular. Ve gördün ki onlar kibir taslayarak yüz çevirip yan çiziyorlard?.
    6. Onlar için mağfiret dilesen de dilemesen de birdir. Allah onlar? asla affetmeyecektir. Çünkü Allah, zalimler topluluğunu doğru yola ç?karmaz. Bundan önce Tevbe Sûresi'nde "Onlar için ister af dile, ister dileme, onlar için yetmiş defa af dilesen, yine Allah onlar? affetmez.." (Tevbe, 9/80) âyeti nazil olmuştu, Resulullah yetmişten daha fazla af dilerim dedi. Bunun üzerine de bu âyet indirildi. (Ad? geçen âyetin tefsirine bkz.)
    7. Onlard?r ki, "Resulullah'?n yan?ndakilere nafaka vermeyin ta ki dağ?ls?nlar." diyorlar. Buhârî'de rivayet edildiği üzere Zeyd. b. Erkam (r.a) demiştir ki: "Bir gazada idim Abdullah b. Übeyy'i işittim şöyle diyordu: "Resulullah'?n yan?ndakilere nafaka vermeyin ta ki etraf?ndan dağ?ls?nlar. Onun yan?ndan döndüğümüz zaman da her halde daha aziz (üstün) olan daha zelil (düşkün) olan? oradan ç?karacakt?r." Ben bunu amcama söyledim. O da Peygamber (s.a.v)'e söylemiş, beni çağ?rtt?, ben de anlatt?m. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) Abdullah b. Übeyy ve arkadaşlar?na haber gönderip çağ?rtt?. Onlar böyle bir şey söylemediklerine yemin ettiler. Resulullah da beni yalanlay?p onlar? tasdik etti. Bundan dolay? ben öyle kederlendim ki, (daha önce) asla öyle bir keder baş?ma gelmemişti. Gittim evde oturdum. Amcam da bana, "Kendini Resulullah'a yalanlatacak buğzettirecek kadar ileri gitmekteki maksad?n ne idi?" dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ yi inzal buyurmuş, Peygamber (s.a.v), adam gönderip beni çağ?rtt? ve (gelen vahyi) okudu ve bana, 'Allah seni tasdik buyurdu ey Zeyd' dedi." Bundan ve Tirmizî'nin bu konuda zikrettiği birinci rivayetinden anlaş?ld?ğ?na göre bu sûrenin iniş sebebi yukar?da anlat?lan hadise olmuştur. Tirmizî'nin ikinci rivayetinde ise bu olay daha geniş bir biçimde anlat?lm?şt?r. Şöyle ki: "Yine Zeyd b. Erkam demiştir ki: "Resulullah'?n beraberinde bir gazada bulunmuştuk. Yan?m?zda a'rabilerden baz? insanlar vard?. Biz suya koşard?k, a'rabiler bizi geçer ona daha önce var?rlard?. Bir a'rabi arkadaşlar?n? da geçti. a'rabi önce vard? m? havuzu doldurur, etraf?na taşlar koyar, üzerine sergi örter sonra da arkadaşlar? gelene kadar beklerdi. Ensar'dan birisi, bir a'rabinin yan?na vard?, devesinin yular?n? sal?verip sulamak istedi, ancak o b?rakmak istemedi. Ensarî suyun üstündeki örtüyü çekivermişti. Bunun üzerine a'rabi de değneğini kald?r?p Ensarînin baş?na vurdu, baş? zedelendi. Ensarî var?p münaf?klar?n reisi Abdullah b. Übeyy'e haber verdi. Çünkü o, Abdullah'?n arkadaşlar?ndan idi. Abdullah b. Übeyy öfkelendi. Sonra da, "Resulullah'?n yan?ndakilere yiyecek vermeyin ta ki etraf?ndan dağ?ls?nlar." dedi. Bu sözüyle a'rabileri kasdediyordu. Yemek esnas?nda onlar Resulullah'?n yan?nda haz?r bulunuyorlard?. Bu sebeble Abdullah şöyle dedi: "Muhammed'in yan?ndan dağ?ld?klar?nda Muhammed'e yemeği götürün, O beraberindekilerle yesin." Sonra da arkadaşlar?na dedi ki: "Vallahi Medine'ye dönerseniz her halde daha üstün olanlar daha düşkün olanlar? oradan ç?karacakt?r." Zeyd demiştir ki:
    "Ben Resulullah'?n arkas?ndayd?m Abdullah b. Übeyy'in dediğin işittim, amcama haber verdim. O da Resulullah'a söyledi. Resulullah da haber gönderip Abdullah'? çağ?rtt?. Abdullah yemin ederek inkâr etti. Resulullah da onu doğrulay?p beni yalanc? ç?kard?. Sonra amcam bana geldi, "Resulullah'? ve müslümanlar? dar?ltmaktan ve kendine yalanc? dedirtmekten başka ne elde ettin?" dedi. Bunun üzerine beni öyle bir gam ve keder sard? ki böylesi, kimsenin baş?na gelmemiştir. Derken Resulullah ile beraber bir seferde yürüdüğüm s?rada idi, merak?mdan baş?m? bükmüş gidiyordum. O esnada Resulullah geldi, kulağ?m? büktü ve yüzüme güldü. Dünyada bana bunun yerine ebediliği verseler, bu kadar sevinmezdim. Sonra Ebu Bekr yan?ma geldi ve "Sana Resulullah ne dedi?" diye bana sordu. Ben de, "Bir şey söylemedi, yaln?z kulağ?m? büktü ve yüzüme güldü." dedim. "Müjd!e" dedi geçti. Sonra Ömer yan?ma geldi, o da Ebu Bekr gibi ayn? şeyi sordu. Vakta ki sabahlad?k, Resulullah (s.a.v) Münaf?kûn Sûresi'ni okudu." Görülüyor ki bu rivayette (gelen vahiy) sûre diye ifade edilmiştir. Tirmizî'nin başka bir rivayetinde de âyetinin nazil olduğu söylenmiştir. Öyle anlaş?l?yor ki Zeyd bu olay? bir çok defa anlatm?şt?r. Herhalde bundan maksat, sûrenin inişi olacakt?r. Bu hususta diğer hadis kitaplar?nda ve tefsirlerde daha teferruatl? bilgiler vard?r. ?bnü Cerir çeşitli rivayetleri zikrettikten sonra k?saca şunlar? nakleder: "Resulullah (s.a.v) haber alm?şt? ki Beni Mustal?k kendisine karş? Hâris b. Ebi D?rar kumandas?nda toplan?yorlar. Resulullah bunu işitince onlara doğru yola ç?kt?. Nihayet sahile doğru Kudeyd nahiyesinden Müreysi denilen su üzerinde onlarla karş?laşt?. Çarp?şt?lar, Allah Teâlâ Beni Müstal?k'? yenilgiye uğratt?. Onlardan vurulanlar oldu, oğullar?, kad?nlar? ve mallar? ganimet al?nd?. Beni Kelb b. Avf b. Âmir b. Leys b. Berk'den Hişam b. Dabade isimli bir adam da yaralanm?şt?. Ensardan Ubade b. Samit'in tak?m?ndan bir adam onu düşman zannederek hata sonucu vurmuştu. Derken insanlardan su almaya gelenler de suyun yan?na gelmişlerdi. Bu s?rada Beni G?far'dan Hz. Ömer'in at?n? çeken ücretli adam? Cehcah b. Said ile Abdullah b. Übeyy'in yeminli adam? Cüheyneli Sinan su yüzünden tart?ş?p kavga yapm?şlard?. Sinan "Yetişin Ensar!" Cehcah da "Yetişin Muhacirler!" diye bağ?rm?şt?. Abdullah b. Übeyy de bunun üzerine öfkelenmişti. Yan?nda kavminden baz?lar? vard?. Henüz genç yaşta bir delikanl? olan Zeyd b. Erkam da onlar?n aras?nda idi. Abdullah şöyle demişti: "Bunu yapt?lar ha! Beldelerimizde bizden nefret ettiler, ama çok oldular. Vallahi bizim düşmanlar?m?z olan "Celabib-i Kureyş" "Kureyş'in sürgünleri" ile durumumuz t?pk?, "Besle köpeğini yesin seni." sözünde olduğu gibidir. Amma vallahi Medine'ye dönersek herhalde üstün olanlar o zelilleri elbette ç?kar?r." dedi. Sonra da kavmine dönüp şunlar? söyledi: "?