+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 ve 8

Konu: Neden İslamiyet Mağlub Gibi Gözükür?

  1. #1
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Neden İslamiyet Mağlub Gibi Gözükür?

    Soru: en mükemmel din İslam dini, en mükemmel kitap Kuran-ı Kerim ve en mükemmel peygamber Hz. Muhammed (a.s.m) olduğu halde neden Hıristiyanlık ve Yahudilik neden İslamiyet’e günümüzde galiptir. Yoksa yukarıdaki nitelendirmeler yanlış mı? Neden batıl hakka galiptir?
    Bu müthiş ve vesvese kokan sualin cevabını sekiz noktada arayacağız:
    Birinci nokta:”Her hakkın her vesilesi hak olması lâzım değildir. Öyle de, her bâtılın her vesilesi bâtıl olması yine lâzım değildir.” Prensibine göre hakla iştigal edenlerin her zaman kullandıkları metodları hak olmayabilir. Aynı şekilde meslekleri batıl olanların da kullandıkları tarz ve sistemleri illa batıl olmayabilir. Bu durumda kim hak bir metod kullanıyorsa o mutlaka galebe edecektir. Bu durumda eğer bu güzel haklı metodu uygulayan gayr-ı Müslim ise de netice onların lehine cari olacaktır.
    Mesela; “ehl-i gaflet olan ehl-i dünya ve ehl-i dalâlet, hak ve hakikate istinad etmedikleri için, zayıf ve zelildirler. Tezellül için, kuvvet almaya muhtaçtırlar. Bu ihtiyaçtan, başkasının muavenet ve ittifakına samimî yapışırlar. Hattâ, meslekleri dalâlet ise de, yine ittifakı muhafaza ederler. Adeta o haksızlıkta bir hakperestlik, o dalâlette bir ihlâs, o dinsizlikte dinsizdârâne bir taassup ve o nifakta bir vifak yaparlar, muvaffak olurlar. Çünkü samimî bir ihlâs, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet, ihlâs ile kim ne isterse Allah verir.” Manay-ı işarisine göre ittifak, samimi tesanüd birlikte hareket etmenin olmazsa olmazlarındandır. Bu metodu onlar kullandıkları için hak bir prensibi uyguladıklarından elbetteki muvaffak olunur. Burada başarı onların gayr-ı Müslim olmalarından kaynaklanmamakta, bilakis hak bir metoda bağlı kalındığı için neticesinde başarı şekillenmektedir.
    “Ehl-i hidayet ve diyanet ve ehl-i ilim ve tarikat, hak ve hakikate istinad ettikleri için ve herbiri bizzat tarik-i hakta yalnız Rabbini düşünüp tevfikine itimad ederek gittiklerinden, mânen o meslekten gelen izzetleri var. Zaaf hissettiği vakit, insanların yerine Rabbine müracaat eder, medet Ondan ister. Meşreplerin ihtilâfıyla, zâhir-i meşrebine muhalif olana karşı muavenet ihtiyacını tam hissetmiyor, ittifaka ihtiyacını göremiyor. Belki hodgâmlık ve enâniyet varsa, kendini haklı ve muhalifini haksız tevehhüm ederek, ittifak ve muhabbet yerine, ihtilâf ve rekabet ortaya girer. İhlâsı kaçırır, vazifesi zîrüzeber olur.” Birlikte hareket ederken ihtilaf ve rekabet ise batıl bir tarz ve uygulamadır. Eğer bu batılı kabul edip uygulayan ehl-i Müslim ise bilakis cezasını görecek ve mağlub olacaktır. Çünki kullandığı vesile batıldır.
    Bu durumda gayr-ı Müslimlik ehl-i müslime galebe etmiyor Allah’ın hak olarak ihdas ettiği bir vesile galip gelip batıl vesile mağlub oluyor. Demek burada problem dinimizde ve mukaddesatımızda değil, vesilenin batıl oluşundadır. Peki bu durumda ne yapılmalı? Tabi ki hak vesileler bir an evvel kabul edilerek onlara göre dünyevi istikbal temin edilmelidir.
    “Demek, şimdiye kadar mezarda idik, çürüyorduk. Şimdi bu ittihad-ı millet ve meşrutiyet ile rahm-ı mâdere geçtik, neşvünemâ bulacağız. Yüz bu kadar sene geri kaldığımız mesafe-i terakkiden, inşaallah mucize-i Peygamberî (a.s.m.) ile, şimendifer-i kanun-u şer'iye-i esasiyeye amelen ve burak-ı meşveret-i şer'iyeye fikren bineceğiz. Bu vahşet-engiz sahra-yı kebiri zaman-ı kasırada tekemmül-ü mebâdi cihetiyle tayyetmekle beraber, milel-i mütemeddine ile omuz omuza müsabaka edeceğiz. Zira onlar kâh öküz arabasına binmişler, yola gitmişler; biz birden bire şimendifer ve balon gibi mebâdiye bineceğiz, geçeceğiz. Belki câmi-i ahlâk-ı hasene olan hakikat-ı İslâmiyenin ve istidad-ı fıtrînin, feyz-i imanın ve şiddet-i cû'un hazma verdiği teshil yardımıyla fersah fersah geçeceğiz. Nasıl ki vaktiyle geçmiştik.”

