+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 19

Konu: Müceddit

  1. #1
    Gayyur nur_çarşı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    65

    Standart Müceddit

    müceddit nedir öğrendim de şimdi..........her 100 yılda bir gelen felan ya şimdi başka kimse yok mu ki ..... diyenlere ne cavap vermeliyiz...

  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Nas?l ki peygamberlik müessesesinin bir hatemi var . Hala da 1400y?l geçtiği halde O’nun (a.s.m) getirdiği mana hükümferma ise; aynen bunun gibi veraset-i nübüvvete mazhar olan müceddidlik müessesesinin de bir hatemi ve sonu olmas? gerekiyor. Evet her yüzy?lda bir din tecdid edicisi gelmiştir. Ama son müceddid art?k bu müessesenin hatemini gerçekleştirerek sistemini yerleştirerek ahirete gitmiştir. Daha önceki müceddidlerde bir sistem ve hizmet tarz? yerleştirmesi söz konusu değildi. Zira kendinden sonra gelen yeni bir şeyler icraa edecekdi. Tabi ki dine uygun olarak.

  3. #3
    Müdakkik Üye Eyüpşan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    894

    Standart

    Mevlana ve Said Nursi'nin müceddid olduğu kesin zaten. Ahmet Metin Şahin geçtiğimiz gün tv program?na konuktu, bu konuyu tart?şt?lar ve sadece Mesnevi ve Risale-i Nur'da bütün şüphe kap?lar? kapat?lm?şt?r demişti. Dini bir şekilde diri tuttular dedi.

    Bu yüz y?l?n ki kimdir muamma. Ama F.G derlerse şaş?rmam. Doğrudur. Benim inanc?m? hep diri tutmama yard?m ediyor vaazleri

  4. #4
    Gayyur nur_çarşı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    65

    Standart

    daha açıklayıcı bi yanıt alabiliriyim...

  5. #5
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    TECD?D VE MÜCEDD?DLER



    Tecdit, yenileme, ?slahat anlam?na gelir. Teceddüt ile kar?şt?r?lmamal?d?r. Zira teceddüt, modernizm anlam?ndad?r. Tecdid, ?slam’?, cahiliyenin tüm unsurlar?ndan temizleyerek kat?ks?z ve saf bir şekilde asl?na irca etmektir.

    Müceddid, bir peygamberde bulunmas? gereken vas?flar? taş?yan bir din âliminin, ak?l, zeka, ilim, ehliyet ve mücadelesi ile, ?slam’? ilk devirlerdeki gibi anlatmas?yla, kendini ehl-i ilme kabul ettirmesidir. Bu, manevi liderlik ve önderlik demektir. Peygamberler vahye mazhard?rlar. Müceddid ise, vahyi anlay?p anlatmada ilhama mazhar olan kimsedir. Müceddide, ancak ruh ve tabiat?nda eğrilik bulunan kimseler muhalefet ederler.
    Kur’an k?yamete kadar hükmü baki olduğundan gelişen ve değişen zaman dilimi içinde, değişen anlay?ş ve görüşlere Kur’an’?n sönmez ve söndürülmez bir güneş olduğunu anlatmak ve izah etmek gerekecektir. Bunu elbette “Âlimler” yapacaklard?r. Bu âlimler “Allah’tan korkan[1] ve Kur’an’?n kastettiği manalara vak?f olan kişiler olmal?d?r; yoksa din ve hukuk alan?nda uzman olanlar değil...

    Bu âlimler “Peygamber varisi” olan mücedditlerdir. Peygamber varisi olmak demek, peygamber gibi vahye değil, bir nevi vahyin gölgesinde ilhama mazhar olan ilmi ile amil, kalbi ile ilham-? ilahiye mazhar olabilecek safiyete malik olmalar? gerekir. Allah’?n yard?m?na mazhar olamayanlar ne derece âlim olurlarsa olsunlar “Hidayet” dediğimiz Allah r?zas?na götüren yolu gösteremezler.

    Müceddid, asr?n hastal?ğ?n? iyi teşhis etmeli, ?slah çarelerini göstermeli ve kendini o işe vazifeli görmelidir. Saf islam?n ilim, ruh ve düşüncesini diriltmeli, ilmiyle amil olup, davran?şlar? ile ?slam’? temsil etmelidir. Yine müceddidin dinde içtihad etme gücü olmal?d?r. Metot göstermeli, din düşmanlar? ile mücadele etmeli, farz ve sünnetleri ihya etmeli ve tecdidi cihanşümul olmal?d?r.

    “Peygamberlere varis olma” bunlar?n vasf?d?r. “Tam müceddid, bu vazifelerin tümünü yapand?r. Şimdiye kadar gelen müceddidler, bir k?sm?n? yapm?şlard?r” Bu durumda ahir zamanda gelecek olan “Mehdi” tam müceddirdir.[2]

    Kar?ncay? emirsiz, ar?lar? ya’subsuz b?rakmayan Yüce Allah, insanlar? da baş?boş b?rakmam?şt?r. Yüz yirmi dört bin peygamber göndermiş ve Hatemü’l- Enbiya Hz. Muhammed (SAV) ile bu kap?y? kapam?şt?r. Hz. Muhammed (SAV) son peygamber olduğu için, k?yamete kadar onun şeriat?n? koruyacak olan müceddidlerin, ümmetinden geleceğini de “Muhakkak ki Allah bu ümmete her yüz y?lbaş?nda bir müceddit göndererek dini yeniden ihya eder”[3] hadisi ile bildirmiştir. ?slam bilginleri yüzy?l baş? olarak genellikle hicri y?l? kabul etmişlerdir.