şte bunu siz kendiniz yapt?n?z. Onlar? memleketinize soktunuz mallar?n?z? onlarla bölüştünüz. Vallahi şimdi siz, ellerinizde bulunan? tutup sak?nsan?z, onlar memleketinizi terkedip giderler." Zeyd b. Erkam bunu duymuştu, gidip Resulullah'a haber verdi. O esnada Hz. Peygamber savaş? bitirmişti ve yan?nda Ömer b. Hattab vard?, "Ya Resulallah ! Abbad b. Bişr'e emret onu katletsin!" dedi. Resulullah buyurdu ki: "Nas?l olur ya Ömer! O zaman insanlar, Muhammed sahabilerini öldürüyor, diye laf ederler. Hay?r, ancak söyle "hareket edeceğimiz" ilan edilsin." Bu öyle bir saatte idi ki o saatte yola ç?kmak Resulullah'?n âdeti değildi. Verilen emir üzerine halk hareket etti. Abdullah b. Übeyy, Zeyd b. Erkam'?n haber verdiğini duyunca Resulullah'?n huzuruna vard?, "Billahi öyle bir şey söylemedim." diye yemin etti. Abdullah'?n, kavmi içinde şerefli bir yeri vard?. Onlar?n büyüğü say?l?rd?. Ensar içinde arkadaşlar?ndan orada bulunanlar Abdullah'dan çekinerek ve onu müdafaa ederek, "Ya Resulullah! Çocuk, sözünde zanna kap?lm?ş, Abdullah'?n söylediğini belleyememiş, uydurmuş olmal?d?r." dediler. Resulullah tek baş?na kal?p yürüdüğü s?rada Üseyd b. Hudayr yan?na geldi, Nübüvvetle selam verdi, "Ya Resulallah! Âdet olmayan bir saatte yola ç?kt?n?z, bu saatte hiç ç?kmazd?n?z." dedi. Resulullah, "Duymad?n m? arkadaş?n?z ne demiş?" buyurdu. Üseyd, "Hangi arkadaş ya Resulullah!" dedi. Peygamber de Abdullah b. Übeyy'in ismini verdi ve "Medine'ye dönerse o güçlü zat, zay?flar? oradan ç?karacakm?ş diye zannetmiş." dedi. Üseyd, "O halde ya Resulullah! Dilersen onu ç?kar?rs?n, vallahi o zay?f, sen üstünsün." dedi. Sonra da "Ya Resulallah! Ona ald?rma, iyilikle muamele et, vallahi Allah seni gönderdi, o s?rada kavmi ona taç giydirmek için boncuk diziyorlard?, o seni kendisinden melikliğini alm?ş görüyordu." dedi. Sonra Resulullah insanlar ile o gün akşama kadar, gece sabaha ve ertesi günün kuşluk vaktine kadar yürüyüş yapt?. Nihayet güneş eziyet vermeye başlam?şt?. Hz. Peygamber insanlarla orada konaklay?verdi. Halk yere dokunur dokunmaz uyuya kald?lar. Hz. Peygamber'in böyle yapmas? da, hiç kimsenin Abdullah b. Übeyy laf? ile meşgul olmamalar? içindi. Sonra yine insanlarla beraber hareket etti. Hicaz yolunu tuttu. Nihayet Hicaz'da Bakiin taraf?nda bir su üzerinde konaklad?lar ki, o suya Nak denilmektedir. Sonra oradan hareket buyurduğunda şiddetli bir rüzgar esmeye başlam?ş, halk bundan eziyet görmüş ve korkmuşlard?. Resulullah da onlara, "Korkmay?n kâfirlerin büyüklerinden birisi öldü." buyurmuştu. Medine'ye geldiklerinde, Rifaa b. Zeyd b. Tabut'un o gün öldüğünü gördüler ki bu, yahudilerin büyüklerinden ve münaf?klar?n koruyucular?ndand?. ?şte o zaman Abdullah b. Übeyy ve onunla beraber olup onun gibi hareket eden diğer münaf?klar?n zikredildiği bu sûre nazil oldu. Bu sûre inince Resulullah Zeyd b. Erkam'?n kulağ?n? tuttu ve "Allah bunun kulağ?na vefa verdi." buyurdu. Abdullah b. Übeyy'in oğlu Abdullah'a, babas?n?n durumu malum oldu. Abdullah b. Abdillah ki halis mümin idi. Resulullah'?n huzuruna geldi ve "Ya Resulallah! Duydum ki, Abdullah b. Übeyy'i size ulaşan bir sözünden, dolay? öldürmek istemişsiniz. Şayet bunu yapacaksan bana emret, ben onun baş?n? sana getireyim. Vallahi bütün Hazrec kabilesi bilir ki içlerinde babas?na benden daha fazla iyilik düşünen ve hürmet eden yoktur. Korkar?m ki bunu benden başka birisine emredersiniz, o da babam? öldürür, o vakit benim nefsim de babam?n katilini halk içinde gezerken görmeye tahammül edemez, tutar vururum. Böylece bir mümini bir kâfire bedel olarak öldürmüş olur ve bu sebeble ateşe girerim." dedi. Resulullah, "Hay?r biz ona yumuşakl?kla muamele ederiz, beraberimizde bulunduğu müddetçe iyilikle sohbet ederiz." buyurdu. ?şte o günden sonra her ne yapsa kavmi Abdullah b. Übeyy'i k?narlar ve tutarlar, azarlarlar ve tehdid ederlerdi. O vakit Resulullah bunu işittikçe Hz. Ömer'e "Ya Ömer! Görüyor musun nas?l oldu, senin dediğin zaman katletseydim onun için niceleri ağ?t yakard?. O gün sana vur desem vururdun değil mi?" dedi. Hz. Ömer de elbette Resulullah'?n işi, benim işimden çok büyük ve çok bereketlidir." dedi."
    Keşşaf tefsirinde nakledilir ki: "Abdullah b. Übeyy'in bu şekilde yalan? ortaya ç?k?nca kendisine "Senin hakk?nda şiddetli âyetler nazil oldu, hemen Resulullah'a git senin için af dileyiversin." denilmişti. Fakat o baş?n? bükmüş, sonra da "Bana iman etmemi emrettiniz, iman ettim. Mal?m?n zekat?n? vermemi emrettiniz, zekat verdim, art?k Muhammed'e secde etmemden başka bir şey kalmad?." demişti. Bunun üzerine âyeti nazil oldu. Ondan sonra da Abdullah fazla yaşamad?, bir kaç gün içinde hastaland? ve öldü."
    Münaf?klar?n Hz. Peygamber'e Resulullah demeleri, "Onlar yeminlerini siper edindiler" âyetince d?ştan gösterdikleri şehadeti korumak için bir siperdir. ?nfidad, sökülüp dağ?lmak demektir. Ensar Hz. Peygamber'e ve Muhacirler'e yard?m ettikleri için münaf?klar, bütün Ensar kendilerinden imiş ve onlar nafaka vermezse Peygamber'in yan?ndakiler dağ?l?verecekmiş gibi farz ederek öyle söylüyorlar ve söylerler. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah'?nd?r. Bütün r?z?k hazineleri O'nundur. R?zk O'na aittir. O dilediğine verir, dilediğininkini k?sar. Onlar yard?m etmemekle r?z?k kesilmiş olmaz. Allah verecek olunca onlar vermemezlik edemezler. Ve lakin münaf?klar anlamazlar. Cehaletlerinden dolay? ilâhî işleri anlamazlar da öyle kâfirane sözler söylerler.
