+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Siz Gerçekten İyi Bir Baba mısınız ?

  1. #1
    Vefakar Üye Nil Sultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    418

    Standart Siz Gerçekten İyi Bir Baba mısınız ?

    Siz iyi bir baba mısınız? Babalar, nasıl iyi iletişim kurabilir? Ailede, çocuğun eğitimi ve bakımı ile ilgili görevlerden genellikle anneler sorumludur. Çocuğun eğitimi ve çocukla iletişim konulu yayınlarda annenin önemi o kadar çok vurgulanır ki, bu konuda baba figürü çoğu zaman ya unutulur veya arka planda kalır.

    Çocukla ilgili konularda babalar genellikle "dolaylı" olarak ilgilidir ve konuşmaları da bu şekilde olur. Mesela, genelde babalar çocuğun öğretmenine "Hocam, bizim çocuğun dersleri ile annesi ilgileniyor, onunla görüşseniz daha faydalı olur!" demektedir. Ya da, annesine "Hanım, çocuğa söyle eve geç gelmesin!", "Çok para harcıyor, konuş çocukla!"
    şeklinde diyaloglar vardır.

    Bunun normal bir karşılığı olarak da çocuk annesine "Anne! Babama söylesene bana biraz para versin." "Akşam arkadaşlarda kalacağım. Babamdan izin alır mısın?" demektedir. Bu tarz konuşmalar baba-evlat arasında muhtemel iletişimi bile anneye yüklemektedir. Baba ile çocuk arasındaki bu iletişimsizlik anneyi arabulucu konumuna getirmektedir. Ebeveynin kendi üzerine düşen vazifeleri birbirine karıştırması ve yerine getirmemesi, aile içi iletişime büyük zarar verecektir.

    Anne ile babanın rolü farklı
    Hiçbir anne, bir babanın ve hiçbir baba bir annenin rolünü taşıyabilecek güçte değildir. Her anne ve her baba kendi rollerinin sınırı içinde çocuğun benlik algısını ve özgüvenini oluşturmasına destek verir.

    Mesela sorumluluklardan biri babanın maddi olarak evine ve çocuğuna bakmasıdır. Ev işlerini yapması, çocuğunun fiziki ihtiyaçlarını karşılaması da annenin sorumluluklarındandır. Paylaşılabilen bu gibi sorumlulukların yanında paylaşılamayan, paylaşılmaması gereken sorumluluklar da vardır. Çocuğuna sevgi ve şefkat göstermek, onunla oynamak, onun günlük ihtiyaçlarını karşılamak gibi sorumluluklar ertelenmemeli, "havale" edilmemelidir. * Psikolojik Danışman

    Nasıl bir baba?
    Bir baba, evladının hayatında nasıl bir figür oluşturduğunu düşünmeli. Yalnızca korkulan, hep kural koyan, eve geldiğinde yaptıklarından dolayı çocuklarını hesaba çeken bir baba mı? Eşinin ve çocuklarının sıkıntılarını paylaşacak, sorularına rahatça cevap verecek, onlara desteğini-yardımını esirgemeyen, kurallarında tutarlı olan, ilgi ve sevgisini esirgemeyen bir baba mı?

    İyi bir baba modeli
    Hareketlerinde ve kararlarında tutarlı iyi bir baba modeli çocuğun cinsel kimliğinin oturmasında, okul başarısının artışında,
    Zekâ gelişiminde,
    Disiplin anlayışının yerleşmesinde,
    Özgüven oluşumunda,
    Sosyalleşmesinde,
    Liderlik yapısının gelişiminde,
    Arkadaş ilişkilerinde uyumlu olmasında ve bunlar gibi sayısız önem taşıyan konularda olumlu özellikleri kazanmasını sağlar.

    Babalar, nasıl iyi iletişim kurabilir?
    Çocuğunuzla iletişim kurmak için onun büyümesini beklemeyin. İletişim doğumla birlikte olur, unutmayın.
    Çocukların gelişim dönemleri özelliklerini bilmeniz
    çocuğunuzla iletişiminizi kolaylaştıracaktır.