    ?slam dinin kuvvetli ve güçlü olduğu zamanlar vard?r. Güçlü olduğu zaman herkesin dini konuda bilgi sahibi olduğu, âlim konuşunca dinlenildiği ve itibar edildiği, cahil konuşunca susturulduğu zamand?r. Zay?f olduğu zaman ise herkesin dini konuda cahil olduğu, âlim konuşunca dinlenilmediği, cahil konuşunca dinlenildiği ve itibar edildiği zamand?r. Bunun için dinin ihyas? ilimle, zaaf? da cehaletledir. Bunun için mücedditlerin görevi ilmi yaymakt?r. Dinin tecdidi, onun ihyas? demektir. ?lmin ihyas? dinin ihyas? demek olduğundan müceddit mutlak surette âlim olacak ve yazd?ğ? eserler ile ilmi ihya edecektir. Müceddidin âlim olmas? hususunda uleman?n ittifak? vard?r.

    Muhaddis ez-Zühri (v. 124/740) ve Ahmed bn. Hanbel (v.241/855) müceddit olarak 1. as?rda Ömer bn. Abdülaziz ve 2. as?rda ?mam-? Şafi’yi kabul ederler. Biri 101 y?l?nda diğeri 204 y?l?nda vefat etmişlerdir. “Yüz y?ll?k bir zaman dilimi sona ererken hayatta olan, iyi tan?nan ve kendisine at?fta bulunulan âlim”[4] müceddit s?fat?n? al?r.

    Yine mücedditler Al-i Beyttendirler. Nitekim peygamberimizin (sav) : “Allah dinine bağl? olanlara her yüz y?lbaş?nda benim ehl-i beytimden, dinle ilgili konular? onlar için ihya edecek birini ba’s edecek, gönderecektir”[5] hadisi bunu teyit eder.

    Müceddidin diğer görevleri ve fonksiyonu da “Yürürlükten kald?r?lan herhangi bir ameli Kitap ve sünnete göre ihya etmek ve uygulanabilirliğini göstermektir.”[6] ?mam-? Şafi için “Sünneti izhar etti, bid’at? ise imha etti” denilmiştir. Bu da tecdidin özüdür.

    Müceddidin belirlenmesi, onunla çağdaş uleman?n zann-? galibi; talebelerinin ve yaz?lar?n?n sağlad?ğ? fayda ile anlaş?l?r.[7] Bu aç?dan ?mam Muhammed el-Gazzali (v.505/1111) tart?şmas?z tam müceddittir.

    Kur’an’da peygamberlerin görevlendirilmesi ile ilgili “Yeb’asü” ifadesinin hadiste mücedditler için kullan?lmas? cay-? dikkattir.[8] Bunun sebebi ise onun dağ?tt?ğ? hidayettir. Genellikle Mücedditler Şafi’î mezhebine mensup olup Tâceddin Abdülvahhab ?bn-i es-Sübkî (v.728/1326) şafi’i olanlar? sayar.[9]

    Tasavvuf erbab? bunun haricindedir. Tasavvufta kutup derecesine ç?kan aktablara, Hz. Peygamberimiz (sav) Hulefa-i Raşidin, Abdülkadir-i Geylani ve H?z?r (as) cübbe giyerek manevi âlemde manevi feyze ve irşada tayin etmesi bunun d?ş?ndad?r. Zira Müceddit, Şeriatta imamd?r, kutup ise tarikatta rehberdir. Tarikattaki kutuplar?n şeriate ve şeriat imamlar?na katiyyen uymas? zarureti vard?r. ?mam-? Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani Şeyh Ahmed-i Sirhindi (v. 1034/1624) ikinci bin y?l?n?n müceddididir. Mektubat?nda der ki: “Bin y?lda bir ulu’l-Azm peygamber gelir. Şimdi ise bin y?lda büyük bir müçtehit gelmektedir.”[10]

    Şah Veliyullah Dehlevi (v. 1176/1763) de Nakşibendî silsilesinden müceddit cübbesi giymiştir. Kendisine “Hilatül-Müceddidiye” ihsan edilmiştir. 13. as?rda ise Sirhindi’nin manevi halifelerinden Mevlana Halid-? Bağdadi (v.1242/1827) bu makama lay?k görülmüştür. Kendisi “Gulam Ali” diye meşhur olan Şah Abdullah Dehlevi’nin talebesi olduğu için Nakşibendî Müceddidi say?lm?şt?r.

    Mücedditler sünnete bağl?l?ğ? teşvik ve bid’attan kaç?nmaya davet ederler.