  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    İkinci nokta:”Her Müslimin her vasfı Müslim olmak vâcip iken, haricen her dem vaki, sabit değildir.Öyle de, her kâfirin her vasfı kâfir olmak, küfründen neş'et etmek yine lâzım değildir.Her fâsıkın her vasfı fâsık olmak, fıskından neş'et etmek, öyle de, her dem sabit değildir.Demek bir kâfirin Müslim olan bir vasfı, Müslimdeki lâmeşru vasfına galip olur. Bilvasıta, o kâfir dahi ona galiptir.”
    “Maatteessüf, güzel şeylerimiz gayr-ı müslimler eline geçtiği gibi, güzel olan ahlâklarımızı da yine gayr-ı müslimler çalmışlar. Güya bir kısım içtimaî ahlâk-ı âliyemiz yanımızda revaç bulmadığından, bize darılıp onlara gitmiş. Ve onların bir kısım rezâili, kendileri içinde çok revaç bulmadığından cehaletimizin pazarına getirilmiş.
    Hem, büyük bir taaccüple görmüyor musunuz ki, terakkiyat-ı hâzıranın üssü'l-esası ve belki din-i hakkın muktezâsı olan "Ben ölürsem devletim, milletim ve ahbaplarım sağdırlar" gibi kelime-i beyza ve haslet-i hamrâyı gayr-ı müslimler çalmışlar? Çünkü onların bir fedâisi der: "Ben ölürsem milletim sağ olsun; içinde bir hayat-ı mâneviyem vardır." Ve bütün sefaletin ve şahsiyatın esası olan "Ben öldükten sonra dünya ne olursa olsun. İsterse tûfan olsun" veyahut “Ben susuzluktan ölürsem, tek damla bile yağmasın!”olan kelime-i humaka ve seciye-i avra, himmetimizin elini tutmuş, rehberlik ediyor. İşte, en iyi haslet ki, dinimizin muktezasıdır:
    Çözüm nedir? Çözüm asla rucu etmekdir. “Biz ruhumuzla, canımızla, vicdanımızla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle demeliyiz ki: "Biz ölsek, milletimiz olan İslâmiyet haydır, ilelebed bâkîdir. Milletim sağ olsun. Sevâb-ı uhrevî bana kâfidir. Milletin hayatındaki hayat-ı mâneviyem beni yaşattırır; âlem-i ulvîde beni mütelezzizeder. “Ölüm, Nevruz günümüzdür, baharımızdır”deyip, nurun ve hamiyetin nurlu rehberlerini kendimize rehber etmeliyiz.”
    Mesela bir evde erkek erkeklik vazifesini yapmazsa rolü kadın üstlenir. Çünkü erkekliğin de bir hakkı hayatı var. Yani bir şekilde ortaya o hakikat çıkacaktır. Bu işi yapması gereken erkek iken yapmazsa, bu sefer kadın erkekleşecek, erkek ise kadınlaşacaktır. Aynen onun gibi güzel sıfatlar ile batıl sıfatların bir hakkı hayatı vardır. Mutlaka öyle ya da böyle kendilerini göstereceklerdir. İyilik, doğruluk, çalışkanlık bir gerçektir. Mutlaka kendine bir zemin bulacaktır. Bu zemin eğer gayr-ı Müslimlerin tarafında zuhur ederse o zaman hak bir sıfat diğer taraftaki batıl bir sıfata galebe çalacaktır. O halde burada da müslimin mağlubiyeti değil müslimin batıl bir sıfatından dolayı gayr-ı müslimin hak bir sıfatı galebe mutlaka çalacaktır. Çünkü bu bir realitedir.