    Çocuklarınıza verdiğiniz sözleri tutmaya çalışın,
    tutamayacağınız sözleri vermeyin. Onları aktif dinleyin.
    Söyledikleriniz ile davranışlarınız arasında tutarlılık
    olmasına dikkat edin.

    Çocuğunuzu her şartta sevdiğinizi hissettirin.
    Baba yoksunluğu çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yapar. Babasının yetersiz ilgisine ve ihmaline maruz kalan çocukların kişilik gelişimleri yetersiz kalabilir.

    İş yoğunluğu nedeniyle çocuğu ile geçirdiği vaktin uzunluğunu artıramayan babalar, vaktin niteliğini artırarak çocuğun bu konudaki ihtiyacını
    rahatlıkla karşılayabilirler.

    Çocuğunuz üzerinde korkuya dayalı bir disiplin uygulamayın.

    Zaman

  2. #2
    Garip_Maznun
    Guest Garip_Maznun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    ALLAH(c.c.)razı olsun...Emeğinize sağlık...Yararlı bir paylaşım...SELAM VE DUA İLE...

  3. #3
    Garip_Maznun
    Guest Garip_Maznun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    BABALAR VE OĞULLAR



    BABALARIN SINAVI
    Hepimiz babalarımız için bir sınanma vesilesiyiz. Onların kucaklarına konan bir varlığız. Işıl ışıl parlayan gözlerimizle, cennetten getirdiğimiz söylenen gülümsemelerimizle birer soru işaretiyiz aslında.
    Yoklukla varlık arasındaki bir çizgide adımıza bir tercih yapılıyor. Yokluğun karanlığından, varlığın aydınlığına taşınıyoruz. Babalarımız işte tam bu an, bu büyük tercih karşısında büyük bir sınamaya tâbi tutulur. Ve bu sınamada takındıkları tutumlar, inançlar biz oğullarına karşı belki hayat boyu sürecek bir ilişkinin şeklini de belirliyor.
    Sınamanın özü şu: Çocuğun dünyaya gelmesinde babanın bir vesilelik işlevi var. Baba kendisine verilen biyolojik kabiliyetleri kullanarak çocuğun yaratılmasına vesile oluyor. Baba çocuk adına yapılan yaratılma tercihindeki işlevini nasıl değerlendirecek? Kendi işlevini hangi boyutta düşünecek?
    Burada iki temel tutum olabilir. Babalar çocuklarını sahiplenirler; kendilerini çocuğun dünyaya gelmesinde etken sebep olarak düşünüp, bundan narsistik bir zevk alabilirler.
    İkinci bir tutum ise, babanın kendisini sadece bir vesile olarak kabul etmesidir. Bu tutumu takınan baba, çocuğun yaratılmasında etken olmadığını bilir. Çocuk onun için Yaratıcının bir nimeti, ihsanı ve hediyesidir. Gururlanmaya değil, şükretmeye hakkı olduğunu kabul eder. Çocuk onun için üzerinde düşünülecek, tefekkür edilecek ve Yaratıcıyı daha iyi tanımaya vesile olacak bir aracıdır.
    Bu iki tutum baba ve oğullar arasındaki ilişkiyi nasıl etkiliyor?
    Baba ve oğul ilişkisi, iki insan arasındaki ilişkidir. Bir etkileşimdir. İki kişi arasındaki bir ilişkide temel mesele kuralı kimin koyacağı ve kime tâbi olunacağıdır. Bu ilişkide kim hakim konumda olacaktır? Kişiler arası ilişkilerin pek çoğunda çatışma işte tam bu noktada başlıyor. İlişkinin bir iktidar ve hâkimiyet havası içinde yürümesi halinde çatışmalar kaçınılmaz oluyor. Hâkimiyeti elinde bulunduran benliğini okşarken, hâkimiyet elinden alınan kendini ezilmiş hissediyor.
    Baba ve oğul ilişkisinde hâkim olan ve iktidarı elinde bulunduran kim olacak? Baba mı, çocuk mu?
    Yukarıdaki iki temel bakış açısını irdeleyelim. Çocuğunun dünyaya gelmesinde kendisini bir etken olarak gören baba için, hâkimiyet ve iktidar da kendinde olmalıdır. Babanın her söylediği yapılmalıdır. Babaya itiraz edilmemelidir. O herşeyi bilendir. Baba yanlış yapmaz. O mükemmeldir. Çocuğu kendisinin bir parçasıdır. Kendi başına bir anlamı yoktur. Kendi başına bağımsızlığı, tercihleri olamaz. Zira, baba olmaz ise çocuk olamazdı, diye kabul edilir. Kendini çocuğun yaşama buyur edilmesinde etken sebep olarak gören baba, çocuğun hayatının değişik dönemlerinde de etken kabul eder. Çocuğunun da kendini etken olarak görmesini ister. Böyle görülmediğini hissettiğinde öfke duyar, incinir, alınır. Kendini değersiz hisseder. Çocuğuna ve kendine bakış açısı olumsuzlaşır. Çocuğun kendi bildiği doğrular çerçevesinde yaşaması için baskı kurabilir. Çocuğun, babanın kendi doğruları dışında karar almasına razı olamaz. Çocuğun kendi bağımsızlığını kazanmasını engellemeye çalışır. ‘Ayrışma dönemi’ denilen ve her çocuğun yaşaması gereken anne ve babasından farklı bir varlık olduğunu anlaması sürecini tıkamaya çalışabilir. Çocuğunu her daim kendinden bir uzantı olarak görür ve çocuğunun da böyle görmesini ister ve bekler. Çocuğun bireyselleşme çabalarını vücudundan bir uzvun ayrılması olarak değerlendirir, buna tepki gösterir, incinir. Çocuğunun kendi ekseni etrafında dönmesini talep eder.