    Allamelerden Aliyyu’l- Kari: (v.1014) “Müceddidler ilmin azald?ğ?, sünnetin terk edilmeye yüz tuttuğu, cehalet ve bidatlerin yay?nlaşt?ğ? bir dönemde ç?kacaklar?n?” belirtir. Haf?z Münavi de “Dini yenilemekten maksad?n, bidatleri sünnetten ay?rmak, ilmi yayg?nlaşt?rmak, ilimle uğraşanlara destek olmak ve bidat sahiplerini zelil ve perişan etmek olduğunu söylüyor. Alkami ise müceddidlerin görevinin “Kitap ve sünnetten yaşan?lmayan ve unutulanlar? tekrar canland?rmak ve emir gereğince davran?lmas?n? sağlamak” diye yorumlar.[11] Her şeyden önce müceddid sünnet-i seniyyeyi ihya ve neşirle tan?n?r. Gecesini-gündüzünü buna verir. Ehl-i biday? eserleri ve dersleriyle tesirsiz hale getirir. Şayet bu özellikler müceddid denilen zatta bulunmazsa, ne derece âlim olursa olsun müceddid say?lamaz.[12]

    Müceddidlerin vazifeleri, dini geldiği tazeliğiyle korumakt?r. Üzerine konan tozlar? silkelemek, bidat kirlerini temizlemek, dini asliyetine kavuşturmakt?r. Onlar kendilerinden yeni bir şey ihdas etmezler. ?slam’a ve sünnet-i seniyyeye harfiyen ittiba ederler. Ona yöneltilen tecavüzleri defeder, dinin ulviyetini izhar ederler. Bunu yaparlarken, “tavr-? asasiyi bozmadan, ruhu asliyeyi rencide etmeden” yeni izah tarzlar? ve yeni ikna usulleriyle yeni tevcihat ve tafsilat ile ifay-? vazife ederler.[13] ?hlâsta, sadakatta, samimiyette örnek şahsiyetleriyle ve ilmi üstünlükleriyle ?slam’? anlama ve anlatmada en ileri seviyededirler. Zaman?n bütün ilimlerine vak?ft?rlar ve ilhama mazhard?rlar.

    Şu vas?flar? üzerlerinde taş?rlar:
    1- Kendilerine yaln?zca Kur’an’? rehber edinirler.
    2- Her biri, fende mütehass?s geniş bir fikre, ince bir nazara ve tam bir ihlâsa sahiptirler. Derin bir içtihat ve kuvve-i kudsiye sahibidirler. Hakikatleri saf ortaya koymak için kendi hususi meslek ve meşreplerinin tesirinde kalmam?ş ve hevesini kar?şt?rmazlar.
    3- Cenab-? Hakk?n r?zas?ndan başka hiçbir maddi manevi menfaati gaye edinmezler ve bu halet de hayat?nda herkes taraf?ndan müşahede edilir.
    4- Kur’an-? Kerim’in bulunduğu asra bakan veçhesini keşfedip, avamdan havasa kadar her tabakan?n anlayacağ?, istifade edeceği bir üslupla beyan ederler.
    5- Kur’an ve iman hakikatlerini cerh edilmez delillerle ispat ederek ders verirler.
    6- Akl?, kalbi, vicdan? ve ruhu tenvir, tatmin ve musahhar ederler ve şeytan? dahi ilzam edecek derecede kuvvetli, gayet beliğ, nafiz ve müessir dersler ile meselelerini anlat?rlar.
    7- Hakikatlerin derkine mani olan benlik, gurur, ucub ve enaniyet gibi kötü hasletlerden kurtar?p tevazu, mahviyet gibi yüksek ve güzel ahlaklara sahip k?larlar.
    8- Resul-ü Ekrem’in (sav) sünnetine ittiba ederler, ehl-i sünnet ve’l- cemaat mezhebi üzere ilmi ile amildirler, azami züht ve takva, azami ihlâs ve dine hizmetinde sebat, azami s?dk, sadakat ve fedakârl?ğa, azami iktisad ve kanaate sahip ve malik olmak da onlar?n vas?flar?ndand?r.
    9- Kur’anî ve şer-î meseleleri beyan ederken, şu veya bu tazyik alt?nda kalmayan, işkence ve idam? nazara almayan, herhangi bir tesir alt?nda kalarak fetva vermeyen, dünyaya meydan okuyacak bir iman kuvveti ile hakikatleri pervas?zca söyleyen, ?slami şecaat ve cesarete maliktirler.[14]
    Peygamberimiz (sav) her yüzy?lda bir Müceddit geleceğini bize bildirdiği gibi k?yamete kadar gelecek mücedditlerin say?s?n? da haber vermiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte “On iki halife gelecek ve sonra ?sa ruhullah nüzul ederek deccal? öldürecektir”[15] buyurmuşlard?r. Yine “Bu din on iki halife elinde olduğu sürece aziz ve güçlü kalacakt?r. Bu imamlar?n on ikisi de Kureyştendir”[16] buyurmuşlard?r ki bu hadis mütavatirdir. ?bn-i Kesir “Bu imamlar?n Şian?n iddias? gibi “Ehl-i Beyt”in 12 imam? olmad?ğ? aç?kt?r” diyerek her as?rda gelecek olan mücedditlere işaret ettiğini söyler.
    Tüm bu özelliklere dayanarak ?slam âlimleri her asr?n müceddidini tespite çal?şm?şlard?r, bu isimlerin baz?lar?nda ittifak edilmiş, baz?lar?nda ise ihtilaf edilmiştir. Biz her hicri yüz y?lda müceddid olanlar? şöyle s?ralayabiliriz:
    1- Ömer bn. Abdülaziz[17] (H. /17–102 / M. 638–720)
    2- ?mam-? Şafii[18] (H. 150–204 / M. 767–819)
    3- Ebu’l-Hasan Ali El- Eş’ari (H.260–324 / M.873–936)
    4- Ebu Bekir Bak?llani (v. 403/1013)
    5- ?mam-? Gazali (H. 450–505/M. 1058–1111)
    6- Fahreddin-i Razi (H. 544–606 / M.1149–1209)
    7- Mevlana Celalettin-i Rumî (H. 604–672/ M.1207–1273)
    8- Zeynüddin-i Irakî (v.H. 805/ M. 1402)
    9- ?mam-? Sahavi[19] (v. H. 902)
    10- Celaleddin-i Suyutî (H.849–911/ M.1445–1505)
    11- ?mam-? Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani[20] (H. 971- 1033 / M. 1563-1624)
    12- Şah Veliyullah Dehlevi (H.1114–1176 / M. 1702–1762)
    13- Mevlana Halid-i Bağdadi[21] (H.1193–1242 / M. 1779–1826)
    14- Bediüzzaman Said Nursi. (H.1293 – 1380 / M. 1876–1960)
    Mevlana Halid-i Bağdadinin talebelerinden Mustafa ?smet Efendi “Risale-i Kudsiye” isimli Osmanl?ca Nakşibendî Tarikat? Halidiye Kolu usulünü beyan eden eserinde Mevlana Halid’den sonra Müceddit olarak “Mehdi”nin geleceğini, başka müceddidin olmayacağ?n? ehl-i keşfin haber verdiğini aç?kça yazar ve talebelerine ders verir.[22]

