+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Vakia Suresİ

  1. #1
    Yasaklı Üye nurss_1432 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    60

    Standart Vakia Suresİ

    VAKIA SURESİ

    بسم الله الرحمن الرحيم

    إِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ

    Vakıa vaki olduğu zaman… yani kıyamet vakıa olduğunda ki, daha olmayan birşeye vaki imiş gibi bakıyor. Madem olacaktır, vakiymiş gibidir.

    لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

    O vakıaya kazibe yoktur. Kıyamet koptuğunda hiçbir nefis bu yalandır diyemez. Bugün inkar eden o gün inkar edemez. Yani o günde Allah’ı tekzib etmez. Kazibe; Alah’a iftira etmez veya o olayı yalan çıkaramaz. Burada ism-i fail masdar manasındadır. Yani onun vukuunda yalan yoktur. Veya haşri inkar edecek kimse kalmaz. İnkar-ı haşir ortadan kalkıyor. Bu vukuu zamanında olur. Dördüncü bir mana ise, vukuu zamanında birbirlerine teşci edici, şecaat verici yoktur. Yani bu olay yalandır, inanmayın, cesur olun diyen kimse yoktur demektir.

    خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

    O kıyamet bir kavmi alçaltır, bir kavmi yükseltir. Bu ancak ikinci kıyamette oluyor. birinci nefhadada olsa farketmez. Veya ecram-ı semaviyeyi parçalar, indirir aşağı eder. Aşağıdakini de parçalar havaya kaldırır. Eğer kıyametteki ses murad ise, o ses alçalır ve yükselir. Bu ve ecramın parçalanması nefha-i uladır. Kavmin alçalıp, yükselmesi ise nefha-i uhradadır.

    إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجًّا

    Yer zelzeleye tabi olup şiddetli hareket ettiğinde,

    وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا

    Dağlar parçalandığında, bess ya dağılma, ya parçalanmadır.

    فَكَانَتْ هَبَاء مُّنبَثًّا

    O dağların hepsi heba oldu. Toz, toprak haline geldi. Ne için dağlar parçalanır dedi? Dağlar parçalanınca arz yerinde kalmaz. Yerin zelzelesiyle dağlar parçalanır. Yani yerin direği gidiyor. Kainat zerre halini alır, buhar olur. Zerre kalmaz. Allah u Teala yeniden yaratır.

    وَكُنتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً

    İşte o zaman siz üç taife olursunuz. Bütün insanlar haşir meydanında üç taife olur.

    فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ * وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

    Ashab-ı meymene ve ashab-ı meş’eme nedir? Ashab-ı meymene yümn sahibi, ashab-ı meş’eme şü’m sahibi veya ashab-ı meymene amel defteri sağ tarafından verilen, ashab-ı meş’eme amel defteri sol tarafından verilendir. Günahın kendisi uğursuzluktur, yümnsüzlüktür. İnsan o gün üç taifedir, başkası da yoktur.

    وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ

    Üçüncü taife olarak sabikun sabikundur. Yani dünyada a’mal-i hayriyeye sebkat eden, ahirette de rıza-i ilahiye, cennete sebkat edenlerdir. Bunların halleri zaten bellidir. Asıl sebkat edenler kurtulmuştur. Diğerlerinin hesabı vardır. Diğerlerini hayrı da var, şerri de var. Ama sebkat edenlerin halleri meçhul değildir. Peygamberler gibi… sabikunun tekrarı te’kiddir. Cümlenin aslı sabikun, ashab-ı meymene, ashab-ı meş’emedir. Ashab-ı meymene mukarrebundan değildir. Peki bu sabikun kimlerdir? Bedihi olduğu için Allah açıklamamış. Peygamberler, Peygamberlere en evvel itaat eden, şüphesiz ve tereddütsüz itaat eden, manevi mertebelerde sebkat edenler, arşta gezen, ruhen gezebilen, amel eden hepsi dahildir. Asıl mesele peygamber ve peygamberin sırr-ı verasetine girenlerdir.

    أُوْلَئِكَ الْمُقَرَّبُونَ * فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

    Sabikun taifesi mukarrebundur. Onlar naim cennetlerindedir. Cennet-i naimde mukarreblerdir. Yani Allah’a cennet-i naimden yaklaştırılırlar. Hem mukarrebdir, hem cennet-i naimdedirler.

