Millî şairimiz ve Müslüman kadın

İSTİKLÂL Marşı’nın yazarı olmasından dolayı “Millî Şairimiz” olarak da bildiğimiz Mehmet Akif Ersoy’un İslâm’da kadının hakları ile ilgili tesbitlerini şiirlerinin satır aralarında sıkça görmek mümkündür.

Şurası bir gerçek ki bugün gündemden düşmeyen Müslüman kadının kimliği tartışmaları 100 yıl önce Osmanlı aydınları arasında hayli hararetli fikrî tartışmalara sebep olmuştur. Şüphesiz Akif’in bu tesbitleri daha ayrıntılı ayrı çalışmaların konusudur.


Dikkatimi çeken ve şaşırtan, onun Müslüman kadın konusunda bir kitabın da çevirisini yapmış olması…
***

Mısırlı âlim Muhammed Ferid Vecdi’nin (Müslüman Kadını) “el-Mer’etü’l-Müslime” isimli kitabını Mehmet Akif dilimize tercüme eder. Kitap yine bir Mısırlı bilim adamı olan Kasım Emin’in (Modern Kadın) “el-Mer’etü’l-Cedide” isimli kitabına reddiye olarak yazılmıştır.

Kitabın önsözünde Mehmet Akif şunları söyler:

“Müslüman kadınların erkekten kaçmasını Batılılar öteden beri dillerine dolamış iken son zamanlarda bu âdet Şarklıların da hoşuna gitmeye başladı. Bizim kadınlarımız da Batılı kadınlar gibi olsa, erkeklerle bir arada yaşasa, evlerde kapanıp kalmasa da sanayi ve üretime katılsa gibi temenniler birçok ağızdan işitilir oldu….


“Vaktiyle Mısır’da da aynı mesele meydana çıkmış, tesettürün lehinde ve aleyhinde yazılar yazılmıştı. Biz o zaman Ferid Vecdi’nin müdafaasını görüp tercüme etmiştik. Yalnız matbuâtımızın hali o zaman böyle ictimâî bir eseri yayınlamaya müsait olmadığından hürriyet devrinin gelişini beklemiştik…”
***
Akif’in tercümesi önce Sırat-ı Müstakim sayfalarında dizi olarak neşredilir, ardından talep üzerine kitaplaştırılır. Özlemle beklediği hürriyet devrinde esen rüzgârlar onu Mısır’a savurur. Ömrünün son yıllarını orada vatan hasreti içinde geçirir. Ağır hastalığı geri dönmesine vesile olsa da kısa bir süre sonra vefat eder. (1936)

Akif’in tercüme ettiği bu kitaptan zaman zaman alıntılar yapacağız. Rabbimizden ruhuna rahmetler indirilmesini temenni ederek son satırlarımızı onun bir dizesiyle bitirelim:

“Kızımın iffeti batmakta rezilin gözüne…
Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne
Demiş olsaydı eğer ‘Kızlara mektep lâzım, şu kadar vermelisin’ kahrolayım kaçmazdım.


Elverir sardığımız bunları halkın başına
Ben mezarımda huzur istiyorum anladın a!” ( Safahat, Süleymaniye Kürsüsünden)

Ruh güzelliği uzun vadelidir!

Gerçek güzelliği sorgulayan kampanyası ile dikkati çeken Dove, on ülkeden 3000 kadınla görüşerek bir araştırma yapmış. “Güzellik hakkındaki gerçekler nelerdir? Kadınlar gerçek güzelliği nasıl tanımlıyor? Hayatlarında nasıl konumlandırıyor?” gibi sorular var araştırmada.

2005 yılında yapılan araştırmaya göre yüz kadından sadece 2’si kendini güzel buluyor. 98 tanesi kendini çirkin buluyor.

(Bediüzzaman Hazretlerinin Tesettür Risâlesinde verdiği ‘on kadından altısı yedisi ihtiyarlığını çirkinliğini başkasına göstermek istemez’ tesbiti on kadından üç dört tanesinin kendini çirkin ihtiyar kabul ettiğini göstermekte. Yani o bu konuda çok iyimser! )

Sefih medeniyet daha oyun döneminde çocukların zihnini sahte güzellik kavramıyla doldurursa bu neticeye neden şaşalım ki! Barbie bebekler, çizgi filmler, çizgi romanlar hep belli bir “ideal kadın modelini” bilinçaltına kazımakta değiller mi? Neticede cilt bakımıyla uğraşmayı hedef alan, ruh bakımını en iyi ihtimalle listenin sonlarına bırakan nesiller yetişmekte.

“Hedefe ulaşmak için her yol denenir!” mantığı bugün olduğu gibi tarihte de görülmüş. Güzel görünmek uğruna neler yapılmamış ki!

Sözgelimi Firavun Hanedanlığından Cleopatra güzelliği için deve sütünde yüzermiş. 16. yüzyılda vampir Kontes olarak bilinen Elizabeth Bathory güzellik için genç kızların kanını kullanırmış. Hindistan’ın eski başbakanı Morarji Desai’nin güzellik iksiri de her sabah kendi idrarını içmekmiş! Birkaç yıl önce gençlik uğruna yeni doğan bebeğinin göbek bağını yemekten bahseden ünlü (!) Batılı sanatçıyı da unutmayalım.

Vücudunun dış bakımıyla uğraşmaktan, iç dünyasına duygularının bakımına vakit ayıramayan bir dolu insan var.

Oysa ki, ruh bakımı uzun vadeli bir mutluluğun garantisi. Buna rağmen onca sıkıntıya gönüllü talipkâr olmak sizce akıl kârı mı?


Yasemin GÜLEÇYÜZ