    Bediüzzaman Said Nursi yüz y?ll?k Mevlana Halid’in cübbesi Asiye han?m?n dedesi Küçük Âş?k arac?l?ğ? ile intikal etmiştir. [23] Böylece her cihetle Müceddit olduğu kesinlik kazanm?şt?r. Bediüzzaman’?n çok belirgin ve diğerlerinden farkl? bir özelliği de Müceddit olarak zat?n? değil; “Risale’i Nuru” göstermiş olmas?d?r. Tecdit işi ve işlevi bir şah?stan bir kitaba intikal ettirilmiştir. Bediüzzaman bunu tahdis-i nimet[24] olarak ilan etmektedir. Buna yine “Risale-i Nur’un Şahs-? Manevisi” ad?n? vererek kendisinden sonra bir şah?s beklentisi içinde olunmamas? gerektiğini ima ederek son Müceddit olduğunu ince bir siyasetle ifade etmiştir.

    Bu mücedditlerin d?ş?nda tarikat şahlar? ve aktaplar? vard?r ki, onlar hidayet rehberleri olmuşlard?r. A. Kadir Geylani, Ahmed Yesevi, Muhyiddin-i Arabi, Şazeli gibi... Ancak tarikat şeyhleri her ne kadar âlim ve abid de olsalar mücedditlerin ve müçtehitlerin makam?na ulaşamazlar. Onlar da müçtehit ve mücedditlere uymak mecburiyetindedirler. Çünkü bir Müslüman tarikat şeyhinin sözünü tutmazsa bir şey laz?m gelmez. Ama bir müçtehidin şeriattaki içtihad?na muhalefet etse günaha girer. Bunun için tüm ehli tarikat şeriat?n kabul ettiği bir ehl-i hak mezhebe uymuş ve tabilerini de uymalar? konusunda uyarm?şlard?r. Zira şeriatta imam olan bir müçtehid veya müceddid zaman?n imam? ve halifesi gibidir. O as?rdaki tüm tarikat şeyhleri onun emrindeki vali, kaymakam ve mahalle muhtar? gibidirler. Herkes haddini bildiği ve imama ittiba ettiği ölçüde maiyetindekilere hükmedebilir ve Allah’?n r?zas?n? kazanabilirler. Tüm hak tarikat?n şeyhleri bu s?n?rlar? en iyi şekilde korumuşlard?r.

    Mehdi de son müceddit olacağ? için âl-i beytten, yani peygamber soyundand?r. Bu husus Al-i Resulün, Al-i ?brahim gibi olacağ? gerçeğine de uygundur. Her müslüman?n namaz?n tahiyyat?nda okuduğu salâvat duas?n?n bu istikametli yolu Allah’tan istemesi anlam?nda çok manidard?r.

    Mücedditlerin çoğu Peygamberimiz’in (sav) neslinden gelmişlerdir. Kimi Haseni, kimi de Hüseyni’dir. Bundan dolay? peygamberimiz (sav) ”Size iki şey b?rak?yorum, biri Kitabullah, diğeri de Ehl-i Beytim”[25] “K?yamette bu iki emanetten soracağ?m”[26] buyurmuşlard?r.

    Yüce Allah da, “Resulullah sizden hiçbir ücret beklemez, ancak Ehl-i Beyt’ine sevgi bekler”[27] buyurarak nazarlar? o yöne çekiyor. Çünkü “Ehl-i Beytim Nuh (as)?n gemisi gibidir. Ona s?ğ?nan kurtulur.”[28] ?mam-? Rabbani de, “Ehl-i Beyt’imi sevmek, ehl-i sünnetin sermayesidir”[29] hadisini nakleder.

    Müminlerin devaml? duas? selavat-? Peygamberi olan “Allah’?m al-i ?brahim gibi al-i Muhammed’in neslini de mübarek k?l” duas? kabul edilmiştir ki, Al-i ?brahim neslinden peygamber geldiği gibi, Al-i Resulullah’dan da müceddid ve müçtehitler silsilesi gelmiş. Peygamberimiz (sav) Ehl-i Beyt’ine muhabbeti emrederek, ümmetin istikametini istemiştir. Ehl-i Beytine sevgisinin s?rat-? müstakimi netice vereceğini, beliğane ifade etmiştir.