    Bu tutumuyla baba çocuğuna zarar verir. onun bireyselliğini, kendine güvenini zayıf kılar, hatta ileri boyutlarda öldürür.
    Kendini çocuğun dünyaya gelmesinde sadece bir vesile olarak gören babanın oğlu ile ilişkisinde iktidar ve hâkimiyet mücadelesi yoktur. Çünkü baba kendini oğul ile ‘yaratılmışlık açısından eşit’ hisseder. Yani, baba ve oğul, aynı Yaratıcı tarafından bu dünyaya gönderilen iki misafirdir. Her ikisinin görevleri de aynıdır: Yaratıcıyı tanımak ve bilmek. Bu görevin yaşanmasında her ikisi de birbirine yardımcıdır. Baba için oğul kendi ekseninde dönmesi gereken bir varlık değildir. Oğul babadan ayrı olarak Yaratıcıya karşı sorumludur ve muhataptır. Bu anlayışla baba oğulun kendinden ayrışma sürecine izin verir. Onun bireyselliğini engellemez. Tam tersi, destekler. Çocuğunun bireyselliğini geliştirmek ister. Kabirde her bir insana sorulacak soru “Rabbin kim?” sorusudur. Yoksa, “Babanın Rabbi kim?” veya “Şu ailenin Rabbi kim?” sorusu değildir. Oğul bu soruya babasından ayrı, baba bu soruya oğuldan ayrı cevap verecektir. Kimse kimsenin yanında olmayacak ve her biri yalnız olacaktır. Baba bunu bilerek, oğlunun kendinden ayrı bir ferd olduğunu hissederek, kendi kişiliğini kazanmasına izin verir. Oğlunu kendisinin bir parçası olarak görmez; ama ona bağlılık hisseder. Ona sevgi duyar; ama kararlarına, tercihlerine saygı gösterir.
    Kendini yaratılmış olarak gören baba, kendini en iyi bilen, en doğru kararları alabilen, dediğim dedik olarak kabul etmez. En iyi bilen, tek doğruyu bilen baba değildir. Tek doğruyu bilen Yaratıcıdır. Baba için doğru, Yaratıcının yapılmasını istedikleri, uygun gördükleridir. Bu tek doğruya baba da, oğul da tâbi olmaktadır. İkisi birbiri üzerinde hâkimiyet kuran değil, her ikisi de aynı Yaratıcının hâkimiyetini tanıyandır. İkisi de, Rablerinin hakimiyeti karşısında boyun eğmektedir. Baba için, çocuk bir nimet, Yaratıcı tarafından yollanan bir armağan, bir hediyedir. Çocuğun değeri buradan gelir.
    OĞULLARIN SINAVI
    Babalarımız hepimiz için bir sınanma vesilesi. Onlar celâli temsil ediyorlar. Doğduğumuz andan itibaren neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmeden; neyin nerede başlayıp bittiğini farketmeden, hep sınırları zorlamak istiyoruz. Kuralsız yaşamak veya kendimizin koyduğu kurallarla yaşamak; başka birisine tâbi olmamak istiyoruz. Sınırsız özgürlük peşinde oluyor, her isteğimizin hemen ve derhal karşılanmasını talep ediyor, reddedilmeye karşı çıkıyoruz. İşte tam bu sırada, baba karşımıza çıkıyor. Bize sınırlı bir dünyada yaşadığımızı anlatıyor. Sınırlarımızı öğretiyor. Asi olunduğunda, gerekirse, ceza veriyor. Bazen affediyor. Hayır ve şerri öğretiyor. İsteklerimizi reddediyor. İsteklerimizin ertelenebileceğini göstermeye çalışıyor. Bize uyulması gereken kurallardan bahsediyor. Bu evde ve bu dünyada her istediğini yapamazsın demeye getiriyor. Boyun eğmemiz gereken bir otoritenin varlığını hissettiriyor.
    Babalar bu yüzden hepimiz için bir sınama. Anneler daha baskın olarak cemâli temsil ettikleri halde, babalar celâli temsil ediyorlar. Cemale (rahmet, güzellik, şefkat, ilgi, değer verilme) ne kadar ihtiyacımız varsa, celale de (haşmet, kural içinde yaşama, sınırlar, düzenlilik, ceza verilme) o kadar ihtiyacımız var.
    Yaratıcı bizi anne ve babaya emanet etmekle cemal ve celale emanet etmiş oluyor. Yaratıcıya tâbi olan babalara tâbi olmakla, aslında Yaratıcıya tâbi olmanın ve boyun eğmenin ilk talimini yapıyoruz. Kendimiz dışında bir otoritenin, kural koyucunun varlığını, bize ilk olarak babalar hissettiriyor.