    ثُلَّةٌ مِّنَ الْأَوَّلِينَ * وَقَلِيلٌ مِّنَ الْآخِرِينَ

    Evvelden bir cemaat, ahirden az bir cemaattir. Rasul-i Ekrem’e kadar bir cemaattir. Çünkü peygamberler vardır. Ümmetlerden çok zahmet çeken olmuş ve daha evvelden peygamberler gelmiştir. Rasul-i Ekrem’in ümmetinden sabikunlar azdır. Rasul-i Ekrem kıyamet gününde ümmetim ekser olur demekle, ümmetimin hepsi sabikun olur demek istememiştir. Çünkü sabikuna peygamberler ve onların sahabeleri de dahildir. Rasul-i Ekrem’in sahabeleri ve diğer peygamberlerin sahabeleri yanyana gelse onlar daha çok olur. Fakat ümmet itibariyle Rasul-i Ekrem’in ümmeti daha çoktur.



    عَلَى سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

    Onlar tahtalar üzerindedirler. O tahtalar ise vidalarla birbirine bağlanmıştır. مَّوْضُونَةٍnesc edilmiş manasında olmakla beraber, ya altın gümüşle nakışlanış veya birbiri içine geçirmekle yapıştırmak demektir.

    مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ

    Karşı karşıya tahtlarda otururlar. Ağalar gibi tahtlarda otururlar.

    يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُّخَلَّدُونَ

    Onların etrafında vildan-ı muhalledun, ebedi genç kalacak gençler gezerler. İnsan fıtraten gençlerin manzarasından lezzet alıyor. Allah orada o hissi tatmin ediyor. onlar ebedi vildan olarak kalırlar. Bir manası Allah melekleri ehl-i cennete hizmetçi eder. Onlar ne erkek, ne dişidir. Hem hurilere, hem erkeklere hizmet ederler. Veya vildan dünyadan giden kafir ve mü’min çocuklarıdır. İnsan çocukları sevmesiyle, o his orada tatmin edilmiş olur. Ğılman da vildanla aynıdır. Birde on dört on beş yaşında gençler vardır ki, ya cennette yaratılmışlardır. Benim araştırmama göre, bütün melekler kıyamet gününde ehl-i cennete vildan şekline girip hizmet ederler. Bununla beraber üç kavil vardır.

    بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

    Onlar kulpsuz ibrik veya küp ve kulplu ibriklerle gezerler. مَّعِينٍ gözle görünen temiz içkileri ehl-i cennete dağıtırlar.

    لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

    O içkiden insanın başı ağrımaz ve sarhoşta olmaz. لَا يُنزِفُونَ‘un bir manası da şarapları hiç bitmez demektir. Bununla beraber akıllarıda gitmez. لا يُصَدَّعُونَbaşları ağrımaz olur. Eğer لا َيَصَّدَّعُونَ olsa parçalanmazlar, dağılmazlar olur.

    وَفَاكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

    Onların seçtikleri her fakihe vardır. Orada sadece fakihe (meyve) mi vardır? Hiç yemek yok mudur? El-cevab; oradaki yemek hissi ihtiyaçtan doğmadığı için her yiyeceğin ismi fakihedir.

    وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

    Hangi kuşun etini severse, onlara getirilir.

    وَحُورٌ عِينٌ

    Üç mana vardır. Onlara hur-i iyn var. Veya يَطُوفُ عَلَيْهِمْyani etraflarında hur’ul iyn gezer. Veya فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِyani فى مصاحبته حور العين dir. Bu son mana biraz zordur, zorlamadır.

    كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ

    O huriler ki, hur’un kelime manası, havranın cem’idir. Havra ahvar’ın müennesidir. Ahvar demek kara göz manasına gelir. İyn aynâ’nın cem’idir. Aynâ a’ye’nin müennesidir. İyn cem’ olarak gözleri büyük olan demektir. İkiside sıfat-ı müşebbehtir. O huriler saklanmış lü’lü gibidir. Yani nasıl ki, o lü’lüler saklanır ki, toz kapmasın. O hurilerde hiçbir leke yoktur, parlarlar. Renkleri temizdir, içlerinde illa ki kırmızılık vardır.

    جَزَاء بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

    Bu onların yaptıkları amellerinin cezasıdır.

    لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

    O sabikun cennette boş bir kelime duymazdıları gibi, günah işledi, bu günahtır yapma sözünü de duymazlar. İçki bile helal oluyor.

    إِلَّا قِيلًا سَلَامًا سَلَامًا

    İlla onlar selam, selam sözünü duyarlar. Herkes birbirine selam verir. Bu cem’iyette merhaba diyorlar. Bunun manasını bile bilmiyorlar. Merhabanın türkçesi hoş geldin’dir. Çarşıda adamı gördün merhaba dedin, bu olmaz. Cennette de merhaba var. Yani buraya hoş geldin demektir.

    وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ

    Ashab-ı yemin ki o ashab-ı yemin nedir? Taaccüb için sual ediyor.


    فِي سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

    Dikensiz ağacın içindedirler. Sidr ağaç demektir. kokulu bir ağaçtır. Onların bulundukları yerde bu ağaçlar vardır. Yoksa ağacın içinde yaşıyorlar değildir.

    وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

    Aşağıdan yukarıya doğru toplanmış muzlar vardır. Yani budanmış ağaçlardır.

    وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

    Uzun gölgeler içindedirler. Orada zaten gölge yoktur. Dünyadaki hisleri temin içindir. Bizim dünyadaki zıll öyle değildir. sabah uzanır, gündüz kısalır, ikindide yine uzanır. Oradaki gölgeler aynı ölçüdedir. Bir gölge için burada herkes canını verir. Gölge bulunsa, su yoktur. Su bulunsa, etrafı kalabalıktır. Tamamen hisleri tatmin eden bir yer bulamıyoruz.

    وَمَاء مَّسْكُوبٍ

    Dökülen sular vardır. Yani su istedikleri yere dökülüyor. Evvelkilerin halleri bundan daha yüksektir. Bu biraz daha alt mertebededir. Sabikunun haleti şehirli gibi, bu ashab-ı yeminin ki, daha köy hali gibidir. Bedevinin en yüksek düşüncesi ne ise öyle benzetme yapıyor.

    وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

    Birçok fakiheleri de beraber veriyor. Cins cins ne isterlerse vardır.

    لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

    O fakiheler hiç kesilmez ve ondan men’ edilmezler. Her koparmada aynı anda yerine yenileri doldurulıyor. Hiçbir yasakta yoktur. Tam bir serbestiyet vardır.

    وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

    Onlar için yüksek yataklar vardır. Kinaî olarak onlara yatak var derken, onların hanımları var denilebilir. Yataklar yüksektedir. Ya dereceleri yüksektir, ya da birbirine bağlanmış olarak yüksektedir.

    إِنَّا أَنشَأْنَاهُنَّ إِنشَاء

    Biz o furuştaki kadınları inşa etmişizdir. Ana babadan doğma değil, cennette kadın olarak yaratmışız.

    فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا* عُرُبًا أَتْرَابًا

    Kocası ile ne kadar mübaşerette bulunursa da yine bakiredirler. Yaşları aynıdır. Hur-i iyn hakkında ekseri görüşe göre yaşları on dörttür demişlerdir. Fakat dünya kadınları otuz üç yaşındadırlar. Diğerlerine hur-i yn verildi. Bunlara sadece dünya kadınlarından veriliyor. Bunların dereceleri demek ki, biraz daha düşüktür. Burada dünyadaki kadınları onlara vermekle onlara hur-i iyn yoktur demiyor. Yani dünyadaki kadınları onlar için güzel hale getiriyor. Sabikuna daha fazla kadın veriliyor.

    لِّأَصْحَابِ الْيَمِينِ

    Bunların hepsi ashab-ı yemin içindir.

    ثُلَّةٌ مِّنَ الْأَوَّلِينَ * وَثُلَّةٌ مِّنَ الْآخِرِينَ

    Ashab-ı yemin evvelde bir cemaat, ahirinde de bir cemaattır. Cennete girenler pek azdır.

    وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ

    Ashab-ı şimal, kimdir o ashab-ı şimal… Defter-i a’mali soldan verilenlerdir. Uğursuz, şumsuz olanlardır. Küfür ve günah bir uğursuzluktur. Kendisi bir afettir. Alemde vücud-u hakikisi yoktur. Bşer iradesiyle bir pisliği ortaya atıyor. Kıyameti netice veren bir haldir.

    فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

    Onlar semum içindedirler. Öyle bir ateşin içindedirler ki, o ateş mesamatlara giriyor.

    وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

    Evet bir gölge var ama duhan ve dumanın gölgesi altındadırlar.

    لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

    Ne soğuktur, ne de bir faydası, bir menfaati vardır.

    إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُتْرَفِينَ

    Ne için böyle olur? Çünkü onlar dünyadayken zevk u sefaya dalmışlardı. Mutrefin, zevk ehli olanlardır. Peygamberleri inkar eden taife mutrefinlerdir.

    وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنثِ الْعَظِيمِ

    Yemin ederek, o günahları üzerine musırr kalıyorlardı. Yani büyük günahlar üzerine yemin ederek ısrar ediyorlardı. Hıns yalan, küfür ve büyük günahlardır. Mü’minler bunlar gibi yapmasa da illa girerler.

    وَكَانُوا يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    Bizler toprak ve kemik olduktan sonra, bir daha mı haşre çıkacağız.

    أَوَ آبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ

    Bizim evvel ki babalarımızda mı toplanırlar?
    Saffat suresinde bu ayetlerin benzeri vardır. (16. ve 17. ayetlerde) Usat-ı mü’minin, defter-i a’malleri sağdan verilenler değildir. Kimisinin cezası orada bitiyor. Cezası bitmeyenlerin defter-i a’malleri soldan veriliyor ama onlar müstesnadır. Cehenneme girerler fakat semum u hamimde değillerdir. İlla ki cehenneme giriyor. Semum ve hamim cehennem ateşinin tamamıyla ortasıdır. Kalbinde zerre kadar imanı olan cehenneme girse de, şu şekildeki bir azaba kafirler gibi azaba maruz kalmaz. İlla ki girer. Üsat-ı mü’minin illa cehenneme girer. Ya onların cezası diğerlerinin cezsı gibi değildir. Ya da semum ve hamimde ebedi değildirler. Bu iki te’vile mecburuz. Mü’min cehennemin o şiddetini çekmez. Ashab-ı şimalin ebedi ve ebedi olmayan kısmı vardır. Ebedi olmayan kısmı üsat-ı mü’minindir. Hadis Kur’an’ın açılamasıdır. Kendi re’yimizle açıklamıyoruz. Ehl-i cehennemin içinde üsat-ı mü’mininin geçmemesinin sebebi, onların ebedi olmamasıdır.

    قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ* لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

    Sen de ki, evvelin ve ahirin illa toplanırlar. Belli bir günde, haşir medanında herkes cezasını çeker. İyiler cennete, kötüler cehenneme gider. Ey Rasulüm gelmiş ve gelecek bütün herkes belli bir günün mikatına toplanırlar. Mikat, dünyanın ömrünün sonu demektir. haşri münkir olduklarından إِنَّile ve لَile te’kid etti. Fiil- muzari kullanmasıylada te’kid etti.

    ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ * لَآكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

    Sonra, ey peygamberleri tekzib etmiş ve dalalete gitmiş olan kafirler! Muhakkak siz, zakkum ağacından yiyeceksiniz. Bu karşılık içindir. Yani cennetlikleri zikrettikten sonra bunlarında yiyecekleri şey budur.

    فَمَالِؤُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ

    O şecere ile batnınızı, karnınızı dolduruyorsunz. O şecerin adı zakkumdur. Zahiren süslü ama meyvesi çok acıdır. Karınlarınlarını o zakkumla doldurulurlar.

    فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيمِ

    Ehl-i cennete pınarlar ve safi içkiler var olduğunu evvelden zikretti. sabikun ve evvelun için bu tatlı sular varken, bunlar zakkumu yedikten sonra hararetlendiler. Bu taife de zakkum üzerine hamimden içerler. Burada da te’kid yaptı. Hüküm eklin üzerine bina edilmiştir. Ne için yersiniz? Dalaletinizin cezası budur. Öyle sıcak suyu içerler ki, bağırsaklarını yakar, eritir. Cehennemde iki bölüm vardır. Nar yeri ve istirahat yeri vardır. Narda yandıktan sonra istirahat yerlerinde bu ekl ve şürb onlara verilir. Ehl-i cennetin mükafaatına karşı sizin mükafaatınız budur.

    فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ

    O içeceği hastalıklı olan deve gibi içerler. Arada nefes almadan içerler. Burada suyu üç defa da içmeyede işaret vardır. Mü’min dünyada karnını tam tok etmeyecek. Onların doldurması gibi midenizi doldurmayın ve deve gibi de suyu içmeyin.

    هَذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ

    Yevm- dinde onlar için bunlar hazırlanmıştır. Gelen misafire ikram hazırlandığı gibi onlara bu verilmiştir. Hamim ğassaktandır yani ehl-i cehennemin, yanmalarıyla vücudlarından çıkan irinleridir. Bu azabın kesin olduğuna işaret olsun diye hem cümle-i ismiye, ism-i fail kullanmıştır. (فَشَارِبُونَ , فَمَالِؤُونَ , لَآكِلُونَ)

    نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلا تُصَدِّقُونَ

    Biz sizi yarattık. Niçin haşri inkar ediyor sunuz? Bundan sonra tevhid ile haşri isbattır. Allah’ın varlığının delilleri nelerdir? Sizi biz yarattuk, elbette dar-ı mükafaat ve mücazaat olacaktır. İki noktayı tasdik etmeniz lazımdır ki, Beni ve haşri tasdik edeceksiniz. Hal ve harekatınızı ona göre yapacaksınız.

    أَفَرَأَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

    Rahme idhal ettiğiniz o meniyi görüyor musunuz? Meniniz sizden akıp rahme giriyor.

    أَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ

    O meniyi siz mi yaratıyor sunuz? Yoksa biz mi? Bir damla meni nasıl teşekkül eder, rahme nasıl girer ve nasıl insan olur? Ekmek yersin. Bir kısmı niçin kan olur da bir kısmı sana rahatsızlık verir? Yediğiniz yemek mideye girer. O yemek midede tahlil edilir. Fuzuliyatı bağırsaklara iniyor. Kalan kısmından temiz olanı karaciğere gider. Karaciğerde dört-beş elekten geçer. Bir kısmı kandır ki, oradan siyah kan olarak dalağa iner. Bir kısmı safra kesesine sarı renkte iner. Ahlat-ı erbaa oradan çıkıyor. Bir kısmıda balgam olarak yukarı çıkar. Bir kısmı da kan olur. Kanın fuzuliyatı, su olarak mesaneye iniyor. İnsanın içinde su olduğu müddetçe hasta olur. Onun illa dışarı atılması lazımdır. Saf kan ise senin vücudunun bir parçası oluyor. Pompalanarak gidip-geliyor. Parçalandığı her hücre yanında fuzuliyat çıkıyor. Bir bölümü menidir ki, her hücre meniyi orada muhafaza eder. Vücudun her yerindedir. Erkekte en fazla toplandığı yer beldir. Kadında ise göğüstür. يَخْرُجُ مِن بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِsulbden maksad erkeğin, teraibden maksad kadının göğsüdür. Aslen buradan gelmekle beraber, o meni bütün vücuddan süzülür. İşte Allah soruyor. O meni nasıl vücuda geliyor? Nasıl depo ediliyor? O yediğin maddeler içinde meni var. Meni vücudda fazla kalsa o da hastalık veriyor. En adi çürük maddedir. Ma-i mehindir. Gübre ve ter bir işe yarar ama meni tıbben hiçbir işe yaramaz. En adi sudur. Halik-ı alem en adi şeyden en büyük şeyi çıkarıyor. Rasul-i Ekrem’de o sudan yaratıldı. O şehvet nasıl bir histir, açıklaması yoktur. Ufak bir sudur seni rahatsız ediyor. Onun için evlenmeyen insanlarda rahatsızlık başlıyor. Bazı insanlarda evlenmek tedaviye sebebdir. Netice, evlenmenin gayesi nesildir. Şehvet ve arzuların ücrettir. Allah bir mahluku yaratıyor, seni de sıkıştırıyor. Senin üzerine düşen harama girmemektir. Harama girersen ceza var. Eğer Allah şehveti vermeseydi, nesil kesilirdi. Nasıl ki, yemekteki gaye beka-i şahıs için, evlenmedeki gaye de beka-i nev’ içindir.

    نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

    Hepiniz illa ki ölümü tadacaksınız. Ne için yarattığımızı düşünmüyor musunuz? Çocuk oyuncağı olsun diye yaratmadık. Madem netice ölümdür, bu yaratılış boşa gidiyor. Kimse bizi geçemez, illa ki sizi ölüme mahkum ederiz. Biz mağlub değiliz.