    K?yamete yak?n Hz. Mehdi tüm müceddid ve müçtehidler silsilesini birleştirip son bir irşad görevi yapacakt?r. Allah’?n (cc) gerçek velileri bu müceddit ve müçtehitlerdir. Çünkü ?mam-? Azam buyurdular: “Alimler Allah’?n velileri değil ise yer yüzünde veli yoktur.”

    Peygamberimiz (sav) veliler hakk?nda “Yüce Allah buyurdu, kim benim velime, veli kuluma düşmanca davran?rsa, ben ona harp ilan ederim. Kulumun bana yaklaşmak için yapt?klar?n?n kat?mda en sevimli olan? üzerine farz k?ld?ğ?m ibadetlerdir. Kulum bana nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet onu severim. Onu sevince de, onun işittiği kulağ?, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağ? olurum. Benden bir şey isterse, şüphesiz ona veririm. Bana s?ğ?n?rsa onu korurum, benden bir şey isterse kabul ederim” buyurmuşlard?r.[30]

    ?bn-i Hacer, “Veli, Allah’? bilen ve ona itaatte devaml? olan ve ihlâsl? olan kişidir” der. Yemenli Şevkani de bunu kabul eder. Nitekim Yüce Allah veliyi tarif ederken: “?man ve takvay? esas al?r.”[31]

    Veli, ihlâsla, Allah r?zas? için emr-i ?lahiyi icraya çal?şan ve r?zadan ayr?lmayan kuldur. Şu halde, onun hiçbir günah? yokken ona düşman olup yapt?klar?na karş? ç?kan, onun temsil ettiği iman ve ibadet ve ahlaka düşman olmuş oluyor demektir.

    ?hlâs ve ihsan mertebesine ulaşan veliler de ibadeti, ceza ve mükâfat için değil, Allah’a olan sevgi ve bağl?l?ğ?ndan dolay? yaparlar. ?badet, onlar?n ruh g?dalar?d?r. O’na yaklaşmak için vas?talar?d?r.

    Farz ibadet içinde haramdan kaçmak da vard?r. Nafile ibadetler içinde de zikir, tesbih, dua ve tefekkür vard?r. Hadisin anlam?: “?çlerine koyduğum nurum sebebiyle onun kulağ?, gözü olurum, emrim ve r?zam d?ş?na ç?kmazlar. Yapt?klar? işlerde bu nur ile yard?m ederim de, bu iş uygun ve düzgün olur”[32] anlam?ndad?r. Şevkani bu hadisi izah eden “Katru’l-Veli ala Hadisi’l Veli” ad?nda müstakil bir eser yazm?şt?r.

    Peygamberimizin (sav) “Ehl-i Beyt’im Nuh’un (as) gemisi gibidir. Buna s?ğ?nanlar kurtulur”[33] hadisinin anlam? mücedditler ve müçtehitlerden her hangi birisine uyan kurtulur demektir. Tabii ki her asr?n insan? o as?rdaki müceddide uymal?d?r. Nitekim bu konuda da hadis vard?r: “Asr?n imam?n? tan?mayan cahiliye üzerine ölür.” Cahiliyenin ne olduğunu bilen bu hadisi anlamakta zorlanmaz. (M. Ali KAYA-?lahiyatç? Yazar)

    Dipnotlar:
    [1] Kur’an-? Kerim, Fat?r, 35:28

    [2] Mektubat, (1998) 425; Kastamonu Lah. (2001) s.145

    [3] Şemsü’l-Hak Muhammed el-Azimabadi, Avni’l-Ma’bud fi Şerh-i Sünen-i Ebi Davud, (Medine, 1389/1969) XI: 385 Ebu Davud, Melahim, 1; Ebu Davud, Mişkat, 1: 82; Keşfü’l- Hafa, 1: 243–244

    [4] Avnü’l-Ma’bud, XI: 386

    [5] Celaleddin-i Suyuti, et-Tehaddüs bi-Nimetullah, Nşr: E. Sartain (Cambridge, 1975) 11:216

    [6] Azimabadi, Avnül-Ma’bud, XI: 386

    [7] Suyuti, Tahaddüs bi-Nimetilllah, 1:225–226

    [8] Kur’an, Âl-i ?mran, 3:164; Â’raf, 7:103, Yunus, 10:74; ?sra, 17:15; Kasas, 28:59; Mü’min, 40:34, 62:2

    [9] Suyuti, Tahaddüs bi-Ni’metillah, 1:218

    [10] Sirhindi, Mektubat, (Karaçi, 1393/1973) 2:21 ve 1:390

    [11] Avni’l- Ma’bud, 11: 386

    [12] Sikke-i Tasdik-i Gaybi, (2001) s. 230–231; Şualar, (1997) s. 677

    [13] Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 230–231

    [14] Sözler, (1998) s. 706

    [15] ?bn-i Hacer el- Askalanî, Fethu’l-Bârî, 13:213

    [16] Buhari, Ahkam, 51; Müslim, 3:1452; ?bn-i Hibban, Sahih, 15:43; Hâkim, Müstedrek, 3:715