    Dr. Mustafa Ulusoy

    SELAM VE DUA İLE...



  4. #4
    Garip_Maznun
    Guest Garip_Maznun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Ahir Zamanda Kız Babası Olmak...

    Bugün kendisini biraz yorgun hissediyordu. Yataktan kalkmakla kalkmamak arasındaki tereddüt zihnini o kadar yormuştu ki, saatlerce uyuması ona fayda vermemişti.
    Ne yapacağını bilmeden yataktan doğruldu.

    Elini yüzünü yıkamak için banyoya doğru giderken, hep aynı soru zihnini meşgul ediyordu. Bu devirde çocuk sahibi olmak akıllıca birşey miydi? Yarının ne olacağını bilmiyor, planladığı şeylerin hep tersi çıkıyordu.


    Aslında eşi hamile olduğunu söylediğinde ne kadar da mutlu olmuştu. Yüzünde mutluluktan neredeyse çiçek açacaktı. Şimdi ne olmuştu da bu kadar canı sıkılmış ve üzülmüştü?


    Hayalini bir erkek çocuk süslüyordu aslında. Doktorun bebeğinin cinsiyetinin kız olduğunu söylemesi biraz canını sıkmıştı. Aslında Allah’ın takdirine karşı şekva etmek gibi bir niyeti yoktu. Herşeyden önce sağlıklı olması yeterdi doğacak kızının.


