Zühd, lugatte isteksizlik, rağbetsizlik ve aza kanaat göstermek olarak tarif edilir. Istılahta ise dünya ve dünya nimetlerinin yanında şan, şöhret, para pul makam mevki şeylere iltifat etmeyip bunlardan yüz çevirmektir. Rabbimiz bizleri yaratmış bazı şeylerinde bu dünyada bizlere imtihan vesilesi kılmıştır. O Kıtab-ı Mübinnde şöyle buyuruyor; " Dünya hayatının oyun oyalanma süslenme aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olma çabasından ibaret olduğunu bilin" (Hadid /20). Allah bu dünya hayatının insanları en çok nelerle meşgul edeceğini haber vermiş dünya metaının Allah'a kulluğa ve ahiret hayatını kazanmaya engel olabileceği tehlikesine karşı insanları uyarmıştır. Mala çok düşkün olan insanoğlu (Âdiyat/ ömrünü mal ve evlat çokluğuyla övünerek geçirir durur ta ki kabirleri ziyaret edinceye kadar (Tekâsur/ 12). Ayet-i Kerime adeta şöyle demektedir; "Ey insanlar mal çocuklar ve adamların çokluğuyla övünmek sizi Allah'a itaat ve ahiret hazırlığı yapmaktan alı koydu. (1)
Hâlbuki Allah(c.c.)Yüce Kitabında;"Ey insanlar! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı (şeytan) sizi Allah hakkında aldatmasın." (Fatır/ 5) diyerek insanları uyarmıştır. Fakat yine de insanoğlu dünyanın geçici zevk ve eğlencesine öyle dalmıştır ki sonsuz olan ahiret hayatını (A'lâ 17) unutup sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar (Nâziât 46)veyahut ta bir gün ya da bir günden daha az (Mu'minun/ 112-114) olan dünya hayatını ahiret'e tercih etmiştir. Allah insanoğlunun dünya hayatına olan düşkünlüğünü ayet-i kerimede şöyle ifade ediyor;"Bilakis siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz fakat ahiret daha hayırlı ve sonsuzdur (A'la 17-1
İbni Mes'ûd bu ayeti tefsir ederken şöyle diyor; "Dünya hayatını ahirete niçin tercih ettik biliyor musunuz? Arkadaşları: "Hayır" dediler. İbni Mes'ûd dedi ki; "Zira dünya yiyecekleri içecekleri kadınları zevkleri ve güzellikleri ile hemen takdim edilip bize verildi. Ahiret ise bizden uzak tutularak bizi gösterilmedi. Dolayısıyla biz hemen verileni tercih ettik daha sonra verilecek olanı bıraktık. (2)
İbni Mes'ûd'un yaptığı tefsir şu ayete de uygun düşmektedir;"Hayır! Siz acil olan (dünya)'ı seviyor ahireti bırakıyorsunuz" (Kıyamet 20-21) Zaten acelecilik insanın tabiatında var olan (İsra 11, Enbiya 37) bir duygudur ve kontrol altında tutulmadığında başına olmadık işler açabilir daha kötüsü ebedi alemde hüsrana uğramasına sebep olabilir.
Asıl itibarı ile insanın dünya metaına olan temayülü tıpkı acelecilikte olduğu gibi tabiatında var olan bir duygudur. Kur’an-ı Kerimde bu konu şöyle ifade edilir; "Kadınlara oğullara kantar kantar altın ve gümüşe nişanlı atlara hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara süslü gösrerilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir. Oysa dönüp gidilecek en güzel yer Allah katındadır." (Âli İmran 14). Kerime asıl itibarı ile dünya metaı olan şeyleri tek tek saymış ardından da"Bunlar dünya hayatının nimetleridir" diyerek sayılan şeylerin meşruluğuna işaret etmiştir. Öyleyse İslamda ifrat ve tefritten uzak mu'tedil bir zühd anlayışına sahip olabilmemiz için başta Kur'an-ı sonrada Onun pratik hayattaki uygulayıcısı olan Resulullah(s.a.v.)'i iyi tanımamız gerekmektedir.