    [17] Hilafet noktas?nda. Bu isimde, Zühri, Ahmed bn. Hambel, mütekaddidimin ve müteharrin imamlar?ndan baz?lar?n?n ittifaklar? vard?r. (Avnü’l- Ma’bud 11: 384–387)

    [18] Ahmed bn. Hambel onu müceddid olarak kabul ederken, (Keşf’l- Hafa, 1: 244) Mevdudi ise, dört mezhep imam?n? bir müceddid kabul eder. (?slamda ?hya Hareketleri, Mevdudi, s. 55–56)

    [19] Keşfü’l- Hafa, 1:244

    [20] Şualar, 152

    [21] Bediüzzaman, Sikke-, Tasdik, 15

    [22] Mustafa ?smet Efendi, Risale-i Kutsiye, (Osm.) s. 76

    [23] Kastamonu Lahikas?, 62; Sikke-i Tasdik, 14–16; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 44, 46, 47

    [24] Duha, 93:11

    [25] Tirmizi, 2:308; Müslim, Fazail-i Sahabe, 1

    [26] Ebu Nuaym, Hilyetü’l Evliya, 1: 355

    [27] Şura Suresi, 42:23

    [28] Hilyetü’l - Evliya, Ebu Nuaym, 4:306

    [29] ?mam-? Rabbani, Mektubat, c:2; 36.Mektup

    [30] Buhari, Rikak, 28

    [31] Yunus, 10:62–64

    [32] Şevkani, Katrü’l- Veli ala Hadisi’l- Veli, s.427–436

    [33] Mektubat-? Rabbani 1: 51.Mektup

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  6. #6
    Gayyur nur_çarşı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    65

    Standart

    teşekkürler .....

  7. #7
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    ZAMANIN İMAMINI TANIMAK



    Ehl-i Sünnetin Kelam uleması imamet ve hilafet meselesini dinin temel esaslarından kabul etmezler. Ancak Şia uleması “Hilafeti” dinin temel esası olarak ele alıp kitaplarında işlediği için onlara cevap olarak “Hilafet ve İmamet” konusu altında ele almışlardır. Bu husustaki dinin ahkâmını ortaya koymuşlardır.

    İmamet, peygamber vekili olarak dini ve dünyayı koruma siyasetidir.[1] İmam seçmek ve o imama uymak ehl-i sünnet ulemasına göre şer’an vacibdir.[2] Dinen işlenmesi vacip olan bir kısım vazifeler imamın varlığına bağlıdır. Vacibe vesile olan şey de vaciptir. Taftazani’ye göre ise farz-ı kifayedir.[3] Yüce Allah “Allah’a, peygambere ve sizden olan ulu’l emre itaat edin”[4] buyurmaktadır. Bunun için bir idareci seçmek ve ona itaat etmek vacip olmuştur. Peygamberimiz (sav)in vefatından sonra Hz. Ebubekir (ra) Beni Saide’de toplanan ashaba hitaben: “Ey Mü’minler! Şüphesiz Hz. Muhammed (sav) öldü. Bu dini ayakta tutacak birisi elbette lazımdır”[5] dedi. Ashab itiraz etmedi. Hep beraber icma ile Hz. Ebubekir (ra)ı seçtiler.
    Halife ve İmam din ve dünya işlerinin düzenli yürümesi için gereklidir. Peygamberimiz (sav)de “Bir kimse meşru imama itaat etmeden ölürse cahiliye ölümüyle ölür”[6] buyurmuşlardır. Bu da adil devlet başkanına itaatin vacip olduğunu göstermektedir.

    Şüphesiz Hulefa-i Raşidin hem dini hem dünyayı beraber adilane idare ettiler. Bu 30 yıl devam etti. Sonra din ve dünya işleri Hilafet ve Saltanat olarak birbirinden ister istemez ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Peygamberimiz (sav) “Benden sonra hilafet 30 senedir. Sonra emirler gelir, daha sonra ise ısırıcı saltanata dönüşür”[7] buyurmuşlardı. Aynen öyle oldu. Çünkü Asr-ı Saadeti oluşturan seçkin sahabe topluluğu azaldı, ve Medine’ye münhasır kaldı. Toplum yeni kültürlerin karışması ile beraber bozuldu. Hilafet manevi olarak temsil edilmeye başlandı. Hz. Ali (ra) ve Hz. Hasan (ra) her ne kadar “Şeriat-ı İslamiye” kılıncı ile Saltanat ve Irkçılığın istibdadına karşı mücadele etti iseler de zaman ve toplum istibdada kuvvet verdi. Dini de saltanat ve ırk gücü ile kuvvetlendireceğiz aldatmacası ile din ikinci, üçüncü plana atıldı, “Adalet-i Mahza” da yerini “Adalet-i İzafiye” ye terk etti. Saltanat kendini korumak için dini de dünyaya ve saltanata alet etmeye başladı. Bunun üzerine Hilafet makamını temsil işi “Ehl-i Beytin” imamlarına kaldı. Bunun için yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Peygamber sizden hiçbir ücret taleb etmez; ancak yakınlarına sevgi ve muhabbet etmenizi bekler”[8] ayeti ile “Ben size iki şey bırakıyorum. Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beytim”[9] hadisi hilafetin manevi olarak devam edeceğine ima ve işaret etmektedir. Yani dini ayakta tutan ve sünneti koruyan ulema ki, bunların başında Mücedditler ve Müçtehidler silsilesi gelmektedir. Şia kaynaklarında “On iki imam gelecek”[10] olan hadisin manası Allahu A’lem budur. “Her yüzyılda bir imam geleceğine göre” “On ikinci imam Mehdi ile dini temsil eden “Hilafet-i Maneviye” tamam olacak demektir. Yoksa İmamiye’nin hurafevari, “Gaib İmam” görüşü çok tekellüflü tevillere konu olmaktadır.