    8. Diyorlar ki vallahi Medine'ye bir dönersek yani gazadan dönersek her halde izzeti, kuvvet ve haysiyyeti fazla olan oradan pek zay?f ve zebun olan alçağ? mutlaka ç?karacakt?r. Münaf?klar böyle söylemekle kendilerini izzetli farzederek Peygamber'e ve müminlere karş? kin püskürüyorlard?. Halbuki izzet Allah'?n, Resulü'nün ve müminlerindir. Kuvvet, hakiki galibiyyet, haysiyyet Allah'?n ve O'nun aziz k?ld?ğ? kimselerindir ki, onlar da Allah'?n Resulü ve halis müminlerdir. Münaf?klar?n izzetleri yoktur. ?zzetleri olsayd?, nifaka yalanc?l?ğa tenezzül etmezler, dünya hayat? için sonunda Hakk'?n huzurunda yüzlerini kara ç?kartacak olan o ahlâks?zl?klar?, alçakl?klar? işlemezlerdi. Binaenaleyh ezell, yani zay?f ve düşkün kendileridir. Velakin münaf?klar bilmezler. ?zzet nedir? Zillet nedir? Eazz ve ezell kimdir? Bilmezler de öyle saçmalarlar. Kibri izzet, izzeti kibir san?rlar.
    Bundan dolay? âlimler demişlerdir ki, izzet kibirden başkad?r. Ebu Hafs es-Sühreverdi bunu şöyle aç?klam?şt?r: "?zzet, kibrin d?ş?nda bir şeydir. Çünkü izzet, insan?n kendi nefsinin hakikatini tan?mas? ve onu acele k?smetler için hakarete düşürmeyip kerim ve k?ymetli tutmas?d?r. Nitekim kibir insan?n kendini bilmemesi ve onu kendi mevkiinin üstünde tutmas?d?r. ?zzetin z?dd? zillet, kibrin z?dd? da alçakgönüllülüktür."
    Rağ?b da izzeti şöyle tarif etmiştir: "?nsan?n mağlub edilmesine mani olan durumdur ki, Araplar'?n şu sözlerinden al?nm?şt?r: "kat? yer" ve "et sertleşti." Şu halde izzet, sanki ulaş?lmas? zor olan yer, "?zaz" da kat? ve sert bir yerde olmak mânâs?nad?r. Bazen de kötü görülen inad ve cahiliyyet taassubu anlam?na al?n?r ki, kâfirlerin iddia ettikleri izzet bu mânâyad?r."(1) Bu âyette yer alan izzetin kuvvet ve galebe mânâs?na tefsiri de yayg?nd?r. Mamafih mağlubiyyete mani olan hal mânâs? da kasdedilebilir. Çünkü Allah'da Resulü'nde ve müminlerde bu tarz bir mânâ lay?kiyle sabittir. Görülüyor ki bu âyette müminler, yani nifak izlerinden uzak olan halis müminler izzet şerefiyle üstün k?l?nm?şlard?r. Çünkü halis mümin, fani şeylere karş? zay?f olmaz. Allah'tan başkas?na secde etmez.Bundan dolay?; dinin emrettiği şeylere uygun harekette bulunan bir kad?n pejmürde bir halde idi, ona denildi ki: "Sen ?slâm üzere değil misin? ?şte o, izzettir ki, beraberinde zillet yoktur ve o servettir ki, beraberinde fakirlik yoktur." Nakledilir ki Hasan b. Ali "Allah Resulü ve onlar üzerine salat ve selam olsun." Hazretlerine bir adam, "?nsanlar sende biraz tih, yani kibir olduğunu zannediyorlar" demişti. Hazreti Hasan da cevaben "O tih değil, izzettir." karş?l?ğ?n? vermiş ve bu âyeti okumuştu."
    Yukar?daki âyetlerde bunlar anlat?ld?ktan sonra müminlere as?l izzet ruhu olan iki emir telkin edilmek üzere buyuruluyor ki:
    Meâl-i Şerifi
    9- Ey ?nananlar! Mallar?n?z ve çocuklar?n?z sizi Allah'? anmaktan al?koymas?n. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlard?r.
    10- Birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yak?n bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsayd?m!" demesinden önce, size verdiğimiz r?z?ktan (Allah) için harcay?n.
    11- Allah süresi geldiği zaman hiç bir can? ertelemez. Allah yapt?klar?n?zdan haberdard?r.
    9-10. Ey iman edenler! Yani o izzet kendisinin olan Allah'a ve Resulü'ne samimiyyetle iman etmiş olup da Allah yan?nda müminlere tahsis edilen ilâhî izzete ermek isteyen müminler! sizleri iğfal edip al?koymas?n, eğlemesin, oyalamas?n. Ne mallar?n?z ne de evlatlar?n?z, yani dünya meşguliyetlerinin en vazgeçilmezi olan mal ve evlat işleri, onlar?n bak?m?, derdi ve zevki bile al?koymas?n. Zira Hadid Sûresi'nde geçtiği üzere dünya hayat? eğlence, oyun, zinet, övünme, mal ve evlat çoğaltmaktan ibarettir. Bunlar?n en kaç?n?lmaz?, en ciddisi de mal ve çoluk çocuk kayg?s? ve zevkidir. ?şte eğlence ve oyun şöyle dursun, süs ve övünmenin kaynağ? olan mal ve evlat bile sizi oyalay?p da al?koymas?n. Yani bunlarla hiç meşgul olmay?n demek değil, fakat bunlar sizi, as?l izzetin ruhu olan Allah'? zikretmekten al?koymas?n. Allah'? ve Allah için iş yapmay? unutturmas?n. Zikrullah, Allah düşüncesi ve Allah'? anma ki, müfessirlerin beyan?na göre burada kasdedilen Allah'? zikr ve yüceltmek için yap?lan namaz gibi ibadetlerle onun meyvesi olarak Allah sevgisiyle yap?lan ibadetlerdir. Gerçek ibadete lay?k Allah Teâlâ'y? O'nun isim, s?fat, emir ve nehiylerini, sevab ve azab? ile izzetinin hükümlerini düşündürüp and?ran, r?zas?na vesile olan farz ve nafile ibadetlerden, Cuma ve cemaattan, namaz, oruç, zekat, hac, cihad, Kur'ân okuma, va'z ve nasihat, tehlil (lâilâhe illallah), tesbih, (sübhânellah) ve tahmid (elhamdülillah) gibi s?rf Allah'a yaklaşmak için yap?lan ve daima Allah'? and?r?p Allah için Allah'a lay?k güzel işler düşündürmeye al?şt?ran itaatlardan gaflet ettirmesin. Ve her kim öyle yaparsa yani mal ve evlat ile uğraşacağ?m diye Allah düşüncesinden gaflet ederse işte onlar hüsrana düşenlerdir. Çok zarara uğram?ş, dünyay? ahirete tercih etmiş ve sonunda sonsuzluğun izzetinden mahrum kalm?ş kimselerdir. Mal ve evlat, dünya ve hayat gider, Allah yan?nda onlara zillet ve hüsrandan başka bir şey kalmaz. Çünkü "Mal ve oğullar dünya hayat?n?nn süsüdür. Baki kalacak güzel işler ise, Rabbinin kat?nda sevabça daha hay?rl?d?r, umutça da daha hay?rl?d?r." (Kehf, 18/46) buyurulmuştur. Onun için Allah'? unutmay?n ve size verdiğimiz r?z?ktan infak edin! Burada müminleri izzete erdirmek hususunda iki özellik gösteriliyor: Birisi Allah'? zikretmekten gaflet etmemek, diğeri de infakt?r. Bunlardan birincisi Cuma Sûresi'nde ihtar edilen ruhu te'yid etmek, ikincisi de onun fiilî meyvesini temin etmek ve k?yamet günü olan yeniden dirilme gününü haz?rlamakt?r. Bu iki husus, "Sâd" sûresinde geçtiği üzere Tirmizî ve diğer kaynaklar?n rivayet ettikleri "Mele-i A'la'n?n ihtisam?" (melekler topluluğunun tart?şmalar?) hadisindeki keffâret ve derecelerin mânâlar?n? hat?rlat?r. Zira o hadis ile anlat?lm?şt?r ki, en yüksek topluluk olan meleklerin bütün tart?