İnsanı en güzel şekilde yaratan Allah (Tin 4) onu diğer canlılardan ayıran birçok psikolojik özelliklerle donatmıştır. Ayet-i Kerimede "Ahseni Takvim" üzere yaratıldığı ifade edilen insan sadece sûret ve cismani yönden değil aynı zamanda psikolojik ve ruhani yönden de mükemmel bir varlıktır. Zira insan düşünen akleden tefekkür eden idrak eden tasdik ya da inkâr eden irade sahibi bir varlık olarak dünya sahnesine gönderilmiş ne hayvanlar gibi tekliften muaf tutulmuş nede Melekler gibi hevau hevesten arındırılmış bir tabiatta yaratılmıştır. O kendisine tanınan irade hürriyeti ile iman yâda inkar etmek (Kehf 29) veyahutta şükür yâda nankörlük etmek (İnsan 3) arsında muhayyer bırakılmıştır.
İslam dini ameli hayatta insanı her türlü ifrat ve tefritten sakındırmış daima vasat olmayı emir ve tasfiye etmiştir. Kulunu en iyi bilen (Mülk 13-14) ve ona şah damarından daha yakın olan Allah (Kâf 16) insanın ahlakî zafiyetlerine ve nefsin afetlerine karşın haram helal ve farzlarla ilgili belli hükümler va'z ederek onu sorumsuz bir hayat yaşamaktan kurtarmış inanç ibadet ahlak ve sosyal ilişkilerini belli bir disiplin altına alarak onun boş yere yaratılmadığını (Mu'minun 115) ve dünya hayatında başı boş bırakılmadığını (Kıyamet 36) ortaya koymuştur.
Daha önce ifade ettiğimiz gibi dünya metaına olan düşkünlük insanın fıtratında vardır. Kur'an dünya nimetlerinden meşrû ölçüler içerisinde faydalanmaya müsaade etmiş insan oğlunun hayatını devam ettirebilmesi için bunları bir "araç" olarak görmüş bunların "amaç" haline dönüştürülmesine karşı insanları bundan şiddetle sakındırmıştır. Ayet-i Kerimede şöyle buyuruyor;"Allah'ın sana verdiği her şeyde ahiret yurdunu ara ama dünyadan da nasibini unutma" (Kasas 77). Bir başka ayette ise "Size verilen şey yalnızca dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve süreklidir." (Şûra 36) buyurarak insanı dünya ve ahiret dengesi açısından aşırıya kaçmamasını öğütlemiştir.
Ebu'd-Derdâ'nın rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah(s.a.v.) şöyle buyuruyor;"Elinizden geldikçe kendinizi dünya işlerine fazla kaptırmayınız. Birazda ibadet için vakit ayırınız. Kimin gâilesi sırf dünya olursa Allah işlerini dağıtır. Fakirliği iki gözünün arasına getirir. Hep fakir olduğunu sanır. Kiminde gâilesi daha çok ahiret olursa Allah işlerini toparlar, huzurunu arttırır zenginliği kalbine yerleştirir. Gönül zenginliğinde huzur bulur." (3)
Bir başka hadisi şerifte Nebî (s.a.v.) şöyle buyuruyor;"Dünyada zahidlik helal olanı haram etmek veya malı ziyan etmekle olmaz. Gerçek zahidlik Allah'ın elinde olana kendi elinde olandan daha çok güvenme ve bir musibete düştüğün zaman getireceği sevabı sebebiyle onun devamına rağbet göstermendir. (4)
Bir biri ardınca zikredilen bu iki hadiste insanların dünyaya düşkünlük ve zühd hayatı konusunda ifrat ve tefrit arasında gidip geldikleri görülür. Zira ilkinde tüm endişe ve arzusu dünya olan insan ikincisinde zühd adına Allah'ın kendisine helal kıldığı şeyleri harammış gibi davranarak meşru ölçüleri aşmıştır.
İslamdaki zühd hayatına yanlış değerlendiren bâzı sûfiler zühd adına hadiste ifade edilen bir takım hatalara düşmüş ve îtidal çizgisinden uzaklaşmışlardır. Kimisi et yememiş kimisi evlenmemiş kimisi soğuk su içmemiş kimisi de günlerce hiçbir şey yemeden aç durmuştur.