  3. #3
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Üçüncü nokta: Şeriat ikidir.
    Birincisi: Âlem-i asgar olan insanın ef'âlini ve ahvâlini tanzim eden ve sıfat-ı kelâmdan gelen bildiğimiz şeriattır. Bu şeriata göre müsbet yada menfi hareketin neticesi genellikle ahirette görünür.
    İkincisi: İnsan-ı ekber olan âlemin harekât ve sekenâtını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübrâ-yı fıtriyedir ki, adetullah veya sünnetullah diye isimlendirilir. Nasıl yukarıdaki kanununlara itata ve isyanın bir karşılığı varsa, buradaki kanunlara da uyulması yada uyulmaması durumunda daha dünyada mükafat ve ceza varıdır.
    “Meselâ, nasıl sabrın mükâfâtı zaferdir, atâletin mücâzâtı sefalet. Öyle de, sa'yin sevabı olur servet.Sebatta da galebedir mükâfat. Zehirin ikabı bir maraz, panzehirin sevabı bir sıhhattir.” Gibi adetullah kanunlarına kim uyarsa mutlaka dünyada karşılığını görecektir. Çünkü müsbet bir neticenin ortaya çıkmasını Allah o kanuna bağlamış, veya istenmeyen bir neticenin ortaya çıkmasının da o kanuna bağlamıştır. Kim sabrederek hikmetle hareket ediyorsa zafer onun olacak, kim de tembel tembel hiçbir şey yapmıyorsa sefil olacaktır. Bu da bir adetullahdır. O halde eğer bir gayr-ı Müslim çalışırsa tabii bir netice olarak servet sahibi olacak, Müslim ise miskin miskin oturursa fakirlikten kurulamayacaktır. O halde burada da önemli olan Müslimlik veya gayr-ı Müslimlik değil Allah’ın kanununa kim dünyada sımsıkı sarılırsa müsbet netice onun olacaktır. O halde ne yapmak lazım:
    “Ey evliya-i umûr! Tevfik isterseniz, kavânin-i âdetullaha tevfik-i hareket ediniz. Yoksa tevfiksizlik ile cevab-ı red alacaksınız.”
    "İnsan için, ancak çalıştığının karşılığı vardır." Necm Sûresi, 53:39.

  4. #4
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Dördüncü nokta: Bir hakkın ortaya çıkması içinbazen batıl şey ona musallat olur. Ta ki gizli kalan o hak ortaya çıksın diye. Bu durumda belli bir süre batıl hakkın galibi gözükür. Halbuki burada bir istihdam vardır. Yani o batıl o hakka musallat olmalı ki hak ortaya çıksın. Bu konunun anlaşılması için iki misal belirtilecektir:
    “Nasıl ki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebâtâtın, tohumların, ağaçların istidatlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; herbiri kendine mahsus çiçek açar, fıtrî birer vazife başına geçer. Öyle de, Sahabe ve Tâbiînin başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidatları tahrik edip kamçıladı. "İslâmiyet tehlikededir, yangın var!" diye her taifeyi korkuttu, İslâmiyetin hıfzına koşturdu. Herbiri, kendi istidadına göre, câmia-i İslâmiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemâl-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadislerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-ı îmâniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur'ân'ın muhafazasına çalıştı, ve hâkezâ, herbir taife bir hizmete girdi. Vezâif-i İslâmiyette hummâlı bir surette sa'y ettiler. Muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. Pek geniş olan âlem-i İslâmiyetin aktârına, o fırtına ile tohumlar atıldı, yarı yeri gülistana çevirdi.”
    “Risale-i Nur'a verilen ehemmiyet dahi, zamanın ehemmiyetinden, hem bu asrın şeriat-ı Muhammediyeye (a.s.m.) ve şeâir-i Ahmediyeye (a.s.m.) ettiği tahribatın dehşetinden, hem bu âhirzamanın fitnesinden eski zamandan beri bütün ümmet istiâze etmesi cihetinden, hem o fitnelerin savletinden mü'minlerin imanlarını kurtarması noktasından, Risale-i Nur ehemmiyet kesb etmiş.”
    Demek ki karanlık olmalı ki nur anlaşılsın veya kıymeti takdir edilsin. Düşünün küfür, tabiatperestlik, maddiyunluk olmasa iman hakikatlarının alamı ve önemi derk edilebilir mi? Demek karanlık nurun hadimi olmuştur. Hadim ise galip değildir. Bir neticeye hizmet etmektedir.