şmalar? iki şey üzerinedir. Birisi keffâretler, diğeri ise derecelerdir. Bilinmektedir ki, keffâret, kusurlar? örten, günahlar?n aff?na vesile olan güzel amellerdir. Dereceler de, Allah kat?nda makamlar? yükselten büyük amellerdir. Keffâret şöyle özetlenmiştir. Ayaklar?n güzel işlere, bir rivayete göre cemaata gitmesi, namazlardan sonra mescidlerde oturmak ve çirkin hallerden abdest al?p temizlenmektir. Dereceler de şunlardan ibarettir: Yemek yedirmek, selam? yaymak ve herkesin uyuduğu bir zamanda namaz k?lmakt?r. Bundan sonra Allah Teâlâ, Resulü'ne buyurmuştur ki: "Ya Muhammed benden dilekte bulun ve şöyle söyle: "Allah'?m! Ben senden hay?rlar yapmay?, yasaklanan şeyleri işlememeyi, fakirleri sevmeyi, bana mağfiret ve rahmet buyurman? dilerim. Bir kavmi fitneye düşürmek istediğin zaman beni düşürmeksizin ruhumu al. Senden sevgini, seni sevenleri sevmeyi ve senin muhabbetine yaklaşt?ran ameli sevmeyi dilerim." Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: "Bu gerçektir, bunu ders edinin ve belleyin." Buna göre bütün güzel ameller Allah sevgisiyle yap?lan işlerdir. Bunlar?n bir k?sm? keffaret bir k?sm? da derecelerdir. Keffaretlerin baş?nda abdeste, namaza ve cemaata devam ile güzel amellere doğru yürümek, derecelerin baş?nda da yemek yedirmek, yani infak ederek toplumdaki muhtaçlar? doyurmak, âlemde selam? yaymakla güven temin etmek, herkesin uyuduğu ve gaflette bulunduğu gecede kalk?p namaz k?lmak gelir. Allah hem Evvel hem Âhir olduğu için Allah'? zikretmenin en önemli unsuru olan namaz da, hem keffâretlerin baş?nda hem de derecelerin sonunda yer almaktad?r. Fakat insan ne kadar namaz k?larsa k?ls?n, zekat ve sadaka vermedikçe yani Allah için infak yapmad?kça izzet görünümünden efendilik derecesine yükselemez. Onun için "Zekat ?slâm'?n köprüsüdür." denilmesinin mânâs?, derecelere yükselmek için infak?n köprü ve geçit mesabesinde olduğunu anlatmakt?r. Mamafih farzlar?n sevab? çok olmakla beraber onlar bir borç olduğu için Allah'a yaklaşmak en fazla nafilelerle olur. Bundan dolay? infakta da as?l dereceleri kazand?ran, borçlar ödendikten sonra Allah yolunda verilen nafile sadakalar ve yap?lan yard?mlard?r. Onun için bu âyetten de anlaş?l?yor ki, müminler yaln?z mal ve evlatlar?yla uğraşmamal?, çal?ş?p kazan?p Allah'?n verdiğinden O'nun yolunda harcay?p, ölmeden evvel efendilik derecesine yükselmek üzere gayret etmeli ve Allah'a böyle bir yüzle gitmelidir.
    Hakikaten as?l izzet, yemekte değil, yedirmektedir. Kendileri patl?yas?ya yiyip de Allah için yedirmekten, vergi vermekten kaç?nan, yan?baş?ndaki komşusunun, cemaat?ndaki muhtaçlar?n ihtiyac?n? düşünmeyen tamahkarlar, insanl?kla alakas? olmayan, gerçek zarara uğrayanlardan başkas? değillerdir. Böylelerinin yüzündendir ki sedler y?k?l?r, ye'cüc ve me'cüc yer yüzünü tahrip eder. Dünyada insan topluluklar?n? en fazla yoran, boğuşturup çarp?şt?ran kavgalar?n kökü de, bu infak meselesidir. Mele-i esfelin, yani en alçak topluluklar?n düşmanl?k ve mücadeleleri hep yemek davas? üzerinde dönüp dolaş?r. Onlar hep başkalar?n?n kazanc?ndan yemek isterler. Güçleri yeterse zor ve zulüm ile yahut h?rs?zl?kla almaya çal?ş?rlar, olmazsa dilencilik zilletini âdet edinirler. Bütün bunlar, ben yiyeyim sen yeme diye kavga ederler. Yükseklerin ve yüksek toplumlar?n münakaşalar? ise yedirmek, infak etmek ve muhtaç olanlar?n ihtiyaçlar?na yetişerek Allah'a kullukta yükselme yar?ş? üzerinde cereyan eder. Bu insanlar bir taraftan çirkinlikleri, ay?plar?, günahlar? örtüp eksiklikleri tamamlamak, diğer taraftan da ihtiyac? olanlara muhtaç olduklar? şeyleri birbirinden daha iyi daha faydal? bir surette yetiştirmek ve bu şekilde Allah kat?nda derecelere ermek için birbirleriyle iddialaş?r, münakaşa ve müsabaka ederler. ?şte yüksek melekler topluluğunun yar?şlar? da böyle keffâret ve dereceler konusundad?r. Yarat?l?şta devaml? olarak pisliklerin temizlenip durmas?, yaralar?n iyileşmesi, ihtiyaç ve r?z?klar?n en küçük canl?lar kadar yetiştirilip dağ?t?lmas?, meleklerin hepsinin ilâhî emirleri yerine getirme hususundaki çal?şma ve müsabakalar?yla ilgilidir. Allah Teâlâ ?slâm dini ile mümin kullar?n? da böyle yüksek şerefe ulaşt?rmak için bu sûrenin sonunda da Allah'?n zikrinden gaflet etmeyip infak etmelerini emretmiştir. Şüphe yok ki infak ile emretmek, ona uygun şartlar? haz?rlamay? da emretmek demektir. Bu maksatla çal?ş?p kazanmak, çoluk çocuk endişesiyle çal?şmaktan, çok daha yüksek bir gayrettir. Böyle bir gayret ile vazifeli olan mümin ise çok fazla zor durumda olmad?kça başkas?ndan isteme zilletine düşmekten elbette uzakt?r. Nitekim öyle çok fazla ihtiyaçl? durumda olan fakir müslümanlar hakk?nda "Bilmeyen, utangaçl?klar?ndan dolay? onlar? zengin san?r. Sen onlar?n simalar?ndan (yüzlerinden) tan?rs?n. Yüzsüzlük edip insanlardan istemezler.." (Bakara, 2/273) buyurulmuştur. Şu halde nehyedilen, mal kazanmak, mal ve evlat idare ve terbiyesiyle uğraşmak değil, mal ve evlat endişesiyle Allah'? unutmak ve Allah için harcamay? düşünmemektir. Ancak mümin olan kimsenin kazanm?ş olduğu mal? da, s?rf kendinin, kendi bilgi ve kuvvetinin ürünü bilmeyip Allah'?n kendisine r?z?k olarak verdiği ?lâhî bir bağ?ş şeklinde görmesi ve o suretle Allah yolunda fedakarl?k etmekten çekinmemesi gereğine tenbih için de "Size verdiğimiz r?z?ktan infak edin..." buyurulmuştur.
    11. Allah bir nefsi eceli geldiği vakit de asla geriye b?rakmaz, binaenaleyh o zaman duan?n faydas? olmaz. Her ne de yaparsan?z Allah haberdard?r. Binaenaleyh Allah'?n zikrinden gaflet etmeyip Allah için infak edenlerin de yapt?klar?n? bilir ve mükafatlar?n? verir. Allah'? unutup da dünyaya dalanlar?n da yapt?klar?n? bilir ve cezalar?n? verir. Bu da kâr ve zarar günü olan hesab ve aldanma gününde belli olacakt?r. Onun için bu sûreyi de Teğabun Sûresi takip edecektir.