    عَلَى أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ

    Biz sizin emsalinizi değiştirmekle mağlub olmuyoruz. Sizi götürürüz, başkasını getiririz. Bununla mağlub değiliz. Emsalinizi getirmeye gücümüz yeter. Bu bizim tarafımızdan takdir edilmiştir. Sizi bilmediğiniz bir şey olarak da yaratabilirdi. Ya sizi götürüp başkalarını yaratırız veya sizi bu dünyada götürüp haşirde getiririz. Sizi bilmediğiniz bir şekilde de yaratabilir. Sizi domuz, eşek vs. olarak da yaratabilirdi. Kıyamette bu olacaktır. Bazıları hayvan suretlerine girecektir. Veya bir manası da siz öldükten sonra sizi ayrı ayrı alemlerde gezdiriyoruz. Bazıları demişler habis ruhların toplandığı yer برهوت(berhut) kuyusundadır. Ulema-i nakil ise aydadır demişlerdir. Siz öldükten sonra ayrı ayrı şekillerde, ayrı ayrı alemlerde gezdiriyoruz. Kabirde ruhlar surda toplanırlar. Habis ruhlar orada siyah kuşlar şeklinde berhutta toplanırlar. Temiz ruhlar ise, yıldızlara gider. Berhut asıl değildir, asıl habis ruhlar aya gider. Aslolan ay ve yıldızlardır.

    وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَى فَلَوْلَا تَذكَّرُونَ

    Siz birinci neş’eyi biliyorsunuz. Duydunuz ve bildiğiniz halde ne için tezekkür etmiyor sunuz, düşünmüyor sunuz? İkinci neş’eyi niçin buna kıyaslamıyor sunuz? Ulema kıyas bu ayetten alınmıştır demişlerdir. Buraya kadar enfüsi delilleri zikretti. şimdi afaka geçiyor.

    أَفَرَأَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

    Siz ektiğiniz şeyleri görüyor musunuz? O habbeleri siz mi ekiyor sunuz?

    أَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ

    O tohumu attınız siz mi geliştiriyor sunuz, yoksa geliştiren biz miyiz? O tohumu patlatan kimdir? Çürümeden içinden bir şey çıkmaz. Ey alimler! Sizde çürümeden içinizden birşey çıkmaz. Ezvak-ı nefsaniyeyi terk etmeden sizden bir şey çıkmaz. Eğer terk ederseniz, evamire itaat, nevahiden içtinab ederseniz o habbe gibi patlarsınız. Rasul-i Ekrem öyle idi, ta arşa kadar gitti. Evliyalar da arkasından gitti.

    لَوْ نَشَاء لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

    Eğer isteseydik onu huttam yani kupkuru yapacaktık. Yağmur fazla gelse veya güneş fazla gelse kupkuru olacaktı. Siz niçin gelmedi diye taaccüb edersiniz. Veya emek verirsiniz gelmediğine taaccüb edersiniz. Veya siz o isyan ederek günaha giriyorsunuz.

    إِنَّا لَمُغْرَمُونَ *بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    Emek verdik, boşa çıktı dediniz. Muğrem, bir adama ceza ve eziyet vermektir. Yani siz Allah tarafından cezaya çarptırıldık dediniz. غرامةdevletin bir adama kızıp onu borçlu çıkarmasıdır. Bu günahın cezası olabilir ama rızkın cezası değildir. Biz mahrum olduk.

    أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاء الَّذِي تَشْرَبُونَ

    Siz içtiğiniz suyu görümüyor musunuz?

    أَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنزِلُونَ

    O bulutlardan suyu siz mi indiriyor sunuz, yoksa indiren biz miyiz? O su muallakta kalır mı? Mevcudatı yaratırken hava zerratının yüzde onu sudur. Havanın içinde su var. Hava olmazsa su yoktur. Hava o suyu boşaltıp, sonra tekrar çekiyor. O su sizin madde-i vücudunuzdur. İnsanın madde-i hayatı habbe ve sudur. Bu ikisine bakın. Allah’ın san’atına, ni’metine batığın gibi haşre delil olmasına da bakın. Habbeyi anladıktan sonra suya da bakın. Nasıl iniyor?