Onlardan biri şöyle der;"Allahu Teâlâ'nın leş yemeyi helal ettiği hale kadar gelmedikçe kırk yıldır nefsime hiçbir şey yedirmedim" (5)
Şüphesiz bu bir ifrattır İslam adına bunların meşru kabul edilir hiçbir yanı yoktur. Yine onlardan kimileri et yemekten uzak durular ve derler ki;"Bir dirhem et yemek kırk sabaha kadar kalbi katılaştırır." (6)
Bu yapılan işleri de şu hadise dayandırırlar;"Nefsinizi iyi yemeklerden mahrum edin. Çünkü şeytan onunla damarlarda dolaşarak kuvvet bulur." (7) Bu hadisin mevzu olduğunda şüphe yoktur. (
Özellikle et yememenin zühd ile hiçnir ilgisi yoktur. Bu ancak İbnu-l'Cevzi'nin ifadesi ile"Brahmanizm mezhebinden etkilenmedir." (9)
İbnul'Cevzi sözlerine şöyle devam eder; "Hâlbuki Allahu Teâlâ bedenlerin ihtiyaçlarını en iyi bilendir. Bunun için et yemeyi helal kılmıştır.Et yemek bedeni kuvvetlendirir onu yemeyi terk etmek bedeni zayıflatır. Sonra Resulullah (s.a. v.)'de et yerdi ve koyunun budunu severdi. Bir gün bir eve girer ve O'na evin yemeğinden ikram edilirdi. Hasan Basri'de her gün et alırdı. Selefi Salihin böyleydi ancak fakirlik zamanlarında uzun süre et yiyemezlerdi. (10)
Allah Resulü(s.a.v.)'nün ve onun Ashabının yaşadığı zühd hayatını dikkatlice incelediğimizde böyle aşırılıklardan uzak olduklarını görürüz. Fakat yinede bazı Sahabiler ölçüyü kaçırmışlar ve Allah Resulü(s.a.v.)'nün ikazına muhatab olmuşlardır. Onlardan biride Kehmes Hilâli'dir. Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği hadis şöyledir; Kehmes Hilâli anlatıyor;"Ben Müslüman olunca Resullah'ın yanına geldim ve O'na Müslüman olduğumu bildirdim. Bir sene geçtikten sonra tekrar yanına geldim fakat bedenim zayıflamıştı. Gözünü üzerime dikip beni aşağıdan yukarıya yukarıdan aşağıya süzdü. Ben: "Ya Resullahlah beni tanımadın mı? dedim. Resullullah(s.a.v.)"Sen kimsin" dedi. Bende;"Ben Kehmes Hilâli'yim" dedim. Resulullah:"Ne oldu sana" dedi. Ben: "Senden sonra hiç gündüz iftar etmedim gecede hiç uyumadım." dedim. Resulullah(s.a.v.)"Sana nefsine azap etmeni kim söyledi?. Sabır ayı (Ramazan'da) oruç tut sonrada her aydan bir gün oruç tut." dedi. Ben: "Daha arttır" dedim. Resulullah (s.a.v.)"Sabır ayı ve her aydan iki gün oruç tut." dedi. Ben"Arttır" dedim. Resulullah (s.a.v.) şöyle dedi:"Sabır ayı ve her ayda üç gün oruç tut." (11)
Bir başka rivayette şöyledir; Ebû Kelâbe anlatıyor: Resulullah(s.a.v.)'in ashabından bazı kimselerin kadınlardan ve et yemekten uzak kalacaklarına yemin ettikleri haberi ulaşınca onları şiddetli bir şekilde tehdit etti ve"Eğer bunda hayır olacağını bilseydim ben yapardım" buyurdu. Sonrada"Ben ruhbanlıkla gönderilmedim. En hayırlı din müsamahalı ve kolay olandır" (12)
Hadislerde görüldüğü üzere Resulullah(s.a.v.)insanları aşırılıklardan sakındırmış orta yolu tutmalarını öğütlemiştir. Ve şu iyi bilinmelidir ki İslam hiçbir zaman insanın tabiatında var olan şehvet öfke hırs ve haset gibi şeyleri kökünden kaldırmayı hedeflememiş bilakis onların ıslah edilip doğru yönde kullanılmasını emretmiştir.

İDEAL AİLE İÇİN ENLİLİK SONRASİ DURUM
Temiz Kalmaya Devam Etmek;
Evlilik sonrası durumda en öncelikli konu, temiz kalmaya devam etmektir. Özü, sözü ve zihni kalbi temiz, olanın hayatıda ve evliliğide temiz olacaktır Temiz olarak evlenenlerin yuvalarıda ve yavrularıda temiz olacaktır.
Temiz kalmanın sırrı ya da hikmeti. Rahman'ın ezelde bizi yaratırken kendi ruhundan üflediği ruhumuzu, bu kirli hayatta yaşarken kirletmeden tertemiz Allah'a sunabilme çabasıdır. Bu çaba anın en şerefli ve en erdemli amacıdır. Bunu başarabilen insanlar ideal insanlardır.