  7. #7
    Yasaklı Üye katre_44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    99

    Standart

    sen ne demek istiyorsun hayrola bunun mealle ne alakası var 3000 ciltlik medrsemizde tefsir dersinden notlar bunlar eger zekatdan bahs ediyorsan bu hakkı degil hocana peygamber asm 'bile bırakmamış allah tevbe suresinde bizzat 8 taifeyi saymış sende yokmu ilmihal zekatta temlik şarttır aç oku medreseye dersaneye çeşmeye vakfa zekat düşmez lütfen uslubunu düzelt yoksa cvb yazman bu istirhamımdır

  8. #8
    Yasaklı Üye aön - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    320

    Standart

    Şimdi bu espiri mi yok can?m bence cevap ver...Bak büyük harfle yazm?ş?m sadaka-zekat(sence mu?hatab?m?n insaf?n? bilmiyorumda ortada m? b?rakacam)

  9. #9
    Yasaklı Üye aön - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    320

    Standart

    KUR'ANI ÖĞRENMEK ?Ç?N HAD?S OKUYUN

    Prof. Dr. ?brahim Canan, Kur’ân âyetlerinin aç?klanmas?nda Hadisin yerini hiçbir şeyin dolduramayacağ?n? Kenan Demirtaş'a anlat?yor.

    ?slâm tarihinde çözülmelerin yaşand?ğ? ve Kur’ân ruhundan uzaklaş?ld?g? zamanlar âlimler ç?k?ş yolunu Sünnetin içinde aram?şlar ve orada da bulmuşlard?r. Çünkü Kur’ân’? en iyi anlatan şüphesiz Peygamberdir. ?şte Hadis ve Sünnet konusunda uzman olan Prof. Dr. ?brahim Canan bize bu yolu anlatt? ve hadisleri tefsir aç?s?ndan değerlendirdi. Bilindiği gibi Prof. Dr. ?brahim Canan, ilâhiyat camias?nda birçok ilim adam?n?n yetişmesine vesile olmuş bulunmaktad?r. Bu arada Sünnetle ilgili birçok eser yazm?ş ve özellikle Kütüb-i Sitte gibi büyük bir hadis külliyat?n? tercüme ederek milletimize Peygamber çizgisini anlatm?şt?r.

    ?slâm âlimlerinin hepsi, Kur’ân’? aç?klamada Peygamber (a.s.m.) sünnetini birinci kaynak olarak görmüşlerdir. Bunun dayand?ğ? bir gerçek var m??

    Evet, peygamberlik görevi sadece Kur’ân’? getirmekle bitmez; onu aç?klamak, izah etmek ve nas?l tatbik edileceğini göstermek, onun görev s?n?rlar? içindedir. Meselâ şu âyetler onun ?lâhî görevlerinden bir k?sm?n? belirtiyor:

    “Hak dini onlara aç?klas?n diye, her peygamberi Biz kendi kavminin lisan?yla gönderdik.”(?brahim Sûresi,14-4)

    “O kimseler ki, yanlar?ndaki Tevrat ve ?ncil’de vas?flar?n? yaz?l? bulduklar? ümmî peygamber olan Resulullaha uyarlar. O peygamber ise kendilerini iyiliğe sevk edip kötülükten sak?nd?r?r; temiz ve güzel nimetleri onlara helâl, habis olanlar? ise haram k?lar; daha önce kendilerine yüklediğimiz ağ?r yükleri ve üzerlerindeki bağlar? onlardan kald?r?r. ?şte ona îmân eden, ona hürmet eden, düşmanlar?na karş? ona yard?mda bulunan ve onunla indirilmiş olan nûra uyanlar, kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.”(A'raf Sûresi, 7-157)

    “Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kad?n?n art?k işlerinde başka bir yolu seçme hakk? yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaç?k bir sap?kl?ğa düşmüştür.” (Ahzab Sûresi ,33-36)

    “Hay?r! Rabbine and olsun ki, onlar, aralar?ndaki anlaşmazl?klar için senin hükmüne müracaat edip, sonra da verdiğin hükme gönüllerinde hiçbir s?k?nt? duymaks?z?n tam bir teslimiyetle râz? olup uymad?kça iman etmiş olmazlar.” (Nisa Sûresi, 4-65)

    “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhâf?z olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.”(Nisa, 4-80)

    “Peygamber size ne emretmişse al?n, neyi yasaklam?şsa ondan da kaç?n?n. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’?n azâb? pek şiddetlidir.”(Haşir Sûresi, 59-7)

    “De ki: Eğer Allah’? seviyorsan?z bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlar?n?z? bağ?şlas?n. Allah çok bağ?şlay?c?, çok merhamet edicidir” (Âl-i ?mran Sûresi, 3-31)

    Evet, buna benzer âyetler Peygamberimizin (a.s.m.) görevini, sadece Kur’ân’? insanlara getirmekle s?n?rl? olmad?ğ?n? belirtiyor.