  5. #5
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Beşinci nokta: Birbirinden gayet uzak, biri mezmum; tahsil ve kisbde olan kanaatle ve biri memduh olan, mahsul ve ücretteki kanaatı temyiz edememek;ile birbirinden nihayet derecede baîd, hattâ biri tembelliğin ünvanı, meşietin muktezâsı olan esbab arasındaki nizama karşı temerrüd hükmünde olan, tertib-i mukaddemattaki bir tevekkül-ü tembelâne; diğeri hakikî ihlâsın sadefi olan iki tevekkülü-ki, İslâmiyetin muktezâsı olan, netice itibarıyla gerdendâde-i tevfik olarak vazife-i ilâhiyeye karışmamakla terettüp-ü neticede mü'minâne tevekküldür-ikisini birbiriyle iltibas edilmesi sonucu kaçınılmaz günümüz şartları tahakkuk etmiştir.
    Burada ortaya çıkan sorunun sebebi alimlerin vazifelerini layıkıyla yapamamalarından kaynaklanmaktadır. Yani tevekkül ve kanatın mana tabakalarına dikkat etmeden genel olarak bu iki kelimeyi rast gele kullanarak İslam toplumlarında tenbelane bir hayatın şekillenmesine vesile olmuşlardır.
    Halbuki ilim ve çalışmakta kanaat yasaktır. Bir kişi ne kadar ilim ve çalışmada kanaatsizlik gösterirse o nisbette müferrah yaşar. Önemli olan neticelerine kanaattir. Siz ne kadar çalışırsanız çalışın neticeyi hikmetiyle halk eden Allah olduğu için orada mutlak kanaat devreye girmelidir.
    Diğer taraftan Allah bazı neticelerin ortaya çıkması için bazı sebeblerle o neticeyi halk edeceğini bize göstermektedir. O halde o netice o sebeblerin içtimaı nisbetinde tahakkuk edecektir. İşte bu sebebleri yerine getirmek bizim vazifemiz. Ve buda tevekküldür. Neticesini ise Allah’a havale ise itikadımızın gereğidir. Eğer siz Allah’ın gücü her şeye yeter deyip bu dünyada geçerli olan hakîm ismine aykırı hareket ederseniz muhakkak ki neticesi istemediğini şekilde olacaktır. O halde gerek tevekkülü gerekse de kanaatı yanlış tatbik etmemizden kaynaklanan bir mağlubiyet var. Bu ise dinimin değil dinin temsilcilerinin bir nakisesidir. Bununla dinin kendisi mesul tutulamaz.