İyi bir ailede her şeyin iyi gitmesi için, göz ardı edilen bir konu vardır, oda helal ve temiz rızk. Eğer bir baba kazancının helal olmasına dikkat etmiyorsa, hem kendisi takvaya ulaşamayacaktır, hem de ailesini kirletecektir. O yüzden ideal aileyi kurmak isteyen kişiler mutlaka helal rızka ve İlklerine içtiklerine mutlaka dikkat etmelidirler. Şüpheli şevlerden ısrarla kaçınmalıdır, Kişinin rızık temiz olursa zihin olur (anlama derinleşir), kalp temiz olur (iman güçlenir), hayat temiz olur (ameller güzelleşir).
Allah, size verdiğimiz rızıkların temiz (helâl) olanlarından yiyin diyor
KUR'ANİLEŞMEDE DERİNLEŞME
Evlilik öncesi başlaması gereken Kur'anileşme yani doğruluk, temiz ahlâk ve kalbileşme çabasına kişiler evlendikten sonrada hız vererek ve elele tutuşarak yoluna devam etmelidir. Çünkü kişiler bekârken birçok sosyal aktiviteye katılır. Ancak evlendikten sonra bunların, birçoğu ortadan kalkmaktadır. Kişiler artık yeni bir haşata başladıklarını, onunda kendi içinde bazı kuralları okluğunu artık ona göre davranmak gerektiğini düşünürler. İşte şeytanda tam burada devreye girer. Kişilerin ideal bir aileyi kurmalarını engellemek için daha önce evlenmiş, hayattan hiçbir beklentisi olmayan ideal bir yuvada kurmamış nisanlar ön plana çıkararak onları örnek gösterir. Kişiler bu noktada onlara değilde asrı saadete ya da onun güncel uzantısı olan hedefli ailelere yüzünü çevirirse doğruya bakmış olur.
İyi bir ailenin temelinde, güzel bir niyet ve güzel ahlak vardır. Ahlakı güzel olanlar, ahlakı güzel insanlar ortaya çıkmasına vesile olurlar. Ahlakın güzel olması içinse kişilerin doğru üzere olması gerekir.
Doğruluk ise dürüstlüğün sonucudur.
HEDEFLERE UYMADA İSRAR
Kişi evlenmeden önce hayatı nasılsa, evlendikten sonrada çoğunlukla aynı devam eder. Yani bekârken çalışmayan gayretli olmayan, hedefleri olmayan, gelişi güzel yaşayan insanlar evlendikten sonrada aynı kalacaklardır, O yüzden üç temel hedefimiz evlendikten sonra devam etmelidir.
a) Kişisel Modeller
Evlilik öncesi başlayan, kendini tanıma ve ıslah etme evresi daha da ciddileşerek hiçbir gevşekliğe kendini bırakmadan devam etmekledir.
Kişi artık tek başına değildir. Önemli bir hayat arkadaşı vardır yanında. Davranışlarını, düşüncelerini eşiyle mümkün olduğunca uyumlu bir hale getirmelidir.
Artık ben yok biz vardır!
b) Ailevi Hedefler:
Nasıl bir aile kuracağını kişiler daha önce iyice tanımlamalı. Ancak bunda bir aşırılığa itmemelidir. Hele ideolojik, hayattan kopuk, ya da siyasi bir bakış açısıyla değil, hayatın gerçeklerini göz önünde bulundurarak, nasıl sahabi bir evlilik yapacağını iyice belirlemeliler her şey de olduğu gibi evlilikte de denge asıldır. Ailevi hedeflerde en büyük ideal olgun ve düzdün insanlar yetiştirmeye niyet etmiş ve bu konuda gayret gösterir olmalıdırlar.
Ailede, eşlerin birisi bir tarafa, diğeri başka bir tarafa bakan bir evlilik oluşturmamalıdırlar. Aile içinde çıkabilecek sorunlara çözüm getirirken önceden konulmuş ilkeler göz ardı edilmemelidir.
Ne çok kuralcı nede tamamen boş verici olunmamalıdır.
c) Toplumsal Hedefler:
İyi niyetle kurulmuş bir aile, ileride iyi olacak, yüzü Rahmana dönük olarak yaşayacak bir toplumun temelini çekirdeğini oluşturur. O yüzden idealist bir ailenin toplumla ilgili ıslah projeleri İmanlıdır. Evlilik öncesi kendinden kendine yaşayan insanlar, evlilik sonrası da ne yazık ki pek istifini bozmamaktadır. Bu, şeytanın "artık evlendin, bundan sonra herkes gibi yaşa" sözüne aldanmış insanlardır. Hâlbuki idealist bir çift, toplumu yakından takip eder ve kendisine düşen sorumlulukla, görevini layıkıyla yerine getirir.