    Bunu biraz açabilir miyiz?

    1. Efendimizin bir görevi özet şeklinde olan âyetleri aç?klamakt?r: Meselâ Kur’ân “Namaz k?l?n” diyor, ama namaz nas?l k?l?nacak? “Rükû ve sücud yap?n” diyor, ama rükû ve sücud nas?l yap?lacak, teferruat vermiyor. K?yam nas?l yap?lacak, ayr?nt? yok. ?şte Peygamberimiz “Ben nas?l namaz k?l?yorsam öyle k?l?n” diyerek âyet-i kerimeyi şekil ve muhteva olarak aç?kl?yor ve nas?l tatbik edilebileceğini gösteriyor. Namaz, oruç, zekât, hac gibi Kur’ân-? Kerimde mücmel (özet) olarak gelip aç?klanmayan emirleri Peygamberimiz aç?kl?yor.

    2. Efendimizin görevleri aras?nda, anlaş?lmas? zor olan âyetleri aç?klamak da vard?r.

    Meselâ âyet-i kerîmede, “Onlara karş? gücünüzün yettiği her türlü kuvveti ve cihad için ayr?l?p eğitilmiş atlar? haz?r tutun ki, onunla Allah’?n ve sizin düşmanlar?n?z? ve bunlardan başka sizin bilemediğiniz, fakat Allah’?n bildiği düşmanlar?n?z? korkutas?n?z” (Enfâl Sûresi,8-60) buyuruluyor. Bu âyette “Kuvvet ve savaş atlar?n? haz?r bulundurun” tabiri geçiyor. Sahabe Peygamberimize sormuş: “Kuvvet nedir?” Peygamberimiz, “Bilin, kuvvet atmakt?r, kuvvet atmakt?r, kuvvet atmakt?r” diye üç defa tekrar etmiştir. Her devrin değişen atma vas?talar?na süratle, vakit kaybetmeden ayak uydurmam?z? emir buyurmuştur.

    3. Sonra Kur’ân-? Kerimin mutlak ve âm (s?n?rs?z ve genel ifadeli olan) âyetlerini takyitle tahsis ediyor, yani onlara s?n?r getiriyor. Meselâ, “Allah al?şverişi helâl, faizi ise haram k?ld?”(Bakara Sûresi,2-275) buyuruyor. Bu âyet-i kerîmeye göre her şeyin al?şverişi helâldir. Ama Peygamberimiz buna bir s?n?r getirerek domuzun ve içkinin al?şverişini yasaklam?şt?r. Demek meşru al?şverişin s?n?rlar?n? bu şekilde aç?klam?ş oluyor.

    Diğer bir örnek ise şu âyet-i kerimedir: “?man eden ve imanlar?na zulüm bulaşt?rmam?ş olanlar—korkudan emin olmak işte onlar?n hakk?d?r ve doğru yola eriştirilenler de onlard?r.”(En'am Sûresi,6-82) Sahabe bu âyet gelince telâşlan?p Peygamberimize sormuş: “Hepimiz nefsimize zulmediyoruz. Yâ Resulallah, bizde zulme düşmeyen var m??” Peygamber (a.s.m.) “Şirk pek büyük bir zulümdür” âyetini hat?rlatarak buradaki zulmün şirk olduğunu aç?klam?şt?r. Dolay?s?yla bu neviden olan Kur’ân-? Kerimdeki anlaş?lmas? zor olan âyetleri Peygamberimiz aç?kl?yor.

    3. Sonra Kur’ân’da olan meseleler ayr?ca Peygamberimiz taraf?ndan tekraren teyit ve te’kid edilmiştir. Böylece onun daha iyi anlaş?lmas? sağlanm?şt?r. Bu da bu sadette söylenebilir.

    4. Peygamberimizin bir de şâri’ yönü, yani, Kur’ân’da olmayan hükümleri koyma yetkisi var. Meselâ, yiyeceklerden haram olanlar?n isimleri iki âyet-i kerimede belirtilir. Ama onlar?n hiçbirisinde eşek eti geçmez. Peygamberimiz Hayber Seferi s?ras?nda, ehlî (evcil) eşek etini haram etmiştir.

    Bunlar niçin Kur’ân’da aç?klanmam?ş da Peygamberimize b?rak?lm?şt?r?

    Kur’ân bütün teferruat? verseydi ciltlerle dolu bir kitap olurdu. Halbuki bu da Kur’ân’dan istifademizi zorlaşt?r?r. Bu bak?mdan meselelerin bir k?sm?n?n aç?klamas?n? Peygamberimize b?rakm?şt?r. Peygamberimize b?rakt?rmas?n?n da ayr?ca birtak?m maslahatlar? var. Çünkü birtak?m meseleler zaman içerisinde neshedilmiş, yürürlükten kalkm?şt?r.

    Hem hadislerin bir k?sm? bize zay?f hadisler şeklinde gelmiştir. Bu zay?f hadislerle amel ihtilâf getirmiştir. ?htilâf ise ümmet için rahmettir. Halbuki Kur’ân-? Kerimde kesin olarak bütün bu meseleleri zikretmiş olsayd?, orada ihtilâf etme şart?m?z azal?rd?. Dinimizin gelişen zamana ve toplum şartlar?na göre esnekliği azalabilirdi. Halbuki dinimizin üstün bir yönü—kanatimce—zamana ve zemine göre yeni yorumlara imkân tan?mas?d?r. Bu güzel birşeydir.

    Hattâ dahas? var. Peygamberimiz de âlimlere bir marj b?rakm?şt?r. Dinimizin güzelliği bu. Âlimler Kur’ân-? Kerim ve Sünnetten hareketle hüküm koymada birtak?m temel kaideler belirtmiş ve usul koymuştur. Âlimler bu usullerle yeni meseleleri yoruma kavuşturuyor. Böylece başka şeriata ve kültür sistemine ihtiyaç has?l olmadan, kanun alma ihtiyac? duymadan yeni şartlara göre kanunlar?m?z? kendimiz koyabiliyoruz. Nitekim Osmanl?n?n son dönemlerine kadar bütün ortaya ç?kan yeni ihtiyaçlar?m?z kendi değerlerimiz çerçevesinde kanunlaşt?r?lm?ş, Kur’ân ve Sünnetten ç?kart?lm?şt?r.

    Halk?m?z hadislerle Kur’ân-? Kerimi nas?l öğrenecek? Meselâ Yâsin Sûresini hepimiz çok okuyoruz. “Peygamberimiz acaba bu sûreyi nas?l tefsir etmiş” diye öğrenmek istesek, bunu nereden bulacağ?z. Bir usulü, yöntemi var m? bunun?