  6. #6
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Altıncı nokta: Biz, gayr-ı tabiî ve tembelliğe müsait ve gururu okşayan memurluk maişetine el atıp belâmızı bulduk. Maîşet için tarik-ı tabiî ve meşru ve zîhayat, san'attır, ziraattir, ticarettir. Gayr-ı tabiî ise, memuriyet ve her nev'iyle imârettir. Yani insanın ve dünyanın fıtratına uygun olan sürekli çaba ve gayret gerektiren faaliyetlerdir. O halde hem insanın fıtratına uygunluk bakımından hem de gelir kaynağının sürekli olarak artmasına zemin oluşturması bakımından olması gereken meslek dalları san'attır, ziraattir, ticarettir. İşte bunları gayr-ı Müslimler ellerine geçirmişler. Müslimler ise “sırtımı devlete dayadım mı” mantığıyla belli olan ve gayret ve çaba gerektirmeyen, dolayısıyla tembelliği davet eden bir meslek tercih edilmiş. Doğal bir neticedir ki san'attır, ziraattir, ticaretti ellerinde bulunduranlar galebeb çalacaklardır. Ohalde Müslimlerinde bu meslek dallarında terakki etmeleri kaçınılmaz bir veridir. Ki İlay-ı Kelimetullah bu asırda madden terkiye bağlanmıştır.

  7. #7
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Yedinci nokta: Küfrün divaneliğiyle ve dalâletin sarhoşluğuyla ve gafletin sersemliğiyle, ebedî elmasları satın almak için verilen letâif ve istidâdât-ı insaniye sermayesini, fâni şişelere, soğuk buzlara veriyor. Elbette ham cam ve câmid cemed (buz), elmas fiyatıyla alındığı için, en âlâ cam ve en eclâ cemed alınır.
    Bir vakit elmasçı zengin bir adam divane olur, çarşıya gider, beş paralık cam parçasına beş altın verir. O zengin divaneye, herkes en iyi camlarını alır ona verir. Hattâ çocuklar da güzel buz parçalarını ona veriyor, bir altın alıyorlardı.
    Hem bir vakit bir padişah sarhoş olur, çocukların içine girer, onları vükelâ ve ümerâ-yı askeriye zanneder. Şâhâne emir verir, çocukların hoşuna gider, iyi itaat ettiklerinden güzelce bir eğlence yapar.
    İşte küfür bir divâneliktir, dalâlet bir sarhoşluktur, gaflet bir sersemliktir ki, bâki metâ yerine fâni metâı alır. İşte şu sırdandır ki, ehl-i dalâletin hissiyatları şiddetlidir. İnadı, hırsı, hasedi gibi herşeyi şediddir. Bir dakika meraka değmeyen birşeye bir sene inat eder.
    Evet küfrün divaneliğiyle, dalâletin sekriyle, gafletin şaşkınlığıyla, fıtraten ebedî ve ebed müşterisi olan bir lâtife-i insaniye sukut eder; ebedî şeyler yerine fâni şeyler alır, yüksek fiyat verir.

  8. #8
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Sekizinci nokta: Hadis-i şerifte "Dünya mü'minin zindanı, kâfirin Cennetidir." Müslim, Zühd: 1 muktezası mezkûr hakikate dahi işaret ediyor. Yani, dünyada şu mü'min, kısmen kusurâtından cezasını gördüğü için, dünya onun hakkında bir dâr-ı cezadır. Dünya, onların saadetli âhiretlerine nisbeten bir zindan ve cehennemdir. Ve kâfirler, madem Cehennemden çıkmayacaklar; hasenatlarının mükâfatlarını kısmen dünyada gördükleri ve büyük seyyiatları tehir edildiği cihetle, onların âhiretine nisbeten dünya cennetleridir. Yoksa, mü'min bu dünyada dahi kâfirden mânen ve hakikat nokta-i nazarında çok ziyade mes'uttur. Adeta mü'minin imanı, mü'minin ruhunda bir cennet-i mâneviye hükmüne geçiyor; kâfirin küfrü, kâfirin mahiyetinde mânevî bir cehennemi ateşlendiriyor.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Atatürk neden Müslüman gibi gömülmedi?
    By Sirdugumu in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 08.12.16, 13:24
  2. Eğer hasmını mağlub etmek istersen !
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02.12.14, 05:04
  3. Neden Yeme-İçme ve Kadın Erkek İlişkisi gibi...
    By hafız halime in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.08.08, 21:28
  4. Şan ve Şeref'ten Öldürücü Zehir Gibi Neden Kaçıyoruz?
    By seray in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 17.01.08, 00:33
  5. İslamiyet Bir Tane Olduğu Halde Neden Cemaatler Vardır?
    By acizizfakiriz in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 16.01.08, 18:08

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0