İnsanın hayvandan farklı olarak sonsuz bir acziyet, zayıflık ve ihtiyaç içinde yaratılması, onun her zaman başkasına muhtaç olmasını gerektirir. Bu da insanın tek başına değil, toplum içinde yaşamasını zarurî kılar. Toplumun temeli ve çekirdeği ailedir. İnsan aile içinde sosyal hayatta üstleneceği rolleri öğrenir.
Sefih Batı medeniyetinin ve dinsizlik üzerine oturan çeşitli akımların etkisiyle dünyada mukaddes aile kurumu hızla çökmektedir. Bugün Batılı bilim adamları, içinde bulunduğumuz asır ile ilgili olarak, "bu çağ ailenin altın çağı değildir" hükmünü veriyor. Bu hüküm, hem teknolojik gelişme bakımından zirveye ulaşan, ama ahlâken büyük bir kriz içinde olan Batılı ülkeler, hem de ateizmin bayraktarlığını yapan komünizmin etkisinde kalan doğu ülkeleri için geçerlidir. Örnek olarak sadece Batıyı ele alacak olursak karşımıza çok vahim bir tablo çıkar. Bugün, içinde Amerika'nın da bulunduğu Batılı ülkelerdeki ailenin durumu çok düşündürücüdür. Ortalama yüzde 50 civarında olan boşanma oranları, bazı bölgelerde % 70'lere kadar çıkmaktadır. Kadınların yüzde otuzu hiç evlenmemekte, ama nikâhsız beraberlikleri sürdürmektedir. Evlilik dışı doğan çocukların oranları da % 45 civarındadır. Kapitalizm ve feminizmin "eşitlik ve özgürlük" sloganları kadınları yuvalarından çıkarmış, aileyi de neredeyse yok etmiştir. Batı ülkelerinin etkisinde kalan Türkiye gibi İslâm ülkelerinde de aile kurumunun temelleri sarsılmaktadır.
Batılı ülkelerde ailenin bu hızlı çöküşü karşısında ciddî endişeler duyan devlet adamları, düşünürler ve din bilginleri bu çöküşü durdurmak için çeşitli formüller aramaktadırlar. Diğer taraftan yaşadığımız iletişim ve bilgi çağında, teknolojisi güçlü, fakat güzel ahlâk değerleri dejenere olan bu ülkelerin aileyi yok eden kültürü, her gün evlerimize giriyor. Televizyon, sinema ve son yıllarda internet bu ahlâksız kültürü taşımada çok etkili bir rol oynuyor. Bu yüzden Türkiye gibi İslâm ülkelerinde ailenin toplumun huzur ve mutluluğu açısından önemi, aileyi olumsuz yönde etkileyen faktörler ve bunları engelleyici formüller tespit edilmeli, ailenin bu hızlı kuşatmaya karşı dayanma gücü artırılmalıdır. Avrupa Birliği'ne girme sürecinde Türkiye, Avrupa Birliği'nin değişik sahalardaki müktesebatından faydalanacağı gibi, Avrupa Birliği de Türkiye'nin sağlam aile yapısından faydalanmalıdır.
Ailedeki yozlaşmanın ayak seslerini yaşadığı yıllarda fark eden Said Nursî, Risâle-i Nur Külliyatında, ailenin ve evliliğin önemini vurgulamış, aileyi ve toplumu olumsuz yönde etkileyen faktörleri ve bunları gidermenin yollarını çok açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Globalleşen dünyada teknolojisini almaya çalıştığımız ülkelerin aile kurumunda meydana getirdiği tahribata mukabil ancak İslâm'ın sevgi ve şefkat odaklı aile modeli ile karşı koymak mümkündür.