    Müslim’in rivayet ettiği diğer bir Hadis-i Şerifte: “Adil imama isyan eden ve onu meşru tanımayan bu haliyle ölse Allah’a karşı hiçbir mazeret bulamaz. Üzerinde biat bulunmadan ölen cahiliye ölümü ile ölür”[11] buyrulmuştur. Bu hadis meşhurdur. Bize kadar Hz. Muaviye (ra) dan rivayet edilen hadis-i şerif ile beraber “Zamanın imamını tanımayan cahiliye ölümü ile ölür” şeklinde halk arasında dilden dile gelmiştir. Akaid kitaplarında da bu şekli ile rivayet edile gelmiştir.[12] İmam Taberani’nin bu şekli ile bu Hadis-i Şerifi rivayet ettiği de kitaplarda ifade edilmektedir. İmam Maverdi, Süleyman bin Cerir’den “Halkın Allah’ı ve Resulünü bilmesi vacip olduğu gibi, imamı da bilmesi vaciptir”[13] dediğini nakleder.

    Bu hadis-i şerifi ehl-i saltanat kendilerine itaatı sağlamak amacı ile rivayet ederlerken, hilafet-i maneviyenin temsilcilerine bağlı olanlar da elbette bu hadis dinin hameleleri olan manevi imamları, yani Mücedditleri kast ediyor diye rivayet etmeleri normaldir. Ancak “Hilafet-i Hakikiye” olan “Asrı Saadet”in mümessilleri olan “Hulefa-i Raşidin” kast edilirse ki, asıl maksat bu olmak gerekir, hadisin manası tam yerini bulmuş olur.

    Ne zaman saltanatı temsil eden adil imamlar ile manevi hilafeti temsil eden şeriatın imamları beraber hareket etmişler ise zamanlarını bir nevi saadet asrına çevirmişlerdir. Bu hadisin manası da kendini parlak bir surette ifade etmiştir. Saltanat zulme yönelince hadisin manası sadece Manevi hilafetin temsilcilerine has kalmıştır. O zamanda dinin mümessillerine karşı çıkan ve onları tanımayanlar veya onlar ile mücadele edenler ne nam ile olursa olsun, ne adına hareket ederse etsinler, ölümleri “cahiliye ölümü” gibi olmuştur. Bunun en yakın şahidi yine içinde bulunduğumuz zamandır.

    İmamı tanımayan ama fıska ve zulme yönelmeyenler bu hadisin tehdidi dışındadır. Burada tanımama isyan etme ve onunla mücadele etme anlamında olmak lazımdır.
    Benim bu hadisten anladığım, Hilafet-i Hakikiye ve manevi saltanatın mümessilleri olan ve Ehl-i Beyti temsil eden Al-i İbrahim gibi Al-i Rasülden gelen ve ümmetin her namazda okuması vacip olan meşhur salavat “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin kema salleyte ala seyyidina İbrahim”[14] duasına mahzar Mücedditler silsilesidir. Yüce Allah her yüz senede bir müceddid-i din göndererek peygamberlerden sonra “Ben-i İsrail’in peygamberleri gibi olan” asrın imamından dünyayı mahrum bırakmamıştır. Zira “Karıncayı emirsiz, arıları yasubsuz bırakmayan”[15] yüce Allah’ın adeti böyle cereyan ediyor. İnsanlığı da halifesiz bırakmıyor. Ümmetin istikametini onlar ile tayin ediyor. Onları tanıyan ve itaat edenler necat bulurken, tanımadığını ve kabul etmediğini onlar ile mücadele ederek geçirenler de “Cahiliye ölümü ile ölüyor.” Nihayet bu durum son müceddit olan ve Hz. İsa (as) ile beraber küfr-ü mutlak ile mücadele edecek olan ve ehl-i beytin silsile-i nuranisinden gelen Mehdi de nihayet buluyor. Onun gelmesi ile din de nihayet kemale eriyor. Zira o “Kur’anın son mucize-i maneviyesi” oluyor. Onu da insanlar dinlemezler ise kıyamet kopuyor.

    Hadisin gerçek manası bu olmakla beraber, meşru ve adil devlet başkanına isyan edip anarşi ve teröre karışarak ölenlerin de Cahiliye ölümü ile ölmüş olduklarını ifade ediyor. Nitekim ilk olarak bu hadisin şümulüne dahil olanlar Haricilerdir. Hz. Ali (ra) gerek Hz. Osman (ra) ın hayatının son günlerinde gerekse kendi hilafet döneminde onlar ile mücadele etmiş ve onları “bâğî” saymıştır. Bütün bu hususlar da hadisin daire-i şümulüne dahildir. Doğrusunu Allah bilir.(M. Ali KAYA-İlahiyatçı Yazar)

    [1] Taftazani, Şerhu’l Makasıd, (İstanbul, 1305) 2:271; Maverdi, Ahkam-ı Sultaniye, (Kahire, 1386) s.5