    Öncelikle Kur’ân, Kur’ân ile tefsir edilir. Çünkü bir âyet diğer bir âyeti aç?klar. Bir konu bir yerde bir yönü anlat?l?r, diğer bir yerde diğer bir yönü anlat?l?r ve hakeza. Fakat Peygamberimizin de Kur’ân’la ilgili çokça tefsiri vard?r. Buharî’nin en geniş bölümlerinden birisi Tefsir’dir. Tirmizî’nin en geniş bölümlerinden birisi yine Tefsir bölümüdür. Kald? ki Buharî ve Tirmizî’de yer almayan tefsire müteallik hadisler, başka kaynaklar?m?zda verilmiştir.

    Ben bazan matematiği uygulayarak diyorum ki: bir doğru iki noktadan geçer. Ayn? şekilde Kur’ân-? Kerimden ç?karacağ?m?z bir mânâda Kur’ân-? Kerim ç?k?ş noktas?d?r. ?kinci bir nokta olarak Hadise at?f yapmazsak, o zaman o tek noktadan binlerce görüş ç?kabilir. Halbuki din nedir? Tevhid, birlik, beraberlik dinidir. O âyetten herkes kendi kafas?na göre bir yorum değil, gerçeğe uygun yorum ç?karacakt?r. Acaba Peygamber ne demiştir, ona bakacağ?z. Peygamber sözlerinde yoksa, acaba Sahabe ne demiştir, Tabiîn ne demiştir, Etbeuttabiîn ne demiştir, onlara bakacağ?z. Onlar Kur’ân’? asl?na uygun şekilde anlama şans?na bizden daha çok sahipti.

    Hadislere ne derece güvenilir?

    Hadislere güvenmemek için bir sebep yok. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur’ân-? Kerim insanlar? Peygamberimize yöneltiyor, “Onun getirdiğini al?n, onun yasaklad?klar?ndan kaç?n?n” diyor. Yani Kur’ân ikinci bir kaynağ? olarak devaml? şekilde Peygamberimizi nazara veriyor.

    ?kincisi Peygamberimiz kendisini öne sürüyor, Sünnetine dikkat çekiyor ve Sünnetle bu işin yürüyeceğini Peygamber Efendimiz ifade ediyor. Meselâ Peygamberimiz Hz. Muaz’? Yemen’e gönderiyor. “Orada ne ile amel edeceksin” diyor. Hz. Muaz “Kur’ân’la amel edeceğim” diyor. “Kur’ân’da bulamazsan?” diye soruyor Peygamberimiz. “Sizin sünnetinizle,” diyor Hz. Muaz. “Sizin sünnetinizde bulamazsam, içtihad?mla” diyor. Peygamberimiz bundan çok memnun kal?yor. ?slâm ulemas?n?n hepsinin elinde delildir bu hadis. ?çtihad?n gerekli olmas? hususunda, Sünnetin delil olmas? hususunda bu delildir. Dolay?s?yla Resulullah?n sağl?ğ?nda Sahabe ikinci kaynak olarak hadisi bilmektedir.

    Hz. Ömer anlat?yor: “Ben emsalim bir kardeşimle münavebe yapt?m. Bir gün o tarlaya gidiyor tarla işlerini yürütüyor, ben Resulullaha gidiyorum, orada Resulullah? dinliyorum. Akşam gelince emsalim olan kardeşime o gün Resulullahtan gördüğümü, duyduğumu anlat?yorum. Ertesi gün ben tarlaya gidiyorum, emsalim kardeşim Resulullah? takibe gidiyor, duyduğunu, gördüğünü akşam bana anlat?yor. Böylece Peygamberimizi her gün yak?ndan takip etme f?rsat? buluyoruz.”

    Bir Sahabî diyor ki: “Ben Resulullahtan her duyduğumu yazard?m. Bana dediler ki, ‘Resulullah da bir insand?r. Bazan öfkeli halde konuşur, bazan sükûn halinde konuşur. Herşeyini yazmak doğru değildir.’ Bunun üzerine vazgeçtim. Ama duyduklar?m akl?mda kalmaz hale geldi. Onun için yine Peygambere gidip durumu anlatt?m. ‘Yâ Resulallah, senden güzel şeyler işitiyor ve bunlar? yaz?yordum. Fakat Ensar böyle böyle söyledi. Bunun üzerine vazgeçtim. Ama şimdi yazmay?nca da rahats?z?m, ne yapay?m?’ dedim. Resulullah mübarek ağz?n? göstererek ‘Bundan haktan başka birşey ç?kmaz, yaz’ buyurdu.”

    Yine Resulullaha uğrayanlar oluyor ve haf?zalar?ndan şikâyet ediyorlar. Peygamberimiz onlara “Sağ elini yard?ma çağ?r” buyuruyor, yazmalar?n? söylüyor.

    Bir başka şey daha söyleyeyim. Enes (r.a.) çok hadis rivayet edenlerin aras?nda yer al?r ve Müksirûn denilen yedi kişiden biridir. Müstedrek’te rastlad?ğ?m bir hadiste Hz. Enes diyor ki: “Ben Resulullahtan gündüzleri hadis yazar, geceleri tashih etmesi için ona okurdum.” Yani, Peygamberimiz onun yazd?klar?n? düzeltiveriyor. Ondan sonra hadis ilminde talebelerin öğrendiği hadisleri hocalara götürüp okumas?, arz etmesi söz konusu olmuştur. Talebe yazd?ğ?n?, ezberlediğini hocan?n önünde okur, hoca onu tashih ederdi ve öyle icazet al?n?rd?.

    Bütün hadislere Kur’ân tefsiridir diyebilir miyiz?

    Evet. Peygamberimiz (a.s.m.) yaşay?ş? ile Kur’ân-? Kerimi pratiğe dökmüştür. Dolay?s?yla Kur’ân’?n insanlardan istediği ideal hayat tarz? ve şekli Peygamberimizde kendini göstermektedir. Bunu eğer kulluk noktas?ndan ele al?rsak, Allah’a karş? kulluğumuzun nas?l olmas? gerektiğini en mükemmel şekilde Peygamberimiz göstermiştir. ?badetlerin hepsini Peygamberimiz en mükemmel şekilde yerine getirmiştir. Peygamberimizin kulluğu, Kur’ân-? Kerimin bizden istediği kulluğun en mükemmel şeklidir, bütün yönleriyle. Beşerî münasebetler de öyle. ?nsanlarla ve komşular?yla olan münasebetlerinde en güzel örnekleri göstermiştir. Kar?-koca münasebetlerinde en güzel kar?-koca münasebetlerini ortaya koymuştur. Çocuk terbiyesinde, çocuklara karş? nas?l davran?lmas? gerektiğini göstermiştir.

    Demek ki Peygamberimiz (a.s.m.) bütün hayat?n?n her safhas?nda, her kesitinde, her karesinde en güzel örnek olarak Kur’ân-? Kerimin idealini temsil etmiştir, yaşam?şt?r, göstermiştir. Müslümanlar bunu imkânlar? nispetinde aynen Peygamberden alabilirler. Bir hadiste Hz. Ayşe Peygamberimiz ahlak?n? “Onun ahlâk? Kur’ân ahlâk?yd?” diye ifade ediyor. Dolay?s?yla Peygamberimiz ahlâk yönüyle de Kur’ân-? Kerimin ahlâk?n? şerh etmiştir, aç?klam?şt?r. Belki hepsini kelama dökmemiştir, ama fiile dökmüştür. Onun her sözü, her fiili ve her davran?ş?, Kur’ân-? Kerimin ruhunun tefsiridir.