A. Ailenin önemi
İnsanlık, ilk aileyi oluşturan Hz. Adem ve Havva ile dünyadaki "imtihan serüvenine" başlamıştır. Aile toplumun çekirdeğidir. Toplumun huzurlu, mutlu, barış ortamında olmasının aile ile yakından alâkası vardır. Çünkü toplumun huzurlu olması; birbirini seven, birbirine yardım eden, diğergam, hoşgörülü, güvenilir, yani güzel ahlâk sahibi kimselerin çoğunluğu teşkil etmesine bağlıdır. Bütün bu özelliklerin tohum olarak ilk ekildiği yer aile ortamıdır. Sağlam temeller üzerine kurulu ailelerin yetiştirdiği bu pozitif ahlâk ilkelerine sahip olan insanlar, aileyi ve toplumu cennetten bir köşe haline getirebilir. Bu yüzden insanlar nikahlı, meşrû evliliklerle bir çatı altında olmalıdırlar. Nikâhsız birlikte yaşamalar sahipsiz ve serseri çocukların çoğalmasına, kadın ve erkeğin mutluluk ve iç huzurunun bozulmasına ve toplumun huzursuz olmasına sebep olur.
Diğer taraftan Said Nursî'nin ifadelerine göre, insanın yeme-içme ve meskenden sonra en çok ihtiyaç duyduğu şey ailedir. Nursî bunu, "insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut olmasıdır" şeklinde formülleştirir. Ona göre bu ihtiyacın en önemli sebepleri, her iki tarafın, sevgilerini, aşklarını ve şevklerini mübadele etmek, lezzetlerde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde yek diğerine yardımcı olmaktır. Bu bakımdan insanın hayatta en çok ünsiyet edeceği kişi eşidir. Lezzetlerin paylaşılması, gam ve kederli şeylerde teselli ve gerçek ünsiyet ancak meşrû evlilik çatısı altında zirveye ulaşır. Said Nursî bu yüzden haram sevmekte ayrılık ve mukabele görmemek elemi gibi elemler olduğundan bahseder ve helâl dairesinin keyfe kâfi olduğunu, harama girmeye gerek olmadığını ifade eder.
Buna göre aile, topluma faydalı bireyler yetiştirme, sevme ve sevilme ihtiyacını karşılama, meşrû lezzetlerde ortak olma, elem ve kederleri paylaşma, gerçek ünsiyet edilecek bir ortam bulma gibi fıtrî ihtiyaçları karşılayan ve toplumun huzur ve mutluluğuna katkı sağlayacak bireyler yetiştiren önemli bir kurumdur
B. Evlilik
Evlilik, meşrû nikâh akdiyle kurulur. İslâm'ın öngördüğü temeller üzerine kurulan aile, hem her türlü mutluluğun tadıldığı cennetten bir köşe, hem de toplumun huzurunu sağlayan fertleri yetiştiren bir sevgi ve şefkat okuludur.
Said Nursî, yazdığı Gençlik Rehberiyle gençlerin gençliklerini iffetli bir şekilde geçirmelerinin önemine değinir. Evlilik öncesinde gençleri ahiretlerini tehlikeye düşürecek gayr-i meşrû davranış ve ilişkilere girmemeleri konusunda uyarır. Haram sevmekte firak ve karşılık görmeme eleminin olduğunu söyleyen Nursî, gençleri helâl yollara teşvik eder.
Buna göre evlilik öncesi münasebetlerde son derece dikkatli olmak gerekir. Toplumda yaygınlaşmaya başlayan ve gayr-i meşrû neticeleri doğuran flört konusunda gençlerin azamî hassasiyet göstermesi lâzımdır. Ancak insanın evlenmek kastıyla karşı cinsten birisi ile fitneye vesile olmayacak bir ortamda konuşması İslâmın kurallarına aykırı değildir.