    Amaçsızca salona doğru yürüdü. İlk gördüğü yere oturdu. Nerede okuduğunu hatırlamadığı birşeyler geçti zihninden:

    “Cahiliye devrinde doğan çocuğunun kız olduğu söylendiğinde öfkeden kudurur, ne yapacağını bilemezdi babalar. Hele onu doğuran anneye neler denirdi. Biraz büyüyüp adım atmaya başlayınca, kız çocuğuna yapılması gereken yapılmalıydı.
    Eşine, çocuğu dayısına götüreceğini söyleyen baba, eşinden çocuğunu hazırlamasını isterdi. Anne, dayıya gitmenin ne anlama geldiğini bilir, ama kaderine de isyan edemez, sessizce ağlar, dayısına gitme bahanesiyle yuvadan koparılan yavrusunun bir daha yuvaya dönmeyeceğini bilirdi.

    Buna rağmen yerleşik âdetlere isyan edemez, denileni yapardı. Bir gün kız çocuğu olan biri bu zor, zor olduğu kadar da aşağılık işi yapmak için niyetlendi. Annesinin özenle hazırladığı yavruyu elinden tutarak çöle doğru yürümeye başladı.


    Bir müddet sonra tenha bir yerde, olduğu yeri kazmaya başladı. Bunu oyun zanneden çocuk da neşe içerisinde babasına yardım ediyordu, başına geleceklerden habersizdi. Baba, çocuğunun boş bulunduğu bir anda arkasından ittirdi kazdığı kuyuya.


    Bu sırada çocuk babasın elini tuttu ve ‘Babacığım, babacığım’ diye ağlamaya başladı. Adam o kadar taş kalpliydi ki, bu yalvarmaya rağmen utanç içerisinde gezmektense üzerine düşen(!) bu görevi soğukkanlılıkla yerine getirmeyi tercih etti.”


    Bir anda irkildi. Bu kadar zalim bir çağda yaşamadığı için kendisini çok şanslı hissetti. “Böyle bir işi yapmak zorunda kalsaydım ne yapardım?” diye düşündü. Vicdanı o kadar sızlamıştı ki, oturduğu yerden kalkarak pencereye doğru yürüdü.

    Dışarıda okula yetişmeye çalışan çocukları gördü. Kızlı-erkekli, aceleyle okula yetişmeye çalışan çocuklar mutluydu.

    Kendi kızı da büyüyecek, okula gidecekti. Bir an Asr-ı Saadeti düşündü. Efendimizle şereflenen bu asırda mahallesiyle, sokağıyla her yerde onun ve kutlu sahabesinin havası esiyordu. O yüzden bu atmosfere emanet edilen her çocuk şanslıydı. Yetişirken ve yaşarken dünyanın ve çevrenin kirinden rahatlıkla korunuyordu. Ya şimdi?


    Görünür olmanın herşey demek olduğu ahir zamanda, genç olmak çağın kurtlarıyla yoldaş olmak demekti. Modernitenin işgal kuvvetlerinin öncüsüydü kızlar. O, işgal etmek istediği zihinleri kadınlar üzerinden uyuşturuyordu. İlgili ilgisiz her tanıtım kampanyasının promosyonu güzel, alımlı ve genç kadınlardı.


    Kadınlar, hem hedef kitleydi, hem de pazarlanan ürünün cazibe aracıydı. Model olarak kurgulanan bol makyajlı, zayıf ve uzun boylu kızlardan biri olmak, nice genç kızın rüyasıydı. Onlara benzemek için her yol deneniyor, olmadıkça tarifi imkânsız acılarla yaşamaya çalışılıyordu.


    Her türlü ‘izm’in idraklerde yeşermesi için dişilik hep ön safta sürülüyordu sahaya.

    Amaçsızca dolaştı salonda. Beynini kemiren düşüncelerden sıyrılmak umuduyla televizyonu açtı. Bol gürültülü, herkesin herşeyi bildiği kadın programları vardı ekranda. Biraz seyretti. Kadınların televizyonda görünme adına yaptıkları maymunlukları görünce midesi bulandı. Çocuğu da büyüyecek, belki de bunları izleyecekti.