    Diğer yandan, eski milletlerle ilgili k?ssalara da aç?klama getirmiştir. Hz. ?brahim’in baz? Kur’ân’da olmayan meselelerini Peygamberimizin hadislerinde bulabiliyoruz. Demek ki, Kur’ân’?n temas ettiği, insanl?ğa getirmek istediği, vermek istediği, hukuk olsun, ahlâk olsun, yaşay?ş tarz? olsun, bütün derslerin hepsini Peygamberimizin hayat?nda, bazan sözleriyle, bazan fiilleriyle, bazan tahlilleriyle bulabiliyoruz.

    Şimdi Kur’ân-? Kerimde “Yiyin, için, israf etmeyin” buyuruluyor. Başka bir âyette de, tebziri yasakl?yor. tebzir, israf?n kardeşidir. Şimdi bu iki âyeti daha iyi anlamak için Peygamberimizin uygulamas?na bakal?m:

    Efendimiz israfa gayet net bir s?n?rlama getirmiştir ki, bunun en canl? örneği abdesttir. Abdest al?rken suyu israf etmemek için ölçülü kullan?rd?. Üç avuç suyla organlar? y?kamay? emir buyurmuştur. Fazlas? mekruhtur. Bu miktarla s?n?rlam?ş Peygamberimiz. Sahabe şaş?r?yor ve diyor: “Yâ Resulallah, suyun tasarrufu için mi?” “Hay?r,” diyor Peygamberimiz. “Nehir kenar?nda olsan bile organlar?n? üçer defa y?kayacaks?n.”

    Ben hadislerde gördüm, Ebu ed-Derdâ’dan gelen bir rivayet: “Birgün Peygamberimiz bir yere giderken nehre rastlam?ş. Oradan bir kap su getirmişler Peygamberimize. O da onunla abdest alm?ş ve bir miktar su artm?ş. Biz olsak o suyu şöyle etrafa serpiveririz. Halbuki Peygamberimiz buyuruyor ki: ‘Gidin, bunu nehre boşalt?n. Ola ki ileride bir canl?n?n kursağ?na g?da olur.”

    Bir de, fazla yesek, fazla konuşsak, zaman?m?z? boş yere geçirsek, israf yapm?ş oluruz. Bunlar da bizim geri gelmeyecek israflar?m?z. Veya bir kibrit çöpünün yak?lmas? da israft?r. Bunlar da mekruhtur. Günde beş defa abdest al?rken suyun israf edilmemesiyle, tabiata karş? sayg? dersi verilmiştir. ?sraf?n hayat?n diğer alanlar?nda da ciddî bir mesele olduğu, abdest örneğiyle ders veriliyor.

    Şimdi, “?sraf etmeyiniz” âyet-i kerimesinin aç?klanmas?na bak?n?z. Demek âyet-i kerimeyi okuduğumuz zaman bu âyetlerin hadis-i şeriflerde nas?l aç?kland?ğ?na bakmam?z lâz?m. Hadis kültürümüz ne kadar geniş olursa Kur’ân-? Kerimi o nisbette anlam?ş oluruz.

    Ben sonuç itibar?yla şöyle bir şey söyleyebilir miyim? Kur’an-? Kerimden bir ayet okuduğumuz zaman, bunun anlam?n? meallerden ve tefsirlerden öğrenmeye çal?şacağ?z. Ancak bununla yetinmeyeceğiz, hadis kültürümüzü çoğaltacağ?z. Bol miktarda hadis öğrenerek bunlarla hayat?m?z? şekillendireceğiz. Bu şekilde Kur’ân’? okuduğumuzda onun anlam?n? Efendimizden bizzat öğrenmiş gibi olacağ?z.

    Kesinlikle. ?şte bunu anlayan âlimlerimiz, meselâ Taberî, bir âyetle ilgili akl?na ne kadar hadis gelmişse hepsini yazm?şt?r. Taberî tefsirinde çok hadis naklediyor diye baz?lar? tenkit bile etmiş. K?rk ciltlik tefsirinin büyük bir bölümü hadislerle doludur. Ama hadislere bakt?ğ?m?z zaman, âyetleri daha iyi anl?yoruz. Çünkü hadisin verdiği nur başka, kendi tefekkürümüzle ç?kartacağ?m?z mânâ başka. Benim görüşüm, Kur’an-? Kerimi hadislerle anlamaya yönelmek en güzeli
    Konu aön tarafından (26.10.07 Saat 14:21 ) değiştirilmiştir.

  10. #10
    Yasaklı Üye aön - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    320

    Standart

    Tabiidir ki dinimizi öğrenmenin yollar?ndan başta geleni yüce kitab?m?z? öğrenmek, anlam?n? kavramakt?r fakat hepiniz de hak verirsiniz ki hiçbir tercüme asl?n?n yerini tutamaz, yerine kullan?lamaz. Dini öğrenmek, öncelikle dinin kurallar?n? öğrenmekle olur. Kurallar ise herşeyden önce iman esaslar? ve bundan sonra da ilmihal bilgileridir. ?lmihal bilgilerinin kaynağ? asl?nda her ne kadar bizzat o dine ait kitap ise de, peygamberler ve onlar?n varisleri olan müctehid imamlardan başkas?n?n bu kaynaktan değerlendirme yapmas?, dine karş? en büyük darbedir. ?ctihad yolunun kapanmad?ğ? doğrudur fakat müctehidlik için gereken özelliklere sahip islam alimleri bugün için pek kalmam?şt?r (bu ileride olmayacağ? manas?na gelmez. Örneğin Mehdi Hazretleri bunlardan biri olarak gelecektir). Bunun yan?s?ra, günümüzde hâlâ malesef ictihad mâkam?n?n bile daha ne olduğunu bilmeyen kişiler, bizzat Kur'ân' dan kafalar?na göre (belki iyi, belki kötü niyetlerle) hükümler ç?karmakta, nasslarla sabit olan konular? tekrar yorumlama gayreti içine girmektedirler. Biz müslümanlara düşen en büyük görev, yüce dinimiz ?slâm' ?n kurallar?n?, zaten bizzat kitab?m?z?n ayr?nt?l? yorumundan başka birşey olmayan, doğru ilmihal kitaplar?ndan öğrenmek, Resûlullah Efendimiz (sav)' in sünnetlerini uygulamak, islâm alimlerinin yolundan gitmektir. Unutmayal?m ki, onlar bu uğurda bizlerden çok daha fazla meşakkat çektiler ve bizlerden kat kat fazla yoruldular. Kur'ân-? Kerim' i hakk?nda daha fazla bilgi için müraccat edilmesi gereken kaynaklar tefsir kitaplar?d?r. Bugün için merhum Elmal?l? M. Hamdi Yaz?r (r. aleyh)' in tefsiri olmak üzere çeşitli (ve hâlâ bu halkaya yenileri eklenen) tefsir kitaplar? mevcuttur. Merak edenler bunlara başvurabilirler.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Fatiha Suresi
    By yusuf91 in forum Dualar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 30.07.19, 09:54
  2. Yasin Sûresi: 79. ve Rum Sûresi: 27. Âyet'den
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.08.14, 11:24
  3. Fatiha Suresi
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 44
    Son Mesaj: 08.07.14, 23:23
  4. Mülk Suresi
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.11.13, 19:27
  5. Cin Suresi
    By Melis in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.01.09, 14:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0