Nursî'ye göre evlilikte küfüv olma, yani denklik önemlidir. Evlilikte sosyal statü önemli olsa da özellikle karı koca birbirlerine "dindarlık" bakımından denk olmalıdır. Bununla, kadının dört şey için evlenileceğini ama dindar olanın tercih edilmesi gerektiğini bildiren hadis-i şerifi esas aldığını göstermektedir. Bu, elbetteki güzelliğin, malın, soy sopun önemsiz olduğu anlamına gelmez. Ancak dindarlık önemli bir önceliğe sahiptir. Nursî, dindarlıktan ne anladığını ise, evliliklerin "şefkat ve hüsn-ü siret" yani güzel ahlâk üzerine kurulması gerektiğini bildirerek açıklar. Sadece cinsellik, güzellik ve mal gibi geçici özellikler üzerine bina edilen evlilikler, bunların bir gün kaybolmasıyla sarsıntıya uğrayabilir. Buna mukabil, şefkat ve güzel ahlâk üzerine kurulan evliliklerin ömür boyu sürdüğü görülmektedir.
Nursî, topluma sağlam Allah ve ahiret inancıyla şefkat ve ahlâkî değerler üzerine kurulan bir aile modeli önerir. O'na göre şefkati gerçek bir şefkat yapan insanın ahiret inancıdır. Ahirete imanın kuvvetli olduğu evlilikler kolay kolay bozulmaz. Böyle sağlam bir iman fertlerde sorumluluk duygusunu geliştirir, güzel ahlâk ilkelerini oluşturur. Sağlam ahiret inancına sahip olan bir erkek, hanımına sadece geçici bir eş ve arkadaş nazarıyla bakmaz, ona "ebedi bir arkadaş" gözüyle bakar; eşinin görünüşte çirkinleşmesi evliliği etkilemez. Ebedî beraberlik düşüncesi şefkatini harekete geçirir, ihtiyarlasa ve çirkinleşse de eşine güzel bir huri gibi muamele eder. Evlilik kurumunun önemli bir fonksiyonu da fertleri günahlardan koruyucu özelliğe sahip olmasıdır.
Birden fazla kadınla evlilik bir ruhsattır. Çeşitli sebeplerle, özellikle kadın sayısının erkeklere nisbetle fazlalık arz ettiği durumlarda, çok evlilik bir ihtiyaç haline gelebilir. Bu durum, kadınların haysiyet ve şereflerini korur, erkekleri de meşrû bir yola sevkeder. Said Nursî'ye göre İslâmın bu ruhsatına meydan okuyan sefih Batı medeniyeti insanlığı fuhşa ve ahlâksızlığa teşvik etmektedir. Kadın ve kızların bir meta, bir köle gibi alınıp satıldığı dünyada, birden fazla evlilik ruhsatı kadınları erkeklerin oyuncağı olmaktan kurtaracak ilâhî bir formüldür. Ancak bazı kişilerin yaptığı gibi birden fazla evliliği İslâmın en temel meselesi gibi gündeme getirmek de İslâma yapılacak büyük haksızlıktır.
C. Sevgi odaklı aile modeli
Dindarlık, şefkat ve güzel ahlâk temelleri üzerine kurulan aile, sevgi odaklı bir aile modelidir. Yani Allah'ı, birbirini, çocuklarını, bütün çocukları ve insanları hatta bütün yaratıkları seven bir aile modeli. Bu modelin özünde Allah sevgisi vardır. Allah'ı bilen ve bize bahşettiği sayısız nimetlerden dolayı O'nu seven bir insan, eşini, çocuklarını, annesini, babasını, insanları ve diğer varlıkları hep Allah hesabına sever. Bütün bunları Allah hesabına seven bir kimse çocuklarını Allah'ın bir emaneti olarak görür ve onların ölümlerinde feryat etmez. Eşini Allah'ın bir hediyesi ve nimeti olarak düşünür ona güzel muamele eder. Annesine babasına saygıda kusur etmez. Onlar ne kadar ihtiyarlarsa ihtiyarlasın ölümlerini temenni etmez, yaşamaları için duâ eder. Diğer insanları incitmez, mahlûkata zarar vermez. Böyle bir ailenin fertleri, sevgi deposu her zaman dolu olan insanlardır. Bu ailenin evi bir sevgi okulu haline gelmiştir. Sevginin hakim olduğu bir ailede samimiyet ve affetme ön plandadır.

selam ve dualar ile ...
Hatice BAŞKAN