    لَوْ نَشَاء جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

    Dileseydik o suyu tuzlu yapardık. Suyun şu anda tuzu olsaydı insan nev’i ölürdü. Suyun böyle tatlı olması, sadece dilin şükrünü değil tüm bedenin şükrünü gerektirir. Yani bütün ibadetlerdir.

    أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ

    Yaktığınız ateşe bakmaz mısınız?

    أَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنشِؤُونَ

    Bu ağaçları siz mi çıkarıyor sunuz? Yoksa yapan biz miyiz? Nar ağaçtan çıkıyor. Ağacı yaratan kim ise, ateşi yaratan da odur. Bu kömür dedikleri şey zaman içinde yerin atında kalarak yanan odun veya başka taşlardır.

    نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِّلْمُقْوِينَ

    Biz onu sizin için tezkire yaptık. Buna bakın düşünün. O ateş dağda, bağda yaşayanlar için bir meta’dır. O ateş olmazsa dağdaki insan yaşayamaz. Veya fakirlere bir meta’dır. Onunla yemeğini yapar.

    فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

    Rabb-i Azimin ismini tesbih eyle. Rasul-i Ekrem bu ayet gelince ayetin hükmünü rüku’da yerine getirin buyurdu. İsmin Rabbe olan isnadı Lamiye olursa Rabbinin başka isimnlerini tesbih et olur. İzafe-i beyaniye oursa Rabini tesbih eyle olur. Demek ki, Cenab-ı Hak zatında şeriksiz olduğu gibi sıfatında ve esmasında da şeriki yoktur.

    فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ

    Ben yıldızların sukut yerine yemin ederim. Ya da yıldızların gezdiği yere veya recm edilen yere yemin ederim. Yahut Kur’an’ın inzal olduğu nuzul vakitlerine yemin ederim. Onlar ni’met-i ilahiyi inkar ettikleri için başa لَاgetirerek inar etmeyin dedi. أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِben mevaki-ı nucuma kasem ederim ki, Kur’an kehanet, sihir değildir.

    وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

    Eğer bilseniz bu büyük bir yemindir. Neye yemin ederim?,

    إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ * فِي كِتَابٍ مَّكْنُونٍ

    Bu şerefli bir Kur’an’dır. Meknun yani Allah tarafındn hıfz edilmiş bir ktabdadır. Levh-i Mahfuzdadır.

    لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ

    Birinci mana; kudurat-ı cismaniyeden temiz olmayan o levh-i mahfuza girip orayı anlayamaz. İkinci mana, abdestli olmayan Kur’an’a el süremez. Buradaki لَّاnafiyedir. Ama kafirlerde elini vuruyor. Bu nasıl olur? El-cevab; Nefiy nehiy manasındadır. Nefiy olsa hiçbir kafirin el vurmaması lazımdır. Halbuki el sürerler. Demek ki nehiydir. Üçüncü mana, Kur’an’ın manasını, esrarını ancak mutahhar anlar. Yani kafir ne yaparsa yapsın manayı anlayamaz. Küfürden, maasiden temiz olan ancak anlayabilir.

    تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ

    O Rabbi’l aleminden tenzildir.

    أَفَبِهَذَا الْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

    Siz bu hadise yani Kur’an’a alay mı ediyorsunuz.

    وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

    Kur’an’daki rızkınızı tekzib mi ediyor sunuz? Yani yağcılık ederek ortayı bulmaya çalışıyorlar. Mudahane zaten tekzibdir. Mudahene yağcılık yapıp ortayı bulmaktır. Veya onlar rızkımız yağmur, yıldızlar vs. ile beraber geldi demeleriyle rızkınızı tekzib mi ediyor sunuz? demektir. Ya maddi rızkınızı sebeblere veriyorsunuz veya manevi rızkınız olan Kur’an’ı tekzib ederek şükrü kaldırıyorsunuz. Şükür yerine Allah’ıntevhdini inkar ediyorsunuz.

    فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ

    Öyleyse madem tekzib ediyor sunuz, ruh hulkuma kavuştu… yani hulkum derken karineye delalet eder. Nefes manasında.

    وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

    Siz o ölüme hazırlananı bekliyorsunuz. O hulkumdadır, sizde bekliyorsunuz. Kendi halinizi bekliyorsunuz. İntizar banasındadır, nazar manasında değil. Sekeratınızı bekliyorsunuz. Yada nazar manasında olsa adama bakıyorsunuz ama menfaatiniz dokunmuyor. Sıra size de gelecek.

    وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَكِن لَّا تُبْصِرُونَ

    Biz ona sizden daha yakınız. Sizde, bizde bakıyoruz. Ama siz bizi görmüyorsunuz. Bende seyrediyorum, siz de seyrediyorsunuz ama siz bizi görmüyorsunuz. Yakınlığımız ya biz ilm-i ilahi ile yakınız veya melekler vasıtasıyla yakınız. Adamın mahiyet-i halini siz bilmiyorsunuz, görmüyorsunuz.

    فَلَوْلَا إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ * تَرْجِعُونَهَا إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

    Eğer cezanız yoksa, ahirette cezanız yoksa o nefsi geri çekin. Eğer doğru iseniz. Yani ölümü kaldırın bakalım.

    فَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ * فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّةُ نَعِيمٍ

    Adam sekerata girdi, eğer müteveffa sabikun ise, ona istirahat ve güzel kokulu, bereketli rızıklar var. Onlara naim cennetleri de vardır. Eğer kabirde gösterilen cennet ise cennet-i misaliye muraddır.

    وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ أَصْحَابِ الْيَمِينِ * فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ

    Eğer bu sekerattakiler ashab-ı yemin iseler, size selam olsun ashab-ı yemin derler. Yani onların ihvanları onlara selam ederler. Ya selam ashab-ı yemine veya ashaba-ı yeminden onara selam olsun. لَّكَdeki كَhaldir. Azabdan sana selam olsun, sana çok şeyler verilecek demektir. Veya ashba-ı yeminden sana selam olsun.

    وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ

    O adam tekzib etmiş ve dalalete gitmiş ise,

    فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ * وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

    Ona hazırlanan yer hamimdir. Nuzul-i hamim cehennem değil, cehennemim küçük numunesidir ki, kabirde ona tattırılır. Misal-i alemdeki cehennem-i suğradır. O cehenneme atılır. Bu haller sekerat ve kabirdeki hallerdir.

    إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ

    İşte bu kesin olan gerçektir, hakikattir. Kesin gözünle görmüş gibi iman et. Bu sure hakku’ş yakindir. Sıfatın mevsufa zafesidir, yakinu’l haktır.

    فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

    Azim olan Rabbinin ismini tesbih et.

  2. #2
    Yasaklı Üye umut46 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    231

    Standart

    Ben prensiplerim gereği mecbur olmad?ktan sonra meal okumam ancak emeğine sayg? ellerine sağl?k

  3. #3
    Yasaklı Üye nurss_1432 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    60

    Standart

    kardesim bu meal degil tefsirdir hem yanl?ş anlaş?lma var tercüme ayr?d?r meal ayr?d?r r. nurda isbat edilmiştirki kuran?n tercümesi mümkün degildir fakat meal icmali bir tefsirdir yoksa tercüme degildir

  4. #4
    Yasaklı Üye umut46 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    231

    Standart

    ayn? meal gibi duruyor da kusura bakma

    tefsirsede Risale i nur bize kafidir

  5. #5
    Yasaklı Üye nurss_1432 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    60

    Standart

    senin nazar?nda sorun var bu tefsir

  6. #6
    Dost MertFatih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    31

    Standart

    Dersteydik Hocam?z birisine soru sordu ders hakk?nda. Ögrencinin cevab? aynen şu oldu: Alayl? bi şekilde kader hocam dedi.
    Bunu duyan hoca şöyle cümleler kurdu: Yoksa sizdemi şanslara kadere inan?yonuz. Yoksa sizdemi KADERC? TOPLUMUN VATANDAŞLARIMISINIZ ve ya ÜYELER?S?N?Z. ACABA HOCAMIZ BURDA NE DEMEK ?STED?. NE DEMEK KADERC? TOPLUM?????

  7. #7
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    vak?a suresine zenginler suresi denmiştir.Rivayetlere göre her gece vak?a suresini okuyan fakirlik görmez.Baz? rivayetlerde her sabah diye de geçiyor.Hatta sahabeden biri sekeratta iken "evladlar?na ne miras b?rakt?n" sorusuna "ben onlara vak?a suresini b?rakt?m" cevab?n? vererek hadisi nakletmiştir.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. 82 - İnfİtÂr SÛresİ
    By Selim Akif in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 10.11.07, 00:06

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0