    [2] Maverdi, 5

    [3] Taftazani, 2:271

    [4] Nisa Suresi, 5:59

    [5] İbn-i Saad, Tabakat, 3:129

    [6] Müsned-i Ahmed, 4: 96 (Hz. Muaviye (ra) dan ; (Şia Kaynaklarından Şeyh Kuleyni, Usul-ü Kafi, 3: 32,34)

    [7] Tirmizi, Fiten, 48 ; Ebu Davud, Sünnet, 8 ; Müsned-i Ahmed, 5:220–221; Suyuti, Camiü’s-Sağir, 2:13

    [8] Şura Suresi, 42:23

    [9] Tirmizi, Menakıb, 31 ; Müsned-i Ahmed, 3:14,17

    [10] “On iki halife olduğu müddetçe İslam aziz olacaktır. Onların hepsi de Kureyştendir.” (Müslim, İmare, 5,6,7,8 ; Sahih-i Müslim Şerhi ve Tercümesi, Ahmet Davudoğlu, (Sönmez Neşr. İst-1983) 8: 5120) Şia Kaynaklarında “Ben peygamberlerin efendisiyim. Ali de vasilerin efendisidir. Benden sonra on iki vasim vardır. İlki Ali, sonuncusu Mehdi’dir.” (Şeyh Kuleynî, Ravzatu’l-Kafî (Usul-ü Kâfî) şeklinde bir hadis de vardır.

    [11] Müslim, İmaret, 13

    [12] Bakınız: M. Seyid Ahsen, Nesefi Akaidi, (Bahar Yayınları, 1995-İst) s. 190–196

    [13] Maverdi, 17

    [14] Bediüzzaman, Lem’alar (2001) s. 27

    [15] Mektubat (2001) s.454

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  8. #8
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Hadis:Allah Teâla bu ümmet için her yüz senenin başında dinlerini tecdid eden bir mücedit gönderir." (el-Hakim, el-Müstedrek, 4:522; el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 2:281, hadis no: 1845.)

    Müceddid kelimasinin anlamı şöyledir.Tecdid eden, yenileyen, yenileyici, yeniden şekil veren, yeniden güçlendiren, kuvvetlendiren. Hadis-i şerifle, her asır başında geleceği müjdelenen dinin yüksek hizmetkarı; dine yeni bir tarzla yaklaşan, asrın şartlarına göre ve ortaya atılan yeni şüphe ve taarruzlara karşı dini yorumlayıp kuvvetlendiren büyük alim.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  9. #9
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Değerli Baki Bey hocam yaz?lar?n?z hem isabetli hem de doyurucu olmuş Teşekkür ederiz. Biz de çok ufac?k bir fikir k?r?nt?nt?s?n? müsedenizle ekleyelim dedik.

    Bediüzzaman hazretlerinin son müceddid olduğunun en önemli delili şudur ki: 3000 sayfa imani meselelere ilişkin telifinin yan?nda bir o kadarda lahikalar, müdafalar ortaya ç?km?şt?r. Bunlar kendisinden sonra bir müceddid gelecek olsa abes olurdu. O halde bu hizmet k?yamete kadar baki bir hizmet ki Allah (c.c) ihtarlarla, sünuhatlarla da hizmetin şekil ve muhtevas?n? ayr?ca muhkemleştirmiştir.

    Bunun için de bir kişiyi değil birden fazla kişiyi hizmetin varisi tayin etmiştir. Halbuki kendisinden önceki müceddidler bir kişiyi vekil tayin ederlerdi. Bir kişinin ayinadar olduğu davan?n geleceği ile 5-6 kişinin ayinadar olduğu davan?n selamet ve geleceği çok aşikard?r.
    Konu acizizfakiriz tarafından (22.09.07 Saat 12:55 ) değiştirilmiştir.

  10. #10
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Allah razı olsun acizizfakiriz hocam.Konuya bakışınız ve katkınızdan bizler razıyız.Rabbim de razı olsun inşallah.İsterseniz konuya Risale-i Nurlarda Müceddit mevzuları ile devam edebiliriz diye düşünüyorum.Sizlerin yukarıdaki açıklamalarınıza güzel bir mehaz ve kuvvet olabilir diye düşünerek konuyu devam ettirelim istiyorum.

    Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdî ve müceddit geliyor ve gelmiş. Fakat herbiri, üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibarıyla, âhir zamanın Büyük Mehdî unvanını almamışlar.( Emirdağ Lâhikası (1) - Mektup No: 207)

    Sual:Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivâyât-ı sahiha var. Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur. Şu zamanda, kuvvet-i velâyeti ne kadar yüksek olursa olsun, böyle bir cemaat-i beşeriyenin ifsâdât-ı azîmesi içinde nasıl ıslah eder? Eğer Mehdînin bütün işleri harika olsa, şu dünyadaki hikmet-i İlâhiyeye ve kavânin-i âdetullaha muhalif düşer. Bu Mehdî meselesinin sırrını anlamak istiyoruz.

    Elcevap: Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş.

    Madem âdeti öyle cereyan ediyor. Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır. Cenâb-ı Hak bir dakika zarfında beyne's-semâ ve'l-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder. Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelâl, Mehdî ile de âlem-i İslâmın zulümatını dağıtabilir. Ve vaad etmiştir; vaadini elbette yapacaktır.( Yirmi Dokuzuncu Mektup)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0