    Narin bir çiçek gibi olan yavrusunu, yetiştirirken bunlardan nasıl uzak tutacaktı? Emanetinin, Emanet Edene yaraşır bir kul olması için değerlerin değersizleştiği bu çağda ne yapacaktı? Şarkıcı olmak için evden kaçan, sonra da tüketim malzemesi olmuş bir zavallının çığlıkları yankılandı kulaklarında. Herkes kızın ailesini sorumlu tutuyordu. Bu çağda onun isteklerine kulak vermediği için tek suçlu onlardı.

    Çünkü genç görünümlü yaşlı teyzeler öyle söylüyordu. Bu çağda herkes özgür olmalı ve özgürce herşeyi yapmalıydı. Çağın gerisinde kalmış âdetlerle çocuk yetiştirince böyle oluyordu...

    Nasıl bir çağda yaşıyordu ki, inançlar bu kadar gerisinde kalıyordu zamanın! Ama mezarlıkların her saniye dolmasına bir çare bulamamıştı çağın değerleri. Çocuğu terbiye etmek için ille de modern değerler kullanılmalıydı.


    Sonra, modern yetiştirilen çocukları düşündü. Kariyeri için onurunu ayaklar altına almış, sahte başarılarla hayata tutunmaya çalışıyorlardı.

    Moda denilerek ve dişiliği ön plana çıkarılarak bütün hayvanî gözlerin önüne sürülen kızlar aklına geldi. Yaşları küçüktü, ama dünya denilen sahnede zamanın değerlerinin kölesi olmuşlardı ve çıkmaz bir sokakta yol alıyorlardı.
    Nasıl birşeydi bu çağda kız babası olmak?
    Herkesin dünya adına hesabının olduğu bu âlemde kızını nasıl yetiştirecek ve kime emanet edecekti?

    Can sıkıntısı daha da arttı. Televizyonu kapattı hırsla ve ne yapacağını bilmeden ayağa kalktı. Kız babası olmak zordu bu çağda. Çocuğunu diri diri gömen babayla devrinin babalarını karşılaştırdı. Kızını toprağa gömen baba, bunu belki de yaşadığı zaman dilimlerinde kızının uğrayacağı sıkıntıların acısını görmemek için yapıyordu.


    Ama şimdi kızının kariyerinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen ve hiçbir önlem almadan sokağa emanet eden devrin babaları ne kadar insaflıydı!

    En önemlisi, kendisi ne yapacaktı?

    Bu düşüncelerle âhir zamanda kız babası olmanın zorluğu mıh gibi kafasına çakıldı. Çaresizlik içinde ağzından dökülen dualarla Allah’a yakararak bu zor zamanda kendisinin ve ailesinin ve en önemlisi doğacak kızının doğru yoldan ayrılmamasını temenni etti.


    Sessizce eşinin yanına vardı. İyi ki o vardı yanında. Kızının bu zamanda en büyük yoldaşıydı.

    Ya annesi ve babası olmayan çocuklar ne yapacaktı?

    Ali Dedeoğlu

    SELAM VE DUA İLE...

  5. #5
    Pürheves oskar38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    Gurbet..
    Mesajlar
    152

    Standart

    yazilar cok guzeldi emeginize saglik..Allah razi olsun...

    &*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&
    Yutmadan evvel çiğnemek ne ise, konuşmadan evvel düşünüp taşınmak da odur.
    &*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&*&


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Gerçekten Çok Kötü..
    By hak_yol_islam in forum Sağlık
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 29.12.08, 14:49
  2. Gerçekten Çok Özleyeceğim..
    By ışık abla in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 14.09.08, 22:42
  3. Marsta Gerçekten Su Var (Nasa)
    By muhammed54 in forum Gündem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.08.08, 22:33
  4. Böyle miyiz Gerçekten?
    By esra- in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 27.07.08, 01:35

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0