İdeal aile, her zaman toplumun içinde ve toplumun elinden tutarak yaşar.
ALLAH İÇİN ÇOCUK EDİNME
Allah, belli bir hikmete binaen çocuk ikram etmediği çiftler hariç her evlenene çocuk verir. Bu ocuklar hiç terbiye edilmez ve müdahale edilmezler ise, gelişi güzel ve kirli büyür. Daha sonraki müdahaleler çoğukez artık bir fayda vermez. Asıl olan, daha çocuk anne karnındayken, Hanne'nin yaptığı gibi, daha çocuğunu görmeden, öpüp koklamadan her şeyi kendisinden aldığımız Rahman'a adamaktır. Anne karnındayken Allah'a adanmış çocuklar gelecekte inşaallah, yaşadıkları toplumu inşa edecek, ıslah edecek ve yol gösterecektir, Allah'a adanmış çocuklarım terbiyesi ve güzelleşmesi ebeveynlere hiçbir zaman zor gelmez. Çünkü onların artık Allah mürebbisidir. Ve Allah'tan daha, güzel terbiye, edecek kimsede yoktur.
Unutulmamalıdır ki Allah'a adanmış bir çocuğun, hem dünyası, hem ahireti hayırlı olur,
ÇOCUKLARIN DOĞRU VE SABIRLI EĞİTİMİ
İdealist bir aile için çocuk eğitimi, dünyadaki tüm işlerden daha önemlidir. Çünkü iyi yetişmiş bir çocuk, iyi yetişecek bir toplumun temel taşını oluşturur. Bunu iyi bilen idealist aileler çocuklarının eğitimine çok dikkat ederler. Son yıllarda çok yaygınlaşan çocuk eğitimi kitaplarının önemli bir kısmının, batılı insanların kendi toplumları ve kendi hayat projelerini için hazırladığını unutmaz, ihtiyatla yaklaşırlar. O yüzden bu tür kitapları ilahi bir süzgeçten geçirerek okurlar. Ve en önemlisi kendi insanın yazdığı, sağlıklı çocuk eğitimi kitapların. öncelerler.
Çocuk eğitiminde anne karnı ve ilk on yas arası çok önemlidir. Tüm bilinçaltları, gelecek yılların doğru şekillenmesi bu yıllarda başlar. İyi bir aile çocuğuna önce paylaşmasını öğretmelidir O yüzden ilahi terbiyede infak ilk inen emirlerdendir. Paylaşmasını öğrenmiş, bencilliğini yenebilmiş bir çocuk, iyi yetişen bir çocuktur. Ayrıca bir yaşından itibaren sevgiyle ve mantıkla yapılan izahlar, biz fark etmesekte onun belleğinde derin derin izler bırakır. Şunu hiç unutmayalım ki iyi yetişmiş çocuklar, uzun ve sabırlı bir eğitimden geçmişlerdir Çocuk eğitiminde aceleci davranmak, olumsuz durumların ortaya çıkmasına yol açacaktır. Bu durumun daha kötüsü ise, çocukları kendi haline bırakarak, sevgisiz büyümesini sağlamaktır ileriki yaşlarda sürekli sorun çıkaran, toplumu rahatsız den ve geçimsiz insanlar, hep çocukluğu iyi geçmemiş, sevgisiz ve eğitimsiz büyümüş çocuklardır.
Yapılan önemli bir hatayıda dile getirmeden geçmemek gerekir. Oda çocuğa aşrı sevgi yüklemesi yapıp onun hiç ağlamaması, hiç sızlamaması için her isteğini yerine getirmektir. Bu ileriki yıllarda şımarık bencil ve eğosantrik insanların ortaya çıkmasına yol açacaktır, her şeyde olduğu gibi çocuk eğitiminde denge asıldır.
Çocuk eğitiminde başarılı olanlar, ailevi sorunların üstesinden gelmeyi başaranlar, toplumla ilgili söz söyleme hakkına sahip olurlar. Ailesini düzene koyamamış, çocuklarını eğitmeyi sağlıklı getirememiş insanlar, topluma çoğu kez faydalı olamazlar Her şeye kişi kendisinden ve yakını olan ailesinden başlamalıdır.
Aile içi sorunlara ve çözüm yollarına ise önümüzdeki sayıda devam edeceğiz inşallah. Dünyadayken Allah'ın yanında olanlar, ahirette de inşallah O'nun yanında olacaklardır. Allah'a dönük olarak yaşayan ailelere selam olsun,