Kimse göz göre göre ne kendisini, ne de aile fertlerini ateşe atar, atmak ister. Rabbimiz: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun. O ateşin yakıtı, insanlar ve taşlardır”1 buyurur ki ateşe girmekten sakınalım. Ancak, âyetten öğrendiğimize göre, bir kısım kimseler, kendilerini de, ailelerini de ateşten korumamaktadırlar.

Ne zaman kendimizi ve aile fertlerimizi ateşe atmış oluruz? Hz. Ali, âyette geçen “koruyun” emrini, “Sizler iyi şeyler öğrenin ve ailelerinize de iyi şeyler öğretin” şeklinde yorumluyor.

Demek bir insan, dünya ve ahirette işe yarayacak şeyleri öğreniyor ve aile fertlerine öğretiyorsa, ateşten korunmuş olur.

Yirmi gün Peygamberimizle (asm) kalıp dinlerini, dünya ve ahiretle ilgili faydalı bilgileri öğrenen gençler evlerine dönerlerken; Efendimizin (asm), öğrendiklerini, ailelerine de öğretmelerini istemesi dikkat çekicidir. Güzellikler, faydalı şeyler paylaşılacaktır. Bilindiği gibi iyilikler, ateşe karşı birer perdedir.

Resûlullah’ın (asm) uygulaması buydu. Gerekli iş, san'at ve mesleğimiz yoksa, kendimizi ve çoluk çocuğumuzu geleceğe hazırlamamışsak, kendimizi de, onları da dünya ateşinde yakmış oluruz. Cehennem ateşinden koruyacak olan iman, ibadet ve güzel ahlâkla donanmamış, çocuklarımıza da bunları kazandırmamışsak, kendimizi de, onları da orada yakmış oluruz. Ne kendimizi, ne de çocuklarımızı tehlikeye atmaya hakkımız var.

Nasıl canımızdan daha çok sevdiğimiz çocuklarımızı ateşe atabiliriz? Lem’alar’da dikkat çekildiği gibi bir şefkatli anne, çocuğunun dünya hayatının tehlikeye düşmemesi için her türlü fedâkârlığa katlanır, eğitimi için hiçbir şeyi eksik bırakmaz, “Oğlum paşa olsun” der, bütün malını mülkünü verir, hafızlıktan alıp Avrupa’ya gönderir. Fakat ebedî hayatı tehlikeye düşecekmiş, umurunda bile olmaz. Dünya hapsinden kurtarmaya çalışır, fakat inanç ve ahlâk zaafı sebebiyle Cehennem hapsine düşebileceğini nazara almaz. Fıtrî şefkate ters düşer tarzda o masum çocuğu ahirette şefaatçi olabilecekken, dâvâcı eder. Oysa o çocuk, “Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?” diye şikâyetçi olacak. Dünyada da İslâmî terbiyeyi tam almadığı için validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder. Annenin karşılıksız fedâkârlık taşıyan validelik şefkati de kötüye kullanılmış olur.

Evet, o anne, masum çocuğunun yüzünü, elmas hazinesi hükmünde olan ahiretini düşünmeyerek, muvakkat fani şişeler hükmünde olan dünyaya çevirmekle o harika şefkatini sûistimal etmiş olur.2

Böyle olunca da, ebeveyn de, çocuklar da ateşe atılmış olurlar. Oysa Kur’ân ne buyuruyordu: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun.”


Dipnotlar:


1- Tahrim Sûresi: 6.

2- Lem’alar, s. 280.